Yerli Barbie: Gülse Birsel

Daha önce yazdığım birçok yazının altında, üstünde, yanında, yani bir yerlerinde hep Gülse Birsel'in adını geçirdim. Ama hiç sayfalar dolusu Gülse Birsel diyecek fırsatım olmamıştı. Bu fırsatı bana vermiş olduğun için teşekkür ederim sana Barbie bebek... 


 

Yerli Barbie: Gülse Birsel

Gülse Birsel çok güzel çalışmalara imza atan, özgürlükçü, eşitlikçi, duruşu olan, sosyal ve politik meselelerde söz alan, arkasını dönmeden toplumu duyabilen bir kadınken, Barbie bebek olmasına ben çok şaşırdım. Çünkü bizim oynamamız için elimize verilen Barbie, bu üstte saydığım şeylerden çok uzak bir karakter. 

Çoğumuz güzellik algımızı ilk Barbie bebeklerle oluşturduk. Biz büyümeye çalışan, kafası karışık kız çocuklarıydık; o ise kusursuz 'Barbie'... Güzelliğinin dışında harika bir hayatı ve çok yakışıklı bir sevgilisi vardı. Neden başkasını örnek alalım ki? Ayrıca biliyorsunuz sarı olmak bizde önemlidir. Daha önce de söylemiştim: Antik çağlarda kadınlar güzellik uğruna ölürken, biz ineğimizin adını 'Sarı Kız' koymuşuz. Çünkü sarıysa kesin güzeldir!

 

 

Benim hatırladığım ilk örnek kadın figürü ise, öğretmenim Emine Hanımdı. Ne uzun sarı saçları vardı ne de mavi gözleri… Üstelik hayatından ve sistemden sürekli şikayet edip dururdu. Evlerin içine baksak da durum değişmiyor. Sürekli bize karışan, 'gün' yapan, dizi seyreden, yemek yapan annelerimiz var. Komşu kadınlara baksak; annelerimizin sadece görüntü olarak farklıları. Çalışan annelerimiz ise hep yorgun. Televizyondaki kadınlar da güzeldi ama sanki Barbie daha bir güzeldi. Kusursuzluğu ile hayatlarımıza yerleşen Barbie varken, sorarım size, başka kim olmak isteyebilirdik? Üstelik sevgilisi çok yakışıklı, bence bunun altını çizmekte fayda var. 

Aslında saydığım şeylerin hiçbiri kusur değil. Bir kadın yorulabilir, yemek yapabilir, çalışabilir, şikayet edebilir veya tam tersi de olabilir. Hayatın içinde olan olan şeyler bunlarsa, bizim Barbie’de bir sorun yok mu? Çünkü benim çocukken oynadığım Barbie'nin, güzelliği dışında hiçbir şeyi yoktu. 

Biraz tarihçesini araştırınca ise farklı şeyler öğrendim.

 

 

1950'li yıllarında bebekler bez üretiliyordu. Barbie bebeğin yaratıcısı Ruth Handler, bir gün kızı Barbara’nın oynadığı bebeklere yetişkin rolü verdiğini fark etti. O zamanlarda çocuk oyuncakları gerçekten de çocuk figürü şeklindeydi. Sanırım yapmak istediği şey, seyahati sırasında Alman bebeği Lilli’yi görünce şekillendi. Marka hikayelerinin anlattığına göre Lilli çalışan, ne istediğini bilen ve bunu elde etmek için erkeklere yük olmayan bir kızdı.  Aslında tam da olması ve örnek alınması gereken bir bebekti Lilli.

1959 yılında bebeğin tasarımı üzerinde yeniden çalışılarak ve Handler’in kızının adı olan Barbara’dan esinlenerek, Barbie bebekler olarak pazarda yerlerini aldılar. Yani bize yıllardır Pelinsu, Derinsu gibi gelen Barbie’nin adını doğduğu yıla uyarlarsak, bizdeki Rukiye, Cevriye gibi bir şey olsagerek diye düşünüyorum.

 

 

Ruth Handler bununla da kalmadı. Oğlunun ismi Kenneth olunca piyasaya 'Barbie’nin prensi' olarak sürülen 'Ken'i yarattı. Fakat ufak bir sorun vardı. Barbie bebeğin yıllarca tartışılan göğüsleri varken, Ken bebeğin cinsel organı yoktu. 96-46-86 gerçekdışı ölçülere sahip Barbie’nin bel kalınlığından taviz verilse bile, göğüslerinden asla taviz verilmedi. E haliyle kızlar bu mümkünatı pek düşük ölçüler için çaba harcamaktan geri kalmadılar. Bu beden ölçüleriyle şahsen benim aklıma güzelliği değil, anoreksiya gibi yeme bozuklukları geliyor. Ya da bunun için uzatılan bir davetiye… 

Toplumsal ve politik tartışmalara yol açsa bile inanılmaz ilgi gören Barbie, asla tek bir modelle kalmadı. Kızı mı torunu mu bilmediğim ve doğruluğundan emin olmayarak okuduğum bir bilgiye göre, Stacie bebeğin gerçek hayattaki ilham kaynağı, daha sonra obezite ve şeker hastalığına yakalanarak kendini müziğe vermiş. Hatta raflardaki temsiline tepki olarak 'Ben Böyle Sıska Bir Şey Değilim' isminde bir şarkı bestelemiş.

 

 

Tabii ki Barbie sadece Amerika satışlarıyla sınırlı kalmadı. Japon piyasası için çekik gözlü Barbie'ler üretildi, Suudi Arabistan’da ise İslami değerlere uymadığı gerekçesiyle yasaklandı. 

İlerleyen yıllarda ise çok daha fazla çeşidinin üretildiğini biliyoruz. 

Gerçekdışı güzelliği olan Barbie algısı yıllar içerisinde evrile evrile ilerliyor gibi görünüyor. Irkçılık tartışmalarından sonra siyahi bebek üretildi. Pembe tekerlekli sandalyesinde olan bebek, tesettürlü bebek, farklı ölçülerde bebek, kariyer sahibi bebek derken birçok başarılı kadının da bebeğini görmüş olduk. 

 


Gülse Birsel'in Barbie bebeği

 

Yani her daim bakımlı, güzel, hiçbir sorumluluğu olmayan ve harika hayatı olan, gerçekdışı psikotik Barbie bebeklerle büyüme devri bitti. Ya da bir pazarlama stratejisi olarak bize öyle verdiler. Bu biraz da "Engelliler Günü'nde engellileri düşünelim" mantığına benziyor. "Yılda bir kere tekerlekli sandalyeli bebek, sorumluluk sahibi kadınlar için 8 Mart’ta güçlü kadın bebekler yapalım. Ama geri kalan günler aynı bebekler piyasada varlıklarını sürdürsün" demek gibi...

Barbie dendiği zaman akıllara hala uzun bacaklı, ince belli, sarı saçlı, mavi gözlü bir kadın geliyorsa, bu da marka değerinin 60 yıl önceki ile aynı olduğunu gösteriyor.

Buna karşılık Gülse Hanım da dünyanın en kaliteli arsızlığını yaparak, 40 okula 250’şer kitaplık kütüphane yapılmasına vesile olmuş oldu...

 

 

Bu makaleye ifade bırak