07.01.2013 02:30 | Son Güncelleme:

Yeni Küreselleşme Düzeni-3

ABD’DE TARİKATLARIN VE DİNİN ETKİSİ DERİN / Mehmet Öğütçü

Dışarıdan bakınca pek görünmüyor ama ABD’de dinin ve tarikatların ekonomi, düşünce yaşamı ve siyasette müthiş bir etkisi var. Elinizdeki dolara bakın, üzerinde “Biz Tanrı’ya güveniriz” yazar.

 

Son başkanlık seçimlerinde Obama’nın Cumhuriyetçi rakibi olan Mitt Romney daha önce Massachusetts Valisi idi. Babası da Michigan Valisi olarak görev yapmıştı. İkisi de Mormon tarikatının öncülerinden olduğunu saklamadılar. Tersine Romney seçim kampanyasında daha da öne çıkarttı dini aidiyetini.
Obama öncesinin Cumhuriyetçi başkanı George W. Bush, dış politikaya da taşımıştı bazı köktendinci yaklaşımları. Hatta 9/11 sonrası teröre karşı savaş stratejisinin temelinde İslam’a karşı “Haçlı Seferi” başlattığını söylüyordu önce ama tepki görünce geri çekti bu sözcüğü kullanımdan.

Yüzde 73’ü Hristiyan
Amerikalıların yüzde 73’ü kendilerini Hristiyan olarak tanımlıyorlar. Katolikler yüzde 25, onlardan biraz daha fazlası Protestanlar, nüfusun geri kalan bölümü ise “diğer Hristiyanlar”. Yahudilik, Budizm, İslam ve Hinduizm ise toplam yüzde 3’ün altında bir oranda temsil ediliyor 280 milyonluk Amerika’da.
“Bible Belt” denilen “İncil Kuşağı” coğrafi olarak ABD’nin güneydoğu ve güney-merkez eyaletlerini kapsayan toplumsal bakımdan muhafazakâr Evanjelik Protestan nüfusu tanımlıyor. Kiliseye gitme oranı çok yüksek bu kuşak boyunca. 17’nci yüzyıldaki sömürgecilik döneminde tamamen Anglikan kilisesinin kalesi konumunda olan ABD’nin güney eyaletleri zamanla dini canlanma hareketi sayesinde Protestanlığın kalesine dönüşmüşler.
Bu bölge, kuzeydoğudaki Protestan ve Katolik inancından, dini bakımdan çeşni gösteren Ortabatı ve Büyük Göller, Utah’daki Mormon Koridoru, güneydeki Idaho ve nispeten daha laik olan ABD’nin Batı eyaletlerinden daha farklı olarak gelişti. Vermont’ta kendisini dindar olarak tanımlamayanların oranı yüzde 34 iken “İncil Kuşağı” eyaleti sayılan Alabama’da bu oran yüzde 6!

‘Petro-dolar’ mecra arıyor
Geleneksel olarak Katoliklerin Demokratlara, Protestanların ise Cumhuriyetçilere oy verdiği bilinir ama bu eğilim de değişiyor. Hispanik nüfusun çoğalması ile Katoliklerin çoğunluğu Obama fenomenine yöneldi. Artık oylar etnik ve dini aidiyetler dışındaki faktörlerden daha fazla etkileniyor. Din yükselen değer olmasına rağmen “hayatınızdaki en önemli şey nedir?” diye sorulan Amerikalıların sadece yüzde 8’i (2008’deki bir kamuoyu yoklamasında) “din” yanıtını vermiş. Yüzde 45 “aile”, yüzde 17 ise “para ve kariyer” demiş. Acaba bizde bu oranlar nasıl çıkardı böyle bir yoklama yapsak?
Amerika’ya, İslam, Afrikalı köleler tarafından getirilmiş ilk defa. Arap ve Doğu Asyalı Müslümanlar gelinceye kadar aslında hatırı sayılır bir İslam mevcudiyeti olmamış ABD’de. 1940’lardan sonra Malcolm X ve Muhammed Ali’nin öncülüğünü yaptıkları “İslam Ulusu” hareketi ile yüksek profil kazanmaya başlamış Müslümanlar bu ülkede. Kongre’ye ilk Müslüman üyenin (Keith Ellison) seçilmesi için de 2006’ya kadar beklemek gerekmiş.
2001’deki İkiz Kuleler’e saldırı bu ülkede Müslümanlara bakışı çok olumsuz şekilde etkiledi. Birçok Müslüman aile çocuklarına Amerika dışında gelecek arayışı içinde. Körfez’den akan petro-dolarlar da kendilerine başka mecra arıyorlar ABD’ye güvenmedikleri için.

