Aile içi şiddet ve çift terapisti Prof. Dr. Sandra StIth: İlişki eğitimi dersleri verilmeli

19 Ekim 2019

Kansas State Üniversitesi’nin Aile Terapisi bölümünde çalışan ve özellikle partner şiddeti konusunda farklı pek çok ülkede uzmanlığını sürdüren Prof. Dr. Sandra Stith ile konuştukEğitim için geldiği İstanbul’da sorularımı yanıtlayan Prof. Dr. Sandra Stith, aile içi şiddetin önüne geçmek için öncelikle okullarda evlilik, eş olmak, hayatı paylaşmak, partnere saygı duymak gibi konuları içeren ilişki eğitiminin müfredata katılması gerektiğini söyledi. Eğitim için geldiği İstanbul’da sorularımı yanıtlayan Prof. Dr. Sandra Stith, aile içi şiddetin önüne geçmek için öncelikle okullarda evlilik, eş olmak, hayatı paylaşmak, partnere saygı duymak gibi konuları içeren ilişki eğitiminin müfredata katılması gerektiğini söyledi. 
Ülkemizde aile içi şiddet oranı çok fazla. Her yıl onlarca kadın ölüyor. Dünya bu konuda ne durumda?

Bir ülkede aile içi şiddet oranını kesin olarak bilmek mümkün değil. Polis raporlarına güvenecek olursak ve kurbanların her şiddet olayını bildirmediğini göz önüne alırsak oranın gerçekte olduğundan çok daha düşük olduğunu görüyoruz. Dünya çapında araştırmalar, kadınların yüzde 30 ile 40 oranında, bir şekilde partner şiddetine maruz kaldığını gösteriyor. Partner şiddeti gören erkeklerin oranı daha az. Araştırmalar arttıkça, aile içi şiddet mağdurlarının kaynakları da artıyor. Aile içi şiddetle ilgili bilgi halka ulaştırılıyor ve daha fazla sayıda kadın yardım istiyor.

Bu kapsamda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?Partner şiddetinin pek çok farklı tedavisi mevcut. Bazen şiddet eylemini yapan kişi aynı zamanda madde (alkol ve diğer uyuşturucular) kullanıyor ve öncelikle madde bağımlılığı tedavisi olması gerekiyor. Bazen, şiddet gösteren kişi (genellikle erkek oluyor) partnerini fiziksel olarak istismar edebileceği hakkına sahip olduğunu düşünüyor. Bu tarz kişiler için tasarlanmış tedaviler var ve Amerika’da istismar nedeniyle tutuklanan kişiler bu tarz bir tedaviye yönlendiriliyorlar. Ancak bu tarz tedavilerin etkililiği üzerine yapılan araştırmalar, bunun bazı kişiler için yararlı olabileceğini ama hepsinde işe yaramadığını gösteriyor. Şiddet gösteren partnerlerini bırakmak isteyen kurbanlar için sığınaklar, hizmetler ve bu kadınlara verilen topluluk desteği de ayrıca yararlı olabiliyor.

Yazının devamı...

“Kadına yönelik şiddetin en büyük mağduru çocuklar”

6 Ekim 2019

KAMER’in kurucusu Nebahat Akkoç, “Çocuklar kadına yönelik şiddetin en büyük ama görülmeyen mağdurlarıdır. Kadın başına düşen çocuk sayısının 3 olduğunu düşünürsek kadınların yaşadığı şiddetten üç kat fazla sayıda çocuk olumsuz etkileniyor” diyor

Yıllardır kadına ve aile içi şiddete karşı mücadele eden, insan hakları ve kadın hakları savunucusu, KAMER’in kurucusu Nebahat Akkoç son olarak eylül ayında Agnes Kharshiing ile 11. Uluslararası Hrant Dink Türkiye Ödülü’ne layık görüldü. Anne-Klein Kadın Ödülü başta olmak üzere birçok ödülün sahibi Akkoç ile gündemden düşmeyen şiddet konusunu konuştuk.

Türkiye’de kadına yönelik şiddet her geçen gün artıyor mu? Yoksa hep vardı ama daha görünür mü oldu?

