Terapi Odasında Neler Oluyor?

31 Ekim 2019

Kitap okumayı her zaman çok sevdim. Okumayı söktüğüm günden bu yana okuyorum desem yalan olmaz. Ortaokul yıllarından üniversiteye kadar kütüphaneden aldığım kitapları okurdum. Ortaokulda en çok kitap okuyan öğrenci ödülünü aralıksız üç sene almıştım. Hiç unutmam edebiyat öğretmenim " Hangi ara bu kadar kitap okuyorsun, sen hiç ders çalışmıyor musun?" diyerek her okuduğum kitaptan sorular sormuş gerçekten okuyup okumadığımı sorgulamıştı.

Yıllar geçtikçe okuma alışkanlıklarım değişti. Üniversite yıllarımla birlikte kitaplarımı arşivlemeye başladım. Eskiden; okuduğum kitaplarımı rahatlıkla okumak isteyenlere verirken, zaman ile kitaplarımı kimselere veremedim. Aynı kitabı yeniden satın alarak kitapları onlara hediye etmeye başladım. Altını çize çize, dantel gibi işlediğim sayfalara dönüp dönüp baktığım çok olur.

Kitaplar, her zaman baştacımdır. Psikoloji kitapları okumaya en büyük kızımın doğumundan sonra başladım. Kızım bugün psikoloji yüksek lisans öğrencisi :) Onun sayesinde de farklı kitapların dünyasına giriyor ve benzersiz yazarlarla tanışıyorum.

Klinik Psikolog Mehtap Güngör; kızımın süpervizörüydü (gözetmen). Çok uzun zaman sonra biz tanıştık, iyi ki de tanıştık. Mehtap Hanım; kitabından bahsettiğinde kitap daha son halini almamış, yayınevine bile gitmemişti.

"İlk söyleşinizi ben yapmak isterim" diyerek sözünü aldığım kitap eylül sonunda raflarda yerini aldı. Üç farklı danışanının hikayesine yer verdiği ve EMDR psikoterapi yaklaşımını anlattığı kitabı "Ukde"yi bugün sizlerle paylaşıyor olmak benim için büyük mutluluk. Terapiye gitmiş biri olarak terapi koltuğuna oturmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Hele yazmanın zorluğunu hiç düşünemiyorum. Ki Mehtap Hanım kitabında tüm terapi süreci ve ukdeleri muazzam anlattığı gibi bize unutulmaz bir süreç yaratıyor. Kitabı okuduktan sonra epey sarsılıyor insan.

Terapi odasından dökülen hikayeleriyle "Ukde" Dünya'da alanında ilk eserler arasında yer aldı bile. Size söyleşimizi aktarırken ikinci baskıya girmişti. Eminim ki daha çok baskısı olacak. Satırlarla çıplak kaldığınız bir kitap "Ukde". Okumak için kendinize en doğru zamanı hediye edin lütfen. Bu arada söyleşi için yeniden terapi koltuğuna oturdum ama sohbet için o koltukta olmak çok başkaymış :)

TERAPİ ODASINDAN DÖKÜLENLER

Yazının devamı...

Bütünsel Beslen, İyi Yaşa!

1 Ekim 2019

Sevgili Karen Hill ile tanışmamız Mert Tatlı sayesinde oldu. Mert, sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşama duyduğum ilgiyi bildiği için sevgili Karen ile muhakkak tanışmamızı istedi. Karen Hill Türkiye'de ve Amerika'da çok kişinin hayatını değiştirmiş bütünsel beslenme, fitness ve yaşam koçu. Belirli aralıklarla Türkiye'ye geliyor, bütünsel beslenme ve spor programlarıyla insanların hayatına dokunuyor.

