PazarRSS
08 Mayıs 2010 - 16:25

Yedi yeni yıldız

Türk şaraplarındaki kalite artışı hızla sürüyor. Küçük partiler halinde üretilen iyi şarapların büyük harmanlara katılmadan ayrı ayrı şişelenmesi de kaliteli şaraplarımızın artmasını sağlıyor. İşte son haftaların yıldızları, yeni çıkan ve kaçırılmaması gereken şaraplar...

Mehmet Yalçın Şişedeki balıkmyalcin@tnn.net Tüm Yazıları »

Türk şaraplarındaki kalite artışı hızla sürüyor. Küçük partiler halinde üretilen iyi şarapların büyük harmanlara katılmadan ayrı ayrı şişelenmesi de kaliteli şaraplarımızın artmasını sağlıyor. İşte son haftaların yıldızları, yeni çıkan ve kaçırılmaması gereken şaraplar...


Zıpkın gibi bir Sauvignon
Kavaklıdere Egeo SauvIgnon Blanc 2009

Fransa’nın Loire vadisinden dünyaya yayılan Sauvignon Blanc (beyaz Sauvignon) adını “vahşi, yabanıl” anlamına gelen “Sauvage” kelimesinden alıyor. Bu yüzden “Beyazların en vahşisi” diye de anılıyor... Üzümün marifeti, burunda bomba gibi patlayan, ağızda çelik gibi dipdiri duran şaraplara hayat vermesi. Adeta “elektrikli” asiditesi sayesinde de en keskin baharatlı yemeklere bile eşlik edebilmesi, onların altında ezilmemesi.
Üzüm bu özelliğini serin iklimlerde ortaya koyuyor. En iyi Sauvignon’larımızın bol rüzgarlı Saroz’un Sarafin’i ile bozkır soğuğundaki Nevşehir’in CÙtes d’Avanos’u olması boşuna değil... Bunların yanına yerleşen Egeo Sauvignon Blanc da diriliğini soğuktan alıyor. Denizli üzümlerinin yanında, Adapazarı-Geyve üzümlerini de içeriyor. Geyve’nin buz gibi kışları ve yün hırkasız gezilmeyen sonbaharları, üzümü de zıpkın gibi diri yapıyor. Greyfurt, pasyon meyvesi ve krem brüle çağrışımlı şarap adeta yağlımsı dolgunluğuyla da benzerlerinden ayrılıyor. Yaklaşan yaz günlerinde
iyice soğutulmaya da gelecek şarap, 35 TL civarındaki
fiyatını hak ediyor.

Yıllanacak bir şarap
Kavaklıdere Pendore Syrah 2008

Asırlarca “Baharat yolu”nun üzerinde yaşamışız, haliyle, şarapta da damağımız baharlı tatlara meylediyor. Karabibersi tonlar hissettiren Şiraz üzümü, bu zevkimize iyi hitap ediyor, ülkemizdeki üretimi de bu yüzden giderek artıyor.
Kavaklıdere’nin 2002’de diktiği Manisa-Kemaliye’deki Pendore bağlarından elde edilen 2008 Şiraz bu üzümün bizdeki en iyi şaraplarından. Bordo’nun en saygın önologlarından Stephane Derenoncourt ile ekibinin damgasını taşıyor.
13 bin 575 şişe yapılabilen şarap, dönüm başına 400 kilo verim alınan bağın üzümlerinden. Bu yüzden de yoğun ve konsantre; burunda kakao, meyankökü, siyah zeytin bukeler taşıyor.
14 alkolüne ve çok yoğun tanenine rağmen asiditesi de dengeli; taze ve ferah bir içimi de var. İki-üç yıl bekletilmeyi, bu kadar sabredemiyorsanız ise mutlaka bir saat karafta dinlendirilmeyi istiyor.
Ve tabii güçlü et yemekleriyle birlikte sunulmayı da... Fiyatı ise ucuz değil,
aşırı pahalı da değil; 60 TL.

Kalecik Karası’na yeni yorum
Doluca Kav Tuğra Kalecik Karası 2008

Kalecik Karası üzümünün şarapları yumuşak tanenleri, rahat içimi ve zarif yapısıyla “feminen” nitelemesini hak ediyor. Ama örneğin Kavaklıdere’nin ilk Kalecik Karası rekoltesi 1989 gövdeli, dolgun ve tanenli bir şaraptı. Geçen ay çıkan Doluca Kav Tuğra Kalecik Karası da onu anımsatıyor. Denizli ve Ankara üzümlerinden yapılıp kısa süre fıçıda dinlendirilen şarap, ileri derecede olgunlaşmış üzümlerden yapılmış,
14 derece alkollü. Buna rağmen ne alkol tırmalıyor ne de aşırı olgun meyve tatları var. Alkol, asit ve tanenin iyi dengelendiği, mürdüm eriği çağrışımlarına topraksı izlerin eşlik ettiği, akıcı ve dengeli bir şarap. Çok canlı ve diri. Sadece 14 bin şişe üretilen şarabın fiyatının
40 TL civarında olması, damaktaki dengeyi
fiyat-kalite orantısına da taşıyor. 10 dakika karafa süzüp 16 derece gibi “çok hafif serin”
bir derecede içilmeli.

