'After Life'ın ikinci sezonunu beğendik mi?

Hepimizin merakla ve heyecan içinde beklediği, başrolünde ofansif mizahın ünlü isimlerinden Ricky Gervais’in olduğu ‘After Life’ dizisinin ikinci sezonu dijital video platformlarında yayınlandı. Peki ikinci sezon beklentileri karşıladı mı? ‘After Life’ın ikinci sezonunu beğendik mi?

'After Life'ın ikinci sezonunu beğendik mi?

Konusu neydi?

Konusu neydi?

Eşinin ölümünü kabullenmekte zorlanan bir gazete yazarı olan Tony, kendisine yardım etmek isteyenleri uzaklaştırmak için hırçın bir yeni kişiliğe büründüğü dizide, ilk sezon “Tony acaba canına kıyacak mı kıymayacak mı?” diye karamsar bir biçimde izlemiştik diziyi. 

Son bölüme kadar hayatta neden olduğumuzu sorguladığımız, Tony’nin durumuna içten içe üzüldüğümüz ve belli bir süre sonra o melankoliyi içimizde hissetmeye başladığımız bir diziydi. Hatta son bölümü izleyene kadar insanların kendi canına kıymak istediğini düşünmüyor değilim.

Mutsuzluk dağıtan bir adamın hikâyesi…

Mutsuzluk dağıtan bir adamın hikâyesi…

Eşi Lisa kanserden ölmüştü ve Tony etrafındaki herkesi kanserden ölmediği için suçlu buluyordu. İlk sezonda tamamen Tony’nin insanlara olan kaba ve uyumsuz davranışları ele alınıyordu. Birinci sezon tamamen Tony ve Tony’nin hissettikleri üzerine kuruluydu. Eşi öldüğü için mutsuz ve mutsuzluk dağıtan adamın hikâyesi anlatılıyordu son bölüme kadar.

Ta ki son bölüme kadar

Ta ki son bölüme kadar

Ama ta ki son bölüme kadar. Son bölümde ona yardım etmek isteyen insanların halinden anlamış ve onlara teşekkürlerini sunmuştu. Artık eşi Lisa gibi kanserden ölmedikleri için ne kendisini ne de çevresindekileri suçlamıyordu. Hatta babasıyla ilgilenen hemşire Emma’ya bazı duygular hissediyor fakat eşine olan özlemini de bastıramıyordu. İkinci sezon “Tony acaba Emma’yla birlikte olacak mı olmayacak mı” diye beklemeye başladık.

Artık yalnızca Tony değil

Artık yalnızca Tony değil

İkinci sezonla birlikte dizinin seyrinin de değiştiğini düşünüyorum. Çünkü artık sadece Tony’nin değil diğer insanların da problemlerinin olduğu onların da sorunlarına ve hayatlarına değinildiği bölümler izlemeye başladık. Dizi bize; Matt’in karısıyla olan durumunu, Sandy’nin ailesiyle yaşadığı o buhranlı hayatı verdi. Artık insanlardan nefret eden değil onların hayatına değen ve mutlu etmeye çalışan bir Tony ile karşılaştık.

İkinci sezon neden daha güzeldi?

İkinci sezon neden daha güzeldi?

Bence ikinci sezon birinci sezona kıyasla daha akıcı, eğlenceliydi ve yer yer üzücüydü. İlk sezonu birkaç güne yayarak izlediğimi hatırlıyorum. Fakat ikinci sezon bir günde su gibi akıp gitti. Bence temel sebeplerinden biri hayatın gerçekçiliğini olduğu gibi vermeseydi. Karakter çevresinin genişlemesi, olayın sadece bir karakter üzerinden dönmemesi ikinci sezonu hem daha eğlenceli hem daha gerçekçi bir hale getirdi diye düşünüyorum.

Tony’e üzülmeyi bıraktık

Tony’e üzülmeyi bıraktık

Çünkü sadece Tony’e üzülmeye bıraktık bir yandan Emma’yla ne olacağını düşünmeye başladık. Ayrıca diğer karakterlerin örneğin; Daphne’nin postacı adamla ilişkisini merak etmeye başladık, Matt’in karısıyla barışıp barışmayacağını düşündük, gazeteyi kurtarıp kurtaramayacaklarına odaklandık derken dizi aktı gitti.

Dizi; o hayatın içindelik ve hayatın içindeki unsurların absürtlüğü, Ricky Gervais’in mizahıyla beraber daha güzel, daha anlamlı ve daha eğlenceli bir hal aldı.

Bojack Horseman’la benziyorlar mı?

Bojack Horseman’la benziyorlar mı?

Bütün bunlarla daha güzel bir hal alan dizide aslında içten içe gözettiğimiz belki izlerken farkına bile varmadığımız başka bir durum vardı. Her ne kadar çevresine yardım etmeye, onların mutluluğunu sağlamaya çalışan Tony’i görmüş olsak da aslında bizi diziye bağlayan şey Tony’nin içindeki buhrandan çıkıp çıkamayacağı konusuydu.

Çünkü hayatına devam etmek isteyen ve aynı zamanda eşine duyduğu özlemi bastıramayan, onsuz hayattan çok da zevk alamayan bir Tony’i gördük. Tony’nin içinde bulunduğu bu buhran ve hayatına devam edip edemeyeceğinin vermiş olduğu merak bana Bojack Horseman’ı hatırlattı.

Çünkü onun da yeri geldiğinde komik yeri geldiğinde aşırı melankolik hayatını izlerken mutlu olup olamayacağını bekledik bir şekilde. ‘After Life’da da Tony’nin mücadelesi bizi kendine çekti. Belki de Emma’yla olan ilişkisinin akıbeti bize hayatına devam edip edemeyeceği meseleni veriyordu gizliden gizliye. Acaba bundan dolayı mı merak ettik bu kadar?

Hayata tutunma mücadelesine ortak olduk

Hayata tutunma mücadelesine ortak olduk

İkinci sezon beklentileri sonuna kadar karşıladı diye düşünüyorum. Çünkü artık eşi kanserden öldü diye sürekli ölmeyi düşünen bir adamı değil; eşini özleyen, hayatına devam etmeye çalışan ve yer yer de canına kıymayı düşünen bir adamın üzüntüsüne, sevincine kısacası hayata tutunma mücadelesine ortak olduk. Dizide her ne kadar çevresine yer verilmiş olsa da biz içten içe Tony’nin mutlu olup olamayacağını merak ettik. Aslında insanlara yardım ederken biz Tony’nin hayata tutunma çabasını izliyorduk.

Acaba Tony mutlu olabilecek mi?

Acaba Tony mutlu olabilecek mi?

Ayrıca eşiyle olan evliliklerine de sık sık yer verilmesi, Tony’nin sürekli eşiyle olan videolarını izlemesi ve eşinden sık sık bahsetmesi bizi duygusal olarak da diziye bağladı. Bizi diziye bağlayan şeylerden biri olan mutlu ilişkisi, Tony’nin hayattan kopmasına vesile olan şeydi.





Sezon finalinde eğer Emma gelmeseydi belki de canına kıymış olan Tony, acaba gerçekten yaşama dönüp canına kıyma düşüncesini bir kenara bırakabilecek mi? Bu yüzden üçüncü sezonu iple çekiyorum.

 

Bu makaleye ifade bırak