Altın Üçgen keşfi

Eklenme Tarihi10.11.2014 - 2:01-Güncellenme Tarihi10.11.2014 - 1:05

Seyahat konusunda başkasının söylediklerini boş ver, herkesin yaşayacağı deneyim ve bakış açışı farklıdır. İşte bunun en güzeli örneğini Hindistan’da yaşadım. Delhi’de havalimanına vardım, bana anlatılan kötü kokudan eser yoktu. Havalimanından çıkarken endişe ile dışarıya bakıyordum ki, gayet düzgün bir havalimanı evet eski araçlar ama rahatsız edici, can sıkıcı hiçbir şey gözükmüyordu etrafta. Delhi’ye 11 saatlik yolculuktan sonra varmama rağmen, sıkıştırılmış bir programla maksimum yer görebilmek adına, şimdi 5 saatlik bir yol ile Pembe şehir Jaipur’a yol alacaktım. Çok geçmedi, transfer aracı geldi ve bindim araca. Yola çıktık, yol boyunca ben diyeyim binlerce kamyon, siz deyin on binlercesi.  Sanki dünyada ne kadar kamyon var hepsi Hindistan yollarında. Yollarda son derece az çizgi var ve kamyonlar yolda devamlı korna çalarak slalom yapıyorlar adeta. Bir de ne göreyim her kamyonun arkasında “Horn Please” veya “Blow Horn” yazıyor. Yani ya lütfen korna çalın yada boru çalın diye uyarı yazısı var. Sebepli sebepsiz herkes kornaya basıyor, yol boyunca Jaipur’a kadar tedirgin gelmedim desem yalan olur. Jaipur’da günün ortasında kamyonlar arasına karışan bisikletli, motosikletli, tuk tuk cinsi motorlu araçların ve binek arabaların kornaları da birbirine karışınca anladım ki, kimse şoför mahallinden inip de birinin üzerine saldırmayacak. Yani korna çalmakla, kimse kimseye küfür etmiyor aslında, bu bir gelenek haline gelmiş. Sonra fark ettim ki turistik bir araç olduğundan bizim şoför neredeyse hiç kornaya basmıyor ama herkes bize korna çalıyor. Bir an düşündüm, sanki biri yanımıza gelecek arkadaş senin aklından zorun mu var, sen neden kornaya basmıyorsun ki diyecek gibi geldi, ne de olsa ortama uymayan bir tek bizim aracımızdı. Bu kadar trafik yoğunluğu ve karmaşaya, kornaya rağmen trafik o kadar kendi içinde düzenli ki, her an bir kaza olacak diye düşünürken koca 2 gün kaza görmedim, aman görmeyeyim de!

Bir de Masala çayına kocaman bir parantez açmak lazım. Jaipur’da otele ilk girdiğimde sıra dışı bir koku aldım, bir türlü ne kokusu olduğunu çözemedim. Şehir turuna çıktım ve öğle yemeğini lokal bir restaurantta yedikten sonra rehberim, Masala çayı içer misin dedi. Tabii ki memnuniyetle sipariş ettim, ne de olsa iyi bir seyyahın o yörenin insanlarını daha yakından tanıyabilmesi onların lezzetlerine ve yaşayışlarına yaklaşması ile mümkün olacağını düşünüyorum. Çayı içerken anladım ki, bu tat bizim İstanbul’da lüks kahve zincirlerinden birinde Chai Tea Latte veya Oregon Chai olarak bardağına 8-10 TL vererek, bayılarak içtiğim çayın aynısı. Belki de bu çayı seven binlercesi var İstanbul’da. Ama acaba ilk defa bu lezzetin tadına Hindistan’da bakmış olsalar aynı şeyi düşünecekler miydi? Ve bir şeyi daha çözmüş oldum, zira Masala Çayı bir ölçek su ve bir ölçek aynı oranda süt ile, çayın aynı potta Zencefil ve Kakule ile kaynatılması sonucu yapılmakta. Ve bu koku bu tat, otelimizin lobisinin girişindeki cafeden yayılan koku nedeniyleymiş. Günü bitirip otele geldiğimde bunu fark ettiğimde, otelin kokusu bana son derece büyülü ve lezzetli gelmeye başladı. İşte bir ülke insanı, alışkanlıkları ile yakınlaşmak-bütünleşmek onları anlayabilmek bu olsa gerek diye düşündüm o an.

