Yüreğe yakın bir kıtadan...

Yüreğe yakın bir kıtadan...


Latinobarometro, Şili merkezli bir araştırma kuruluşu. Adı üstünde barometre gibi çalışıyor, Latin Amerika halklarının nabzını ölçen anketler yapıyor.
Kurum, son araştırmasında, ülke ülke gezip demokrasiyle ilgli düşünceleri sordu ve bu soruların yanıtları, "The Economist" dergisinin son sayısında yayınlandı.
Meksikalı ölümsüz şair Octavio Paz'ın deyişiyle, dansa ana rahminde başlayan bu kıpır kıpır kıtanın genelde yaralı bereli bir demokrasi geçmişi ve sallantılı bir ekonomisi var. Biz Türkiyeliler öyle kolay kolay dansa gelmesek de, siyasi ve iktisadi çalkalanmalar bakımından, Latin Amerika'dan aşağı kalmayan bir devinim içindeyiz ve sırf bu nedenle bile, Latinobarometro'nun son anketinden kendi adımıza dersler çıkarabilecek durumdayız.

Anketin ilk bakışta Latin Amerika'nın geleceği adına en ürkütücü olan sonucu, halkların demokrasi tercihine ilişkin. Onyedi ülkede, seçmen nüfusunu temsil niteliğine sahip bir örneklem üzerinde, 1996'dan beri benzer anketler yapıp aynı temel soruları yönelten Latinobarometro, demokrasinin popüler desteğini her yıl ölçmüş. İşte, "Aşağıdaki cümlelerden hangisi fikrinize daha uygun" sorusunun altında, "Demokrasi, diğer bütün yönetim biçimlerine yeğdir" ve "Belirli hallerde, otoriter bir yönetim, demokratik bir yönetime tercih edilebilir" seçeneklerini sunan Latinobarometro'nun aldığı yanıtlar:
"Varsa yoksa demokrasi" diyenlerin oranı Arjantin'de yüzde 51, Brezilya'da yüzde 30, Şili'de yüzde 45, Kolombiya'da yüzde 36, Meksika'da yüzde 46, Venezuela'da yüzde 57.
Uruguay yüzde 79, Kosta Rika yüzde 71 ve otoriter Alberto Fujimori rejimini geçen yıl deviren Peru yüzde 62 ile, demokrasiyi en fazla benimsemiş üç Latin Amerika ülkesi olarak beliriyor.
"Duruma göre, otoriter yönetime evet" diyebilenlerin oranlarına bakıldığında, demokrasiden vazgeçmeme yanlılarının ağırlığı daha bir anlam kazanıyor. Arjantin'de seçmenin yüzde 21'i, Brezilya'da yüzde 18'i, Şili'de yüzde 19'u, Kolombiya'da yüzde 16'sı, Meksika'da yüzde 35'i, Venezuela'da yüzde 20'si "demokrasiye ara verilmesine razı" olabilenlerden oluşuyor. Otoriter yönetime göz yumabilen kesimin, demokrasiden asla vazgeçmeyeceğini söyleyenlerden daha geniş olduğu tek ülke ise Paraguay. Seçmenin yüzde 35'inin "demokrasiye bağlı" olduğu Paraguay'da, yüzde 43'lük bir kesim "otoriter rejime göz kırpıyor."
Son beş yılda demokrasi kararlılığının eksilmeyip arttığı tek ülke Honduras iken, bu kararlılığın en fazla erozyona uğradığı yer, 1996'da seçmenlerinin yüzde 75'i demokrasiyi bütün diğer seçeneklerin üstünde tutarken, bugün sadece yüzde 34'ünün aynı şeyi söylediği Panama.