Şiddet hep vardı sadece görünür olmaya başladı. Artık hiçbir şey gizli kalmıyor. Sosyal medya var. Neredeyse bu saldırıları, cinayetleri canlı izlemeye başladık. Ama işin başka bir boyutu; kadınlar artık şiddete katlanmak istemiyorlar ve kurtulmak için çaba harcamaya başlayan kadınların bir kısmı öldürülüyor. Artan bu. Kadınların cesaretini kırmaya, şiddete boyun eğmeye devam etmelerini sağlamaya çalışıyorlar. Ve hâlâ Türkiye’deki kadına yönelik şiddetin bir kısmı görünür değil.

Yıllar içinde farkındalık artsa da neden şiddetin önüne geçilemiyor?

Yazının devamı...

“Öfke krizleri, davranış problemi değildir”

5 Ekim 2019

Dünyanın pek çok yerinde uzmanlara ve anne-babalara bilinçli ebeveynlik eğitimleri veren Dr. Aletha Solter, “Ağlama ve öfke nöbetlerinde sevgi dolu bir kucaklama ve temas ile çocuğun yanında olmak, stresi boşaltmaya ve çocuğun sakinleşmesine yardımcı oluyor” diyor.Bu hafta kitapları ve seminerleri ile tüm dünyada sayısız ebeveyne yol gösterici olan psikolog Aletha Solter haftasıydı. Aware Parenting (Bilinçli Ebeveynlik) Enstitüsü’nün kurucusu ve yöneticisi, gelişim psikoloğu Solter, 1 ve 3 Ekim’de, City’s Nişantaşı’nda ebeveynlerle buluştuğu seminerlerde, bebeklerde ağlama ve çocuklarda istenmeyen davranışlarla ilgili çok önemli bilgiler verdi. Tüm kitaplarını okuduğum ve hayranlık duyduğum Aletha Solter’ı canlı dinlemek çok keyifli ve öğreticiydi.

Solter, çocukların istenmeyen davranışlarıyla mücadele ederken, 3 tip ebeveynlik yaklaşımı olduğundan bahsetti ve bu yaklaşımların sonuçlarını çarpıcı örneklerle açıkladı.

Otoriter Ebeveynlik (şiddet uygulayan/şiddet uygulamayan) yaklaşımında ebeveynlerin son derece katı kurallar uyguladıklarını ve çocuklarını bazen şiddetle bazen de şiddet uygulamadan cezalandırdıklarını söyledi. Ancak yapılan araştırmalara göre, çocukları cezalandırarak davranışlarını değiştirmek, kısa vadede işe yarar gibi görünse de, aslında hiçbir işe yaramıyor. Üstelik otoriter ailede büyüyen çocuklar, anne-babalarına karşı öfkeli ve ilişkilerinde de agresif oluyorlar.


Yazının devamı...

“Yaramaz” çocuk yoktur, istenmeyen davranış vardır

14 Eylül 2019

“Bilinçli Bebek”, “Çocuğunuza Kulak Verin” ve “Oyun Oynama Sanatı” kitapları ile tüm dünyada sayısız ebeveyne yol gösterici olan psikolog Aletha Solter ile ekim ayında İstanbul’da vereceği seminerler öncesinde konuştuk.

Ebeveynlerin en zorladığı konulardan biri çocukların ağlama krizleri ise diğeri de “yaramazlık” olarak adlandırılan istenmeyen davranışlarıdır. Dünyaca ünlü psikolog Aletha Solter, Emzirme Haftası kapsamında ekim ayında geleceği İstanbul’da bu iki kritik konuda seminer verecek. Çocuklardaki davranış problemlerinin her zaman geçerli bir nedeni olduğunu söyleyen Solter, sevgi dolu bir bağ ile kurulan ilişkinin, tüm sorunların üstesinden geleceğini söyledi. Ebeveynlerin en zorladığı konulardan biri çocukların ağlama krizleri ise diğeri de “yaramazlık” olarak adlandırılan istenmeyen davranışlarıdır. Dünyaca ünlü psikolog Aletha Solter, Emzirme Haftası kapsamında ekim ayında geleceği İstanbul’da bu iki kritik konuda seminer verecek. Çocuklardaki davranış problemlerinin her zaman geçerli bir nedeni olduğunu söyleyen Solter, sevgi dolu bir bağ ile kurulan ilişkinin, tüm sorunların üstesinden geleceğini söyledi. 

Bebekler neden ağlar?

