‘Türkiye’nin darbeye olan reaksiyonu çok doğal’

Uluslararası ilişkiler profesörü İlter Turan, hem Batı’nın hem de Türkiye’nin Mısır’da yaşanan olaylara verdiği tepkileri değerlendirdi. Turan,’Türkiye’nin reaksiyonunu doğal buluyorum fakat fazla ileri gitmemeli’ diyor

ABD, Mübarek’in iktidardan çekildiği dönemde ‘düzenli geçiş’ gibi yuvarlak cümleler kurarken, şimdi de Mısır’da yaşananlara darbe dememeyi tercih etti. ABD’nin koyduğu isimler ne kadar önemli?

Bir kere ABD hukuku açısından önem arz ettiği anlaşılıyor. Bu olayı bir askeri darbe olarak niteleyecek olursa, kendi hukukuna göre kendini Mısır’a vereceği desteklerde sınırlaması lazım. Obama yönetimi, sahip olduğu bazı dış politika enstrümanlarını kullanmakta bir kelime nedeniyle sınırlanmak istemiyor. Bu nedenle titizlikle darbe ifadesini kullanmaktan kaçınıyor. Akademik açıdan bakıldığında, askeri darbelerin sınıflandırılması yapılır. Bu olay , bir coup détat, yani hükümet darbesi niteliğinde bir müdahaledir. Yönetim kadrosunu tamamen değiştirmiştir ama henüz köklü bir değişim getirip getirmediği belli değil. Ancak askeri yönetimin iktidarı değiştirme biçimi, tartışmaya gerek yok, darbedir.

‘Türkiye’nin darbeye olan reaksiyonu çok doğal’

İlter Turan, Mısır’daki gelişmelerden sonra Türkiye - Mısır ilişkileri daha gergin bir zemine kayacak görüşünde.
FOTOĞRAFLAR: YUNUS DALGIÇ

Batı’nın bunu bir darbe olarak tanımlamaktan imtina etmesinin arkasında, devrilenlerin siyasal İslam’ı temsil eden aktörler olmasını görenler var. Hemfikir misiniz?

Bunu iki türlü açıklamak mümkündür. Bunlardan bir tanesi, eğer siz Mısır’daki gelişmeleri olumlu yönde etkilemek istiyorsanız, askerlerle irtibat kanallarını açık tutabilmeniz lazım. O zaman da baştan itibaren askerlerle iletişimi zorlaştıracak bir tutumu benimsemek doğru olmayabilir.
Sadece ilkelerle hareket edilmemeli

Türkiye “Bu bir darbedir” diyerek Mısır ordusuyla iletişimi tamamen kesmiş mi oldu?

Türk hükümetinin Mursi hükümetiyle özel bir yakınlığı vardı. Sonra Türkiye askeri darbe olasılıklarından yeni kurtulmuş bir ülke olarak, o travmayla bu konuda daha hassas hareket etmesi doğaldır. Türkiye’deki bütün siyasi aktörlerin askeri darbeye ağız birliği ederek karşı çıkmalarını, Türkiye’deki demokrasinin olgunlaşmasının bir işareti kabul etmek gerekir. Türkiye; askeri yönetimlerin kısa vadede belki bazı çevreleri ferahlatmasının mümkün olduğunu, ama uzun vadede toplumun başına önemli sorunlar getirdiğini bizzat yaşamış bir ülke. Hâlâ bu mirası bir türlü ayıklayamadık. Türkiye’nin reaksiyonunu doğal buluyorum, fakat fazla ileri gitmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Neden?

Ülkeler bir yandan ilkeleri, diğer yandan çıkarları dengelemek zorundalar. Gazetelere baktığınız zaman, 500 Türk kamyonu Suudi Arabistan’da Mısır’a geçmeyi bekliyor. 350 kamyon İskenderun’da bekliyor. Yüklerinin bir kısmı uzun süre dayanacak ürünler değil. Türkiye Mısır ile ilişkilerini hem düşüncelerini ifade ederek ve demokrasi tercihi konusunda sağlam durarak, hem de olağan işlerini yürütmek mecburiyetinde. Ülkeler, dış olaylara tepki verirken sadece ilkelerle hareket ettiklerinde belki inandırıcı da olmuyor.

Neden ilkeler inandırıcılığa yetmiyor?