Et gibi çiğneniyor
Kayra ImperIal Öküzgözü Blend 2006

“İyi şarap sadece içilmez, yenir. Ben öyle şarabı hem içer hem de yerim!” Tekel’in unutulmaz önologlarından, heybetli gövdesi, gür sakalı ve tok sesiyle Diyonisos’un torunlarından olduğu hemen belli olan Tezcan Gürkan abimiz bir gün coşup böyle demişti. Hamletvari bu sahne, üstadın elindeki kırmızı şarap kadehiyle taçlanıyordu...
Bazı şaraplar hakikaten böyle. Ağızda adeta “etsi” bir yoğunluğa sahipler. Kayra’nın en lüks şarabı olan Imperial’in yeni çıkan Öküzgözü Blend’i son derece konsantre ve yoğun. Öküzgözü, Boğazkere, Syrah ve Petit Verdot üzümlerinden sadece 11 fıçı yapılan
3 bin 500 şişenin partinin şarabı vanilya, reçine ve meyankökü kokulu. Güçlü tanenli ama diri bir asidite taneni dengeliyor. Mentol, baharat, karanfil ve yeşil ceviz tatları belirgin.
Tanenlerinin “yontulması” için iki-üç yıl bekletilmesi gereken bu şarap bir saat önce karafa aktarılarak yudumlanmalı. 110 TL’lik fiyatına biraz kızarken, “Yine de en azından bazıları gibi ‘Türkiye’nin en pahalı şarabını ürettik’ sloganıyla reklam yapmadılar” diye teselli bulunmalı...

Damaktan
kayıp gidiyor

Doluca Alçıtepe C. SauvIgnon ShIraz 2007
“Akıcı bir şarap...” Doluca’nın yönetim kurulu başkanı, duayen önolog Ahmet Kutman Fransızca’daki “vinous” sözcüğünü büyük bir isabetle Türkçeye böyle adapte ediyor. Ve şarabın damaktan adeta kayıp giden bir akıcılıkta olmasına büyük değer veriyor. Son eseri Alçıtepe’de de bunu başarıyla gerçekleştirmiş.
Çanakkale’deki şehitliklere yakın bağın Cabernet Sauvignon ve Şiraz üzümlerinden yapılan bu ilk rekoltesi, Fransız ve Amerikan meşe fıçılarında 13 ay dinlendirilmenin de etkisiyle yaklaşık 15 derecelik rekor alkol oranını hiç hissettirmiyor. Aşırı bir gövde ve tanen yok, gençliğine rağmen rahat içimli, olduğundan fazla gözükmeye çalışmayan bir şarap... Doluca’nın Sarafin projesinden sonraki ilk “tek bağ” çalışması olduğu için ayrı bir öneme sahip. Yaklaşık 80 TL’yi bulan fiyatı ise tabii ki pahalı. Bu genç bağın ürünlerinin artmasını ve fiyatın ucuzlamasını beklemekten başka çare yok gibi...

Zarif ve armonik
Vinkara Doruk Öküzgözü-Boğazkere 2006

The Marmara Otelleri’nin de sahibi Kiska Holding’e ait Vinkara şarap firması, şarap dünyasının yenisi. İlk aşamada marketleri hedefleyen şarapları, haliyle orta kalite. Temiz, düzgün yapılmış, iyi ambalajlanmış ama büyük iddiaları olmayan ürünler...
Doruk serisinden yeni çıkan Öküzgözü-Boğazkere kupajı ise bu çizginin hayli üstünde. Ankara Kalecik’te -nedense- kökeni deklare edilmeyen üzümlerden yapılmış bu şarap, bu iki üzümün zarif bir kupaja da imza atabileceğinin kanıtı. Orta gövdeli, tanenleri olgun ve kadifemsi, dengeli. Son yılların tanene ve alkole yaslanarak pazu şişiren şaraplarının yanında, şarapta olması gereken şeyleri hatırlattığı için önemli. Fransız stili, çok zarif, armonik, “içilesi” bir şarap... 23 TL’lik fiyatı tadını artırıyor!

Rhone şarabı gibi
Prodom PetIt Verdot 2006

Milletçe baharatı sever, yemeği yavan bulduk mu kırmızıbiberli tereyağını kızdırıp üzerine cızırdatarak dökmekten çekinmeyiz. Baharata ekmek banıp yiyenlerimiz bile çoktur. Böyle bir toplumun baharatlı şarap sevmemesi mümkün mü? Üzümlerin en baharlılarından Petit Verdot’nun bu yüzden Türkiye’de geleceği parlak. Üzüm de kendini seveni seviyor ve daha yeni dikildiği halde, ilk örneklerinde güzel şaraplar veriyor.
Aydın-Savrandere bölgesi üzümlerinden yapılıp 14 ay Fransız meşe fıçılarında dinlendirilen Prodom Petit Verdot, baharat ve kuru meyve lezzetli. Gövdeli, dolgun, adeta etsi dokulu. Öte yandan tanenleri yuvarlak ve dengeli, damakta kalıcı...
“Beni karafa aktarmadan asla içmeyin” diyor, yanında da Adana kebabı ya da biberli bonfile gibi damakta gümbürdeyecek bir yemek istiyor. 60 TL’lik fiyatı ise biraz pahalı gözüküyor...

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010