Seyahatte kültürler buluşması

Eklenme Tarihi22.04.2013 - 0:00-Güncellenme Tarihi22.04.2013 - 1:13

Her seyahat, günlük yaşamınızdan uzaklaşıp, farklı bir coğrafyayı keşfedeceğiniz veya dinleneceğiniz, kafayı boşaltmak fikirleri ile ortaya çıkar. Bilhassa yurtiçi veya yurtdışında kültür turu tarzında bir seyahat gerçekleştiriyorsanız, gezeceğiniz ülkelerin-şehirlerin son derece önemi var. Zevkinize göre tarihi, sanatsal veya eğlenceli şehirleri programınıza katabilirsiniz. Bunların yanı sıra gideceğiniz ülkenin yeme içme kültürünü de keşfetmek son derece önemlidir. Saydıklarımın hepsini tamamlayan ve bir kültür seyahatinde olmazsa olmaz konu, o ülkenin veya şehrin yöresel insanlarını tanımak, onlarla seyahatiniz esnasında paylaşımlarda bulunmaktır.

Benim de seyahatlerimde en çok önem verdiğim konu, o yörede yaşayan insanlarla samimi ilişkiler kurarak, hem bölge hakkında, hem yaşam koşulları hakkında bilgi almayı hedeflerim. Ayrıca zaman zaman samimi olduğum kişilerin sofralarına oturmaya, şehir pazarlarına gitmeye, okullarına girmeye hatta düğün törenlerinde, dini törenlerinde yer almaya özen gösteririm. Bir ülkeyi anlayabilmenin özümseyebilmenin belki de en kolay yolunun bu olduğunu düşünüyorum. Sonrasında o şehri gezerken kendinizi hem çok daha rahat, hem de ülke insanına daha da yakınlaşmış olarak hareket ediyorsunuz, bu da size gezdiğiniz yerlere daha farklı bir gözle bakmanızı sağlıyor.

Geçtiğimiz aylarda Kenya’ya yapmış olduğum seyahatte de, Afrika’nın pırıl pırıl iki güzel insanı ile tanıştım. Bunlardan biri seyahatimiz boyunca bana Afrika’da yapılacak safarinin gerçek anlamda ne ifade ettirdiğini en iyi şekilde anlamamı sağlayan Ole Sitima idi. Ole gerçekten de son derece neşeli, ülkesinin karakterini en iyi şekilde yansıtan muhteşem bir insan. Üstelik üniversitede vahşi yaşam üzerine eğitim almış olan Ole, Masai Mara’da seyahatimiz boyunca hangi hayvanın hangi bölgelerde yaşadığından, hayvanların türleri ve davranış biçimlerine kadar bizleri engin bilgileri ile adeta donattı. Çimenlerde yatan arslanın bir türlü ayağa kalkmadığından, fotoğraf çekemediğimi belirttiğimde, ceylan sesi çıkararak aslanın ayağa kalkmasını sağlayan, yerde yatan iki aslanın balayında olduğunu ve biraz sonra çiftleşeceklerini belirten, 15 dakika kadar bekledikten sonra aslanların çiftleşmesine şahit olduğumuz, Kenya seyahati için son derece önemli bir profesyonel Ole Sitima.

Üstelik gerçek bir Mara yerlisi. Sığır dışkısından yapılmış hepsi 10 metrekarelik 2 göz odalı evinde, eşi ve iki çocuğuyla elektriği olmadan, ceylan ve zebraların doğal yaşam alanlarında yaşamakta.  Ole turizmde çalıştığından her türlü yiyecek ve içeceği yiyebiliyor iken, ailesi doğal yaşam alanlarında sığır eti, inek kanı  ve sütü ile besleniyorlar. Benim eşim şu yediğimiz armutlu pastayı hayatında hiç yemedi diyecek kadar içten bir insan. Oğlum Nairobi’de yatılı olarak üniversite eğitimi görüyor ama tek amacı Mara’yı mecliste temsil edebilmek, sadece bu amaç için okutuyorum onu diye belirtiyor. Üstelik milletvekili olduğunda da Mara’daki 2 göz odada doğal yaşam ortamında hayatlarına devam edeceklerini de üzerine basa basa söylemekte. Sevgili Ole sayesinde Kenya insanı, safarideki hayvanların habitatı, yaşam davranış biçimleri  ve Mara yerlilerinin nasıl insanlar olduğunu çok daha yakından tanımış oldum.

Bir Mara köyü ziyaretimde, 40 yaşında olduğunu ifade eden Mara yerlisine, çikolatalı gofret verdiğimde, gofreti diline dokundurup çekine çekine ısırması, sonrasında da siz bunları mı yiyorsunuz, 40 yaşıma geldim ilk defa tadına bakıyorum olağanüstü demesi gözümün önünden gitmiyor.

Mara köyünün içinde ismi Hope Center yani Ümit merkezi olan bir okula giriyorum. Okulun girişinde bembeyaz gömleği, parıldayan dişleri ve güler yüzüyle bir Mara yerlisi olan kadın beni karşılıyor. Okulumuza hoş geldiniz diyen bu güler yüzlü insan, okulun öğretmenlerinden biri. İsminin Agness Kamau olduğunu belirtiyor, okulumuzu size gezdirmekten memnuniyet duyarım, hadi kapıda durmayın birlikte anaokulumuzu ve ilkokulumuzu sizlere sınıf sınıf gezdirmek isterim diyor. Okuldaki gezim esnasında şansıma tam da öğle paydosuna denk geldim. Çocuklar demirden yapılmış bir barakanın önünde kuyruktalar, öğretmen Agness burası kantinimiz, çocuklar öğle tatilinde yemeklerini buradan alıyor diyor. Gerçekten de biraz daha dikkat ettiğimde demir barakanın üzerinde İngilizce mutfak anlamına gelen Kitchen yazıyor. Önce anaokulu sınıfını, sonra ilkokulda okuyanların sınıflarını tek tek gezdiriyor bana. Bir de bakıyoruz yemeğini almış bir sürü çocuk kenarda oturmuş yiyorlar. Çatal-bıçak yok, yemek pilav ve fasulye. Tabii hepsi elleri ile yiyor…

Şaşkınlığımın ardından kapısında Office yazan küçük bir odaya girdiğimizde birkaç yetişkin içeride oturuyor, her yerde ders programı, notlar ve dosyalar… Office yazan bu baraka da anlayacağınız üzere Öğretmenler odası. Nasıl para kazanabiliyor musun diye sorduğumda, benim derdim para değil, eğer ben ve benim arkadaşlarım burada öğretmenlik yapmasa suç oranları artar, küçücük çocuklar eğitimsiz kalırlar. Biz kendimizi Mara halkına adadık, çocuklarımızın güzel geleceğe sahip olmaları bizim en büyük maddi, manevi kazancımız diyor.