"Uluslararası Mahkeme" dedikleri...

"Uluslararası Mahkeme" dedikleri...

     ALMANYA ve İtalya başbakanlarının, "PKK liderini uluslararası mahkemede yargılama" kararı, bir yandan Türkiye'nin sonuna kadar karşı çıkacağı, bir yandan da kendi dinamikleri nedeniyle hayata geçmesi son derece zor bir girişim.
       Bu zorluğu görenler, sonunda Öcalan'ın üçüncü bir ülkeye gönderileceğini savunuyorlar ve bunun için İtalya ile Rusya arasında pazarlık yapıldığına dikkat çekiyorlar.
       Ancak Batı'daki bir başka görüş de, Öcalan gibi bir terör örgütü liderini, Avrupa'nın ortasında yakaladıktan sonra ne yapacağını bilemeyip yargılanmayacağı bir ülkeye göndermenin, başta İtalya ve Almanya olmak üzere, AB'nin "aczi" sayılacağı yönünde. Avrupa'nın terorizm karşıtı düzenlemeleri ile hukuk söylemini bir anda "anlamsız" kılacak böyle bir beceriksizliğin önlenmesi çabası, "uluslararası mahkeme" seçeneğini öne çıkarıyor.
       Bu hafta Roma'da, Alman ve muhtemelen ABD'li yetkililerin de katılacağı fikir egzersizleri, "Öcalan'ı adalet önüne getirecek seçeneklerin zorlanması" yönünde olacak. Bu kapsamda, "uluslararası mahkeme" fikrini ortaya atanların ne düşündüğünü incelemekte yarar var.
       * * *
     HEPSİ de "sorunlu" gözüken dört seçenek üzerinde duruluyor:
     * Birincisi, Lahey'deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi.
     
Kendi alanında "en deneyimli" kurum olan bu mahkemenin, Öcalan için uygun bir yargı ortamı olacağı çok tartışmalı. Zira Lahey Mahkemesi adı üstünde terorizmle değil, savaşla uğraşıyor. Cenevre Sözleşmesi'ni ihlal edenlerin yargı önüne getirilmesini hedefliyor. Geçmişte, PKK lideri için "emsal" oluşturabilecek bir davası yok.
     * İkincisi, yeni kurulan Uluslararası Suç Mahkemesi (ICC).
     
Hazırlıkları üç yıl süren mahkeme, Temmuz 1998'de kuruldu. Nihai müzakereleri Roma'da yapıldı, kuruluşu BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile birlikte, bizzat İtalya Dışişleri Bakanı Lamberto Dini tarafından ilan edildi; dolayısıyla bir anlamda İtalyanlar'ın çocuğu.
       İnsanlığa karşı suç işleyenlerin yargılanmasını hedefleyen mahkeme, 7'ye karşı 120 ülkenin onayına sahip. İşin ilginci, İran, Irak, Libya, Cezayir, Sudan ve Çin gibi "sicili malum" ülkeleri içeren "retçiler" listesinde ABD de var. Başkan Bill Clinton ICC'den yana olmasına rağmen, Pentagon ve Kongre'deki Cumhuriyetçiler, "Amerikalılar'ı yargılamayacağına dair güvence olmadıkça", bu mahkemeye "yeşil ışık" yakmıyorlar.
       ICC'nin Öcalan'ı yargılaması ise oldukça zor. Bir kere, Mahkeme'nin işlerlik kazanması için, kuruluş kararının en az 60 ülkenin parlamentosunda onaylanması gerek. Ayrıca, "terör eylemlerinin" mahkemenin çalışma alanı dışında tutulması yönünde alınmış bir karar var.
     * Üçüncüsü, terör suçlularının yargılanması için "yeni bir mahkeme" kurma seçeneği.
       Bir "uluslararası terör mahkemesine" ihtiyaç olduğunu düşünenler, bu alanda çalışacak "kalıcı" bir kurumun oluşturulmasının "en az iki - üç yıl" alacağını vurguluyorlar. Doğrusu, hiç gerçekçi değil.
     * Dördüncüsü ise, Öcalan için özel, geçici bir mahkeme kurulması.
       Bu "ad hoc" seçenek için akıllara gelen örnek, Lockerbie faciası. 1988'de bir Amerikan yolcu uçağını İskoçya üzerinde düşüren Libyalı ajanların yargılanması için düşünülen "bir defalık" mahkemenin bir benzeri Öcalan için de gündeme gelebilir.
       Ancak "Öcalan'ın yargılanacağı tek bir eylem yok ki, PKK'nın Almanya ve Türkiye'de sivillere yönelik saldırıları kabarık bir liste" diyenler, bu seçeneği de sorguluyorlar.
       * * *
     ÖCALAN'ın uluslararası bir mahkemede yargılanması önündeki hukuksal güçlükler bir yana, böyle bir davada bir bakıma Türkiye'nin de yargılanacağını, Güneydoğu'daki insan hakları ihlallerine ilişkin bütün iddiaların bir kez daha ortaya döküleceğini herkes görüyor.
       Ayrıca Schröder - D'Alema görüşmesinin sonuçları, "Öcalan'ın sonu" ne olursa olsun, Kürt meselesinin artık Avrupa siyasi gündemine "geri dönülmez" biçimde girdiğini gösteriyor.
       Türkiye'nin ABD'deki dostlarına göre, bu gidişi durdurmanın tek bir yolu var. Onlara göre, Ankara'nın "hırçın ve tehditkar" açıklamalardan medet ummayı bir an önce bırakıp işe koyulması gerek. Olağanüstü Hal'in kaldırılması, fikir ve ifadeyi "suç" sayan yasaların iptali, yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması, Güneydoğu'daki iktisadi ve sosyal sorunlar ile Kürtler'in etnik ve kültürel taleplerinin geniş bir platformda tartışılmaya başlanması ilk akla gelen adımlar.
       Washington'da ağır basan görüşe göre, Kürt meselesinin Türkiye'nin dünyaya açılan penceresini kara bir perde gibi örtmesini önlemek için "tek yol reform!"



Yazara E-Posta: y.congar@milliyet.com.tr