Rajasthan’ın başkenti Jaipur altın üçgenin favori şehri…

Gelelim Jaipur’da yaşadığımız güzel deneyimlere…Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Altın üçgen olarak adlandırılan Delhi-Agra-Jaipur üçgeninin en etkileyici şehri kesinlikle Jaipur. 1727 yılında 2.Jai Singh’in Jaipur’un ovalarında kurduğu bu saray şehri, yıllar sonra bağımsızlığın ilanından itibaren Rajasthan eyaletinin de başkenti olmuş.Yerel olarak Rajasthan bölgesinde bolca bulunan pembe renkli bir taşın yapılarda sıkça kullanılması sonucu pembe şehir anlamına gelen Jaipur olmuş şehrin ismi. Jaipur günümüzde etnik el sanatlarının en güzel örneklerini, tekstil konusunda başarılı ürünleri, özellikle de yarı değerli ve değerli taşları hesaplı satın alabileceğiniz altın üçgenin öne çıkan kenti.  Jaipur’a geldiyseniz mutlaka gezmeniz gereken yerler arasında; Amber kalesi, Jantar Mantar ve Hawa Mahal bulunur. Altın üçgen seyahatinde üzerinizde büyüleyici etki bırakacak ve seyahatinizin sonunda evet en iyisi de buydu diyeceğiniz şey, Rajasthan eyaletinin kraliyet şehrinde fillere binerek salına salına, karşıdan gelen filler ve çevredeki muhteşem manzara ile kendinizden geçerek ziyaret edeceğiniz Amber kalesidir. Tepeye vardığınızda da kraliyet sarayı ayrı ayrı her detayı ile sizleri büyüleyecektir. Kaleden manzara ise paha biçilemez keyifli bir ortam yaratmaktadır.

Jaipur’da gezeceğiniz Jantar Mantar ise bugüne kadar gezdiğim en ilginç taş rasathane. 8.ci yüzyılda gökbilimci bir kral tarafından inşa edilmiş, rasathanede yer alan her şey çok iyi korunmuş ve güneş saati, gezegen sisteminin güncel konumunu göreceğiniz alan son derece etkileyici.

Ve tabii Jaipur’un ve Rajasthan’ın en etkileyici saraylarından biri olan Hawa Mahal, yüzlerce penceresi ve taş ızgaralı yapısı ile şehrin göbeğinde, günlük hayatın içindeki koşuşturmada görkemli bir şehirde Jaipur’a adeta göz kırpıyor.

Şah Cihan imzalı kent Agra…

Hint ülkesinde bir Türk imparatorluğu olan Babürlerin 6.cı imparatoru Şah Cihan, çok sevdiği eşi doğum esnasında vefat ettiğinden, onun anısına bir anıt mezar yaptırmak istemiştir. Böylece Tac Mahal bir anıt mezar olmak üzere, Mimar Sinan’ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi tarafından 21 yıl gibi bir sürede inşa edilmiştir. Yapımında günde 20,000 kadar işçinin çalıştığı söylenmektedir. Ercümend Begüm Banu orijinal ismi veya Mümtaz Mahal olarak anılan sevgili eşinin anıt mezarı Tac Mahal’de bulunmaktadır. Eser dünyanın yedi harikasından biri olmaya gerçekten de layık bir eser… Zira Tac Mahal dendiğinde belki dünyanın her yerinde Hindistan toprakları akla gelse de, yakından gördüğünüzde ne denli müthiş bir eser olduğunu daha iyi anlayacaksınız. Agra’nın sembolü olan Tac mahal’i görmenin yanı sıra, bu güzel şehre yaklaşık 40 km uzaklıktaki Fatehpur Sikri’yi ve Agra kalesini de mutlaka ziyaret etmelisiniz. Agra kalesinde akşamları ses-ışık gösterileri yapılıyor, bu etkinliği görmeniz değişik bir deneyim olacaktır. Fatehpur Sikri her ne kadar günümüzde terk edilmiş bir şehir ise de, kalenin iç kısımları son derece iyi korunmuş. Gezerken geçmişe doğru yol alacağınızı garanti ederim.

