Terör, Taliban, TSK

Askere yeni görev



Neve Şalom ve Beth İsrael sinagoglarından yansıyan dehşet görüntülerine Internet'ten bakan bir ABD'li diplomat telefonda diyor ki, "Bu görüntüler, bize de Ankara'daki meslekdaşlarımıza da, bu yeni düzende hepimizin esas işinin terörle mücadele olduğunu, bu alandaki ortaklığımızın diğer bütün farklılıklarımızı aşabilecek kadar güçlü olduğunu hatırlatmalı."
ABD'li yetkililer, İstanbul'daki Musevi cemaatinin iki önemli ibadet yerine yönelik saldırıları, Türkiye'ye özgü ve izole bir olay gibi algılamaya hiç eğilimli değiller. Bu saldırıların Türkiye - İsrail işbirliğine karşı Ankara'yı uyarma ya da doğrudan Türkiye'nin iç huzurunu bozma amacı taşıdığı şeklindeki "dar açılı" yorumlarla da yetinmiyorlar. Sorumluluğu üstlenen İBDA - C'nin son dönemde iyice çökertildiği ve bu aşamada, bu tür bir eylemi gerçekleştirebilecek bir örgüt gibi görünmediği izlenimini paylaşıyorlar. Nisan 2002'de Tunus'ta, bu yılın mayısında ise Fas'ın Kazablanka kentinde yine Musevi hedeflere yönelen saldırılar ile İstanbul'da yaşananlar arasında, organik olmasa bile, güçlü bir psikolojik bağlantı görüyor ve hepsini "aynı resmin parçası" sayıyorlar. Neve Şalom ve Beth İsrael'in önüne patlayıcı yüklü araçları getirenlerin örgütsel kimlikleri ne olursa olsun, sonuçta bu resmin El Kaide ve yandaşlarının arzuladığı resim olduğunu vurguluyorlar.

Washington'da, en azından iki - üç haftadır devletin çeşitli birimlerinde konuşulan bir arayış, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yakından ilgilendiriyor. Bu arayış, Türkiye'nin terörle mücadeleye katkısını artırması ve bu kapsamda ABD ile işbirliğini güçlendirmesi sonucunu verebilecek bir askeri göreve işaret ediyor. Bu görevin adresi de, Afganistan.
İstanbul'daki saldırılar, bir ABD'li diplomatın yukarıda aktardığım sözlerindeki gibi "bu yeni düzende hepimizin esas işinin terörle mücadele olduğu" algısını, Ankara'da güçlendirecek mi, bilmem. ABD'li yetkililerin kafasındaki, "Acaba Irak'a asker gönderemeyen Türkiye, Afganistan'a yeniden asker göndermeyi kabul eder mi" sorusunun, Washington - Ankara diyaloğuna egemen olup olmayacağını da, İstanbul'daki saldırılar etkiler mi, doğrusu onu da bilemiyorum.
Ancak ABD'nin dışişleri ve savunma kaynaklarından edindiğim izlenim, Afganistan'daki durumun kötüye gittiği ve "terörle mücadelenin kazanılmasını" güçleştirecek bir potansiyel taşıdığı yönünde. Afganistan, her ne kadar Irak vitrininin arka planında ve "ikinci dereceden bir cephe" haline dönüşmüş görünse de, buradaki olumsuz gidişi tersine çevirme çabasının önemi Washington'da kavranıyor ve Türkiye'nin, bu çabaya yeni katkıları olabileceğine inanılıyor.
Türkiye ile ABD'nin geçen hafta "Irak'a Türk askeri gönderilmesi fikrini askıya aldıklarını" resmen açıklamalarının hemen öncesinde bu yönde çağrı yapan Richard Holbrooke'un "Irak'a asker göndermeyin, Afganistan'a gönderin" sözleri, öylesine söylenmiş sözler değil. Clinton yönetiminin nüfuzlu isminin dile getirdiği fikir, Bush yönetiminin çeşitli birimlerinde var olan beklentiyi yansıtıyor.