Bebekler iki nedenden dolayı ağlar. Birincisi iletişim kurmak için ve anlık bir ihtiyaç duyması halinde ağlar. Diğer nedeni ise stres ya da geçmiş travmadan oluşan duygusal gerilimi (doğum travması ya da aşırı uyarılma gibi) atmak için. Bu stres atıcı ağlama sırasında bebekleri sevgiyle kucağınızda tutmanızı ve ağlama ihtiyacına destek olmanızı öneririm. Bunu “kollarda ağlama” yaklaşımı olarak adlandırıyorum.

Bebekler ağladığında susturmaya çalışmak içgüdüsel bir ebeveynlik davranışı mıdır?

Çoğu ebeveynlik davranışı içgüdülerden çok geçmiş deneyimlere dayalıdır. Yani anne-babanın ağlayan bebeğe yaklaşımı esasen kendi bebekliklerinde deneyimlediği ebeveyn davranışına göre şekillenir. Örneğin kendileri bebekken her ağladığında emmeleri için bir şey verildiyse, onlar da bebeklerine aynı davranışı tekrarlamaya eğilimli olacaklardır. Öte yandan eğer aileleri tarafından sevgiyle tutulup kollarında ağlamalarına izin verildiyse (anlık ihtiyaçları karşılandıktan sonra) doğal olarak bebeklerinin stres atma ihtiyacını fark edip aynı şekilde bebeklerine destek olmaya meyilli olacaklardır.

Yazının devamı...

Okula uyum sürecini kolaylaştıran ipuçları

7 Eylül 2019

Okula başlamak hem çocuklar hem de ebeveynleri için heyecan verici olduğu kadar, kaygı uyandırıcı bir süreç. Kendimizi ve çocuğumuzu okula hazırlamak ve bugünleri en sorunsuz şekilde atlatmak için bakın uzmanlar ne dedi?

İrem Polat (Klinik Psikolog,Çift ve Aile Terapisti)

Okula gitmemek için ağlayan ve ebeveyninden ayrılmayan çocuklara nasıl yaklaşılmalı?

Okula gitmek istememenin pek çok nedeni olabilir. Öncelikle nedenleri anlamak gerekli. Maalesef pek çok okul yöneticisi ve öğretmen ağlasa da çocuğu okulda bırakıp, ebeveyninin uzaklaşmasını ister. Oysa bu son derece yanlış ve travmaya sebebiyet verebilecek bir durumdur. Çocuğun, bağlanma figürünün olmadığı bir ortamda tek kalmasının fazlaca olumsuz sonuçlar doğurabileceğini biliyoruz. Çocuk, yeni mekanı ve yeni insanları, güvende hissettiği bir kişiyle keşfettiğinde alışması çok daha rahat gerçekleşir. Zorlanan çocuklar için doğru zamanlamayla velinin adım adım okuldan uzaklaşması en sağlıklı yöntemdir.

Çocuklardaki isteksizlik ya da ağlamaları ne zaman bir sorun olarak görmeliyiz?

Kimi çocuk ilk günden sürece hazırken, bu bazı çocuklar için zaman alır. Ayrılma-ayrışma kaygısına tırnak yeme, parmak emme, kaka tutma, gece terörü vs gibi süreçler eşlik edebilir. Çocuğun ve ailenin yaşamsal işleyişinin kalitesi düşüyorsa (oyundan keyif alamıyor, iştah ve uyku değişiyor, öğrenmeye ket vuruluyor, arkadaş ilişkileri etkileniyor vs.) geciktirmeden uzman desteği almakta fayda var. Zira pek çok zaman okul kaygısı gibi görünen bir semptomun kökeninde geçmişe ait öyküler bulunuyor.

Müjdat Ataman (Eğitimci-yazar )

Yazının devamı...