Karmaşa ve otantizmin büyüsünü yaşatan şehir Delhi …

Delhi’nin eski ismi Babür imparatorluğu zamanında, Şah Cihan’ın şehri anlamını taşıyan Şahcihanabad’mış. Dünyanın en çok nüfusuna sahip ülkelerinden birine göre, Delhi’de yaklaşık 18 milyon kişinin yaşaması aslında şaşırttı beni. Şehrin bazı yerlerinde inanılmaz bir kalabalık, bazı yerleri, özellikle büyük bulvarları insandan neredeyse arınmış bölgeler gibi. Trafik altın üçgen olarak gördüğüm yerler arasında en yoğun olanı…Buna rağmen çok güzel bir düzen içinde diyebilirim. Tam kozmopolit bir şehir, her şeyin en ucuzu en pahalısını bulabilme imkanınızın olabildiği, ama Hindistan dendiği zaman akla gelen, televizyonlarda izlene harmoniyi de yakından görebileceğiniz bir şehir Delhi. Şehrin yeni ve eski kısımları, new Delhi ve Old Delhi diye ayrılmış. Turistik anlamada en değerli bölge kuşkusuz Old Delhi. Delhi’de görmeniz gereken yerler arasında; Red Fort (Kırmızı Kale), Jama Mescidi,  Mahatma Ghandi anıt mezarı, Chandni Chowk, Qutub Minar, Bahai tapınağı, Safdarjang Kabri-Camii ve Hint kapısı… Taş duvarları birçok imparatorluğun yükselişine veya çöküşüne tanıklık etmiş olan Delhi Şehrinin, Old Delhi(Eski Delhi) kısmının dar ve kalabalık sokaklarında, kaybolmaktan korkmadan gezin, müthiş görsel bir şölen sizi bekliyor olacak. Korkmayın, fakirlik, açlık çok yüksek seviyelerde olsa da kendinizi son derece güvende ve rahat hissedebildiğiniz bir ülke Hindistan. Görmeniz gereken yerlerin başında gelen Red Fort nam-ı diğer Kırmızı kale, Yamuna nehrinin batı tarafında , Şah Cihan tarafından bir kraliyet ikametgahı ve resmi kompleksi olarak inşa ettirilmiş.

Red Fort’un hemen karşısında ise, Delhi’de alışveriş dendiğinde akla ilk gelecek yer Chandni Chowk yer alır. Yüzlerce toptancının ve Eski Delhi’nin ticaretinin kalbinin attığı yerdir. Gümüş takılar, şekerlemeler ve el sanatlarının güzel örneklerini Chandni Chowk’ta bulabilirsiniz.

Eski Delhi’de yer alan, Hindistan’ın en büyük ve en etkileyici camisi Jama Mescide de mutlaka uğrayın. Profesyonel fotograf makinenizle içeri girmek isterseniz yaklaşık 5 USD gibi bir rakamı, makbuz karşılığı ödemeniz gerekmekte, ödemek istemezseniz makineleriniz emanete alınıyor, çıkarken size iade ediliyor. Şah Cihan tarafından inşa edilmiş Jama Mescit’te Cuma günleri yaklaşık 200,000 müslüman aynı anda namaz kılabiliyor.Cemaat Camii anlamını taşıyan Jama Mescid, 1651 yılında yapılmış.

Qutub Minar da Delhi’nin etkileyici ve önemli eserlerinden biri. 1199 yılında yaptırılmış olan bu şaheser, yanı başındaki camiinin minaresi olarak insanlara ezan okumak maksadıyla da yapılmış ve kullanılmıştır.

Delhi’ye kadar gelmişken, Mahatma Ghandi anıt mezarını da ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca Bahai tapınağı da çok enteresan bir bina. Lotus çiçeğini tasvir eden bembeyaz bir mermerden yapılmış Bahai tapınağının bahçesindeki havuz alışılmış tapınak-ibadethaneler arasında ilginç bir yer. Tapınağın içinde sessiz olmak kaydıyla hangi dine mensup olursan ol, istediğin şekilde yani inandığın şekilde ibadet edip, dua edebiliyorsun. Tüm dinleri kucakladıklarını söyleyen Bahai’lerin tapınağını görmek de ilginç bir tecrübe.

Altın üçgeni nasıl keşfedebilirsiniz?

Dünyanın her yerinde Golden Triangle yani Altın üçgen olarak satılan Hindistan turlarında, Delhi-Agra ve Jaipur’u içeriyor. Prontotour da, Altın Üçgen turları organize ediyor. Kasım-Mart ayları arasında değişik alternatifler ile isteyene Nepal’le beraber Altın üçgeni gezme fırsatı da sunulmuş. Hindistan’a uygun uçak bileti arayanlardansanız, Qatar Airways’in de uygun bağlantılı uçuşlarında, ekonomik fiyatlar yakalamanız mümkün.

