Türk-Amerikan ilişkisi çok zorlanacak (1)

Bunu "karamsarlık" mı, "gerçekçilik" mi sayarsınız bilmem, ama Washington'da Türkiye'yi de, Türkiye ve bölgesine ilişkin Amerikan politikalarını da iyi izleyen birçok kişi şu öngörüyü paylaşıyor:"Hem Türkiye'nin yapısını ve kimliğini doğrudan ilgilendiren meseleler, hem de bölgedeki gelişmeler, önümüzdeki dönemde, Türk-Amerikan ilişkisini çok zorlayacak."Bu zorlayıcı unsurların adını, içeride Türkiye'nin Kürt meselesi ve "laiklik-irtica" tartışmaları, dışarıda da Irak ve İran olarak koyabiliriz. Beyaz Saray'daki hava, liderlerin edası, mesajların vurgusu vesaire bir haftadır yeterince yazılıp çizildi. Artık Bush-Erdoğan buluşmasının ayrıntılarını bırakıp, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğine daha geniş açıdan bakma zamanı. Kasımdaki Kongre seçimlerine hazırlanan ABD'de, son günlerin en önemli açıklamasını, Cumhuriyetçi Senatör John Warner yaptı. Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi'nin nüfuzlu başkanı, Irak Savaşı'nda Bush yönetimine tereddütsüz destek verenlerden biriyken, son Bağdat ziyareti ardından, "Irak'ın kontrolsüz şekilde sürüklendiğini" ve "birkaç ay içinde şiddet durulmazsa, ABD'nin politika değiştirmesi gerekeceğini" söyledi. Demokratlar kadar Cumhuriyetçiler arasında da, Warner'ın saptamasını paylaşan geniş bir kesim var. Bush yönetiminin, Kongre seçimlerinin ardından, Irak politikasında değişikliklere zorlanması mümkün.Değişiklikler, ABD'nin birliklerini tümden geri çekmeksizin, ilk etapta bölgede farklı yerlere konuşlandırmak yoluyla, Irak'taki askeri varlığını azaltması ile başlayabilir. Bu süreç içinde giderek öne çıkması ve daha yaygın kabul görmesi kuvvetle olası senaryo ise, Irak'ın üçe bölünmesidir.ABD'nin resmi politikası bu değil; bunca kan böyle bir bölünme için akıtılmadı. Ancak Irak'ı tek bir siyasi varlık halinde istikrara kavuşturamama durumu, bölünmeyi "çözüm" sayan ABD'lilerin sayısını artırdı.Washington'da bir dönem bu olasılığa hararetle karşı çıkanlardan bile, "Kuzeyde, varlığı inkar edilemeyecek bir Kürt devleti var. Irak'ın tümünde istikrar sağlayamıyorsak, en azından burada istikrarı koruyalım" benzeri sözler işitmek mümkün.Güneyde ne olacağının yanıtı ise daha karmaşık. "Bırakalım, Sünnilerle Şiiler savaşsın" diyebilenler de var, ülkenin orta ve batısında kurulacak Sünni özerk yönetimine petrol geliri aktarılmasının, yeni bir anayasa ile garantilenmesini savunanlar da. Kapıdaki devlet Türkiye, güneyinde muhtemelen Kerkük'ü de sınırları içinde tutacak ve Amerikan üslerine sahip bir Kürt devletini hazmedebilir mi? Bush yönetimi içinden ve dışından bir çok kişi, Ankara'nın bu konuda "sakin" ve "pragmatik" davranacağını, Irak Kürtlerinin de kendileri için "bölgedeki en iyi dost, başlıca ticari ortak ve çıkış kapısı" olan Türkiye ile iyi geçinmekten başka seçeneği olmadığını düşünüyor.Türkiye'nin kendi Kürt meselesinin açık bir yara olmayı sürdürdüğünü, PKK'nın K. Irak'taki varlığının işi büsbütün çetrefilleştirdiğini, Ankara'nın sınırlarında bir Kürt devletine alışmasının köklü bir zihinsel dönüşüm gerektirdiğini ve mevcut milliyetçi kabarmanın siyasi yaptırım gücünü daha iyi bilenler ise, Irak'taki gidişatın, Türk-Amerikan ilişkisini derinden sarsacağı kaygısındalar.Bu bağlamda, "Önce PKK'yı bitirmek şart" diyen ABD'lilerin sayısı da giderek artıyor. Bitirmekten kasıt, örgütün silah bırakmaya zorlanması. Esasen, Bush-Erdoğan görüşmesinde PKK konusunda ciddi bir karar alınmaması sürpriz değil. Çünkü ABD, topun PKK'ya karşı özel temsilcilere geçmesiyle "yeni bir sürecin" başladığına, Iraklı Kürtlerin de PKK'ya ateş kestirerek üzerine düşeni yaptığına inanıyor.Ancak devamlılığına güvenilemeyecek bir "ateşkesin" sorunu çözmediği, olsa olsa dondurduğu açık. PKK'nın, K. Irak'tan tümden temizlenmesi gerekli. ABD'li yetkililer, bunun "askeri imha ile değil, örgüt üyelerinin çoğunluğunun Türkiye'ye dönmeye teşvik edilmesi, bazılarının da Batı'ya sığınması yoluyla" sağlanabileceğini söylüyorlar.Türkiye'nin bu sürecin düğmesine bir "af" ile basması gerektiğini düşünen ABD'li çok; AKP hükümetinin mevcut ortamda bunu yapabileceğine inanan ise pek yok. Sürecin düğmesine, PKK'dan gelecek bir "silah bırakma" açıklaması basabilir. Ama bunu zorlayacak önlemler de, özendirecek girişimler de ufukta görünmüyor.***Haftaya, Bush'un Erdoğan'a da aktardığı "Nükleer bir İran'a izin vermeyiz" kararlılığı ile Büyükelçi Ross Wilson'ın "kakofoni" dediği irtica tartışmasının, Türk-Amerikan ilişkisini nasıl zorlayabileceğine bakmak üzere... ycongar@erols.com PKK'nın silahları