“Şiddetin cezalandırılmadığı bir ortamda ailenin işi zor”

31 Ağustos 2019

Toplumu oluşturan en küçük birim aileden yola çıkarak giderek artan kadına şiddet konusunu ve ailenin önemini psikoloji, STK ve hukuk alanında uzman ve akademisyenlerle konuştuk. Anne-baba tutumunun çok şeyi değiştireceğini ancak şiddetin önlenmesi için hukuk, siyaset, eğitim ve ekonomik alanda çoklu bir dönüşüm gerektiğini söylediler

Kadına şiddet haberi duymadığımız bir gün neredeyse yok! Geçtiğimiz günlerde Emine Bulut’un, çocuğunun gözü önünde, eski kocası tarafından öldürülmesi hepimizin yüreklerini parçaladı. Uzmanlar kadına şiddetin temelinde, toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğu konusunda hemfikir. Bu açıdan bakınca, erkek çocuklarını kız çocuklarından daha “değerli” gören toplumsal kültürün, kuşaktan kuşağa aktarımının durdurulmasında ailelerin rolü olabilir mi? Ailelerin ve toplumun, çocuklara karşı masum gibi görünen ama şiddete çanak tutan davranışları neler? “Erkek çocuğun ruhunda şiddet var” söylemi ne kadar doğru? Şiddete dur demek için şefkatli çocuklar yetiştirmek, tek başına yeterli mi? Tüm bu soruları konunun uzmanları cevapladı.

“Değişime dirençli bir sistem problemi”

Bir ülkede kadına şiddet on yılda on misli artmışsa, topluma egemen olan kültürü de içine alan çok katmanlı bir sebep arayışına girmemiz gerek. Çocukların şiddete maruz kalarak, ağır ihmal ile büyümeleri, şiddet eğilimlerini artırır. Diğer yandan şiddetin olmadığı ailelerde de, çocukların dürtüselliklerini kontrol etmeyi öğrenmemeleri, ebeveynlerin bu becerinin önemini fark etmeyip, çocukluk döneminde bunun üstünde durmamaları, çocuğun dürtüselliği iyice yerleşip problem olduğunda da, bu sorunu nasıl çözeceklerini bilemeyip bir uzmandan yardım istememeleri şiddetin artarak devam etmesine ve kişinin saldırgan olmasına neden oluyor.

Çocuklardaki dürtüsellik eğilimini sorun olarak görmemek, çocuğun özdenetim becerisi geliştirmesini önemsememek, özellikle erkek çocukların ana babalarında gördüğümüz bir durum. Kendini en çağdaş olarak gören insanların bile düşünüş şekillerinde, davranışlarında ataerkil değerler çok etkili. Dolayısıyla, kadınların da çocuk yetiştirme tutumlarıyla, söylemleriyle katkıda bulundukları, çok kuvvetli, kanıksanmış, böyle olduğu için de değişime dirençli bir büyük sistem probleminin içindeyiz.

Erkek çocuklarda gördüğümüz saldırgan davranışların sebeplerinden biri, kaygılarını, korkularını kontrol etmekte güçlük çekmeleri. Erkek çocuklar da çocuktur; erkek yetişkinler de insandır. Ve aynen kızlar, kadınlar gibi onlar da korkar, kaygılanır ve üzülürler. Ama ataerkil kültürün erkekten beklentileri ağırdır. Yetiştirilme şekline göre korku, kaygı, üzüntü ifade edilemez, dillendirilemez. Erkek için uygun olan ifade şekli kızgınlık ve öfkedir. Kızlar da erkekler için bunun uygun olduğunu öğrenerek büyür. Ataerkil, erkeğe güçlü olmasının önemli olduğunu öğretiyor ama gerçek gücün ezmemek, hırpalamamak, kızdığında da kontrollü olmak, duygularını gösterebilmek olduğunu öğretmiyor. Erkek çocuklarımızı güçlü yetiştirelim; seven, şefkat duyan, ilişki kurabilen, kaygı, korku, üzüntü duygularını gösterebilen insanlar olarak. Gerçek güç budur.

Yazının devamı...

“Annelerin bakım yükünü azaltmak istiyoruz”

24 Ağustos 2019

Bir avuç gönüllü ile kurulan Koç Üniversitesi Engelli Çocuk ve Ailelerine Destek Merkezi, engelli çocuklara sahip annelerin gönül rahatlığıyla çocuklarını bırakacakları, biraz da olsa sosyalleşip, nefes alabilecekleri bir merkez olarak düşünülmüş

Engelli konusu Türkiye’de kanayan bir yara. Her yıl konuştuğumuz, çare aradığımız ama pek de adım atamadığımız bir konu. Ancak bazı girişimler var ki, umut oluyor. İşte onlardan biri EÇADEM. Bir avuç gönüllü ile kurulmuş, örnek bir proje. Merkezde, hemşirelik felsefesi ile sadece çocuk değil anne de düşünülmüş. Engelli çocuklara sahip annelerin gönül rahatlığıyla çocuklarını bırakacakları, biraz da olsa sosyalleşip, nefes alabilecekleri bir merkez olarak düşünülmüş.