Bir dostum bana şöyle bir cümle öğretmişti: “İlkesel savunmalar, genellikle onların arkasındaki çıkarların önsavunma hatlarıdır”. Nitekim çıkarına göre Türkiye de değişik ilkeler savunabiliyor. Askeri yönetim karşısında durmamızın sebebi, böyle bir müdahalenin demokrasiye karşı olması. Buna karşılık biz demokrasiyle yönetilmeyen, istibdatla yönetilen ülkeler karşısında herhangi bir ses çıkaran bir ülke değiliz. Yönetimimiz, Suudi Arabistan gibi dünyanın en müstebit yöneticilerine iltifattan geri kalmıyor. Önce içerideki demokrasimizi daha iyi hale getirmemiz lazım. Başkalarına demokrasi öğretirken kendimiz de tatbikatımızı ilerletmeye muhtacız.

Ahmet Davutoğlu, Mısır’daki darbeyi 28 Şubat’a benzetti. Sizce de benzerlik taşıyor mu?

Kısmen katılıyorum. Her iki ülkede de ordu hükümet başkanını istifaya davet etti. Benzerlik buraya kadar. Türkiye’deki lider kadrosu basiretli davrandı, uzun vadeli düşündü ve ordunun fiili müdahalesine imkan vermeyerek demokratik sürecin kurtarılmasını sağladı. Mısır’da kısa vadeli, duygusal düşünüldü. Bu nedenle askeri yönetimin gelmesinin önü açıldı.

‘Suriye üzerindeki baskılar hafifleyecek’
‘Türkiye’nin darbeye olan reaksiyonu çok doğal’

Mursi’nin ve yönetim biçiminin Başbakan Erdoğan ile benzerlik taşıdığını söyleyenler var. Katılıyor musunuz?

Belki Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in düşünceleriyle AK Parti’nin bazı düşünceleri arasında benzerlikler olabilir. Temsil ettikleri toplum kesimleri açısından da benzerlikler olabilir. Ama Türkiye ve Mısır birbirinden çok farklı. Türkiye uzun bir demokrasi tecrübesi yaşadı ve iktidarların seçimle gelip seçimle gideceği konusundaki tereddütler aşağı yukarı aşıldı. İktisadi bakımdan da Türkiye çok daha gelişkin bir ülke. Bu karşılaştırmaları fazla ileriye götürmemek lazım.

Mursi’nin dini otoriterlik eğilimi olduğunu hatırlarsak, bu darbeyle siyasal İslam ile demokrasi karşı karşıya mı geldi?

Bunu söylemek yanlış olur. Ama demokrasiyi sadece seçimle iktidara gelerek bir inanç sistemini toplumun tümüne egemen kılmak için kullanmak demokrasinin ruhuna pek uygun gözükmüyor.

İsmet Berkan’ın köşe yazısında dile getirdiği soruyu size sorayım: “Mısır’daki darbe, seçimle gelen siyasal İslam’ın yine seçimle gideceğine, bir anlamda demokrasiye olan inancı kalır mı?”

Haklı bir soru. Geçmişte bizde de yapılan bir tartışma var; demokrasi bir araç mı yoksa siyasi yaşam biçimi mi? O bakımdan belki bu soruya cevap vermek kolay değil. Ama İsmet Berkan haklı. Siyasal İslam’ı bir sistem olarak ihdas etmek isteyenler, bundan böyle belki seçimle iktidara gelmenin pek de güvenilir bir yol olmadığını düşünmeye başlayabilirler. Zaten belki de öyle düşünüyorlardı da, Mısır’da beklenmedik bir biçimde seçimle iktidara gelme fırsatı ortaya çıktı. İhvan da buna hazır değildi.

Mısır’daki darbe yalnızca o ülkede yaşayanları değil, bölgedekileri de çok endişelendirdi. Sizce uzun vadede bu darbenin bıraktığı izler ne olur?

Arap Baharı diye andığımız olay, aslında Mısır, Tunus ve Libya’da gerçekleşti. Suriye’de de bir gelişme başladı, şu anda büyük bir tıkanıklık içerisinde. Mısır’daki gelişmeler Suriye yönetimi üzerindeki baskıları hafifletecektir. Bunun dışında, diğer ülkelerde aynı siyasi çizgi üzerinden değişim taleplerinde bulunan kesimleri de bir miktar moral bozukluğuna uğratacaktır. İyi gelişmekte olan Türkiye-Mısır ilişkileri de daha serin bir zemine kayacak. Zannediyorum bu gelişmelerden sonra İsrail de bir oranda rahatlayacaktır; ama çok büyük değişiklikler beklemiyorum.

Sizce Türkiye Ortadoğu’da yalnızlaşıyor mu?

Kısa cevap vereyim. Türkiye’nin bir süredir devam eden yalnızlaşma sürecine Mısır’daki gelişmeler dolayısıyla bir ülke daha eklendi.

‘Olayların temelinde hükümetin başarısızlığı var’

Başbakan’ın Gezi Parkı’nda yaşananları analiz etme biçimi, bir komplo olduğunu ifade etmesi hafızamızda. Mısır’da yaşanan darbeden sonra düşünce biçimi nasıl etkilenmiştir sizce?

