Milliyet'ten tatlı anılar

Milliyet'ten tatlı anılar

       DOSTUM Hasan Pulur birkaç gün önce 44 yıldan bu yana 11 patron ile çalıştığını anlatırken, başyazarımız Güneri Cıvaoğlu kardeşim de o tarihlerden biraz daha sonrasının anılarını tatlı tatlı sıralıyordu...
       Pulur'un ilk patronu, dönemin tiyatrodan siyasete her dalda rahat yazı yazabilen en sonunda milletvekilliği yapmasına rağmen mali sıkıntılardan kurtulamayan Nusret Safa Coşkun... (O devirde milletvekilleri hem az maaş alırdı, hem de emeklilikleri yoktu!) Cıvaoğlu'nun patronu ise her döneminde başarılı bir başka usta Metin Toker...
       Şimdi bütün bu damla damla anılar bana hocalarımız Burhan Felek ile Ulunay'ın sık sık söylediklerini anımsattı:
     - Ben üç padişah devrini görmüş, yaşamış bir yazarım...
       Sultan Abdülhamit, Sultan Mehmet Reşat ve nihayet Sultan Vahdettin ile biterdi rahmetli büyük üstadların anlattıkları, yazdıkları... Sonra Cumhuriyet'in ilk günleri, Serbest Fırka, tek parti ve Demokrat Parti dönemleri gelirdi...
       Şöyle bir düşündüm dostlarımı okuyunca... Yarım asırlık gazetecilik yaşamımda neler gördüm, neler duydum diye?.. Hemen birkaç damla da ben damlatayım...
       * * *
       ŞİMDİ burada 50 yıl beraber olduğum patronları birer birer anlatmaya kalksam ki, değer ama uzun sürer!.. Çok dostum ısrar ediyor yaz diye; ben de biliyorum fevkalade ilginç! Ama bir gün oturup yazmam, duyurmam gerek yeni kuşaklara!
       Son 25 yıldır içinde bulunduğum Milliyet'in daha önceki kuruluş dönemi de var, tam üç patronla beraber olmuşum!.. Ali Naci Karacan, Ercüment Karacan ve Aydın Doğan... Şimdi Korkmaz Yiğit ile dördüncü oluyor...
       * * *
       RAHMETLİ Ali Naci Karacan, Babıali'nin tanınmış, dinamik bir gazetecisi. Başyazı yazıyor, mürettiphanede başlık hazırlayabiliyor, nihayet gazete sayfalarını çatmasını biliyor. Kafası kızınca her işi yapabilen bir patron. Bazen parası var bazen on parasız ama gönlü zengin!..
       Lozan Konferansı'nı muhabir olarak izlemiş, birkaç gazete batırınca İsmet Paşa'nın isteği ile Lozan kitabını yazıp iyi bir telif ücreti almış, onu bile meslek uğruna harcamış! Sonra ver elini Balkan muhabirliği için Sofya! O da sona erince Basın Ataşesi olarak İsviçre!..
       Ali Naci'nin hırsı tükenmiyor illa gazete çıkartacak! Üstelik bütün arkadaşları gazete sahibi!..
       İstanbul'a dönüyor biriktirdiği ne kadar para varsa hepsini ortaya koyuyor (1948 - 50) ilan sözü alıyor, devrin en seçkin genç kadrosuyla Tan'ı çıkartıyor... Zekeriya'ların Tan'ı değil daha sonraki Tan... Ortağı da rotatif makinesi olan cimriliği ile ünlü Halil Lütfü Dördüncü...
       * * *
       İŞTE ben Ali Naci Bey'i orada tanıdım, pek genç bir muhabir olarak; Abdi o sırada Yeni Sabah'ta Beyoğlu muhabiriydi. Bizim Tan'da Bedi Faik ağabeyim 750 lira aylık alıyordu, ben ise ya 40 ya da 50 lira... Ali İhsan Göğüş sayfa sekreteri kader arkadaşım... Genel yönetmenimiz o devirlerin en ustası Fatin Fuad ağabeyim.
     Tan maalesef başarılı olamadı. Ali Naci ve ekibi Cağaloğlu'nda arkadaşı Nuri Akça'nın matbaasına taşındı, 10 - 12 gazeteci harap binanın odalarına doluştuk.
     - Monşer göreceksin dünyanın en güçlü gazetesini yapacağım!..
       Bu sözleri sık sık söyler sonra bana dönüp;
       - Bak iyi dinle seni çok büyük gazeteci yapacağım, derdi...
       Acaba aylığımız geciktiği için rüşveti kelam mıydı! Sanmıyorum; içinden böyle gelir, coşardı...
       * * *
     MİLLİYET'in ilk hazırlanışı orada başladı. Ali Naci Bey eşinin inci gerdanlığını, vizon kürkünü ve birkaç parça antika eşyasını Emniyet Sandığı'na yatırıp borç para aldı... bir hamle bir hamle daha...
       Abdi İpekçi bulundu nihayet... Ercüment Karacan - Abdi ikilisi Milliyet'i itibarlı, ciddi, tarafsız Milliyet yaptılar... ve onları yeni hamleler kovaladı...
       Ve nihayet taze güç Aydın Doğan'ın patronluğu yeni ufuklara doğru yürüdü, bugünlere ulaştı. Patronum, dostum Aydın Doğan ile nasıl tanıştım onu da bir başka gün anlatırım...






Yazara E-Posta: Y.Cetiner@milliyet.com.tr