Seyahat konusunda başkasının söylediklerini boş ver, herkesin yaşayacağı deneyim ve bakış açışı farklıdır. İşte bunun en güzeli örneğini Hindistan’da yaşadım. Delhi’de havalimanına vardım, bana anlatılan kötü kokudan eser yoktu. Havalimanından çıkarken endişe ile dışarıya bakıyordum ki, gayet düzgün bir havalimanı evet eski araçlar ama rahatsız edici, can sıkıcı hiçbir şey gözükmüyordu etrafta. Delhi’ye 11 saatlik yolculuktan sonra varmama rağmen, sıkıştırılmış bir programla maksimum yer görebilmek adına, şimdi 5 saatlik bir yol ile Pembe şehir Jaipur’a yol alacaktım. Çok geçmedi, transfer aracı geldi ve bindim araca. Yola çıktık, yol boyunca ben diyeyim binlerce kamyon, siz deyin on binlercesi.  Sanki dünyada ne kadar kamyon var hepsi Hindistan yollarında. Yollarda son derece az çizgi var ve kamyonlar yolda devamlı korna çalarak slalom yapıyorlar adeta. Bir de ne göreyim her kamyonun arkasında “Horn Please” veya “Blow Horn” yazıyor. Yani ya lütfen korna çalın yada boru çalın diye uyarı yazısı var. Sebepli sebepsiz herkes kornaya basıyor, yol boyunca Jaipur’a kadar tedirgin gelmedim desem yalan olur. Jaipur’da günün ortasında kamyonlar arasına karışan bisikletli, motosikletli, tuk tuk cinsi motorlu araçların ve binek arabaların kornaları da birbirine karışınca anladım ki, kimse şoför mahallinden inip de birinin üzerine saldırmayacak. Yani korna çalmakla, kimse kimseye küfür etmiyor aslında, bu bir gelenek haline gelmiş. Sonra fark ettim ki turistik bir araç olduğundan bizim şoför neredeyse hiç kornaya basmıyor ama herkes bize korna çalıyor. Bir an düşündüm, sanki biri yanımıza gelecek arkadaş senin aklından zorun mu var, sen neden kornaya basmıyorsun ki diyecek gibi geldi, ne de olsa ortama uymayan bir tek bizim aracımızdı. Bu kadar trafik yoğunluğu ve karmaşaya, kornaya rağmen trafik o kadar kendi içinde düzenli ki, her an bir kaza olacak diye düşünürken koca 2 gün kaza görmedim, aman görmeyeyim de!

Bir de Masala çayına kocaman bir parantez açmak lazım. Jaipur’da otele ilk girdiğimde sıra dışı bir koku aldım, bir türlü ne kokusu olduğunu çözemedim. Şehir turuna çıktım ve öğle yemeğini lokal bir restaurantta yedikten sonra rehberim, Masala çayı içer misin dedi. Tabii ki memnuniyetle sipariş ettim, ne de olsa iyi bir seyyahın o yörenin insanlarını daha yakından tanıyabilmesi onların lezzetlerine ve yaşayışlarına yaklaşması ile mümkün olacağını düşünüyorum. Çayı içerken anladım ki, bu tat bizim İstanbul’da lüks kahve zincirlerinden birinde Chai Tea Latte veya Oregon Chai olarak bardağına 8-10 TL vererek, bayılarak içtiğim çayın aynısı. Belki de bu çayı seven binlercesi var İstanbul’da. Ama acaba ilk defa bu lezzetin tadına Hindistan’da bakmış olsalar aynı şeyi düşünecekler miydi? Ve bir şeyi daha çözmüş oldum, zira Masala Çayı bir ölçek su ve bir ölçek aynı oranda süt ile, çayın aynı potta Zencefil ve Kakule ile kaynatılması sonucu yapılmakta. Ve bu koku bu tat, otelimizin lobisinin girişindeki cafeden yayılan koku nedeniyleymiş. Günü bitirip otele geldiğimde bunu fark ettiğimde, otelin kokusu bana son derece büyülü ve lezzetli gelmeye başladı. İşte bir ülke insanı, alışkanlıkları ile yakınlaşmak-bütünleşmek onları anlayabilmek bu olsa gerek diye düşündüm o an.