Birçoğu diktatörlüklere nice kuşağını kaptırmış bu Latin Amerika ülkelerinde, demokrasi tercihinin bugün daha güçlü olmamasında, demokratik kurumların halka güven vermemesinin önemli payı var.
Kurumlara, devlete, sisteme güvensizlik genel bir birbirine güvensizlik refleksi de yaratmış. Latinobarometro'nun verileri, Latin Amerika'nın toplumsal psikolojisinin grilerde gezdiğinin kanıtı.
"İnsanların büyük bölümüne güvendiğinizi söyleyebilir misiniz" sorusuna olumlu yanıt verenlerin yüzde 30'u geçebildiği (ama yüzde 40'ın altında kaldığı) sadece üç ülke var: Meksika, Nikaragua ve Uruguay. Onyedi ülke arasında, insanlarının birbirine bugün 1996'dakinden daha fazla güven duyduğu yerler Kosta Rika, Venezuela, Nikaragua ve bu alanda en belirgin iyileşmenin saptandığı Meksika'dan ibaret. Brezilya'da insanların çoğuna güvendiğini söyleyenler yüzde 5'in altında.
Peki güvendiği hiçbir şey yok mu Latin Amerikalılar'ın?
Latinobarometro'nun "Aşağıdaki kurumlara ne kadar güven duyuyorsunuz" sorusunu, sekiz kurum adı izliyor. Sonuçların ülke nüfuslarına göre ağırlıklandırılmış genel ortalamasına göre, en fazla güvenilen kurumlar ve yaklaşık güven oranları şöyle:
Kilise (yüzde 70), televizyon (yüzde 50), silahlı kuvvetler (yüzde 37), devlet başkanı (yüzde 30), polis (yüzde 30), yargı (yüzde 27), ulusal parlamento (yüzde 24), siyasi partiler (yüzde 19).
Bu oranlar, doğrusu şaşırtıcı biçimde "televizyon" ve bölgenin kültürel perspektifinde çok daha az şaşırtıcı olarak "Kilise" dışındaki hiçbir kurumun, seçmenlerin yarısının bile güvenini kazanamadığını yansıtıyor; siyaset ile adaletin çöküşünün de resmi bir bakıma.

Meksika'yı düşünün. Kurumsal Devrimci Parti, nüfusu 100 milyonu aşkın bu ülkeyi 1929'dan yüzyılın sonuna dek tek başına yönetti. Vicente Fox'un geçen yıl devlet başkanlığıyla seçilmesiyle demokrasi seçeneği ilk kez yeniden somutlaştı.
Arjantin'i düşünün. 1976 - 1983 döneminde, askeri cuntanın elinde 5 bin kişi öldü, onbinlerce kişi işkence tezgahından geçti. 1985'te beş ay süren, bine yakın tanığı olan davada cuntacılardan beşi cinayetten ve insan hakları ihlallerinden hüküm giydi.
Brezilya'yı düşünün. 175 milyon nüfuslu bu geniş ülke, 1964'ten 1985'e dek birbirini izleyen beş askeri yönetimin elinde kaldı.
Şili'yi düşünün. Ülkeyi 16 yıl yöneten General Augusto Pinochet'nin ellerinde 3100 kişinin kanı var.
Demokrasisizliğin acısını derin derin yaşamış bu ülkelerde, halkın bugün demokrasi dışı seçeneklere razı olabilmesini, "demokrasi kültürünün" olgunlaşmayışı ile açıklamak mümkün belki. Ancak Latinobarometro'nun verileri, demokrasiye güven ile ekonominin durumu arasındaki net bağlantıyı da gösteriyor. Latin Amerika genelinde, ülkelerinin ekonomisinin "kötü" ya da "çok kötü" olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 60. Koca yarıkıtada, ekonominin son beş yılda iyiye gittiğini düşünenler sadece Meksikalılar ile Venezuelalılar. Bunda da tabii, 1995'te çöküşün eşiğinden dönen Meksika'nın 1998 -1999 yıllarında bölgeyi saran durgunluğa düşmemiş tek büyük ekonomi olmasının, Venezuela'da ise, genel görüşe göre "temiz" lider Hugo Chavez'e bağlanan umutların payı var.
Demokrasiye en az güvenen Paraguay'da, ekonominin "kötü" durumda olduğunu düşünenlerin oranının en yüksek olması rastlantı değil. Her beş Latin Amerika seçmeninden dördünün, yolsuzluğun son üç yılda arttığını düşünmesi ile aynı dönemde demokrasiye güvenin aşınması arasında birebir paralellik görmek mümkün.
Merak ediyorum, bugün aynı sorularla Türkiye'nin barometresine bakılsa, karşımıza ne sonuçlar çıkar acaba?