Küresel Beslenme Endeksi, dünyada obezitenin artışının yetersiz beslenme oranını tetiklediğini ortaya koyuyor. Rapora göre Avrupalıların çoğu şişman ve Türkiye de bu sorunu yaşayan ülkeler arasında yer alıyor. 

Endeks, Hollanda merkezli Beslenmeye Erişim Vakfı tarafından yayımlanıyor ve Endeksin oluşturulmasında dünyanın önemli sağlık örgütlerinin verileri kullanılıyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) obeziteyi bir salgın olarak kabul ettiği ve dünyada ki en riskli 10 durumdan biri olarak ilan ettiği günümüzde neden şişmanladığımızı sorduğumuz Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönülşöyle konuştu: “Obezite, yediğimiz gıdalardan alınan enerjinin, günlük aktivitelerimiz esnasında tükettiğimiz enerjiden fazla olması ile tetiklenen bir süreçtir. Bu yüzdendir ki yüksek kalorili, yanlış beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı obezite riskini arttırır.Obezite erkeklerde bel çevresinin 102 cm’den, kadınlarda ise 88 cm’den fazla olmasıdır.

Vücut kitle indeksi 30’ un üzerinde olanlar obez olarak kabul edilir. Bir örnekle açıklamak gerekirse 160 boyunda bir kişi 77 kilodan fazla ise obezdir. Yetersiz beslenme,karbonhidratların proteinlerin, yağların, suyun ve minerallerin, vitaminlerinyeteri kadar tüketilmemesi sonucu, vücut dokuları düzgün yapılanamaz bu durum obeziteyi artırır.”

Acaba yerken, gerçekten aç olduğumuz için mi yiyoruz? 

Obezite nedenlerinden biri olan duygusal yeme alışkanlığına da dikkat çeken Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül, can sıkıntısı, atıştırma alışkanlığına dönüşen yeme davranışlarında ki ipuçlarına değinerek şöyle konuştu: “Duygusal yeme davranışı, genellikle can sıkıntısı, üzüntü gibi bir olay ile bağlantılıdır. Burada kişi, bazı gıdaları aşırı miktarlarda tüketmeyi seçer, adeta bu gıdaya karşı doymak bilmez bir iştah hisseder. Sonra da yeme davranışını genellikle suçluluk duygusu izler. Gerçekten acıkan bir kişi az miktarda da olsa birşeyler yedikten sonra tokluk hissi belirmeye başlar. Duygusal yeme davranışından kaçınmak için alınacak önlemler mevcuttur. Bunlardan en basiti sık ve düzenli öğünlerle beslenmeye çalışmaktır.

Öğün atlamamak önemlidir. İş yoğunluğundan dolayı uzun saatler boyunca yemek yiyemediğimiz zaman, tabiri caizse kurt gibi aç bir şekilde yemek yemek, hepimizin başına gelmiştir.
 Burada unutulmaması gereken tokluk hissinin hemen algılanamadığıdır. Ne kadar hızlı ve çok gıda tüketilirse tokluk hissi geç geleceği için, ihtiyaçtan fazla yemek tüketilir. Tabi ki bu ölçüsüz yemekler de bizlere fazla kilolar olarak geri döner.

O yüzden öğün atlamadan, yavaş ve sık çiğneyerek beslenmeyi öneriyoruz. Lifli, protein ve mineral yönünden zengin gıdalar, tüketildikten sonra uzun süre tok tutar. Ceviz ve kinoa gibi lif yönünden de zengin gıdaları, salatalarımıza az miktarda eklemek, bir sonraki öğünde yeme miktarımızı azaltacaklardır. Bunlar hepimizin alabileceği basit önlemlerdir. Fakat duygusal yeme davranışının temelinde yatan sorunlar ne kadar büyükse bunu kontrol etmek o kadar zor olmaktadır. Bu yüzden yedikten sonra pişmanlık duygusu ile yaşamak yerine bir psikolog ile görüşmek gerekir.”

Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül; hareket kabiliyeti azalmış, dizlerde fazla kilodan dolayı sorunlar yaşayan, metabolik sistemi bozulmuş obez kişilerin isecerrahi yöntemlere başvurabilir diyerek şöyle konuştu: “Obezite cerrahisini diğer seçeneklerden sonuç alınamadığında ya da sağlık durumunuzun ivedi kilo vermenizi gerektirdiği ciddidurumlarda düşünülmesi gerekir. Obezite cerrahisi; kısıtlayıcı ve emilim azaltıcı ameliyatlar olarak iki gruba ayrılırlar. Kısıtlayıcı ameliyatların başında Tüp Mide Ameliyatı gelmektedir. Kısıtlayıcı ameliyatlarda mide hacmi küçültülerek gıda ve dolasıyla kalori alımı azaltılır. Emilim azaltıcı ameliyatlarda ise gıdanın ince bağırsaklardan geçen mesafesi kısaltılır, gıdalardan alınan kalori miktarı azaltılmaktadır. Emilim azaltıcı ameliyatlar ise Mide Baypasları ve SADI ( Duodenal Switch) ameliyatıdır.

Her ameliyat herkese uygun olmadığı için seçeneklerin kişiselleştirilmesi gerekir.Obezite cerrahisi olanlarda diyabet kaynaklı sorunların %92’sinin azaldığı, kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanan sorunların ise %59 azaldığını gösteren bilimsel yayınlar mevcuttur. Bu yüzden obezite cerrahisi, şeker hastalığı ameliyatı olarak da anılmaktadır. Sonuç olarak obezite günümüzde salgın boyuta ulaşmış olmasına rağmen, alınan önlem ve uygun tedaviler ile önlenebilen bir süreçtir.”