Rajasthan’ın başkenti Jaipur altın üçgenin favori şehri…

Gelelim Jaipur’da yaşadığımız güzel deneyimlere…Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Altın üçgen olarak adlandırılan Delhi-Agra-Jaipur üçgeninin en etkileyici şehri kesinlikle Jaipur. 1727 yılında 2.Jai Singh’in Jaipur’un ovalarında kurduğu bu saray şehri, yıllar sonra bağımsızlığın ilanından itibaren Rajasthan eyaletinin de başkenti olmuş.Yerel olarak Rajasthan bölgesinde bolca bulunan pembe renkli bir taşın yapılarda sıkça kullanılması sonucu pembe şehir anlamına gelen Jaipur olmuş şehrin ismi. Jaipur günümüzde etnik el sanatlarının en güzel örneklerini, tekstil konusunda başarılı ürünleri, özellikle de yarı değerli ve değerli taşları hesaplı satın alabileceğiniz altın üçgenin öne çıkan kenti.  Jaipur’a geldiyseniz mutlaka gezmeniz gereken yerler arasında; Amber kalesi, Jantar Mantar ve Hawa Mahal bulunur. Altın üçgen seyahatinde üzerinizde büyüleyici etki bırakacak ve seyahatinizin sonunda evet en iyisi de buydu diyeceğiniz şey, Rajasthan eyaletinin kraliyet şehrinde fillere binerek salına salına, karşıdan gelen filler ve çevredeki muhteşem manzara ile kendinizden geçerek ziyaret edeceğiniz Amber kalesidir. Tepeye vardığınızda da kraliyet sarayı ayrı ayrı her detayı ile sizleri büyüleyecektir. Kaleden manzara ise paha biçilemez keyifli bir ortam yaratmaktadır.

Jaipur’da gezeceğiniz Jantar Mantar ise bugüne kadar gezdiğim en ilginç taş rasathane. 8.ci yüzyılda gökbilimci bir kral tarafından inşa edilmiş, rasathanede yer alan her şey çok iyi korunmuş ve güneş saati, gezegen sisteminin güncel konumunu göreceğiniz alan son derece etkileyici.

Ve tabii Jaipur’un ve Rajasthan’ın en etkileyici saraylarından biri olan Hawa Mahal, yüzlerce penceresi ve taş ızgaralı yapısı ile şehrin göbeğinde, günlük hayatın içindeki koşuşturmada görkemli bir şehirde Jaipur’a adeta göz kırpıyor.

Şah Cihan imzalı kent Agra…

Hint ülkesinde bir Türk imparatorluğu olan Babürlerin 6.cı imparatoru Şah Cihan, çok sevdiği eşi doğum esnasında vefat ettiğinden, onun anısına bir anıt mezar yaptırmak istemiştir. Böylece Tac Mahal bir anıt mezar olmak üzere, Mimar Sinan’ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi tarafından 21 yıl gibi bir sürede inşa edilmiştir. Yapımında günde 20,000 kadar işçinin çalıştığı söylenmektedir. Ercümend Begüm Banu orijinal ismi veya Mümtaz Mahal olarak anılan sevgili eşinin anıt mezarı Tac Mahal’de bulunmaktadır. Eser dünyanın yedi harikasından biri olmaya gerçekten de layık bir eser… Zira Tac Mahal dendiğinde belki dünyanın her yerinde Hindistan toprakları akla gelse de, yakından gördüğünüzde ne denli müthiş bir eser olduğunu daha iyi anlayacaksınız. Agra’nın sembolü olan Tac mahal’i görmenin yanı sıra, bu güzel şehre yaklaşık 40 km uzaklıktaki Fatehpur Sikri’yi ve Agra kalesini de mutlaka ziyaret etmelisiniz. Agra kalesinde akşamları ses-ışık gösterileri yapılıyor, bu etkinliği görmeniz değişik bir deneyim olacaktır. Fatehpur Sikri her ne kadar günümüzde terk edilmiş bir şehir ise de, kalenin iç kısımları son derece iyi korunmuş. Gezerken geçmişe doğru yol alacağınızı garanti ederim.

Karmaşa ve otantizmin büyüsünü yaşatan şehir Delhi …

Delhi’nin eski ismi Babür imparatorluğu zamanında, Şah Cihan’ın şehri anlamını taşıyan Şahcihanabad’mış. Dünyanın en çok nüfusuna sahip ülkelerinden birine göre, Delhi’de yaklaşık 18 milyon kişinin yaşaması aslında şaşırttı beni. Şehrin bazı yerlerinde inanılmaz bir kalabalık, bazı yerleri, özellikle büyük bulvarları insandan neredeyse arınmış bölgeler gibi. Trafik altın üçgen olarak gördüğüm yerler arasında en yoğun olanı…Buna rağmen çok güzel bir düzen içinde diyebilirim. Tam kozmopolit bir şehir, her şeyin en ucuzu en pahalısını bulabilme imkanınızın olabildiği, ama Hindistan dendiği zaman akla gelen, televizyonlarda izlene harmoniyi de yakından görebileceğiniz bir şehir Delhi. Şehrin yeni ve eski kısımları, new Delhi ve Old Delhi diye ayrılmış. Turistik anlamada en değerli bölge kuşkusuz Old Delhi. Delhi’de görmeniz gereken yerler arasında; Red Fort (Kırmızı Kale), Jama Mescidi,  Mahatma Ghandi anıt mezarı, Chandni Chowk, Qutub Minar, Bahai tapınağı, Safdarjang Kabri-Camii ve Hint kapısı… Taş duvarları birçok imparatorluğun yükselişine veya çöküşüne tanıklık etmiş olan Delhi Şehrinin, Old Delhi(Eski Delhi) kısmının dar ve kalabalık sokaklarında, kaybolmaktan korkmadan gezin, müthiş görsel bir şölen sizi bekliyor olacak. Korkmayın, fakirlik, açlık çok yüksek seviyelerde olsa da kendinizi son derece güvende ve rahat hissedebildiğiniz bir ülke Hindistan. Görmeniz gereken yerlerin başında gelen Red Fort nam-ı diğer Kırmızı kale, Yamuna nehrinin batı tarafında , Şah Cihan tarafından bir kraliyet ikametgahı ve resmi kompleksi olarak inşa ettirilmiş.

Red Fort’un hemen karşısında ise, Delhi’de alışveriş dendiğinde akla ilk gelecek yer Chandni Chowk yer alır. Yüzlerce toptancının ve Eski Delhi’nin ticaretinin kalbinin attığı yerdir. Gümüş takılar, şekerlemeler ve el sanatlarının güzel örneklerini Chandni Chowk’ta bulabilirsiniz.

Eski Delhi’de yer alan, Hindistan’ın en büyük ve en etkileyici camisi Jama Mescide de mutlaka uğrayın. Profesyonel fotograf makinenizle içeri girmek isterseniz yaklaşık 5 USD gibi bir rakamı, makbuz karşılığı ödemeniz gerekmekte, ödemek istemezseniz makineleriniz emanete alınıyor, çıkarken size iade ediliyor. Şah Cihan tarafından inşa edilmiş Jama Mescit’te Cuma günleri yaklaşık 200,000 müslüman aynı anda namaz kılabiliyor.Cemaat Camii anlamını taşıyan Jama Mescid, 1651 yılında yapılmış.

Qutub Minar da Delhi’nin etkileyici ve önemli eserlerinden biri. 1199 yılında yaptırılmış olan bu şaheser, yanı başındaki camiinin minaresi olarak insanlara ezan okumak maksadıyla da yapılmış ve kullanılmıştır.

Delhi’ye kadar gelmişken, Mahatma Ghandi anıt mezarını da ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca Bahai tapınağı da çok enteresan bir bina. Lotus çiçeğini tasvir eden bembeyaz bir mermerden yapılmış Bahai tapınağının bahçesindeki havuz alışılmış tapınak-ibadethaneler arasında ilginç bir yer. Tapınağın içinde sessiz olmak kaydıyla hangi dine mensup olursan ol, istediğin şekilde yani inandığın şekilde ibadet edip, dua edebiliyorsun. Tüm dinleri kucakladıklarını söyleyen Bahai’lerin tapınağını görmek de ilginç bir tecrübe.

Altın üçgeni nasıl keşfedebilirsiniz?

Dünyanın her yerinde Golden Triangle yani Altın üçgen olarak satılan Hindistan turları, Delhi-Agra ve Jaipur’u içeriyor. Prontotour da, Altın Üçgen turları organize ediyor. Kasım-Mart ayları arasında değişik alternatifler ile isteyene Nepal’le beraber Altın üçgeni gezme fırsatı da sunuluyor. Hindistan’a uygun uçak bileti arayanlardansanız, Qatar Airways’in de uygun bağlantılı uçuşlarında, ekonomik fiyatlar yakalamanız mümkün.

Not : Fotografların tamamı, Ömer Serkan Bakır'a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Etiketler