Karen ile ikimizde bir araya gelmemizin tesadüf olmadığını tanıştığımız anda hissettik. Karşımda duran muhteşem kadın şu ana kadar hakkında ne söylenmişse hepsinden daha fazlasıydı. Beraber geçirdiğimiz saatlerde Karen'in ve beraber geldiği annesinin enerjisi hepimizi sarmıştı. Karen'i sanki yıllardır tanıyordum. Hayat hikâyesini masaya yatırdığımızda derin bir sohbetin kapıları çoktan aralanmıştı. Konu konuyu açtı, doyumsuz bir gün anılarımızda kaldı.

Karen'in üniversite eğitimiyle başlayan Amerika yolculuğunun hayatının aşkıyla taçlanması, 23 yıllık evlilik, iki evlat ve güçlü aile bağları. Kendini hayatındaki insanların yaşamına adamış harika kadının hikâyesini bir de size ben anlatayım.

Sevgili Karen, Türkiye seni ve eşin Tony'i Kıvanç Tatlıtuğ'un baklava kaslarının mucitleri olarak tanıdı. Her ne kadar Tony şu an İstanbul'da olmasa da sizi biraz senden dinleyelim mi?

Biliyorsunuz ki Tony ile 23 senelik evliyiz ve 23 senedir beraber yaşıyoruz. Biz birbirimizi evlilikte ve mesleğimizde de tamamlıyoruz. Bu hayattaki bütün amacımız nefes aldığımız müddetçe insanlara bir kerelik verilen bu hayatı, kaliteli, sağlıklı, güçlü, iç huzurlu ve kafaca da zinde yaşamaları.Yani var olmak yerine YAŞAMAK ve bu yaşam ile etrafımızdaki kişilere bir IŞIK olmak.

Biz Amerika'da yaşadığımız için bütün dünyadaki Türkler ile online ve bireysel çalışıyoruz. Las Vegas'ta eğitim amaçlı seminerler düzenliyoruz. Şu günlerde üzerinde çalıştığım "Kadınlar" projesi var. Bu projeyi önce İstanbul'a getirmek sonra tüm Türkiye'ye yaymak istiyorum.

Senin ABD'ye gitmen, eşin ile tanışman film gibi bir hikâyeniz var. Bu hikâyenin tam ortasında harika bir eş, anne, ailesine bağlı muhteşem bir kadın görüyorum. Yaşam enerjin ve değerlerine bu kadar bağlı olman ilham verici. Peki, bu dengeyi nasıl sağlıyorsun?

Evetttt! Ailem yani eşim ve çocuklarım bana Allah'tan bir hediye. Ben yaşam enerjimi Allah'tan alıyorum. Ben eşime enerjik ve iyi bir eş olmak istiyorum Çocuklarıma kuvvetli, güçlü ve en önemlisi yalnızca sözle değil yaşadığım hayat ile örnek olmak istiyorum. Aynı anda benimle çalışanlara örnek olmak istiyorum. Ben yapabilirsem onlarda yapabilirler. Ve bütün bunları yapabilmek için kendine bakman ve özen göstermen gerekir.

Yazının devamı...

Bozcaada'dan Paris'e Sanat

12 Eylül 2019

Bozcaada, her geçen yıl popülerliğini arttırıyor. Türkiye'nin en iyi adası, Dünya'nın en iyi dördüncü adası seçilmişliği var. Bu yıl da The Guardian tarafından Bozcaada Akvaryum Plajı Avrupa'nın en güzel 30 plajı arasında yer aldı. Açıkçası Bozcaada'nın eski halini görseler bütün birincilikleri alırdı :) Eski Bozcaada ile şu an ki Bozcaada arasında o kadar fark var ki. Ada için çok üzülüyor, turizmin ve popüler kültürün getirdiği bozlaşan/ yozlaşan Bozcaada için acil eylem planının hayata geçirilmesini diliyorum. Sürdürebilir turizm anlayışına geçmez ise yakın gelecekte doğal kaynakları aşırı ve bilinçsizce tüketen ekonomik anlayış, yakın gelecekte üzüm bağları yerini tamamen betonlaşmaya bırakacak.