Sayın Başbakanımızın ifade ettiği o duyguların nereden kaynaklandığını anlayabilmiş değilim. Ama kendisi bu duyguları ifade ettiğine göre, herhalde samimi olarak bazı endişeleri var. Mısır’daki gelişmelerin de bu endişeleri güçlendireceğinden endişe ederim. Kendisinin, dünyanın bazı güçlerinin ülkelerin kaderini belirlemekteki ağırlığına ilişkin görüşleri bu olaylar karşısında daha da yerleşiklik kazanacaktır. Şahsi kanaatim, bu olayları sadece uluslararası güçlerin bir tasarımı olarak değerlendirirsek, önemli bir teşhis hatası yapmış oluruz. Olayların temelinde ülke içi iktisadi koşullar, hükümetin izlediği baskıcı politikalar, sergilenen ciddi başarısızlıklar vardır. Dış güçler o zemini kendi bekleyişleri yönünde değerlendirmek isteyebilirler.

Olağandışı siyasetin kapısı aralandı

Türkiye’nin Mursi hükümetine yakınlığından söz ettik. Batı’nın temkinli davranmasında bu hükümete olan mesafeli tavrı ne kadar etkili?

AB ülkelerinin genelde Mursi hükümetine karşı özel bir yakınlık duyduklarını söylemek kolay değil. Bunun muhtelif nedenleri arasında bir tanesini dikkatten kaçırmamak lazım.

Nedir?

Mursi yönetimi kusursuz bir demokrasi uyguluyordu da devrildi değil. Mursi yönetimi seçimle iktidara geldi. Fakat demokrasiye ilk geçiş yapan ve daha önceki siyaseti kutuplaşmış ülkelerde sık rastladığımız bir sorun, Mısır’da da ortaya çıktı. İktidarlar, seçimin iktidarı belirlemesini bir meşruiyet kaynağı olarak kabul ediyorlar. Bu doğru. Fakat aynı zamanda kendilerine verilen yetkinin bir sonraki seçime kadar geçen süre içerisinde uygun gördükleri her şeyi yapabilecekleri şeklinde değerlendiriyorlar. Bu yanlış. Demokrasilerde devletin müdahale etmemesi gereken alanlara da müdahalelere kalkışıyorlar. Böyle olunca olağandışı siyasetin kapısını da aralamış oluyorlar.

Bu aralanmış kapı açısından bakınca, öte yandan da “darbe oldu, ama...” diye süren cümleleri düşününce, Batı sizce Mısır’da demokrasiden ne anlıyor?

Batı’nın özellikle hassas olduğu konular demokratik özgürlüklerin gözetilmesi ve Hıristiyanlara eşit muamele edilmesi. Bu konularda Batı’nın rahatsızlık duyduğunu söyleyebiliriz. Zaten Kıptilerin hemen hepsi kendilerini Mursi yönetimi tarafından dışlanmış hissediyorlardı. Belki bizim basınımızda yeterince yer bulmayan uygulamalar da var. Bu toplumlarda bir Müslüman’ın bir Hıristiyan’la evlenmesi bile çok büyük problemler yaratıyor. Bu açıdan Batı’nın tepkisine çok şaşırmıyorum. Şunu da hatırlamamız lazım. Avrupa şu anda son derece güçsüz bir dönemini yaşıyor. Dolayısıyla uluslararası politikada başka ülkelerdeki gelişmeleri etkileyecek bir dermanı yok. Dolayısıyla, altını dolduramayacağı beyanlarda bulunmayı, taahhütlere girmeyi istemiyor.

‘Türkiye’nin darbeye olan reaksiyonu çok doğal’

İlter Turan, ‘Türkiye Mısır’dan daha gelişkin bir ülke. Karşılaştırmaları fazla ileriye götürmemek gerek’ diyor.

Uluslararası İlişkiler profesörü İlter Turan

Mısır’da gerçekleşen darbe hem Batı’da hem de Türkiye’de askerin müdahalesine bakış açısından bir turnusol kâğıdı görevi gördü. Ağzından darbe sözcüğü çıkanlarla çıkmayanlar ayrı saflara ayrıldılar. Türkiye ilk andan itibaren keskin bir biçimde darbe adını koydu ve Ortadoğu’da yalnızlaşmasına en azından kısa vadede bir halka daha ekledi.
Uluslararası İlişkiler profesörü İlter Turan, hem Batı’nın hem de Türkiye’nin Mısır’da yaşananlara verdiği tepkileri, denge ve denetleme esaslarına göre yorumladı.