13.08.2025 - 16:27 | Son Güncellenme:
Şimşek bu soruyu şöyle yanıtlıyor: "Bir arkeolog olarak kent bizim çocuğumuz, sevgilimiz. Bu kentte birçok şey beni heyecanlandırıyor. Çünkü arkeolojik kazı bugüne kadar hiç bilinmeyen bir şeylerin ortaya çıkarılması demek." Anlayacağınız; Laodike, Antiokhos'un sevgilisi ama Laodikeia hepimizin sevgilisi..
Güneşin insanın sadece içini ısıtmadığı yaktığı da bir sıcakta Milliyet Arkeoloji & İş Sanat Kültürel Miras Buluşmaları kapsamında Denizli'deyiz... Laodikeia Antik Kenti'ni Kazı Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek rehberliğinde adımlıyoruz. M.Ö. 3. yüzyılın ortalarında Seleukos Kralı II. Antiokhos tarafından eşi Laodike adına kurulan Hellenistik kent, oldukça etkileyici bir atmosfere sahip. M.Ö. 130/129'da Roma'ya bağlanan kentin her dönem depremlerle yıkılıp yeniden ayağa kalktığını anlatıyor Kazı Başkanı Şimşek. Kent 7. yüzyılın başlarında yaşanan büyük depremin ardından ise terk edilerek Salbakos'un (Babadağ) kuzey yamaçlarına, Denizli-Kaleiçi ve Hisarköy'e taşınmış.
2003'ten bu yana kazı başkanlığını sürdüren Prof. Dr. Şimşek, 20 yılı aşkın süredir bu özel kentin yeniden ayağa kalkması için çalışıyor. "Özel" kelimesi, öylesine cümleye yerleştirilmiş değil. Zira İncil'deki yedi kiliseden birinin burada bulunması ve bir hac merkezi olması onu özellikle Hristiyanlar için özel kılıyor. Erken Bizans Dönemi'nde metropollük seviyesinde bir dini merkez hâline gelen Laodikeia, ülkemizde en çok ziyaret edilen 10 ören yerinden biri. Celal Şimşek, inanç turizminin Laodikeia'ya nasıl yansıdığını şu sözlerle anlatıyor: "Antik kenti gezenlerin yüzde 70'i inanç turizmi için geliyor. Özellikle de İncil'de adı geçen yerlerden olması itibariyle öne çıkıyor. Çünkü inanışa göre birinci ve yedinci kilise çok önemlidir. Birinci kilise Efes'te, yedinci kilise ise Laodikeia'da bulunuyor."

'30 HEYKEL BULDUK'
Laodikeia, 2016'da Laodikeia Kilisesi'nin kazı, restorasyon ve konservasyon çalışmaları nedeniyle Europa Nostra Ödülü'ne (Avrupa Kültürel Miras) layık görülmüş. Peki, Laodikeia'da bu yıl neler yapılıyor Prof. Dr. Şimşek'ten dinliyoruz:
"Helenistik Dönem'e ait Batı Tiyatrosu'nun sahne binasında restorasyon çalışmaları sürdürüyoruz. Meclis Binası'nın Güney Agora'sındaki çalışmalar sürüyor. Diğer taraftan Kuzey Kutsal Agora diye adlandırdığımız 36 bin metrekarelik iki tiyatro arasında, ki ilk yapıldığında temenos diye adlandırdığımız, içinde Zeus ve Athena tapınağının, naiskos dediğimiz küçük tapınak alanlarının ve altarlarının olduğu bir kutsal alan var. Burası Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte Agora'ya dönüştürülüyor. Ondan dolayı buraya Kuzey Kutsal Agora ismini verdik. Bunun batı portiğinin (üzeri sundurma çatılı) kuzey ucunda M.Ö. 4.-5. yüzyılda mozaikli bir alan var. Oranın üzerine bir cam teras koyduk. Onların tamamen sağlamlaştırması yönünde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ayrı bir ekip de tiyatroda bulunan heykelde. 2024 yılında 30 civarında heykel bulduk. Bu heykellerin kırık parçalarının birleştirilmesi ve kazıda çıkan diğer parçaların aranması, buna bağlı olan çalışmaları da sürdürüyoruz."

İKLİM KRİZİ ETKİLİYOR
Başlarken sıcaklardan söz ettik, kaçınılmaz olarak iklim krizi yaşamın her alanını etkilediği gibi şüphesiz antik alanlarda da etkisini gösteriyor. "Peki, hem çalışmaların yürütülmesinde hem de eserlerin korunması için iklim krizine karşı neler yapılıyor ya da bu durum çalışma metodunuzu dönüştüren bir etkide mi?" diye soruyorum Prof. Dr. Şimşek'e: "Evet, özellikle 15 Haziran-15 Eylül arasında havanın çok sıcak olmasından dolayı kazı çalışmalarını erken saatlere alıyoruz. Şu an 06.00 ile 13.30 arasında çalışıyoruz. Restorasyon çalışmalarında harçların analizini yapıyoruz, bir reçete oluşturuyoruz ve bu reçeteye göre yeni harç yapıyoruz. Tabii bu harcın sıcaktan etkilenme meselesi çok önemli. Bundan dolayı minimum 20 gün ve en uzun 40 günde 'priz' dediğimiz sağlamlaştırmayı buluyoruz. Geri dönüşümlü malzeme kullandığımız için sürekli sulanması, ıslatılması gerekiyor. İstisnasız bir ekip sürekli bunu yapıyor. Mermer malzemenin kırık olan parçalarının, ona yakın aynı renk ve dokudaki mermerle birleştirilmesi anlamına gelen pantograf çalışmaları yapıyoruz. Pantograf çalışması da erken saatlerde daha hızlı yürüyor. Çünkü toz olması, maske takılması, baret takılması gibi hususlar sıcakta çalışanları zorluk içinde bırakıyor. Bu açıdan iklim değişimi arkeoloji çalışmalarını çok fazla etkilemeye başladı. Kazılara ilk başladığımız dönemlerde böyle bir sıcak, böyle çok hızlı bir hava değişimi yoktu."

TARİH TEKNOLOJİYLE BULUŞUNCA...
İklim krizi yepyeni bir kavram olarak hayatımızdaki gerçekliğini hissettiriyor. Diğer yandan yapay zekâ da aynı şekilde hayatımızı etkiliyor. Peki, arkeolojik çalışma alanında yapay zekânın etkileri görülmeye başlandı mı? Kazı Başkanı Şimşek yaşanan hızlı dönüşümü şöyle aktarıyor: "Teknolojiyi çok fazla kullanıyoruz eskisine göre. Değişmeyen bir olay varsa, alanın kazmayla kazılması, bazen kürekle atılması, hassas alanlarda çapayla çalışılması. Ondan sonra mala, fırça kullanılması, çok hassas alanlarda sikke bulmak çünkü önemli tarihlemek için, elek yapılması gibi bir durum söz konusu. Jeoradar kullanıyoruz. Yer altındaki sinyallerin geri yansımasıyla yapının ne olduğunu rahat bir şekilde çözebiliyoruz. Ve bu yapının kazılıp kazılmamasına, önemine göre bir çalışma prensibi oluşturuyoruz. Çukur şefleri diye adlandırdığımız arkeologların eline her katmanda nelerle karşılaşacağının fotoğraflarını veriyoruz. Eskisi gibi aylarca bir çizim yapmıyorsunuz artık. Özellikle de 'photogrammetric scanner' dediğimiz bir alet var. Bulduğunuz arkeolojik yapıyı sıfır hatayla yerleştirmenizi sağlıyor. Eski geleneksel yöntemlere göre 10 kat değil 100 katı daha hızlı bir çizim ve belgeleme çalışması söz konusu. Yapı ile ilgili bulduğunuz mimari malzemeleri göz önüne alarak bunları bilgisayar ortamında üç boyutlu olarak ayağa kaldırabiliyorsunuz. Son zamanlardaki teknolojik gelişmelere bağlı olarak da hemen hemen yüzde 99 oranında hatasız ayağa kaldırma şansınız oluyor. Bir de arkeoloji sadece arkeologlar için değil, herkes için önemli. Gelen bir ziyaretçiye yapının anlatılması ve hangi konumdan nereye geldiğini, sanki zaman tüneli içinde onu binlerce yıl önce insanların nasıl kullandığını anlatmanız da arkeoloji ile teknolojinin birleşmesine çok büyük avantaj sağlıyor."
BİR ANTİK KENT NASIL GEZİLMELİ?
Prof. Dr. Celal Şimşek'in sözünü ettiği gibi bir antik kenti keşfetmek, orayı dolaşırken bilinçli bir şekilde dolaşmak daha fazla keyif almanızı sağlıyor. Biz Laodikeia'yı Kazı Başkanı ile gezecek şansa sahiptik. "Peki, bir antik kenti gezecek ziyaretçi nasıl hazırlanmalı?" diye soruyorum Şimşek'e: "Türkiye'deki kazı alanlarının yüzde 80'inin web sitesi var. Örneğin Laodikeia kazısına girdiğinizde, 2002'den itibaren tarihçesinden tutun, her yıl yaptığımız çalışmalar, ortaya çıkarttığımız yapılara, planlara varıncaya kadar her şeyi görebiliyorsunuz. Bunların okunarak gelinmesiyle daha bilinçli gezileceğini düşünüyorum. Her ören yerinde İngilizce, Türkçe bilgilendirme tabelaları yer alıyor. Bunlara bakmalarını tavsiye ediyorum."
Son olarak Laodikeia'ya yıllarını vermiş bir isim olarak bütün bu zaman içerisinde kendisini en çok heyecanlandıran dönemi soruyorum. Şimşek'in listesi uzun elbette. Bu soruyu şöyle yanıtlıyor: "Bir arkeolog olarak kent bizim çocuğumuz, sevgilimiz bu kentte birçok şey beni heyecanlandırıyor. Çünkü arkeolojik kazı bugüne kadar hiç bilinmeyen bir şeylerin ortaya çıkarılması demek."

EN ÇOK VERGİ VEREN KENT
Önemli ticaret yollarının kavşağında yer alması nedeniyle Laodikeia'nın en önemli geliri ticaretti. Özellikle de tekstil ticareti. Tarihçi Strabon, buranın en büyük zenginliğinin koyunlardan elde edilen yünler olduğunu yazıyor. Koyunların içtikleri kokulu sular sayesinde yünlerinin çok yumuşak ve uzun olduğundan detaylı şekilde söz ediyor. Bu özellikler de çok nitelikli kumaşların ortaya çıkmasını sağlıyor. Prof. Dr. Şimşek, "Kazılarda bulduğumuz dokuma örnekleri var, Laodikeia'nın tekstille olan bağını ortaya koyacak bir kitap projemiz var. Diğer yandan mermer... Antik Dönem'de en önemli mesele taşıma. Buranın arkasında bir göl var. Afyon'dan gelen mermerler sal taşımacılığı ile gidiyor. Efes'te bulunan bir yazıtta gümrük tarifnamesinde en çok vergiyi veren kent Laodikeia olarak geçiyor. Ticaretten kaynaklı. Bunun yanında özellikle hububat ürünleri var bölgede. Çünkü hem iklim güzel hem de su kaynakları var. Çok verimli ovalar var. Mermer, tahıl ve hayvan ticareti şehre önemli bir gelir sağlıyordu."
Laodikeia, 2016'da Laodikeia Kilisesi'nin kazı, restorasyon ve konservasyon çalışmaları nedeniyle Europa Nostra Ödülü'ne (Avrupa Kültürel Miras) layık görüldü.
Kentteki kazılar bu yıl, meclis binası üzerinde yoğunlaştı. M.Ö. 1. yüzyılın ortalarında inşa edilen yapıda oturur pozisyonda bir heykel de var. Şimşek, "M.S. 2. yüzyıla ait bu heykel. Üzerine yerleştirilen başı ise 400'lü yıllara tarihlendiriyoruz. Demek ki zaman içinde değişen başkanların, yargıçların portreleri tekrar yapılıyor ve buraya yerleştiriliyordu" dedi.
2200 yıllık Batı Tiyatrosu, restorasyonun ardından etkinliklere sahne oluyor.
Kentte ayağa kaldırılan son yapılardan biri Traian Nymphaeumu. Bu anıtsal çeşme, M.S. 113-114 yıllarına ait.
İlandır