Her yeni yıl geldiğinde hepimiz birbirimize birçok güzel dileklerde bulunuruz.

Bu sene yeni yıla girerken bu dilekler üzerine düşündüm. Kalıplaşmış, söylemiş olmak için söylediğimiz, dilemek için dilediğimiz dilekleri dilemek içimden gelmedi.

İçini boşalttığımız, çürüttüğümüz, düşünmeden harcadığımız, yok ettiğimiz birçok şey gibi güzelim sözcükleri de pervasız harcamış, içini çürütmüşüz.

Mutlu, umutlu, sağlıklı, başarılı yıllar dilemişiz birbirimize… Düşünmeden, hissetmeden, inanmadan tıpkı birbirimizin sevgisine inanmadığımız ama birçok kere birçok kişiye sevgi sözcüğünü kullandığımız gibi.

Hep istiyoruz…

Sevilmek istiyoruz mesela. Birileri bizi sevsin istiyoruz her daim. Buna karşılık sevmeyi aklımızdan geçirmiyoruz. Oysa sevilmek “sevebilmekle” başlar bilmiyoruz.

Hep bekliyoruz…

“Umut” ne güzel bir kelimedir.  Birileri hep umudumuz olsun istiyoruz ama biz “birilerinin” umudu olmaktan imtina ediyoruz.

Umutla işlenmiş bakışlar istiyoruz, okşayan dokunuşlar… ama gözlerimiz konuşmuyor sevgiyle; seninleyim, buradayım, yanındayım demiyor gözlerimiz. Gözlerle gelen o kadifemsi duygu tüm bedeni sarar harman olur duygular. Beklediğimizin gelmesi “eylemle” başlar bilmiyoruz.

Dokunmuyoruz sevdiğimize sıcacık. Sevgiye dokunmuyoruz; hissedilen ipek bir dokunuş ruhun buzlarını eritir, düşünmüyoruz.

Yalnız kalmak istemiyoruz ama kimsenin yalnızlığına ses olmuyoruz. Oysa bir başkasının yalnızlığını paylaşmak, yalnızlığımızı yalnız bırakmak olduğunu bilmiyoruz.

Hep yaralarımız sarılsın istiyoruz. Geçmişten gelen, kanayan, kabuk bağlayan yaralarımız iyileşsin, izi geçsin istiyoruz. Birinin yarasına merhem olmanın da “mutluluğu” getirebileceğini yaralarımızı sarabileceğini bilmiyoruz. Bunun sevmekle ilgili olduğunu, geçmişimizle yüzleşmek olduğunu, anılarımızı anlarımızı geri çağırmak onlarla konuşmak, aramızdaki perdeleri kaldırmak ve geçmişle sarılıp koklaşmak, dost olmaktan geçtiğini bilmiyoruz.

Mucizeler istiyoruz. Yalnız bizim için gelecek mucizeler… Kimsenin mucizesi olmak istemiyoruz. Işıldayan bir kalp yapamıyoruz ki, ışıldayan bir kalbimiz olsun.

Samimiyet bekliyoruz, olduğu gibi istiyoruz sevdiğimizi kendi gibi geldiğinde olduğu gibi kabul etmiyoruz. Her zaman amalarımız var. Tüm beklentilerimiz kendimiz için, diğerlerinin beklentilerine gelince “amaların” arkasına saklanıyoruz.

Ne var çıksak amaların arkasından, korkuyor muyuz duygularımızın açığa çıkacağından?

İncinmekten korkarak kilitleyip anahtarını uzaklara attığımız sevgimizin, cesaretimizin kapılarını tekrar açsak. Bırakalım çaresizliğimizi, korkularımızı görsünler. Sahi bu kadar mı kötü zaaflarımızın görülmesi? kimse incitemiyor mu duygularımızı, benliğimizi, inançlarımızı?

Hemen şimdi bu yıl başında tüm kalkanlarımızı bıraksak, bizi koruduğunu düşündüğümüz ne kadar silahımız varsa atsak uzaklara bir daha almasak yanımıza. Saklamasak kendimizi, tam da istediğimiz gibi kendimiz gibi, olduğumuz gibi çırılçıplak kalsak, öylece göz göze gelsek bitecek belki.  Umduklarımız, beklentilerimiz gerçekleşecek belki.

Samimi, güvenliksiz, biz gibi özgürlüğe uçsak. Ve böylece umutlarımız bize koşsa… kucaklasak onu sevgiyle ve yeniden açsak kendimizi, risk alsak, yanılsak, yenilsek, başarısız olsak. Tekrar kalksak ve tekrar tekrar denesek sevmeyi tıpkı çocukluğumuzdaki gibi.

Vaktimiz az paylaşmak, sevmek, kucaklaşmak için…

Şartlarımız ağır evet, bulunduğumuz ortam kara kış, geçit vermiyor sis ama olsun varsın. Yüreğimizi daha fazla küstürmeyelim.

Bu yeni yılda özlemlerimizi çağıralım…

Kendimize karşı ördüğümüz duvarları yıkmakla başlayalım işe. Önce kendimizi sevelim, sevmek demek yaşamak demek çünkü. Yaşamak ise; var olmak demek, anlam demek, mutluluk demek. Yıkalım duvarlarımızı birbirimize karşı.

Ve sonra… sebep olalım sevdiğimizin gözlerinin yıldızlara benzemesine, seyredelim etrafa ışık saçmasını.

Yeni yıldan hepimiz için sevebilmeyi diliyorum ve her şeye sevgiyle sahip çıkabilmeyi.