‘KAYA GAZI DEVRİMİ’ AMERİKA’YI UÇURUR?MU

ABD, beklenmedik şekilde dünyadaki yeni enerji devriminin önderliğine soyundu. Hem kaya gazı, hem konvansiyonel olmayan petrol, hem yenilenebilir enerji alanlarında dengeleri kökünden sarsıyor.
Son 10 yılda parçalama ve üç boyutlu yatay delme teknolojilerini geliştirerek kayaların arasında sıkışıp kalmış doğalgazı yer üstüne çıkartmayı başardı Amerikalılar. Teksas, Louisiana, Kuzey Dakota, Pensilvanya, Ohio, New York ve başka birçok yerde zengin kaya gazı rezervleri sayesinde arama-üretim çalışmaları hızlanıyor.
Konvansiyonel olmayan petrol ve kayagazı üretimine ağırlık verilmesiyle, bugün ABD’de doğalgaz, Avrupa’dan 5 kat, Japonya’dan 8 kat daha ucuza satılıyor. 21’inci yüzyılın yeni rekabet ortamında yeni tür petrol ve gaza sahip ülkelerin imtiyazlı konuma ulaşması bekleniyor.

Kimi hesaplara göre, ABD’de en az 200 yıllık gereksinimi sağlamaya yetecek kaya gazı bulunduğu ortaya çıktı. Halihazırda yüzde 87 civarında olan enerjide kendi kendine yeterlilik bu gidişle yüzde 100’ü bulacak birkaç yıl içinde. Böyle giderse ABD doğalgaz üretiminde Rusya’yı, petrolde de Suudi Arabistan’ı geçip önümüzdeki on yılda dünyanın en büyük enerji üreticisi koltuğuna oturacak.

Panama Kanalı genişliyor
Enerji ithaline bağımlılığın azalması jeopolitik çekişmelerde elini daha rahat oynamasına imkân verecek. Özellikle de Ortadoğu bataklığında kaynak ve zaman kaybetmektense stratejik menfaatlerinin daha güçlü olduğu Pasifik havzasına yönelerek Çin’in hamlelerine daha etkin karşılık verebilecek.
2015’te Panama Kanalı’nın genişletilmesinin tamamlanmasıyla da hem ihracat önündeki coğrafi engellerden birisi aşılmış olacak, hem de Asya ile ABD arasındaki ticaret güzergâhları değişecek. ABD Körfez eyaletlerinden Mississippi nehri üzerinden taşınacak tarımsal ürünler de Asya pazarlarına bu sayede ulaşma imkânı bulacak.
Bu gelişme tabii ki halihazırda dünyanın “doğal gaz süpergücü” olan Rusya için kötü haber. Gaz ihracında halen en büyük pazarı Avrupa, ondan sonra Türkiye geliyor. Rusya’nın rezervlerinin önemli bölümü Sibirya’da ve ihracatını Avrupa’nın en batı ucundaki ülkelere ulaştırmak zorunda. Gaz ve petrol çıkartma teknolojisi “köhne”. Boru hatları modernizasyona ihtiyaç duyuyor. Fiyatları yüksek. Şayet ABD, rekabet edebilir fiyatlarda Avrupa’ya doğal gaz ihraç etmeye baslarsa oyun kökten değişecek gibi görünüyor.

