TEDBİR DÖNEMİ

Eklenme Tarihi12.08.2018 - 1:39-Güncellenme Tarihi12.08.2018 - 1:39

ABD yaptırımları ve belirsizliğin yarattığı boşluktaki spekülatif hareketler kriz dönemlerinde görülen bir kur şokunun yaşanmasına yol açıyor. Böyle bir durumda beklenen ise ekonomi cephesinde gerekli müdahale ve tedbirlerin alınmasıdır.

Türkiye’de kur hareketliliğinden kaynaklanan yüksek tansiyonlu bir süreç yaşanıyor. Dolar kuru bir günde yüzde 17 artarak 6.51 seviyesine kadar yükseldi. ABD ile gerilen ilişkiler, Merkez Bankası’nın sessizliği ve küresel para hareketliliği, Türkiye’nin hareket alanını giderek daraltıyor. Söz konusu gelişmelere bağlı olarak dolar, faiz ve borsada dengeler olumsuz yönde hareket ediyor. Krize işaret eden gösterge niteliğindeki beş yıllık CDS oranı 429 seviyesine yükseldi. Dolar/TL kurunun hareketlenmesiyle birlikte kura yönelik global talepte artış görüldü. Bu da Euro/dolar paritesinin 1.14 seviyesine gerilemesine neden oldu. 

Peki, kur şoku yönetilemez miydi? Gelişmeler birarada değerlendirildiğinde kısa vadede bir eylem planının bulunmamasının, bir dalgalanma dönemi yaşamamızda belirleyici faktör olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Piyasa hareketleri diyerek geçilemeyecek ciddi bir süreçten geçiyoruz. Hatta doğrudan Cumhurbaşkanının ağzından dış güçlerin ekonomik saldırısına yönelik ifadeler yer alıyor. Böylesi bir durumda beklenen ise ekonomi cephesinde gerekli müdahale ve tedbirlerin alınmasıdır. 

11 günde % 32 arttı

Dolar kurunun son dönemdeki atağı ABD ile yaşanan gerilimin tırmanmasıyla hız kazandı. 25-27 Temmuz BRICS Zirvesi sürecinde başlayan ABD’li rahip Andrew Brunson pazarlığı sırasında 4.84 seviyesinde olan dolar/TL kuru, bu konudaki her olumsuz gelişme ve ABD yaptırımlarıyla tırmanışa geçti. Dolar/TL kuru 11 gün içerisinde yüzde 32 oranında artış gösterdi. Tüm bunlara ilave olarak ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’den satın alınan çelik ve alüminyumda gümrük vergisinin iki katına çıkarılmasına onay vermesi, ABD’nin Brunson krizinde hedefe ulaşmada baskısını sürdüreceği konusunda kararlılığı şeklinde yorumlanırken baskıcı tutum çözümü zorlaştırdı. Bu noktada kabine gerilimi düşürerek ABD ile ilişkileri normalleştirmeye çalışıyor. 

Siyasi tansiyonun düşürülmesi halinde kurdaki artış da dizginlenebilir beklentisi yüksek. ABD ile mevcut kriz aşılabildiği oranda dövizin kontrol altına alınabilmesi için uygun zemin de oluşabilecek. Ancak ekonomi yönetiminden net adımlar gelmedikçe böylesi bir durumda dahi dolar kurunun ne kadar aşağıya esneyeceği tartışmalı.  

Piyasalar Ekonomi Yönetiminden eylem bekliyor. Şirketlerin ve halkın elindeki dövizi satarak kuru dizginlemeye çalışmak ancak bu yönlü hareketi teşvik edecek tedbirlerin alınmasıyla söz konusu olabilir. 

Enflasyonu körükleyecek

Aksi beklenti fazla iyimser bir yaklaşım olurken kurdaki çıkışın devam etmesine yol açacaktır ki böylesi bir durum beraberinde enflasyon rakamının daha da artmasına götürecektir. 

Merkez’in sessizliği

Türk Lirası’nda yüksek değer kaybına rağmen Merkez Bankası adeta bir ‘ölüm sessizliği’ içinde. TL’nin değer kaybına ilgi gösterememesi ise hasarı artırıyor. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tasarruf sahiplerine yaptığı çağrı TCMB’nin faiz artırımı konusunda aceleci olmayacağına yorumlanıyor.