Bozcaada çok özel ve büyük titizlikle korunması gereken bir adadır. Doğal ve kültürel mirasın korunması için yasal düzenleme ve kuralların acilen planlanması gerekiyor. 2017 yılında otopark olarak kullanırken gördüğüm mezarları sorarak hikayesine ulaştığım ve o süreçte terk edilmiş araç, otopark ve çöp alanı olarak kullanılan Nekropol kazı alanının 2018 yılında güvenlik altına alınması sevindiricidir. Adanın tarihi yerlerinin koruma altına alınması, kültürel ve sosyal etkinliklerin daha da artması ve var olan sanatçılara sahip çıkılması gerekmektedir.

Bozcaada'ya gittiğinizde neredeyse her bir köşede adanın sembolü haline gelmiş duvar resimleriyle Cemil Onay sizi karşılar. Cemil Onay; ürettiği eserleri kadar Bozcaada'dan çok sayıda güzel sanatlar öğrencisi çıkaran, Bozcaada'yı uluslararası sanat arenasında temsil eden bir yer haline getirmiş muazzam bir sanatçıdır. 2018'den bu yana Bozcaada Sanat Galerisi'nin küratörlüğünü yaparken, galeride açılan benzersiz sergileriyle herkesi sanatla buluşturuyor.

Cemil Onay kendini sanata adamışken bu yaz eserlerine verilen zararları instagram paylaşımlarıyla izledik. Sayısız yerde yer alan eserlerinin yok edilmesi sanat ve Ada adına çok üzücüdür. Duvar resimlerinden adını silmek anaokul çağına dahi yakışmayan bir aymazlıktır! Cemil Onay, Bozcaada için büyük değerdir. Kendi isteğiyle Bozcaada'ya yerleşmiş bir resim öğretmeni olarak yaşadığı yeri eserleriyle güzelleştirmiş adayı sanatla anılır hale getirmiştir. Bozcaada'daki "Göz Kırpan Kız" duvar resmi Türkiye'nin 10 iyi selfie noktasından biri seçilmiştir. Cemil Onay; kendi eserlerinin önünde o eserin sahibi olduğunu söylemeden fotoğraflarını çekmesini isteyenlerin fotoğrafını çeken bir ressam olarak mütevazi ve sıra dışı kişiliğiyle gerçek bir dosttur.

Yazının devamı...

İyiliği Yaymak İstiyorum!

3 Eylül 2019

Berika Demir İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi. Tıp eğitimi kadar sosyal medyada çektiği videolar, sayısız öğrenciye verdiği burslar ve kitap yardımları ile herkesin kalbini fethediyor. Kendisini çektiği bir video ile Instagram keşfet kısmında görünce iletişime geçerek tanımak istedim. Açıkçası gencecik bir kadının yaşından büyük projelere imza atması, sayısız burs vermesi ve gençlere ilham olması çok ilgimi çekti.

Yazın sıcağını tepemizde hissettiğimiz bir günde sevgili Berika, annesi ve kızkardeşi ile bir araya geldik. Ailesini tanımak, hikayesini ve hayallerini dinlemek bana mutluluk verdi. Buluşma sonrası ailesiyle birlikte Darülaceze'ye giderken içimden senin gibi kadınlar daha çok olmalı diye geçirdim. O iyiliği yaymak istiyorsa benim de bunu yazmak görevim. Hayatımızda Berika gibi kadınlar olduğu sürece yaşam daha güzel hale gelecek.

Sevgili Berika, çektiğin bir video ile seni Instagram'da gördüm. Satırları yazdığım sırada 1 milyon gösterimi geçmişti. Bu videoyu çekerken neyi amaçlamıştın?

Yüzüme yazdığım sözler aslında sırf biraz daha tanınır olduğum için aldığım bazı DM ve yorumlardı. Yüzümü ikiye bölerek iki farklı ben ile makyajlı ve makyajsızken aldığım mesajların gerçekliğini anlatmaya çalıştım. Her ne yaparsanız yapsanız da kimseye yaranamayacağınızı...

