Yollar, hayatın başladığı yerde ayrılıyor

Yollar, hayatın başladığı yerde ayrılıyor


Din ile bilim, ahlak ile tıp, hayat ile hayat arasında bir kavga bu. ABD'yi ikiye bölüyor.
Tıp, daha uzun, daha sağlıklı bir hayat yolunda yeni çareler bulurken, insan aklına da yeni sorular sunuyor. "Hayatın kutsallığında" birleşiyor herkes, hayatın nerede başladığında ise ayrılıyor.
Bir hayatı kurtarmak adına bir başka hayattan vazgeçilebilir mi? Dondurulmuş bir hayatı, "belki alıcısı çıkar" diye buzlukta tutmayı sürdürmek mi daha önemli, eritip onunla bir başka hayata hayat katmak mı?
Kadının yumurtaları ile erkeğin spermini bir kapta karıştıran yapay döllemeci, Tanrı'nın işine karışmış olmuyor mu? Döllenmiş yumurtaları birkaç gün beklettikten sonra, gözüne en parlak görüneni kadının rahmine, cazibe yarışını kaybedenleri de buzluğa yerleştirdiğinde, ilahi tercihin gümlediği kesin de, doğal seleksiyona ne oluyor sizce? Peki buzluğu boylayan hücrelere ne demeli? Birer insan yavrusu sayılabilir mi onlar?
Laiklik savunucularından biyoetikçilere, felçli hastalardan kısır çiftlere geniş bir kesimi içine alan bir tartışma bu. Kongre üzerinde çalışıyor. Din grupları lobi yapıyorlar. Bu konuda kulağı en son, Vatikan'da, "Sakın ha, şerle işbirliği yapmayasın" diyen Papa tarafından çekilen Başkan George W. Bush da hem koyu dindarların oylarını hem ılımlı seçmenlerin desteğini kucaklamanın orta yolunu arıyor. Din ile bilimin düellosunda, siyasi hesapların söyleteceği son sözü bekliyor herkes.

Kök hücrelerin mucizesi
ABD'de, bu soruları gündeme taşıyan mesele, kök hücre araştırmalarına federal bütçeden fon aktarılıp aktarılmayacağına karar verme zorunluluğu.
Kök hücrelerin, yani cenin (embriyon) aşamasındaki bir canlının hücrelerinin tıbbi araştırmalarda kullanılması, yeni bir şey değil. Bu hücrelerin, tahrip olmuş dokuların ve organların tamirine, hatta yerlerine yenilerinin konulmasına yaradığını kanıtlayan birçok başarılı deney var. Örneğin, ayakları felç olan farelere, yine farelerden alınan kök hücrelerin enjekte edilmesiyle, felç halinin sona erdirilebildiği kanıtlandı. Aynı şekilde, şeker ve Parkinson gibi hastalıkların da, kök hücrelerle tedavi edilebileceği yönünde önemli bulgular elde edildi. Bu araştırmaların ilerletilip insanlar üzerinde uygulanabilecek aşamaya gelmesi için ise ciddi mali kaynak gerekli. Dolayısıyla da, gözler ABD bütçesine çevriliyor.
Embriyonik kök hücreler, insan embriyonunun daha ilk safhalarındaki, yani kadının yumurtasıyla erkeğin sperminin birleşmesinden bir hafta kadar sonraki halinden (blastosistlerden) elde ediliyor. Bu hücrelerin alınması, ceninin de tahribi demek.
ABD'de kısırlık tedavisi yapan kliniklerde, halihazırda dondurulmuş bekleyen yüzbinlerce insan cenini var. Şimdi bunların deneylerde ve tedavi amacıyla kullanılmasına, Amerikan devleti cevaz / para versin mi, vermesin mi?