Dip seviyeler devamlı yükseliyor

Gözlendiği kadarıyla dövizdeki yukarı doğru hareket marjı yükseldikçe geri çekilmelerdeki dipleri de daha yükseklerde oluşuyor. Bu da ek maliyet anlamına geliyor. Gün içi oynaklık yüksek olduğu saatlerde döviz bürolarında işlemlerin durdurulmasının dahi gündeme geldiği şartlarda ABD ile yaşanan gerilim kuru zirveye taşıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 400 projeyi içeren 100 günlük eylem planını kamuoyuna açıklarken yaptığı, “yastık altındaki altın ve dövizi bozdurun” çağrısını cuma günü Bayburt ve Gümüşhane mitinglerinde tekrarladı. Verilere baktığımızda mayıs sonu itibariyle özel sektörün 222.8 milyar dolar uzun vadeli döviz borcu bulunuyor. Dolardaki her artış firmaların borç yükünün artması anlamına geliyor. Bu da borcu olan şirketlerin kasasında döviz bulundurmasını zorunlu kılıyor. Özel sektör yüksek döviz borçlusu ve bu nedenle her halükarda döviz bulundurmalı. Öte yandan yurtiçi yerleşiklerin döviz pozisyonu 158 milyar dolar. Yurtiçi yerleşiklerin dövizi satması ise ancak parasının enflasyon karşısında erimeyeceğine dair beklentinin güçlenmesiyle söz konusu olabilir. Şüphesiz bu da söylemden ziyade somut adımlarla gerçekleşebilir. Reel olarak parasının eridiğini gören halkın istese dahi elindeki doları bozması zor. Bunun nedeniyse kurun yukarı doğru hareketi devam ederken, enflasyonu yukarı çekmesi. Belirsizlik ve önünü görememek piyasanın çok daha sert hareketlerle devam etmesine neden olabilir.

KUR ŞOKUNA KARŞI ACİL ÖNLEMLER

1 - Piyasa faizi ile Merkez Bankası’nın politika faizi arasında makas açıldı. Merkez Bankası’nın aktif bir rol oynaması kaçınılmaz. 1994 krizinde yaşandığı gibi faizi yüksek bir bono, bir faiz hamlesi ya da farklı araçla müdahale Merkez’in varlığını hissettirmesi için şart.
2 - Harcamaları kısmamız şart. Tasarruf önlemlerinin gündeme gelmesi şart. Fakat 100 günde 400 projenin hayata geçirilmesi gündemde. Bir yandan tasarruf ederken nasıl 400 projeyi gerçekleştireceğiz? Tasarrufu ön plana çıkaran eylemler gerçekleşecek mi?
3 - Ekonomi yönetimi ısrarla eylül ayına işaret ederken orta vadeye odaklandığını vurguluyor. Peki, ama eylül ayına kadar süreç nasıl yönetilecek? Alınacak tedbirlerin bilinmezliği kura olan yüksek talebi canlı tutuyor. Eylül ayında nasıl bir tablo ile karşılaşılacağına dair bilinmezlik dolara olan yönelimin sürmesine yol açıyor. 
3 - Kur farkından kaynaklı olarak zor duruma düşen şirketlerin ekonomik olarak darboğaza girmesi zincirleme etkisini getirebilir. Borçlarını ödeyemeyen şirketlerin yükü finans kurumları tarafından karşılanma gücü bu noktada önemli. Zira şirketlerin darboğaza girmesi beraberinde bankalara getireceği ek maliyetle birlikte bir finans krizinin gündeme gelme olasılığını göz önünde bulundurmayı gerektiriyor. Bir borç yapılandırması olacak mı? Bunun olabilmesi için banklara kaynak nereden temin edilecek? 
4 - Büyüme konusundaki vurgu devam ediyor. Türkiye’nin hızlı büyümesi elbette her kesimden herkesin isteyeceği bir durum. Fakat bu sürdürülebilir olabilecek mi? Bakan Berat Albayrak eylül ayında bunun dile getirilebileceğini belirtiyor. Hedeflenenin de bu yönde olduğunu belirtmekte. “2019’da yüzde 3-4’lük büyüme” öngörüyor. Ancak Cumhurbaşkanının büyüme beklentisi daha yüksek. Kuşkusuz yüksek büyüme devam edebilir. Fakat bu süreçte kur, faiz ve enflasyon hangi seviyelerde olacağı önemli.
5 - Türkiye’nin 5 yıllık CDS oranı 429 seviyesine yükseldi. Kredi kuruluşlarının Türkiye’ye yönelik açıklamaları ve raporları, not düşüşleri Türkiye’nin borçlanma maliyetlerini artırıyor. Bu maliyet artışlarının yükselmemesi için ‘bekleme’nin ötesinde ne gibi tedbirler alınacağı önemli.
7 - Dış ülkelerle yaşanan gerilimler azaltılarak kaynak bulma noktasında seçenekler artırılmalı. 
8 - Cari açık haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla 818 milyon dolar azalarak 2 milyar 973 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Bunun sonucunda, 12 aylık cari işlemler açığı 57 milyar 386 milyon dolara geriledi. Döviz fiyatı artmaya başlayınca ithal malları fiyatı da artacak. İç piyasada talep daralacak. İhracat daha kârlı hale gelecek ve artışı hızlanacak. Ticaret savaşlarında para biriminin değer kaybetmesinin getirdiği avantajı bertaraf etmek için ülkelerin ithal ürünlerde ek vergi yoluna giderek bu avantajı bertaraf etme yoluna gittiklerini görmekteyiz. ABD’nin Türkiye’den ithal ettiği alüminyum ve çelik ürünlerine ek vergi getirmesi bunun somut göstergesi.