Rekabet üstünlüğü
Dahası, kaya gazının (Japonya’da 17 dolar civarında iken) 3 doların altında fiyatlanması Amerikan sanayiine beklenmedik bir rekabet üstünlüğü de sağlayabilir. ABD’de enerji ucuzlayınca, daha önce Çin ve benzeri ucuz üretim üslerine kaçmış olan büyük petro-kimya ve demir-çelik tesisleri, yatırım için tekrar Amerika’yı tercih ediyorlar.
Hesaplı ve temiz enerji sayesinde Amerikan imalat sanayinin silkinmesi, yeni istihdam imkânları açılması, uluslararası rekabet gücünün zirve yapması, sonuç olarak da ABD’nin bir numaralı küresel ekonomik gücü konumunu sürdürmesi mümkün olabilir.

‘Siyahi ve Hispanik oyların önemi artarsa İsrail zorlanır’

Yahudiler nüfus bakımından ABD’de küçük bir azınlık olsalar da (yüzde 1.2) yasama ve yürütme organlarında, finansta, medyada, üniversitelerde, bilim ve teknoloji, sanat ve müzik dünyasında en etkin grup. Hatta öylesine etkinler ki, artan sayıda Amerikalı kendi menfaatlerinin özellikle İsrail bağlantılı Yahudi menfaatlerine feda edildiğini düşünmeye başladılar.
Amerika’nın aklı başında Yahudi liderleri bu ülkenin özgürlük ve demokrasi değerleri ile çatışacak şekilde İsrail’in gelecek vizyonunu empoze etmeye çalıştıkça zayıfladıklarının farkındalar. Konuştuğumuz Anti-Defamation League ve American Jewish Committee gibi etkili Yahudi grupların yöneticileri, Amerikan kamuoyundaki gözü kapalı İsrail’e destek çabasının geri teptiğini görüyorlar.

Amerikan tarzı laiklik
Gerçi İsrail devletine destek her iki partide de hâlâ çok güçlü, ama aralarındaki aşırılar temizlenmez ve İsrail Hükümeti adil bir çizgiye çekilmezse, bu desteğin ilanihaye sürmeyeceği de âşikar. Uzun vadede kırılgan İsrail’i daha da yalnız kalmaya sürükleyebilir.
Türkiye’de de görev yapmış bir Amerikan Büyükelçisine, “ABD’nin Ortadoğu politikasında en önemli mülahaza nedir?” diye sorunca düşünmeksizin “petrol” diyeceğini sanmıştım. Anında “İsrail’in güvenliği” diye yanıt verdi. Ve devam etti: “Şayet birgün Başkanlık ve Kongre seçimlerinde Hispanik ya da siyahi oylar (daha doğrusu nüfuzu) daha önemli hale gelirse işte o zaman İsrail’in işi çok zorlaşacak. Zira ABD menfaatlerinin üzerine çıkıyor bugün İsrail’in menfaatlerini ve güvenlik kaygılarını Washington’dan kollamak. Obama bile yeniden seçilebilmek için dümen kırmak zorunda kaldı.”

İçerideki dini yoğunlaşma Amerikan tarzı bir laiklik anlayışını gündeme getiriyor dünyanın başka köşelerinde de. Bu amaçla ve özellikle de Hristiyan azınlıkları korumak amacıyla Dışişleri Bakanlığı üzerinden etkin bir kampanya yürütülüyor. Nitekim, Çin, Mısır, Afrika, Suriye ve Irak’taki kaygı verici duruma dikkat çekiliyor sürekli insan hakları raporlarında. Ülkemizdeki Patrikhane ile ilgili konuya ilgi de bu çerçevede değerlendirilebilir.

YARIN: ‘YENİ’ EKONOMİK SÜPERGÜÇ

Bu habere ifade bırak
  • 0Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy0