Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

üyük projelere bayılıyoruz.

Dünyanın en büyük adliyesini, havaalanını, hastanesini yaptık, yapmaya da devam ediyoruz.

Hani, okyanusu geçip de derede boğulmak diye bir deyim var ya, tam bize göre.

Devasa binalar, otoyollar, köprüler, barajlar, yer altından KKTC’ye olduğu gibi su kanalları döşüyoruz, Marmaray’da olduğu gibi kıtaları birbirine birleştiriyoruz...

Ama gelin görün ki şehir içi yol ve kaldırımlarımız tam bir felaket.

Kentleri yönetenlerin ayağı hiç yere basmadığı için olup bitenlerden haberdar olmamaları çok doğal!

Peki ya asıl işi bu olanlar?..

Sokaklar ağlıyor!

Sizleri bilmem ama ben her fırsatta yürüyenlerdenim.

İstanbul’un insanı çıldırtan trafiğinin esiri olmaktansa yürümek hem daha sağlıklı hem de daha keyifli.

Hele bir de yollar yol, kaldırımlar kaldırım olsaydı.

Yurtdışı seyahatlerde en gıpta ettiğim şey hep yolları oldu.

Hiçbir şey için oralarda yaşama isteği hissetmedim ama yollar, kaldırımlar, parklar hep gel buraya dedi...

Peki ya bizimkiler?

İşte yol ve kaldırım deyince gözümüzün önüne gelenler:

- Arnavut kaldırımlarının üzerine asfalt döküyoruz.

- Langır lungur oynamayan kaldırım taşlarımız yok gibi.

- Telefon ve rögar kapakları ya çukur ya da tümsek. Ya düşersiniz ya da zıplarsınız.

- Yamalı bohçaya dönmemiş ve boydan boya kazılmamış ana caddemiz ya da ara sokağımız yok gibi.

- Yağmur yağdığında, akıp gidecek bir eğim neredeyse hiçbirinde yok.

- Standart bir kaldırım genişliği ara ki bulasınız. Kimi yerlerde hiç yok, kimilerinde ölçü diye bir şey bulmak mümkün değil!

- Kaldırım yüksekliği, her asfalt yenilenmesinde ya daha da azalıyor ya da yok olup gidiyor.

- Hız kesici tümsekler tam bir komedi. Yükseklik ve genişlikleri her yerde farklı. Asfalt olmayanlarının ömrü üç ayı geçmiyor.

- Çürük dişe dönüşen, patlayan, çöken, yok olan kaldırımlara sahip çıkan yok, yok, yok!

- Esnaf, AVM, atölye, fabrika girişlerindeki kaldırımlar daha kolay girilip çıkılsın diye ya sökülüyor ya da asfalt dökülüyor! Ne soran var ne de karışan!

- Kar nedeniyle yapılan tuzlamalar, yol ve kaldırımları köstebek tarlasına dönüştürüyor!

- Aydınlatma yok gibi. Olanlarda da sokak lambalarının biri yanıyorsa, diğeri yanmıyor.

- Cadde ve kaldırımlarda çöp tenekesi ara ki bulasınız!

- Eğer civarda kafe, restoran varsa sokağa taşınan masalar nedeniyle kaldırım diye bir şey kalmamış.

- Otomobil galerilerinin önü panayır yeri gibi!

- En komiği ise aynı bölgedeki 100 metrelik bir kaldırımda, en az 10 çeşit zemin uygulaması var. Kimi asfalt yapmış, kimi granit mermer, kimi de fayans ya da taş döşemiş.

- Yol çalışması var diye iki tane işçi yolu kapatıyor, tın tın, bir saatte bitecek işi 10 saatte yapıyor ve hesap soran yok.

- Aynı anda on yerde bakım onarım olur mu? Eğer söz konusu bizim ülkemizse olur.

Kim denetliyor?

Yol, su, elektrik, doğal gaz, telefon, internet bir kentin olmazsa olmazları.

Altyapı olmadan, kent değil, olsanız, olsanız ancak köykent olursunuz.

Ama bir yeri kazarken, aralarında bir koordinasyon olmalı.

Biri kazıyor kablosunu ya da borusunu döşüyor. Aradan üç ay geçmeden, bir başkası geliyor.

Peki, bu kaldırımların ya da caddelerin hiç mi sahibi yok?

Bir ara Milliyet’ten iki arkadaş, Taksim Meydanı’nda koca bir çukur açmıştı da bir Allah’ın kulu gelip de sen ne yapıyorsun dememişti. Aradan neredeyse 20 yıl geçti, hâlâ değişen hiçbir şey yok!

Her kentte, nasıl ki milli eğitim, emniyet, kültür, su müdürleri varsa, yol müdürleri de olmalı.

Olmalı ve kamuoyu tarafından da tanınmalı ki her çukura düştüğümüzde, ondan hesap soralım.

Yol ve kaldırımlardaki keyfi uygulamaları ona bildirelim.

Özetin özeti: Bir kenti ve onu yönetenleri yakından tanımak istiyorsanız, neresi olduğu hiç önemli değil, yarım saat yürüyün yeter. Yollar, kaldırımlar, her şeyi size anlatacaktır!.