Bir ABD'li yetkili, Afganistan'daki durumu "üçüncü derece ayaklanma" diye niteliyor. Bu tanımın tercümesi, ABD'nin müdahalesiyle iktidardan olan Taliban'ın hızla yeniden toparlandığı; Kandahar, Oruzgan, Helmand ve Zabol vilayetlerinde yeniden açık şekilde ve yüz kişiye varan gruplar halinde örgütlendiği; yardım görevlilerini, yerel polis şeflerini öldürdüğü bilgisi ile başlıyor, ancak orada bitmiyor. Gülbeddin Hikmetyar'a bağlı Hizbi islami Gülbeddin örgütünün kuzeyde, El Kaide artıklarının orta bölgede, Taliban'ın da ülkenin güneyinde egemenlik kurmaya başladığından ve bu üçü arasında bir tür danışıklı alan paylaşımı gerçekleştiğinden kaygılı Washington.
Diyelim ki, Türk askeri Afganistan'da yeniden görev üstlenmeye hazır. Bu görevin tanımı "ayaklanmayı bastırmak" mı olacak?
Görüştüğüm kaynaklara göre, Afganistan'da halen sahipsiz olan güvenlik görevleri çok çeşitli. Bir yetkili, Afganistan'ın geçici lideri Hamid Karzai'nin geçen hafta yaptığı "haşhaş ekimiyle mücadele" çağrısını hatırlattı, örneğin. Afganistan'daki afyon üretiminin bu yıl rekor düzeyde olduğunu; bu ürünün Türkiye ve Rusya üzerinden geçip işlenerek Avrupa'nın eroin pazarına yollanacağını; parasının da sadece Afganistan'ın yeniden yapılanmasına direnen aşiret liderlerinin değil, Taliban'ın, El Kaide'nin ve diğer terör örgütlerinin cebine gideceğini söyledi. Karzai'nin talebi, afyon tarlalarının yok edilmesi amaçlı 35 milyon dolarlık projenin güvenliğinin bir "Müslüman ülkenin askerleri tarafından sağlanması" yönünde. Bir ABD'li yetkiliye göre bu ülke, "Ürdün olabilir, Kosova olabilir, isterse Türkiye de olabilir."

Washington'daki yetkililer, bir yandan uyuşturucu trafiğinin kesilmesinde, bu trafiğin en önemli geçiş ülkelerinden olan Türkiye'nin de her türlü katkısını bekliyorlar ya, bir yandan da TSK'nın böyle bir alanda göreve niyetli olmayabileceğini kestiriyorlar.
Ancak Afganistan'daki asker talebi, Türkiye'nin deneyimli olduğu Uluslararası Güvenlik Gücü (ISAF) kapsamında da geçerli. NATO'nun ve BM'nin ISAF'ın Kabil dışındaki bölgelerde de görev yapmasına yeşil ışık yakması ardından, ABD bir dizi askeri eksikliğin hızla karşılanmasında ısrarlı. Örneğin, ciddi bir helikopter açığı var ve bu konuda Türkiye dahil birçok ülkenin kapısı çalınabilir. Yine ISAF'in genişlemesinin bir ilk adımı olarak görevlendirilen Kırsal Yeniden Yapılanma Ekipleri'nde Türk askerine görev düşebileceği belirtiliyor. Bu ekipler, kırsal alanda devriye geziyor ve yardım kuruluşlarının çalışabilmesi için güvenliği sağlıyorlar.
ABD'liler ayrıca, Afganistan'da Haziran 2004'te yapılması hedeflenen genel seçimlerin güvenliğini sağlayacak takviye birliklerin gerekeceğine de işaret ediyorlar. Bir dördüncü talep, halen ABD, İtalya ve Romanya askerlerinin birlikte görev yaptığı bölgelerde, başka ülkelerden de asker sağlanmasına ilişkin.
Bir ABD'li diplomata göre, General Dostum'un ve ona bağlı Özbek milislerin egemenlik alanı dışında kalan her bölgede Türk askerinin olumlu katkısı olacağı kanısında Washington: "Dostum'un Ankara'ya yakınlığı, Türk askeriyle doğrudan işbirliği yapması olasılığına Afganistan'daki diğer grupların tepki duymasına yol açıyor, ancak başka yerlerde sahiplenilmeyi bekleyen o kadar çok iş var ki!"
Haftasonunda kendisini yeniden terörün doğrudan hedefi bulan Türkiye'ye dayanışma mesajları gönderen Bush yönetimi, belki yakın zamanda Türkiye'den bu yeni asker talebinin üstüne fazla gitmeyebilir. Ancak bu talebin, Washington'daki kafalarda demlenmekte olduğu da kesin.