Bir sınav çıkışı paylaştığım bir Instagram hikayesinde; göz altlarıma, bakımsızlığıma, kadınlığıma laf atan da aynı kişiler; diğer fotoğrafımda makyaj yaptığım için bana demediğini bırakmayan da... Görüyorsunuz hepsi aynı aslında. Hiç kimseyi memnun edemiyoruz. Ya çok fazlayız ya da bir kadın için yeterli değiliz.

Bu kelimeler ekranları arkasına saklanan, insanları yapmayı seçtikleri ya da seçmedikleri şeyler için eleştiren ve zorbalık yapan insanlar için kullanılması kolay kelimeler. Peki, hiç utanmıyorlar mı bunları yazarken? Kendi hayatlarında mantıklı tek bir hedefi, gayesi olmadığı için birilerinin yaşamı üzerinden kendini önemli biri sanmak ve tüm yapamadıklarının hırsını alıp tatmin olmak nasıl bir duygu?

"Sözde" hatalı olduğumuzu o sözlerle göstermeye çalışırken seçtikleri yol çok mu doğru peki? Onlara tek diyeceğim şey: "Buraları bırakın gidin siz yüreğinizi temizleyin önce." Bu yorumlara mesai harcamak yerine bir öğrencinin hayalini kurduğu bir kitabı verin ona, bir ağaç dikin. Güler yüzlü olmayı, içten bir gülümseme sebebi olmayı deneyin. Ama insanları karalamayın. Başkalarını mutsuz edince bundan zevk almayın.

Ben ne kadar az ya da ne kadar çok makyaj yaptığımı önemsemiyorum ya da neyin daha güzel veya kusursuz olduğunu da bu hakaretlerle öğrenmeyeceğim, öğrenmeyeceğiz. Aksine onlar bu sözleri yazdıkça ben daha da

Yazının devamı...

LGS Annesi Olmak!

28 Ağustos 2019

Zaman hakikaten çok hızlı geçiyor. 4+4+4 eğitim sistemi sebebiyle erken yaşta ilkokula başlayan kızım 2019-2020 eğitim ve öğretim yılında lise geçiş sınavına (LGS) girecek. Girecek te nasıl girecek?

Milli Eğiitm Bakanlığı tarafından henüz net rakamlar ifade edilmemiş olsa da sınava girecek öğrenci sayısının 1.8 milyonu bulacağı söyleniyor.

Geçtiğimiz yıl Milli Eğiitm Bakanlığı tarafından LGS'ye yönelik örnek sorularla iki adet deneme sınavı yapıldı. Bu sınav sonrasında da veliler arasında LGS sınavında şehir efsanesi olarak değişiklikler olacağı söyleniyor. Zaten ne söylemler ne de efsaneler bitmez. "Yine elimiz kolumuz bağlı bekleyelim görelim" diyordum ki Milli Eğitim Bakanı Prof.Dr. Ziya Selçuk'un şu sözleri içimi biraz rahatlattı. Milli Eğitim Bakanı Prof.Dr. Ziya Selçuk; geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada 2020'de de LGS olacağını ancak sonrasında olup olmayacağını Ekim ayında belirleyeceklerini aktarmıştı.

'Seneye de LGS var. Ama sonraki senelerde sürüp sürmeyeceğini Ekim ayında yapacağımız toplantıda açıklayacağız. Çünkü üzerinde çalıştığımız yeni bir sistem var. Asıl hedefimiz kuralı yeni başlayanlara koymak, ortadakilere, bir sisteme başlamış olanlara yeni kural getirmemek"

Bu açıklamanın ardından bazı veliler ve eğitimciler 2020 LGS'de yaş kriterinin kullanılamayacağını dile getiriyor. Kızımın erken yaşta ilkokula başlamasının LGS için bir avantaj mı dezavantaj mı olacağını henüz bilemiyoruz. Şu anda zaten var olan eğitim sisteminde köklü değişimler oluyor.

