Advertorial“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri
Sponsorlu

“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri

10.10.2025 - 10:54 | Son Güncellenme:

Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin “Yan Yana” adlı yeni süreli sergisi ressam çiftler Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu ile Melahat ve Eşref Üren’in sanatsal kimlikleri ile iç dünyalarını olanca samimiyeti ile ortaya koyuyor.

“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri

Sanat dünyamızdan iki önemli çiftin; Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerini bir araya getiren, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin (RHM) yeni süreli sergisi “Yan Yana”, müzenin iki katında ziyaretçileri bekliyor. Sergi 10 Temmuz 2026’ya dek ziyarete açık kalacak.

RHM’deki sergide ikinci katta Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yapıtları Ömer Faruk Şerifoğlu küratörlüğünde, üçüncü katta ise Melahat ve Eşref Üren’in eserleri Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde, farklı temalar etrafında sanatseverlerin beğenisine sunuluyor.

“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri

Eren Eyüboğlu, “Bursa Pekmez Han”, 1942. Eyüboğlu Aile Koleksiyonu.

ÇOK SESLİ BİR TARİH ANLATISI İÇİN GİRİŞİM

Sergi yalnız bu iki sanatçı çiftin yaşamını ve üretimini aktarmakla kalmıyor. Eren ve Melahat Hanım’ın kendine özgü duyarlılıklarını, Bedri Rahmi ve Eşref Bey’in etkili anlatımlarıyla yan yana getirince etkinlik yalnızca bir çiftler hikâyesini değil, çok sesli bir sanat tarihi anlatısını da ortaya çıkarıyor.

Resimlerin yanı sıra sanatçılara ait mektup, karikatür, şiir, eskiz ve belgeler de sergiye eşlik ederek sanatseverlere çok yönlü bir anlatım sunuyor. Sergi kuşkusuz uzun süre arka planda kalan kadın sanatçıların görünürlüğünü artırmayı da hedefliyor. Böylece kadın sanatçılarımızın ülkemiz sanat tarihine yaptıkları katkılar hak ettiği biçimde sunuluyor.

“Yan Yana” sergisi yalnızca iki sanatçı çiftin yaşamını ve üretimini aktarmakla kalmıyor; aynı zamanda her bir sanatçının birbirinden farklı, ancak kesişen sanat yolculuklarını da izleyiciye taşıyor.

‘İKİ KAT DAHA ÖZEL’ BİR TANIKLIK DAVETİ

Sergide ikinci katta yer alan işler arasında Bedri Rahmi Eyüboğlu imzalı, 1945 tarihli ve Ulaş Değirmenci koleksiyonundan sergiye sunulan “Çorum Kahvesi” yine aynı fırçadan ve Eyüboğlu Aile Koleksiyonu’ndan “Yavuz Geliyor Yavuz” ve sanatçının erken tarihli bir erkek portresi seçilebiliyor. Eren Eyüboğlu’nun 1954 tarihli “Pazar-Alışveriş” isimli işi ya da bir otoportresi ile 1942 tarihli “Bursa Pekmez Han” adlı çalışmasının yanında, sanatçının 1972’den bir diğer yağlıboyası “Hasata Giden Köylüler” de ziyaretçi ile buluşturuluyor.

Etkinliğin üçüncü katında ise sözgelimi Eşref Üren’in “Beynam Ormanları”, “Peyzaj” ve türlü portreleri yer alıyor. Sergide bu aşamada izleyici Melahat’den “İki Testili Enteriyör” ya da “Kırmızı Hırkalı Kız” portresini veya “Siyah Kedili Figür” ve diğer örnekleri görme imkânı buluyor.

Sergide, Üren çiftine odaklanan küratör, öğretim üyesi Dr. Ali Kayaalp ile Eyüboğlu çiftinin RHM’de ‘yan yana’ sergilenmesinde pay sahibi Ömer Faruk Şerifoğlu ve İş Sanat Genel Müdürü Zuhal Üreten, Milliyet Sanat’ın sorularını yanıtladı.

“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri

Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp.

Türkiye’de ve dünyada sanat tarihi okuma ve yazımında artık bu ve bunun gibi sergiler sayesinde ‘kanonik’ ve ‘eril’ okuma ve yazma pratiklerinin aşıldığı müjdelenebilir mi?

Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp: En azından kanonik anlatıların geride kalması yolunda bir adım daha atılıyor denebilir. Kanonları alaşağı etmek kolay değildir. Türkiye gibi ülkelerde daha da zor. Binlerce yıllık bir dizi tarihsel-toplumsal koşulun bileşkesi olan bir miras var karşımızda; onu aşmak kolay olmayacak.

‘Erillik’ meselesine de benzer bir yerden bakıyorum; bu, tarih yazımını da aşan, hayatın tümüne teşmil edebileceğimiz bir durum ve toplumların genel kurgusuyla ilgili bir mesele. Toplumlar değişmedikçe, hiçbir şey değişmez; bir zümreye seslenen entelektüel çabalardan ibaret olur yaptıklarımız.

İş Sanat’ın ve RHM’nin programında kapsayıcılık, kadın emeğini ön plana çıkarma gibi ilkeler var; zaten bu sergide sanatçı çiftleri ele alma önerisi de onlarındı. Fakat çiftler arasındaki ilişkiyi ele alma şekli küratöre bırakılmıştı; o yüzden benim yaptığım sergiyle Ömer Faruk Şerifoğlu’nun yaptığı sergi arasında farklar var.

“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri

Eşref Üren, “Beynam Ormanları”

‘Sanatçı çiftler’e bakıştaki ‘eş olma durumu’ndan hallice ‘ataerkil tutum’un altını metninizle çiziyorsunuz. Bu bakış tarihe ve tanıklığına ne denli bir gedik açıyor?

Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp: ‘Eş olma durumu’ ressamlığı kadına lütfediyor. Yani “Sen aslında bu işi kıvıramazdın ama dua et, kocan veya baban veya ağabeyin filanca sayesinde seni sanatçılar kulübüne arka kapıdan da olsa alıyoruz,” demek gibi bir şey bu. Şaka yapmıyorum; 18. asırda Avrupa’da kadınlar sanat okullarına ancak baba, koca veya ağabey referansıyla giriyorlardı. Öğrenciliklerinde de sonrasında da onlardan istenen ölü doğa ve portre çalışmalarıydı; bilhassa çiçek resmi yapmaları teşvik edilirdi. Bu da “Biz seni ressam olarak ciddiye almıyoruz, tarihsel konulu resim yapamazsın, anıtsal insan figürü tasvir edemezsin; otur vazoda çiçek çalış,” demek. Bu durum sonradan değişti ama sanatçı çiftlerle ilgili araştırmalar söz konusu olduğunda, okumaların hâlen eşit bir biçimde yapılmadığı örnekler var.

Bu sergi Melahat’in salona ön kapıdan hem de epey gürültülü bir şekilde giriş yaptığı bir sergi; sergide teşhir edilen eser sayısından salonların kurgusuna varıncaya dek tüm detaylar Melahat’i öne çıkaracak şekilde düşünüldü. Melahat bunu hak ediyor. Bu, Eşref Üren’i ikinci plana atmak arzusundan değil ama Melahat’in de bunca sene sonra kocasından daha öne çıktığı bir sergisi olsun diye. Üstelik bir kişisel sergi bile değil bu. Yine beraberler ama Melahat Hanım bir adım önde.Tamam, belki birkaç adım önde ancak böyle olması gerekiyordu. Melahat’i çok az insan tanıyor; sergiyle daha fazla genç sanat tarihçisinin onu tanıyacağını umuyoruz. Sonra Eşref Bey’in resimlerinin de tadını çıkarırlar, böyle bir düzenlemenin altında ezilmeyecek kadar büyük bir sanatçıdır Eşref Üren. Melahat, Eşref Üren’in hikâyesinden çıksın ve kendi hikâyesi olan bir sanatçı olsun; onu kocasından bağımsız bir biçimde görmeyi deneyelim. Bu serginin iddiası buydu.

Melahat Hanım’ın kapak ressamlığı, şairliği, mizah yeteneği ve resimleri bir araya gelince nasıl bir karakterden söz edilmesi doğrudur?

Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp: Üren içinde gizli dünya taşıyan biri. Çok zeki bir kadın olduğunu tanıyanlar hep anlatıyor, burada kastedilenin duygusal bir zekâ da olduğunu sanıyorum. Çocukların dilini iyi anlıyor. Yazdığı bilmeceler buna kanıt. Genel olarak dünyayı epey mizahî bir süzgeçten geçirerek algılayan biri olduğunu düşünebiliriz ayrıca ciddi bir yazı yeteneği var. Piyes veya şiirlerini bastırabilseydi muhtemelen daha göz önünde bir figür olurdu ama o durumda da ikilinin ilişkisi içinde resim sahası tamamen Eşref Bey’e kalır ve kamu tarafından böyle anlaşılırdı. Melahat Hanım’ın ressamlığı daha da ötelenirdi. Bir romanı basılmayı beklemiş, öyle kalmış.

Şunu da görüyoruz: Bu karakterin kırgınlıkları da, öfkesi de var. İmren Erşen’den dinlediğim, sergi kitabında yazdığım bir hikâye var: Bir gün Ürenlerin Ankara’daki evlerine resim satın almaya birilerinin geleceği haberi alınır. Üren çifti de resimlerini çıkarır, en görülür biçimde teşhire koyarlar. Alıcılar gelir, neredeyse tüm alacaklarını Eşref Bey’in resimlerinden seçerler ve herhalde ‘Ayıp olmasın, hocanın karısı da resim yapıyor,’ düşüncesiyle bir de Melahat resmi satın alırlar (Sizin de vurguladığınız ‘eş olma durumundan hâllice ataerkil tutum’un iyi bir örneği).

“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri

Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Yavuz Geliyor Yavuz”, Eyüboğlu Aile Koleksiyonu.

Melahat Hanım öyle bozulur ki misafirler gittikten sonra Eşref Bey’in masanın üzerinde duran resimlerinden birini alır ve adamın kafasına geçirir! Yani bu hisle yaşamak zorunda Melahat ve bunun hiç de kolay olduğunu sanmam. Eşref Bey bundan ne kadar haberdardı bilinmez. Bence seziyordu, bu farkına varılmayacak şey değil ama belki o kadar ciddiye almıyordu. İkili ilişkilerinde bu hissin Melahat Hanım’ın tarafında çok ciddi bir etkisi olduğunu sanıyorum. İnsana ket vurur, ürettiklerine güvenmekten giderek alıkoyar böyle hisler. Melahat Hanım sürekli üreterek bu hissin üstesinden gelebilmiş besbelli. Daha 50 yaşında vefat etmesi çok üzücü.

Projeyle İş Sanat’ın RHM çatısında ürettiği ‘çok sesli sanat tarihi anlatısı’ adına soralım: Sanat eleştirisi mitler üretmekle mükellef değil, o mitlerin içindeki bireyleri keşfetmekle mi yükümlüdür?

Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp: Az bilinen, az araştırılmış sahalara el atmak bu anlatıları devam ettirmenin en iyi yoludur. Sanat tarihi hem bu mitleri tespit etmekle hem de onları yaşadığımız dünyaya indirmekle yükümlü. Eh, arada hikâyenin kahramanlarını da tanısak fena olmaz.

Türkiye’de ve dünyada sanat tarihi okuma ve yazımında artık bu ve bunun gibi sergiler sayesinde ‘kanonik’ ve ‘eril’ okuma ve yazma pratiklerinin aşıldığı müjdelenebilir mi?

Ömer Faruk Şerifoğlu: Yaşadıkları dönemde hep erkeğin gölgesinde kalmış kadın sanatçıyı ön plana alarak onunla ‘yan yana’ göstermeye çalıştık. Ama bunun feminist bir yaklaşımla olduğunu da söyleyemem. Biz dördü de serüvenlerini ve üretimlerini tamamlayıp sahneden çekilmiş ve üzerlerinden de onlarca yıl geçmiş bu sanatçılara eşit mesafeden bakarak eserleri üzerinden sanatsal kaygılarını ve ürettikleri süreçteki meselelerini kavramaya çalıştık. Bu tavır baştan da konuşulup kararlaştırılarak yola çıkıldı; ailenin de oluruyla iki sanatçıyı yan yana görme/gösterme kaygısını son noktayı koyuncaya kadar koruduk. Ortaya çıkan sonuçtan İş Bankası Resim Heykel Müzesi yönetiminin de memnun olduğunu sanıyorum.

