Her geçen gün çok daha acayipleşen, hiç olmadık tavır ve davranışlar sergileyen bir toplum olma yolunda dev adımlarla ilerliyoruz. Bu durum toplum hayatımızı, sosyal alanlardaki davranışlarımızı, birbirimizle olan insani ilişkilerimizi, aile içi davranışlarımızı, çocuklarımızla olan ilişkilerimizi etkiliyor, bizlere yansıyan sonuçlarındaki geri dönüşü ise hiçte iç açıcı olmuyor.

Son zamanlarda çevremde en sık duyduğum ve cevabı şiddetle aranan sorulardan biri “zamane çocukları neden bu kadar şımarık?” oluyor. Bu sorunun yanıtını alabilmemiz için başka bir soru ile yola çıkmamız gerekiyor. Adeta Freud’cu yaklaşımla geçmişimize inmeden, geleceğimizle ilgili sorunları çözmemiz mümkün görünmüyor. Özellikle geçen 25-30 yıl içerisinde ne oldu bize? Sorusunun yanıtını sağlıklı biçimde bulabilirsek, zamane çocuklarının önlenemez şımarıklıklarına da engelleyebiliriz.

Geride bırakılan 25-30 yıl içerisinde nasıl bir kırılma yaşadığımıza baktığımızda; ailesel, sosyal ve kültürel açıdan değerlerimizi yitirdiğimizi ve geçmişimizde sahip olduğumuz değerlerimizin yarattığı boşluğun bizler üzerinde derin uçurumlar açtığını söyleyebiliriz. Artık toplum olarak empati kurmanın, adil davranışlar sergilemenin, hakkaniyetli olmanın ve doğrunun peşinden gitmenin, dürüstlüğün önemini bilmiyor, bu gibi kaygıları asla taşımıyoruz. Her birimiz öylesine kendimizle ilgiliyiz ve kendimizle öylesine baş başa kalmışız ki yarattığımız bencillik okyanusunda kibirden boğuluyoruz. Hiç ölmeyecekmişiz gibi haddimizi ve ne olduğumuzu bilmeden, hatta hayattan ne beklediğimizin farkında bile olmadan, gelecek hedefleri koymadan, herkese ve her şeye öyle üstten üstten bakıveriyoruz.

Geçmişte çoğumuzun lisede okuduğu sosyoloji ve psikoloji kitaplarında insanın “sosyal bir varlık” olduğunu öğretildi bizlere. Günümüzde sosyalleşmekten uzaklaşan ve bireyselleşirken giderek yalnızlaşan karakterler; bir yandan aşırı bir özgüven patlaması yaşarken, bir yandan da metropol yaşamı içerisindeki karmaşanın yarattığı güvensizlik ve kaos ortamı ile güven sorunu yaşar hale geldi. Bunların yanı sıra, hızla akan yaşam ve kariyer hırsı trafiğinde konumunu korumak ve sahip olduklarını elinde tutmak kaygısı, birilerinin sırtına basarak yükselmenin normal kabul edilir hale gelmesi ile insanımızı daha da kaygılı bir hale soktu.

Şımarık Çocuğun Aynası Anne Babadır

Geçmişin baskıcı, despot, ciddi, soğuk ve resmi anne-babalarının günümüz anne-babaları üzerinde yarattığı olumsuz etki, yetişkinleri çocuklarıyla arkadaşlık etme hatasına düşürdü. Konunun uzmanı psikolog ve pedagoglar; anne, baba ve çocuk arasında arkadaşlık ilişkisinin, gelecekte çocuğu disipline etme açısından ebeveynlere ve topluma ciddi sıkıntılar yaşatacağı yönünde yaptıkları açıklamaların altını çiziyorlar. Günümüz yetişkinlerinin, geçmişinde yaşanmamışlıklarının getirdiği eksiklik ya da hiçlik duygusunu çocukları üzerinde tamir etme çabası da cabası oldu. Çocuğun her istediğini almak, her istek ve talebini koşulsuz yerine getirmek, “özgüveni gelişsin” cümlesi ardına gizlenerek, çocuğu her lafın ve olayın başkahramanı haline getirmek ise, en sık yapılan hataların başında geliyor. Tüm bu hataların sonucunda ortaya çıkan tablodaki şımarık çocuğun aynasının anne babası olduğunu görüyoruz.

Yozlaşan, değerler boşluğu yaşayan bir toplumda çocukları eğitmek için öncelik anneleri eğitmek, aileleri eğitmekten geçiyor. Bunu zorunlu hale getirmekse, sosyal devlet anlayışı ile mümkün görünüyor. Zamane çocuklarının neden bu kadar şımarık? Olduğu sorunu ancak bu yollardan geçerek çözümlenebilir görünüyor. Toplumsal yapı olarak az emek, çok ekmek felsefesini benimsemiş kolaycılığı seven bir yapımız var. Eğitim almadan âlim olmak, çalışmadan, çabalamadan, kestirmeden zengin olmak gibi büyük ideallerimiz var. Bu algı zincirini kırmanın yolu ise eğitimden, ama öncelikle de kadının eğitiminden geçiyor. Eğitilen, aydınlanan, bilinç düzeyini yükselten kadın, yetiştirdiği çocuklarına da aynı değerleri üzerine koyarak öğreteceğinden, gelecek nesilleri ancak bu şekilde kurtarabiliriz.

Şımarık çocuk sorunu temel görgü kurallarına sahip, bencilliği bir kenara bırakmış, ruh sağlığı yerinde sağlıklı ve yetişkin gibi düşünen, davranabilen bireylerin yetiştirdiği çocuklarla çözülebilir. Yaşamında belli bir düzen oturtarak, aile içi kuralları uygulayabilen ailelerin bu sorunları aşması toplumun geleceği açısından oldukça önemli. Kendisini yetiştirmeyi bilememiş, sorunlu geçmişine takılı kalmış yetişkinlerin psikolojilerinin düzeltilmesi, boşlukta savrulan yüksek egolarının söndürülmesi ile eskilerin “Adab-ı Muaşeret” dedikleri görgü kurallarının yetişkin anne-babalara acilen öğretilmesi gerekiyor. Bu sorunları aşabilen yetişkinlerin kurduğu ailelerin, sahip oldukları değerleri kattıkları çocukları elbette kendilerini yansıtan pırıl pırıl aynalar olacaklardır…

F.Nur ŞEN
İçerik Sihirbazı ve İletişim Danışmanı