4+4+4 eğitim sistemiyle zorunlu olarak ilkokula başlatılan 600 bin öğrenciden birinin annesi olarak ben de yaş kriterinin kullanılmasını istiyorum. Çocuklarımız zorunlu olarak okula başlatıldıysa bunu yıllar öncesinden planlanması ve bu yönde gereken düzenlemelerin yapılması gerekir.

Yaş kriterinin değişmesini gerektiğini düşünen kişilere de 4+4+4 eğitim sistemi başladığında neden seslerinin çıkmadığını sormak istiyorum. 2012 yılında mesele sadece 4+4+4 sebebiyle okula başlatılan çocukların ailelerinindi şimdi mesele hepimizin. Şimdi sıra LGS'ye geldğinde önümüze yaş kriterinin değişmesi vb söylemlerini kabul edemiyorum.Yaş sebebiyle puan eşitliğinde doğum tarihine göre küçük olan çocuklar bu durumda avantajlı diye itirazlar yükseliyor. Pardon ama yaşı küçük çocuklar zaten bu sistemi istememişti. Zorunlu olarak 600 bin öğrenci okula başlamıştı.

Her iki taraftanda baktığınızda 2006 ve 2007 doğumlu çocuklar LGS sınavında yetersiz kontenjan ile karşılaşacak. Sayılı öğrenci alan liselerin kontenjanlarının artırılması gerekir. Keza devlet okullarınında sayısının artması gerekecek. Var olan duruma göre liselerin kapasitesi belli.

Yazının devamı...

Şarkıcı Olmasam Olmazdı!

15 Ağustos 2019

Son günlerde "Saymadım kaç yıl oldu" şarkısı dilime dolanmış durumda. Bunda da çok yakın arkadaşım Şenay'ın beni Deniz Gençay ile tanıştırmasının payı büyük. Sevgili Deniz bir araya geldiğimiz de bu şarkısına klip çekmek için kolları çoktan sıvamıştı. Ben bu yazıyı hazırlarken klip çok güzel yorumlar alıyor. Zaten sevgili Deniz'in sesi insanı alıp götürüyor.

Sanata emek veren, sanat yapmak adına hayatını değiştiren, sanata kendini adayan insanlar benim için çok değerli. Sizleri de sanat adına bu dostlarımla tanıştırmayı istiyorum. Hayatıma kimse tesadüfen gelmiyor. Sevgili Deniz'den aylar öncesinden söz almıştım. Eğitimi için Almanya'da olması sebebiyle bir araya gelmemiz için uzun zaman geçti. Demek ki bu satırları paylaşmam için gereken zaman şu anmış.

Umarım sizde bir gün sevgili Deniz ile tanışırsınız. Öyle bir kadın ki gönüllü olarak sahne alıyor ve bir çok hayata dokunuyor. Bu yönüyle de Deniz'e hayranım. Denizcim; çok kişinin görmezden geldiği sosyal sorumluluk projelerine ışık olsun.

Size Deniz Gençay'ı anlatmaktan mutluluk duyarım.

Denizcim, "Mavi Boncuk"single çıkış şarkın ve en son klibin "Saymadım Kaç Yıl Oldu" ile gündemdesin. Öncelikle maşallah diyorum :) Yeni klibin hayırlı uğurlu olsun. Hülya Avşar'ın da senin albümünde yer alan "Saymadım kaç yıl oldu" şarkısını çok yakın zamanda okuması hakkında ne düşünüyorsun?

Teşekkür ederim. İki şarkıdan da emeklerimin karşılıklarını, gelen olumlu yorumlarla çok güzel alıyoruz. Çok şükür her şey yolunda ve güzel ilerliyor. Hülya Hanımla kulvarımız farklı. Okumaya çalışmış. O okumayı bence müzik otoriteleri değerlendirsin.