Diğer engelli merkezlerinden farklı, Türkiye’de ilk ve tek olan Koç Üniversitesi Engelli Çocuk ve Ailelerine Destek Merkezi’nin (EÇADEM) kurucuları ile konuştum. Bu harika projenin tüm belediyelere ilham olmasını diliyorum.

EÇADEM ne zaman ve hangi amaçla kuruldu?

Prof. Dr. Ayşe Ferda Ocakçı: Koç Üniversitesi Engelli Çocuk ve Ailelerine Destek Merkezi’ni (EÇADEM) İstanbul Kalkınma Ajansı’nın kâr amacı gütmeyen kuruluşlara yönelik “Çocuklar ve Gençler Mali Destek Programı” kapsamında 2014 yılında hayata geçirdik. Birincisi engelli çocukların bilişsel, fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimlerinin desteklenmesini, ikincisi ise ailelere, özellikle anne ve kardeşlere verilecek hizmetlerle; diğer çocukların korunması, sağlıklı gelişimlerinin sağlanması ve potansiyellerinin ortaya çıkarılmasına katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

EÇADEM’i diğer engelli rehabilitasyon ve eğitim merkezlerinden ayıran nedir?

Doç. Dr. Ayfer Aydın:

Yazının devamı...

Ağız sağlığının temeli bebeklikte başlar

10 Ağustos 2019

Diş Hekimi İdil Akmeriç süt dişlerinin kalıcı dişlere oranla daha çok organik madde içerdiklerinden çürüğe daha yatkın olduklarını söylüyor

Bu aralar bizim evde büyük kızın süt dişleri dökülme çabasında. Süt dişleri sallanıp bir türlü düşmeyince, arkadan çıkan yeni dişler de büyüyünce, çifter dişli oluverdi! Hal böyle olunca çocuklarda diş sağlığı konusunu masaya yatıralım istedim. DentGroup Kids Çocuk Diş Hekimi Dr. İdil Akmeriç ile çocukluk çağında diş sağlığı ve bakımını konuştuk.

Çocuklukta süt dişlerinin bakımı nasıl olmalı?

Anne-babaların çocuklarının gelişiminde dikkat etmeleri gereken en önemli konulardan biri de süt dişleridir. Çünkü süt dişleri, altından gelecek dişler için rehberlik edip yer korurken, çiğneme ve konuşmaya yardımcı oluyor. Süt dişlerinin erken dönemde çekilmeleri sonucu oluşabilecek yer kayıpları sonrasında ortodontik ve fonksiyonel problemler oluşabiliyor. Süt dişlerinin erken çürümesindeki diğer risk faktörü de gece beslenmesi. Çocukların 1 yaş sonrasında gece uykusu öncesinde ve sırasındaki süt tüketimi hızlı ilerleyen ve yaygın çürüklere sebep oluyor. Bu çürüklerin tespiti için ilk yaş muayenesi ve gece yatmadan önce bir ebeveyn tarafından yapılacak fırçalama oldukça önemli. Bebeklik çağından itibaren düzenli diş hekimi kontrolü, koruyucu uygulamalar, çocuğun hekim ile ilişkisinden kaynaklanan bilinçlenme, diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması çocuğun ileriki yaşlarda rahat etmesini sağlayacak faktörlerdir.

Sağlıklı bir ağızda süt dişleri ne zaman dökülmeli?

Bebeklerde yaklaşık 6 aylıkken başlayan süt dişleri, ortalama 2.5-3 yaşında tamamlanarak 20 adete ulaşır. Genel kanı olarak “Nasıl olsa değişecek” gözüyle bakılan bu dişler aslında ağız diş sağlığının çocuklukla birlikte başlayan temelini oluşturur. 5.5-6 yaş civarında alt orta kesici dişlerin sallanmasıyla değişim süreci başlar. İlk sallanıp düşen bu ön dişler nedeniyle anne babalar diğer süt dişlerinin de birkaç ay ya da yıla kalmadan değişeceğini düşünür. Fakat süt dişlerinin tamamının değişmesi 12-13 yaşını bulur.

Çok erken çürükler ne anlama geliyor?

Yazının devamı...