Yaz Sezonu Umutlu Başlıyor…

19 Mart 2017

Milliyet Şehrin En İyileri ve Vatan Best Mekan derken gazetemizin en değerli

eki Cadde’de bundan böyle sizlerle olacağım. Ve turizmin sesine kulak vermeye çalışacağım. Çünkü yaşananları duymazsak, karışıklıkların içinden çıkamayız ve olduğumuz yerde kalırız. Turizmde gerçekten ülkemizin bir yerlere gelmesine katkıda bulunmak istiyorsak, bu işi eğitimini alarak ve sahada bizzat

görev alarak yapabiliriz.

Hizmet sektörü öyle kaygan bir zeminki, halkanın bir tarafındaki eksiklik, tamamen negatif bir etkiye dönüşerek domino taşları gibi birbiri ardına diğer tüm sektörleri de olumsuz yönde etkiliyor. Bizlere eğitimin şart olduğunu doğduğumuzdan beri söylerler. Ama nasıl yapılır, işte orası biraz muamma. Eğitim ve öğretimi hangi şartlarda yapıyoruz?, Yabancı dil konusunda ne durumdayız?, Yıllarca eğittiğimiz insanları sahaya ne zaman sürüyoruz? gibi tüm bu sorular aslında toplam kalite yönetiminin bir parçası. Ülkemizin aslında en büyük sorunu, turizmde toplam kalite yönetimi ya da etkinleştirilmesidir.

Turizmi bir bütün ve çalışanlarının bir ekip olduğunu düşünürsek; ülkemize gelen bir yabancının ilk olarak uçakta almış olduğu hizmetten taksicinin kendisine davranışından tutun da akşam yemek yediği restorandaki tuvaletin temizliğine kadar çok sayıda detay bizi zorluyor. Turistler en lüks otellerde, uçaklarda ve restoranlarda rezervasyonlarını yaptırabilir ama hizmet kalitesi yetmediği zaman çıkacak bir problem, hemen olumsuz bir hava yaratır. Zaten bizlere karşı her zaman önyargılı olan yabancı toplumlarda haberler çıkabilir. O nedenle kalite ilk intibadan başlar ve sonuna kadar gider. Burada işletme sahiplerine ve patronlara da büyük iş düşmekte.

Toplam kalite yönetimi herkes içindir. Düşünün bir kere, yöneticilik yaptığım beş yıldızlı bir şehir otelinde, patron da kalıyordu ve sabah atletle kahvaltıya iniyordu. Ne yaparsınız böyle bir durumda? Turizmin hangi boyutundan bahsedersiniz?

Sistemsizlik, sektörümüzün her aşamasında var. “Personeli alalım, onlar bizim yerimize halletsin” diyenler de var. Kaliteli olalım diye ‘parası ne tutuyorsa verelim, belgemizi alalım‘ şeklinde konuşan patronları da tanıyorum. Önce kültür sonra da mantığı değiştirmek lazım. Ama her işletme sahibi böyle değil, onlar için sözümüz meclisten dışarı. Patron ya da işletmeciler böyle olunca, personel kısmına hiç gelmiyorum. İngilizce bilmeyen resepsiyonistler, temiz olmayan garsonlar, peynir satıyormuş gibi davranan satış uzmanları, sadece bahşişimi alayım diye hareket edip sonra kaybolan belboylar da işin tuzu biberi oluyor.

30 yıla yakın otelcilik hayatımda sizlere karşılaştığım enteresan, komik, heyecanlı ve bir o kadar da ilginç hikayelerden bahsedeceğim. Artık ülkemizde bahar havası esiyor ve turizm canlanıyor. Özellikle iç pazarımız çok hareketli.

Yazının devamı...