Seninle buluştuğumuzda kumraldın. Klip çekerken seti bırakıp "sarışın olacağım" diyerek kuaföre gittin. Klipte de seni hem sarışın hem koyu renk saçlı görüyoruz. Kadınlar saç rengini kolay değiştirmez. Neydi seni bir anda sarışın olmaya iten arkadaşım?

Hiperaktif denilecek kadar hareketli, enerji dolu, değişiklikleri seven bir kadınım. Klip setinde de kıpır kıpırdım yine de bir şey beni rahatsız ediyordu. Yönetmenim Erkan Nas Bey'e

Yazının devamı...

Fotoğraf mı, Sanat mı?

7 Ağustos 2019

Günümüzde akıllı telefonu olan herkes fotoğraf çekiyor. Çeksin, hem de öyle güzel çeksin ki izleyelim bizde uyandırdığı güzel duygularla merak edip o yerlerin, güzelliklerin içine girelim.

Belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz instagram da kişisel hesabım olan @yesimmutlu dışında sadece fotoğraflarımı paylaştığım @yesimmutlu71 hesabım var. 2015 yılında açtığım ve sadece fotoğraflarımın olduğu bu hesapta sıklıkla akıllı telefonum ile çektiğim fotoğraflar yer alıyor. Fotoğraf üretmek, fotoğrafın içinde olmak ve hayatı keyifle paylaşmayı seviyorum. 2005 yılından bu yana hayatım fotoğraf ve dijital dünya ile iç içe. Geriye dönüp baktığımda karma ve kişisel sergiler, fotoğraf projeleri, fotoğraf eğitimleri ve sayısız fotoğraf yazılarımla gurur duyuyorum. 2014 yılında geride bıraktığım doğum fotoğraçılığımı ise çok özlüyorum. Ama hayat siz plan yaparken başınıza gelenler :)

Eskiden fotoğraf konuşma ı fotoğrafçı olmak bir tık daha keyifliydi. Şimdi beğeni ve etkileşimi hak etmeyen fotoğraflara , hak etmeyen fotoğraf işlerine rastlıyorum. Ama popüler dünya bunu istiyor. Ne kadar çok beğeni o kadar güzel ! Mesela bana bazı kişiler kızıyor. Zaten instagram algoritması her hafta değişiyor. Paylaşım akışında rad-stladığım iyi fotoğraflara beğeni bırakıyor olsam da hatır için beğenmediğm fotoğrafları tıkllamıyorum. Açıkçası sadece karşımda ki kırılmasın diye hiç anlam ifade etmeyen fotoğraflara tıklamak içimden gelmiyor.

İyi fotoğraf sizde derin duygular bırakır. @yesimmutlu71 hesabımda takip ettiğim kişiler arasında ilham veren sanatçıları görebilirsiniz. Bana ilham veren kişiler arasında Web sitemin arkasında ki isim çözüm ortağım grafik tasarımcı Murat Arık'da yer alıyor. son zamanlarda birbirinden yaratıcı fotoğraflarla herkesin ilgisini çekmeye başladı. Açıkçası tasarım ve grafik yolculuğunun fotoğrafçılığa evrilmesi benim de hoşuma gidiyor. Kendisini geliştiren ve değiştiren ve kendinin en iyisi olmaya çalışan kişilere saygım sonsuz. Eskiden manipüle edilmiş fotoğrafları sevmesem de Murat'a bir fotoğrafımı farklı bir hale çevirmesini rica ettim :) (şu linkten izleyebilirsiniz https://www.instagram.com/p/BwB-XkDg5qo/) Yaratıcı fikirlerle fotoğrafa fark katmak ne güzel :)

Murat'ın eseri fotoğraf mı sanat mı siz karar verin. Fotoğraf mı, sanat mı? sorusu bana hep yıllardır var olan tartışmaları aklıma getirir. Üstat Ara Güler (saygıyla rahmetle anıyorum) "Fotoğraf bir kere sanat filan değildir." der. Bana göre duygu ve yaratıcılık içeren her eser sanattır.

