SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

ÇİFTÇİYLE DOST YAŞAMAK

.

ABONE OL
Milliyet Haber

Malumunuz ben çiftçi değilim, ziraat mühendisi de değilim, gıda mühendisi hiç değilim... Ama konunun sonu kansere dayanıyorsa, PubMed’e girip, bilmem gereken ne var diye bakmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Ne zaman bu tür bir ‘göz atma’ işine girişsem, yazacak ya da sorgulanacak bir malzeme bulmak hoşuma gitmiyor ama doktorluk da günden güne tedavi etmekten öte, sorunla hiç karşılaşılmayacak yaşam biçimleri yaratmaya doğru evriliyor.

Son günlerde sıklıkla gündeme gelen glifosat da es geçilmeyecek benzer bir konu ve ilgili herkesin bakmasında fayda var. Kanser yaptığına dair zaman zaman gündeme geliyor ve üstelik bugünlerde açılan davalarla yeniden konuşuluyor.

Glifosat, tarımda bitkiyi yabancı otlardan korumak için, kentsel alanlarda da bitki örtüsünün kontrolü için yaygın olarak kullanılan bir bitki koruma ürünüdür. Tüm bu kullanım genişliği söz konusu olduğunda, glifosatın yiyeceklerden solunan havaya, su ve yağmurdan insana kadar tespit edilebilir ya da rastlanır olması sürpriz değil. Yapılan çalışmalar glifosatı, hormonal dengemizle, diyabet, obezite, astım, alzheimer ve parkinson gibi hastalıklarla ilişkilendiriyor. Literatüre baktığımda, glifosatla yapılan çok sayıda hücre kültürü çalışmasına rastlanıyor ancak sonuçlar çok çelişkili; bazılarında genomik ve hücresel bazda etkisinin var olduğu söylenirken, bazı incelemelerde “Etkisi yok” deniyor. Endişe verici olansa, genomik etki ihtimalinde, vücudumuzdaki ihtivanın azlığı veya çokluğunun bir önemi kalmıyor; varsa gerçekten vücudumuzda belli bir limitin altında kalması bizi tam olarak kurtarmayabilir, bize her dozda etkisi olabilir.

Çiftçilerde yapılan çalışmadaysa 38 bitki koruma ürününün böbrek kanseri üzerine etkisi olup olmadığına bakılıyor; glifosatın sınırda bir etkisi olduğu kaydediliyor. Daha tehlikeli başka ürünler de var ve uygulayan çiftçilerin maske, eldiven, tulum ve gözlük gibi etkileri azaltan önlemler alması şart.

‘Glifosat kullanılmazsa yabancı otlar bizim soframıza gelecek otları bizden önce yerler mi?’, ‘Glifosatın yerine başka ne kullanılabilir?’ gibi soruların, cevaplanması gerekiyor. Bir şeyin yasaklanmasını isterken, alternatifini de üretmemiz lazım. Kontrolsüz yasaklar, bu ilacın ya da daha zararlı benzerlerinin daha çok kullanılması sonucunu doğurabilir. Ancak yine de burada görev çiftçiye düşüyor; gereksiz yere, gereksiz miktarda ilaç kullanılmamalı. Aynı şekilde hasadı da zamanından önce toplamamalı. Çünkü glifosat toprakta 10-15 gün içerisinde parçalanıyor. Zamanı gözeterek hasat yapmak ve miktarı titizlikle ayarlayarak kullanmak, maruz kalınacak dozları azaltan giysilerden daha önemli.

Glifosat uzun yıllardır tartışılıyor; vücuda fazla miktarda girdiğinde, sağlığa zararlı olduğunu ispatlayacak net sonuçları beklemek doğru olmayabilir, çünkü bu konuyla ilgili klinik çalışma yapmak etik değil. Hücre kültürü ya da hayvan üzerinde yapılan çalışmalar da bize sağlıklı ve güvenilir sonuçlar çıkarmayacak. Bu durumda genotoksik olabileceğine dair onlarca yayın varken, alternatifini bularak ürünün kullanımını azaltmak en doğru yaklaşım olacaktır. Bizler için alınacak tedbirlerde de dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: Ne yersen ye, az ye. Her şeyin azı karar çoğu zarar ve zehir yoktur, doz vardır. Lütfen yeterli olacak kadar, farklı çeşitlerle ve az beslenmeye özen gösterelim. Tarım Bakanlığı logosu ve güven işaretlerinin bulunduğu ürünlere yönelelim ve çiftçilerimizden de aynı duyarlılığı bekleyelim. Çünkü bu tür konularda şartlar, kısıtlar ve kurallar ne olursa olsun, hem kendi sağlıkları hem de bizim sağlığımız çiftçilerin elinde. Sağlıkla kalın.

İncelemeler diyor ki...

Otoritelerin verdiği kararlar şaşırtıcı: Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) glifosatın maksimum kalıntı limitini 2015 yılında gözden geçirdi ve 0.025 ila 2 mg/kg olduğunu rapor etti. Aynı zamanda glifosatın, “Genotoksik veya sitotoksik (hücreye zarar veren) etkisi yoktur” dedi. Ancak aynı yıl Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) deney hayvanları ve hücre kültürleri üzerinde yapılan çalışmalara dayanarak, glifosatı ‘muhtemel kansorejenler’ içerisinde sınıflandırdı. Bir yıl sonra Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü ile Dünya Sağlık Örgütü Ortak toplantısında, glifosatın, sıçanlardaki ve farelerdeki etkisinin aksine, insanlarda karsinojenik (kanser yapan) etkisi olmadığını belirtti.

2017 yılında da Avrupa Birliği glifosat kullanımına beş yıl daha izin verdi. Tarım Bakanlığı’mız ise en son 2015 yılında açıklama yaparak, Avrupa Birliği’ne bağlı olduğumuzu, onların yasaklama getirdiği hiçbir ürüne ülkemizde izin verilmediğini belirtti. Ama sular durulmuyor, farklı otoriteler, günlük alınabilecek maksimum doza değişik limit değerleri getirirken, glifosatın lenfositler (kan hücreleri) üzerindeki etkisini inceleyen bir hücre kültürü çalışmasında da, önemli olanın doz olduğu; belli bir dozun üzerine geçildiğinde lenfositlere etkisi olduğu rapor ediliyor.

Yazarın Diğer Yazıları

  1. KORONADAN HABERLER
  2. AKCİĞER KANSERİNİ TARAMAK
  3. BAŞ BOYUN KANSERLERİ GÜNÜ
  4. NE KADAR SIKLIKLA TARTILALIM?
  5. PROBİYOTİK MESELESİ
  6. KANSER TANISI VE MÜCADELE
  7. YAĞ İN, KARBONHİDRAT OUT!
  8. HANGİ TUZ?
  9. ÇİFTÇİYLE DOST YAŞAMAK
  10. YENİ YILDIZ TÜRKİYE

© Copyright 2020

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.