İki cepheden argümanlar
Kök hücre araştırmalarına karşı çıkanlar diyor ki:
"İnsan ceninini tahrip etmek, sağlayacağı yarar ne olursa olsun, kabul edilemez. İnsan hayatı, döllenme anında başlar. Ceninin tahribi cinayettir."
Karşıt görüştekilerin argümanı da kuvvetli:
"Ceninlerin, insan hayatının kurtarılmasında kullanımı ahlaklı bir tercihtir. Burada gelişimini devam ettiren bir ceninden değil, kullanılmazsa çöpe gidecek hücrelerden bahsediyoruz. Kaldı ki, embriyon döllendikten sonra ikiye ayrılıp ikizleri oluşturabildiğine, sinir hücreleri döllenme olayından ancak 14 gün sonra ortaya çıktığına göre, bireysel hayatın döllenme anında başladığını söylemenin de bilimsel temeli yok. Blastosistlere, birey muamelesi yapamazsınız."
Bu iki temel yaklaşımın ayrı ayrı yerlere uzanan dalları, budakları da var.
İnsan kök hücrelerinin kullanımına karşı çıkanlara göre, kısırlık kliniklerindeki dondurulmuş ceninler tıbbın hizmetine sunulursa, ipin ucu kaçabilir: "Bu yol bir kez açılırsa, bilimadamları sırf araştırmalar için embriyon üretmeye başlarlar; insanların, yok etmek amacıyla insan ürettiği bir caniler toplumuna döneriz."
Karşı cephedekiler, hak vermiyor: "Yapay döllenme yönteminin uygulanması, zaten çok sayıda embriyonun heba edilmek pahasına üretilmesini gerektiriyor. Kısırlık tedavisi sürdükçe, elde araştırma ve doku üretimi için gerekli sayıda embriyon her zaman olacak demektir. Kök hücrelerin sınırsız büyüme ve bölünme özelliği de, sırf deney amaçlı embriyon üretimine gerek bırakmaz."

Kürtaj karşıtlarını korkutan...
Tartışma tam bu noktada, laboratuar jargonundan "mutlu aile tablosu" terennümüne hızlı bir geçiş yapıyor.
Geçenlerde ABD Kongresi'ne afacan oğullarını getirerek "Kök hücre araştırması cinayettir" diyen karı - kocanın mesajı azımsanmayacak etkiye sahip. Çocukları olmayan bu çift, başka bir çiftin yumurtası ile sperminden döllenip dondurulmuş bir cenini evlat edinmiş ve hayata getirmişler. Onlara göre, herkes bu yolu izlemeli, buzluktaki embriyonlar çocuksuz yuvaları şenlendirmeli.
Ama bu gerçekten mümkün mü? "Elalemin buzlukta beklemiş ceninini evlat edinmeyeceğini" söyleyenler olduğu gibi, kendi embriyonlarının başka bir çifte verilmesine karşı çıkanlar da çok.
Meselenin, ABD'nin siyasi dengeleri açısından önemli bir başka yönü daha var ki, o da kürtaj karşıtlarının ve onlardan biri olan Başkan Bush'un fikirsel tutarlılığını ilgilendiriyor. Kürtajın yasaklanmasından yana olanlar, Bush'un şimdi kök hücre araştırmaları konusunda "ortayolcu" bir karar almasından çekiniyor. Zira Bush, kök hücre araştırmaları için fon ayırmaya kalkarsa, "blastosist aşamasındaki ceninlerin tahribine yeşil ışık yakmış, yani hayatın henüz o aşamada başlamadığını, zımnen de olsa kabul etmiş" sayılacak. Eh o zaman, gebeliğin erken aşamalarında kürtaja da itiraz etmemesi gerekmez mi? Kürtaja karşı en önemli argüman olan, "hayat döllenmeyle başlar" inancı sarsılmaz mı?
Sorular kafaları kurcalayadursun, ABD'de kök hücre araştırmalarının yaygınlaşması halinde, yeniden yürüyebileceğine, insülin iğnelerinden kurtulabileceğine, daha uzun, daha iyi yaşayabileceğine inanan milyonlarca hasta var. Onların oy gücü, kutsal kitapların buyrukları ile, bakalım nasıl boy ölçüşecek?