2020 için sosyal sorumluluk projeleri ağırlıklı hayata geçirmek için sabırsızlanıyorum. Fotoğraf üretmekten fotoğraf konuşmaktan, yazmaktan asla vazgeçmem.

Işığınız bol olsun.

Yeşim Mutlu

Yazının devamı...

Oyunculuk Bizim Ruhumuzda Var!

26 Haziran 2019

Yaşadığım yılların ağırlığı olsa gerek artık kötü insanları hayatımda istemiyorum. Hem yaşın verdiği olgunluk; hem de "yeni hikayelere hayatımda ne kadar az versem" yeridir bakış açısıyla arkadaş çevremi gittikçe sadeleştiriyorum. Kalabalıklar içinde daha az ve öz insan ile beraber olmak ve onların hikayelerini paylaşmak tercihim. 2019'a girerken dileğim "iyi insanlara iyi insanlar gelsin"di. Ne kadar içten dilediysem bu yıl gerçekten muazzam insanlar geliyor hayatıma.

Sevgili Erdem Topuz ve Işık Tolgay ile sıcak bir haziran gününde Etiler'de buluştuk. Sanırım buluşma öncesi ne onlar ne de ben bu söyleşinin bizde farklı tatlar bırakacağını düşünmemiştir.

Doğal olarak tanışma, birbirimizi anlama ve hayatı gözden geçirme sürecimizde tatlı tatlı konuşuyorduk. 82 milyon nüfusun içinde söyleşi için bir araya gelen üç kişinin ortak arkadaşının benim kuzenim onların en yakın dostu çıkma ihtimali nasıl olurdu? Ama olmuştu, bir anda kendimizi çok yakın bir dostluğun içinde bulduk. Buradan kuzenim Gazi Tuğrul Ertuğrul'a da ayrıca selam olsun. Ben İstanbul'da o Çanakkale'de yaşadığı için nadir zamanlarda bir araya geliyoruz doğal olarak. Kimse kimsenin dostlarını incelemediği gibi zaman zaten başka konulara takılıp kalıyor. Hayat öyle güzel ki; hayatınızda olması gereken kişileri size en doğru zamanda getiriyor.

Sevgili Erdem ve Sevgili Işık ile yollarımız çok başka yönlerden de kesişince kendimi aile yakını olarak hissettim. Bu rahatlık ve güzen ortamı söyleşimizin akışını daha da eğlenceli hale getirdi. Umarım okurken sizde hissedersiniz.

Sanata hayatını adamış, çok erken yaştan bu yana tiyatro aşkıyla muazzam başarılara imza atmış Erdem ve Işık ile tanıştırayım sizi :)

Sevgili Erdem Topuz, Sevgili Işık Tolgay; sizin hiç mi işiniz yok üniversiteden bu yana kafayı tiyatroya taktınız :) neden tiyatrocu oldunuz?

Erdem Topuz: Ne sevimli bir soru bu...Öncelikle onu söyleyelim. Ama küçük bir düzeltme yapalım. Bizim tiyatroya kafayı takmışlığımız üniversite yıllarına değil ortaokul ve lise yıllarına dayanır. Üniversite yıllarımız bizim biriikte tiyatro yapışımızın ikinci durağıdır.

Ata Koleji yıllarımızda çok değerli Amerikalı Drama ve Edebiyat hocamın rahmetli Billy C.Talbert'ın sahneye koyduğu Broadway müzikalleriyle başladı her şey. Ben ortaokul yıllarında Kral ve Ben ( The King and I ), Neşeli Günler ( The Sound of Music) de oynamıştım. Ben ortaokul son sınıftayken Işık lise birinci sınıftaydı ve birlikte Batı Yakasının Hikayesi'nde ( West Side Story) oynadık. Daha sonra ben F.M.V. Işık Lisesine geçtim.

Yazının devamı...