SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Bağışıklık sistemi ve mikroorganizmalar

.

ABONE OL
Milliyet Haber

Bakteriler, tek hücreli mikroorganizma grubudur ve yeryüzünde her ortamda bulunur. İnsan vücudunda, hücre sayımızdan daha fazla oranda bakteri bulunduğu tahmin ediliyor ve bizimle bir denge halinde yaşıyorlar. Varoluşları 4 milyar yıl öncesine dayansa da hayatımıza bir veri olarak girişleri, Antonie van Leeuwenhoek’in tanımlamasıyla 1676 yılı...
Virüsler ise, bakterilerin aksine sadece canlı hücreler içerisinde varlığını sürdürmesine rağmen biyolojik varlıkların en kalabalık türüdür. Canlı hücreler içinde çoğalıp enfeksiyon oluştururlar ve hücrelerimizde bakteriler gibi karşılıklı fayda içerisinde bir yaşam sürdürdüklerini söyleyemeyiz. Kendileriyle tanışmamız, Martinus Beijerinck sayesinde 1898’de gerçekleşmiştir.




Bu hap bilgilerin ardından, mikrop (germ) teorisi Robert Koch ve bağışıklık üzerine onlarca çalışma yaparak Nobel kazanan Paul Ehrlich’ten bahsetmemek olmaz, onları da analım...

Bugün zamanımızın neredeyse tamamını marke eden, her ortamda sohbetimizin odağında yer alan virüsler, aslında hayatımızda hep vardı. Dünya tarihi, aynı zamanda bir virüsler ve salgınlar tarihi... İnsanlık, bugün savaş verdiğimiz korona benzeri yüzlerce virüsle uğraştı, yarın bir başkasıyla uğraşacak. Bazıları küçük salgınlar, bazıları ise bugün görüldüğü gibi ‘pandemi’ haline gelse de, kendine özgü çalışma biçimi hiç değişmeyecek; bağışıklık sisteminiz zayıfsa virüsünüz güçlüdür. Koronavirüste bu duruma bir de birey ve devlet olarak hazırlıksız yakalanmak eklendi.

Rakamlar domuz gribinden fazla değil

Kanser hastaları, kalp hastaları, diyabetikler; bu rahatsızlıkları yaşayan insanların önemli bir kısmında ölüm sebebi, virüslere bağlı enfeksiyonlardır. Kanser hastaları genel olarak, kanserin oluşturduğu tümoral kitleden değil de enfeksiyonlar sebebiyle, kanamayla ve organ yetmezliğiyle ölür. Bağışıklık sistemi çökmüştür ve o anda gelen bir enfeksiyon, insanlarda geri dönüşümü zor bir tablo yaratır. Biz bugünlerde ölümleri sayıyoruz ama rakamlar domuz gribinden fazla değil. Virüsün nasıl davranacağını kestiremiyor, semptomatik olan domuz gripli hastayı yatırmazken koronavirüse maruz kalanı yatırıyoruz. Çok sayıda başvuru durumunda sağlık sisteminin çökmesi gibi bir sorunla karşılaşabiliriz. Tüm bu bilinmezlikler etrafımızı sardığında, algısı kendisinden onlarca kat büyük psikolojik bir salgınla baş başa kalıyoruz.

Virüs ve bakterilerle olan ilişkimizin gerginliğini belirleyen en önemli etken, bağışıklık sistemimiz ve onun bu etkenlerle karşılaştığında verdiği mücadeledir. Bugünlerde dezenfektan çeşidi, maske ve eldiven gibi detayların yanı sıra bu kaleyle ilgilenmekte de fayda var. ‘Kale’ betimlemesinden de anlayacağınız gibi hassas olmamız gereken bu sistem, en basit tanımlamayla vücudumuzun savunma sistemidir.

‘50 SORUDA KANSER’

Kusursuz bir mekanizma

Bağışıklık sistemi, organizma içinde bizi hastalığa karşı koruyan, çoklu biyolojik yapı ve süreçler içeren konak bir savunma sistemidir. Düzgün çalışan bir bağışıklık sistemi, virüslerden parazitlere ve kanser hücrelerine kadar vücuda giren tüm yabancı yapıları tanıyarak organizmanın kendi sağlıklı hücrelerinden ayırt eder ve onları yok eder. Bağışıklık sistemi, doğumla aktif olur ve hayat boyunca hastalıkların ortaya çıkmaması için bizi korur. Bağışıklık sistemini oluşturan organlar, boğazın arka tarafındaki bademcikler, vücudun her yerindeki lenf düğümleri, kemik iliği, dalak ve iman tahtası dediğimiz göğüs kemiği arkasındaki timüs bezidir. Vücut bağışıklık sistemimiz, kusursuz bir mekanizmadır ve eğer eşlik eden bir hastalık yoksa muntazam biçimde işler. Hatta bu yüzden de ‘onu daha da güçlendirmek’ gibi bir söylem bile yanlış olabilir. Aksine kusursuz işleyen bir sistemde yapılacak her manipülasyon onu bozar; özetle yapılması gereken bağışıklık sistemini zayıflatmamaya çalışmaktır. Bunu başarırsanız yeter.

Bağışıklık sistemini güçlendirmeyi bir kenara bırakalım, zayıflamaması için gerekenleri yapmak, etkili, sürdürülebilir ve sonuç alıcı bir mücadele biçimidir. Her ortaya çıkan ve çıkacak virüsle birlikte paniklemek ve ekstra eforlar harcayıp yeni alışkanlıklar geliştirmeye çalışmak inanın daha yorucu. Bize sunulan ve kusursuz işleyen bir mekanizma var, ona zarar vermemek yeterli. Sağlıklı ve bugünlerde evde kalın...

Daha fazla ve detaylı bilgiyi ‘50 SORUDA KANSER’
kitabındabulabilirsiniz. www.berrinpehlivan.com

Yazarın Diğer Yazıları

  1. AKCİĞER KANSERLERİ
  2. PROTONTERAPİ
  3. BÖLGESEL BİR TEDAVİ OLMAKTAN ÇIKIYOR MU?
  4. RADYOTERAPİ
  5. KOLON KANSERLERİ-2
  6. KOLON KANSERLERİ-1
  7. BİTKİLER VE KANSER-2
  8. Kanser tedavisinde bitkilerden şifa elde edilir mi?
  9. HPV virüsü ve aşısı
  10. RAHİM AĞZI KANSERİ

© Copyright 2020

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.