Geçen hafta, Kiler Holding Perakende Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Kiler, gelecek planlarını açıkladığı toplantıda çok önemli bir trend’e değindi. Pazarlama dünyasına, Ümit Kiler’in “Tüketiciler artık bir ürün almak için ellerinde listeyle 10 yer geziyorlar” cümlesini duvarlarına asmalarını öneririm. Son 10-15 yılda, markalar yüksek kâr elde etti. Lüks ürünler kapış kapış gitti. Artık devran döndü. Parası olanın bile harcamaktan ve malını mülkünü göstermekten çekindiği bir dönem yaşanıyor. Vizyoner şirketler, düşük gelir düzeyindeki ülkeler veya tüketici grupları için yalın modeller geliştiriyor. Sade, güzel ve işlevsel ürünler yükseliyor. Afrika ve Asya için geliştirilen ürünlerden yüksek talep gören ve başarılı olanlar ABD ve Avrupa’da da pazara sürülüyor. Zenginler fakirlerin yaratıcılığından yararlanmanın yolunu arıyor, ucuz ürün almaktan kaçınmıyor. Bu yüzden, artık imaj üzerine kurulu pazarlama yapanların kendilerine
yeni bir konumlandırma arama
zamanı geldi geçiyor.
Türkiye basit, küçük, güzel ürünlerle markalaşabilir
Gelişmekte olan ülkelerdeki insanlar da güzel ve işlevsel eşyalara sahip olmayı diliyor. Fazla paraları yok, ama fakir işi, özelliksiz ürünler istemiyorlar. Bu beklentiyi gören girişimcilerin projelerine de rağbet ediyorlar. İşlevsel, güzel ve ucuz ürünler yaratmak
için şu dört noktaya dikkat etmek yeterli: 1) İlave özelliklerden arındırılmış, temel işlevi sunan bir ürün.
2) Göze hoş gelen dış tasarım. 3) Düşük enerji tüketimi yapan, dönüşümlü malzeme. 4) Kullanımı, anlaşılması kolay bir sistem.
Dünya devi Adidas bu anlayışla 1 dolarlık ayakkabı üretmeye hazırlanıyor. Intel ve Cherrypal gibi şirketler Eğitim amaçlı 100 dolarlık bilgisayarlar projesi için çalışıyorlar. Tata Nano, Renault Dacia gibi ucuz otomobiller yaygınlaşıyor. Türkiye, bu trendin parçası olursa, bölgede güçlü markalar yaratabilir. Düşük ve orta gelir grubu markalarıyla fırsatlar yakalayabilir.
Erdoğan’dan ‘Çok Güzel Hareketler’
Yeğenlerim Eylül ve Elif “Çok Güzel hareketler Bunlar”ın hayranları olunca, neymiş bu aşkın nedeni diyerek BKM’ye gittik. Salon tıka basa ortaokul ve lise öğrencisi gençlerle doluydu. Nasıl bir neşe, hareket ve canlılık vardı anlatamam. Gençler çığlık çığlığa tüm oyuncuları alkışladılar. Oyun bitiminde kapıda ekibi beklediler. Çok eğlendiler, çok güldüler.
Yılmaz Erdoğan ve ekibi tam anlamıyla interaktif bir model kurmuşlar. Izleyici şovun parçası haline getiriyor, sohbet ediyorlar. Erdoğan, hataları açıklıyor, başarıyı övüyor, herkese hocalık yapıyor. “Önermesi olmayanın, pusulası olmaz” diyerek yaratıcılığın özünü öğretiyor. Gençleri anlamak isteyen pazarlamacılara her ay en az bir kez BKM’ye gitmelerini öneriyorum.
Aile içi şiddeti gerçekten durdurmak istiyor muyuz?
Kadınlar, çocuklar acı çekiyor, seslerini duyan olmuyor. Dertler açığa çıkmadan, çözüm üretmeden sağlıklı toplumdan söz edilemez. Bu yüzden, kadınlarımızın haklarının savunulması çok önemli. Benim gönlümün üç yıldızı var. Birincisi gazetemizin “Baba Beni Okula Gönder” kampanyası. Projeyle gurur duyuyorum. İkincisi Nebahat Akkoç’un Kamer’i. Doğudan yükselen bir ışık o. Hürriyet’in “Aile İçi Şiddete Son” platformununsa, profesyonelliği ve tutarlılığına hayranım. Girişim, bugüne kadar durum değerlendirmesi yaptı, gerçekleri ortaya koydu. Bu yıl, çözüm üretmeye odaklanacak, “Nasıl Yol Alalım” sorusu sorulacak. Çözümün parçası olmak isteyenler, 8 Mart’ta 9.30-16:30 arasında Lütfi Kırdar’a buyursunlar. Sürece destek olsunlar. (Katılım herkese
açık ve ücretsiz.)
Üniversiteliler İvedik’i neden seviyor?
Bilgi Üniversitesi Reklamcılık bölümündeki öğrencilerime Recep İvedik filmi hakkındaki düşüncelerini sordum. Büyük bir bölümü filme gittiğini ve beğendiğini dile getirdi. Filmde bolca gülmüşler. İvedik karakterinin hem değişik, hem çok tanıdık olduğunu düşünüyorlar. Onun konuşma biçimini, sözlerini ve kendisine olan güvenini eğlenceli buluyorlar. Şahan Gökbakar’ın rolünü çok iyi oynadığı ve karakterin gerçek insanları yansıttığı görüşündeler. Yetişkinlerin aksine, filmin düzeysiz, saçma veya zararlı olduğunu düşünmüyorlar. Eğleniyorlar, gülüyorlar, hoşça vakit geçiriyorlar o kadar. Gençleri anlamak için, küçümsemeden, eleştirmeden, ders vermeden, sadece dinlemek ve onların bulunduğu ortamlarda vakit geçirmek gerekli.
İvedik’i eleştirenler aynı gençleri çekmeyi başaramıyorlarsa, ne yazık ki bu Şahan Gökbakar’ın değil, gençleri aptal, İvedik’i maganda diye yaftalayanların sorunu.