“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri

Ömer Faruk Şerifoğlu

Gerek Melahat (Midilli) gerekse Eren Eyüboğlu’nun (Romanya) dış kaynaklı kişisel tarihlere sahip oluşları ne tür dramatik tesadüflere yol açtı?

Ömer Faruk Ş.: Eren Hanım, Romanyalı bir genç kadın ve sanatçı adayı iken 1931’de Bedri Rahmi Eyüboğlu ile tanışarak başlayan tutkulu bir aşk öyküsünün devamında 1936’da evlilik yoluyla Türk vatandaşlığına geçti. Evlilikle sular belki biraz durulmuştu ama öncesi iki ailenin de onaylamadığı bir ilişkiydi. Eyüboğlu çiftinin bütün güçlükleri göğüsleyerek kurdukları ilişkilerinde en önemli motivasyon resim sevgileri ve üretim tutkularıydı.

Nitekim evlenirken ‘birimiz resmi bırakırsa ayrılalım,’ diye sözleşmişlerdi. Dolayısıyla bütün üretimleri dört ciltlik “Aşk Mektupları”ndan da takip edebildiğimiz gibi aşkla, tutkuyla, üzerine titreyerek devam etmiştir. Birbirlerini daima resim çalışmaya motive etmişlerdir. Sergide ikisinin de duygularını açık eden çok sayıda eser var. Örneğin sağlıklarında bir araya gelemeyen iki ailenin fertleri bugün çiftin ortak ailesi olarak aynı odada suretleriyle temsil ediliyor.

Serginin üstesinden gelmeye çalıştığı bir çabanın da yapıtlar ve sahipleri arasındaki ilişkinin dokümanterliğinden öte insancıllığını, yaşamsallığını ön plana çıkarma kaygısı olduğu söylenebilir mi?

Ömer Faruk Ş.: Sergi için eser seçerken bu kaygıda olduğumuzu söyleyebilirim. Sergiyi aile koleksiyonuyla sınırlamak yerine bizi heyecanlandıran, sergiye artı değer katacağını düşündüğümüz bazı eserleri de dâhil ettik. Başta Eyüboğlu çiftinin hatırasına titizlikle sahip çıkan aile fertleri olmak üzere ricamızı kırmayan ve sergiye katkı sağlayan tüm koleksiyonerlere teşekkür ederim. MS

“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri

Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi,

https://issanat.com.tr

Bitiş tarihi: 10 Temmuz 2026

“SANATÇI KADININ YÜKÜ ÇOK”

‘Sanatçı çift’lerin bir arada anılmayışlarını ‘çeşitli tarihsel sebepler’e dayandırıyorsunuz. Açabilir miyiz?

Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp: Sanatçı kadının yükü çok. Bir ilişkide veya evlilikte hâlihazırda kadının yüklendikleri fazla ama sanatçı çift olunduğu zaman iş değişiyor ve yük artıyor. Çünkü sanat icra etmek asırlardır erkeklere mahsus bir pratik diye görülmüş; pek az kadın bunu yaparak görünür olmuş, onlara da uzun süre iyi gözle bakılmamış. Kadının ev içinde başka görevleri olduğuna inanılıyor: Yemek, bulaşık, ortalık işi, ayrıca çocuklarla kim ilgilenecek?

Kadın sanatçı olduğunda da bu işler ona kalıyor dolayısıyla hem kendi hayatıyla birlikte herkesin hayatını çekip çevirecek hem de sanatını yapacak. Bir yandan da kadınların sanatçı olmayacağı yolundaki tarihsel önyargılarla savaşacak, muhtemelen yaptıkları kocasının çalışmalarıyla karşılaştırılacak. Bunların hepsinin altında da toplumların ataerkil yapısı var; ‘tarihsel sebepler’ dediğiniz işte o. Bu koşullar dönüşüyor ve değişiyor ama ataerki dediğimiz yapı binlerce yıllık bir miras; kolay bir değişim olmayacak.

