Ege

11.11.2018 - 01:30

Yazı-tura kaptanları

Sitene Ekle
Görüş  |  Bülent Buda egespor@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Alsancak Stadı’nın açık tribünlerinde maç izlemeye başladığımda ortaokul öğrencisiydim. Kapı girişlerindeki görevliler o şirin coşkulu halime bakar, gülümser hadi bakalım ufaklık zıpla içeri derlerdi. Bilet sormazlardı. Uslanmaz bir bedavacıydım. Bazen evde tek başına beyaz leblebi ile bir iki tek parlattığım zamanlarda dalar giderim. Anımsadıkça, özlem basar yüreğime hüzünlenirim. Lacivert-beyazlı İzmispor’un önünde Tarık Gençay, siyah beyazlı Altay’ın önünde Bayram Dinsel. Sarı kırmızılı Göztepe’nin önünde Emin. Yeşil kırmızılı Karşıyaka’nın önünde Cevat Gök. Kırmızı Lacivert Altınordu’nun önünde Beytullah Balic. Sert bir oyundur futbol. 90 dakikalık kapışmada futbolculardaki gel-gitler, öfkeler, itişmeler bazen de sözlü kışkırtmalar. Kaptanların ağırlığı vardı. İzin vermezlerdi olayların fazla büyümesine. Sözleri dinlenirdi, saygındılar. Maç günleri dışında birbirleri ile arkadaşlık ilişkisini sürdüren, paraya pula aldırmayan amatörlerdi onlar.

***

18 yaşımda İzmirspor’la sözleşme imzaladığımda futbolda profesyonelliğin dördüncü yılıydı. Beş bin peşin, beş bin vadeli 10 bine iki yıllığına sözleşme imzaladım. Türk futbolunun anıt ismi Sait Altınordu ilk antrenörümdü. Birgün aramızda söyleşirken ne kadar transfer ücreti aldın dedi. beşi peşin, beşi vadeli on bin dediğimde. İyi para biz cepten vererek oynadık demişti. Özgün, verici dünya güzeliydi Sait Hocam. onu hep özledim. Takım kaptanım Talebe çayırındaki idmanlardan Alsancak’ta kalede duruşundan baygın olduğum güzel abim, yol göstericim, dostum Seyfi Talay’dı. Altay’ın kaptanı Kazım Yıldız’dı. Adamlığın, mertliğin, alçakgönüllülüğün tarifini yap deseniz Kazım Abim’i gösteririm. Göztepe’de Koca Kaptan Gürsel Aksel’i anlatmaya sözcükler yetmez. Karşıyaka’da Erol Özışıkçılar (Gazcı) mertlikte türünün en seçkin örneğiydi.

***

Futbolda rekabet, yarışma coşkusu yenen ile yenilenin duygularındaki gel-gitler, öfke, sevinç, hüzün bu oyun oynanmaya başladığı ilk günden bu yana hep vardı. Olmayada devam edecek. Oyun alanında futbolcular arasındaki itiş-kakış ufak tefek atışmalar bu oyunun doğasında vardır. İşte öyle zamanlarda saygın kaptanlar devreye girer ortalığı yatıştırır üstüne birde maçı yöneten hakemden teşekkür alırlardı. Çok yakınında içinde olduğum o anlarda Seyfi Talay’ın, Gürsel Aksel’in, Erol Özışıkçıların, Kazım Yıldız’ın diğer futbolcular üzerindeki saygınlığına bire bir yaşayarak tanıklık ettim.

***

Profesyonellik, para o günlerde de vardı. Ama herşey değildi. Adamlık paradan önceydi. Günümüzde çok şey değişti. Futbol ayakkabıları, çoraplar, tekmelikler, şortlar, formalar, futbol topu, statlar, ödenen paralar. Yeşil alanlarda yapmacık sahte eylemlerle izleyeni, rakibini tetikleyen 72 milletten futbolcular.

***

Geçtiğıimiz hafta Galatasaray-Fenerbahçe maçında oyun içinde ve oyunun bitiminde yaşananlar, çirkinlikler aslında yeni birşey değil. Öncekilerin abartılmışı, daha fazlası. İzleyenlere soruyorum. İki takımda da olayları yatıştıracak sözü dinlenen kaptanlar varmıydı ortalıkta. Tersine bu ülke futbolunun önüne geçen, yönlendiren hakem fırçalayan kabadayılar vardı podyumun en önünde. O rezil kapışmanın gerekçesi ne kaybedilen puanlar, ne forma sevgisi, nede birinin ötekine attığı tokattır. Bu öfkenin saldırganlığın kökeninde yatan neden paradır, çıkarcılıktır. Ve o büyük paraların, o adamları taşıdığı insani boyuttur. Bu koşullarda günümüzde takım kaptanlarının işlevide hakemin havaya fırlattığı metal paraya yazı ya da tura demektir. Hepsi o kadar.

“Bir ağacın yapraklarında eğer sararma varsa, bu sararmayı teşvik eden ya da tasvip eden bir kök sistemi var demektir.” (Prof Dr. Ali Demirsoy) Ne olur çocukluğumun o saf günlerini bana geri verin...

ŞİİR

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere:

Yastığım, ranzam, zincirim

uğruna ölümlere gidip geldiğim

Zulamdaki mahsun resim

Haberin var mı?

Görüşmecim yeşil soğan göndermiş

karanfil kokuyor cigaram

dağlarına bahar gelmiş memleketimin

(Ahmet Arif)

GÜLÜMSE

Temel ile karısı Fadime 25. evlilik yıllarını dostlarıyla kutlar. Herkes evine gittikten sonra Temel başını iki elinin arasına alarak düşünmeye başlar. onu böyle gören Fadime merak ederek: “Ula Temel ne düşünüyorsun?2 diye sorar. Temel kararlı bir şekilde: “İtiraf edeceğim” der ve devam eder: “Ben beşinci evlilik yıldönümümüzde seni öldürmeyi düşündüm. Ertesi gün avukata sordum, 20 yıl hapis yersin deyince vazgeçtim. Düşünüyorumda bugün dışarıdaydım.”

AFORİZMALAR

Leb Leb demeden Leblebiyi anlayanın tek izahı vardır. Canı fena halde leblebi çekmiş. (Utka Gürtunca)

Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın. Seçim senin. (Mümin Sekman)

Vicdanı tertemizdi, zira onu hiç kullanmamıştı. (Stanis Lawslee)

Bir ara ataist olmayı düşündüm, ama vazgeçtim. Çünkü hiç bayram tatilleri yok. (Henry Youngham)

Bir adamın ölçütü, güçle ne yaptığıdır. (Platon)

Teknoloji sayesinde insanlar, teknolojinin kendisi hariç her şeyi kontrol edebilecek güce sahip oldular. (John Tudor)

Dünya çok acı çekiyor: kötü insanların şiddetinden değil, iyi insanların sessizliğinden. (Napolyon)

Bazen insan öyle özlenir ki, özlenen bilse yokluğundan utanır. (Aziz Nesin)

 

 

Dünyanın kendine özgü şekline ne ad verilir?
©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.