“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri

“EYÜBOĞLU ÇİFTİNİN ESERLERİNİ ‘YAN YANA’ ASMAYI TERCİH ETTİK”

 Müzenin bir katını aşklarıyla ve emekleriyle dolduran Bedri Rahmi-Eren Eyüboğlu sergisi hangi nitelikler üzerine kurgulandı?

Ömer Faruk Ş.: Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerini ‘yan yana’ asmayı tercih ettik. Portreler, aile, kadın, Bursa ve İstanbul odaklı karma bölümler olduğu gibi Eren Eyüboğlu’nun Anadolu kadınları ve Bedri Rahmi’nin özgün motifleri tekil bölümler olarak serginin parçası oldular.

 Bedri Rahmi’nin, Eşref Üren gibi bir hoca ve eleştirmen oluşu da sergiyi perçinleyen bir diğer ortak nokta olsa gerek. Buna değinmek ister misiniz?

Ömer Faruk Ş.: Bedri Rahmi’nin ressamlığına paralel sürdürdüğü şairliğini ve öğretmenliğini yok sayamazdık tabii ki. Eşref Üren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu birbiriyle tanışan, asgari müşterekleri olan iki ressam, öğretmen ve yazar belirttiğiniz gibi. Öğretmenliğini görünür kılacak unsur doğal olarak sınırlı ama şairliğini belli düzeyde yansıttık Bedri Rahmi’nin.

“Yan Yana” iki çift fırçanın en samimi renkleri

Zuhal Üreten

İŞ SANAT GENEL MÜDÜRÜ ZUHAL ÜRETEN: “SERGİDE KADIN SANATÇILARIN ÜRETİMİNE GÜÇLÜ BİR ODAKLANMA VAR”

Müzemizin ilk süreli sergisi “İstanbul’un Resmi” Antalya’da, geçen yılın sergisi “Tat ve Sanat” Ankara’da sanatseverlerle buluşurken “Yan Yana” isimli yeni sergimiz İstanbul’da ziyarete açıldı. Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerini ‘güzellikleri ve zorluklarıyla sanatı ve hayatı paylaşmak’ parantezinde izleme imkânı sunan bu iki paralel sergide kadın sanatçıların üretimine daha güçlü bir odaklanma kendini hissettiriyor. Bu odaklanmanın sanatta ve hayatta kadın emeğinin yoluna ışık vermesini diliyorum.

Geçmişte galerilerimizde ayrı ayrı sergilerine ev sahipliği yaptığımız, kitaplarını bastığımız sanatımızın yön belirleyici isimlerinden Eren Eyüboğlu ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu birlikte üretmenin en güzel örnekleri olan eserleriyle bu sergide anıyoruz.

Koleksiyonumuzdaki eserlerin yanı sıra aile koleksiyonundan geniş bir seçkinin yer aldığı sergide 1932 yılında Paris’te André Lhote’un atölyesinde başlayan ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun 21 Eylül 1975’te 64 yaşında vefatına kadar süren sanat tutkusu ile şekillenmiş ortak bir hayatın izlerini süreceğiz.

EŞREF ÜREN’İN ARMAĞANI

“Yan Yana” sergimizin diğer konukları da Melahat ve Eşref Üren çifti.  Eşref Üren’in 1973 yılında kendisinin ve eşi Melahat’in toplam 65 adet eserini, aşağıdaki cümlelerin yer aldığı bir mektupla koleksiyonumuza armağan ettiğini ve bugün bu sergiyle teşekkürlerimizi sunma imkânı bulmaktan mutlu olduğumuzu belirtmek isterim.

“Üç yıl önce kaybettiğim rahmetli eşim ressam Melahat’in, 18 Mart 1973-31 Mart 1973 tarihleri arasında, Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde aziz ruhuna ithafen açtığım resim sergisinde teşhir olunan 30 parça tablosunu ve değerli müessesenizin öteden beri Türk plastik sanatlarına, kültürüne gösterdiği yakın ilgilerine güvenerek muhtelif devrelerini aksettiren kendi tablolarımdan da 35 adedini, kuvveden fiile çıkan müessesenize naçizane bir katkıda bulunmak sevinç ve arzumla hediye ediyorum.” 

İlandır

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler