Berrin Pehlivan

Berrin Pehlivan

Berrinpehlivan@gmail.com

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Bulgu ve şikayetler belirmeden, testlerle kanserin tespit edilmesine tarama denir. Ana amacı, hem hastalığa yakalanan hem de kanserden ölen insan sayısını azaltmak. Sağlık Bakanlığı, meme, rahim ağzı ve kolon kanserlerine karşı tarama yapsa da her kanser türünün kendine özgü taraması olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Meme kanseri: Öncelikle kendi kendine meme muayenesi çok önem arz ediyor. Amaç, kadının kendi memesini daha iyi tanıması ve değişiklikleri ilk kendisinin fark edebilmesidir. 20 yaşından itibaren her ay düzenli olarak gerçekleştirilmelidir. Öncelikle gözlem yapılmalı; meme derisi, şekli ve boyutu değerlendirilmelidir. Elle muayeneyi, 20 yaşından sonra her kadın hem ayakta hem de yatarak yapmalıdır. Elin üç parmağının iç yüzeyiyle hafif, orta ve daha kuvvetli baskı uygulayarak muayene edilir. Koltuk altı lenf bezleri mutlaka kontrol edilmelidir. Klinik muayene yani bir doktor muayenesi, yine 35 yaşından sonra her kadına yılda bir yapılmalı, 40-69 yaş arası her kadına da iki yılda bir mamografi çekilmelidir.

Rahim ağzı kanseri: Neredeyse tüm rahim ağzı kanserlerinden Human Papilloma Virüs (HPV) sorumludur. Dökülen servikal hücrelerin toplanıp, incelendiği pap-smear testi beraberinde HPV varlığının aranması en uygun tarama testi olacaktır. HPV’nin negatif gelmesi durumunda beş yıllık süreçte rahim ağzı kanser olma ihtimali son derece düşük olduğu için, ilk cinsel aktivitenin başlamasından itibaren beş yılda bir tekrarlanması gerekir.

Kanser tarama programları





Kolon kanseri: Dışkıda gözle görülemeyecek kadar az bulunan kanamaları tespit etmek için yapılır. İki yılda bir tekrarlanır. Testin pozitif çıkması kanser anlamına gelmediği gibi negatif çıkması da herhangi bir sorun olmadığı anlamına gelmez. Gaytada gizli kan negatif bile gelse 50 yaşından sonra 10 yılda bir tekrarlanan kolonoskopi istenir. Ailede kolon kanseri öyküsü varsa daha erken başlaması gerekir.

Prostat kanseri: Prostat Spesifik Antijen (PSA), prostat tarafından salınan ve spermin sıvılaşmasını sağlayan bir enzimdir. Kanda yükselmesi, prostat kanseri teşhisinde önemlidir; ancak sadece prostat kanserine özgü değildir. Prostatın iyi huylu tümörlerinde veya iltihap durumunda da salgılanabilir. Prostat kanseri, yıllarca hiç bulgu vermeden de kalabilir. Düşük risk grubundaki hastalarda, tedavi yerine gözlem de bir seçenektir. Bu sebeple, son yıllarda PSA’nın tarama testi olarak kullanılmasıyla ilgili yayınlarda çelişkili sonuçlar görülmektedir. Yüksek çıkan PSA ile hasta, gereksiz tedavilere mi sevk ediliyor sorusu gündeme gelmektedir. Ancak 50 yaşından sonra yılda bir kez, ailede prostat kanseri hikayesi varsa daha erken yaşlarda, PSA taraması tavsiye edilmektedir.

Akciğer kanseri: Sigara içenlerde, yıllık kontroller (check-up) sırasında akciğer grafisi yapılması önemlidir. Ancak ortalama 30 yıl boyunca günde bir paket ya da 15 yıl boyunca yılda iki paket sigara içenlere veya sigarayı bırakmış 55-75 yaş arası kişilere de, düşük doz akciğer tomografisi önerilmektedir.

Korona döneminde tedavi

Tarama programlarının, yanlış pozitif veri veya bulgu vermeyecek bir kanserin saptanıp müdahale edilmesiyle oluşan gereksiz tedaviler gibi istenmeyen durumları olabilir. Ancak İngiltere’de yayınlanan bir raporda kanser hastalarının yüzde 5’inin tarama testleriyle erken evrede yakalandığı söyleniyor. Yani bu, erken evrede bulgu vermeden saptanmış hastalar demek...

Korona döneminde tedavi alan hastaların tedavilerinin aksaması kadar önemli olan başka bir konu da kanser taramalarının da aksaması oldu. Amerika’da pandemi döneminde rahim ağzı, kolon ve meme kanseri taramalarında yüzde 86-94 civarında düşüş kaydediliyor. Meme kanseri taramasıyla bin kadında 122-152 yıl yaşam süresi sağlanıyor, kolon kanseriyle bin kişide 181-275 yıl, rahim ağzı kanserinde ise bin kadında 64 yıl yaşam süresi kazancı tespit ediliyor. COVID süreci bu şekilde yönetilmeye ve hastalar hastaneden kaçmaya devam ederlerse, tanı konmadan ölecek ya da tedavi şansının azaldığı ileri evrede birçok hasta ve hastalık karşımıza çıkacak.

Birinci dalgada yaşadığımız paniği, ikincisinin gelmesi durumunda yaşamamız, daha hazırlıklı olmamız gerekiyor. Riski düşük yaşlı ve çocukları evlere hapsetmenin zararlarından daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Bırakın aktif tedavi alanları, kanser tarama programlarının bile pandemi süresince yapılmaması ağır kayıplara sebep oluyor. Tedavisini alamayan, korkudan kalp krizi veya şeker koması geçirip, evlerinde oturan binlerce insanın olduğu tahmin ediliyor. Gelmesi muhtemel bir ikinci dalga durumunda temiz hastanelerin ve pandemi hastanelerinin halka çok net bildirilmesi, evde tutulacak popülasyonun da (yaş aralığı belirtilip, herkesi aynı potaya sokmaktan çok) sahip oldukları hastalıklara göre risk gruplarının belirlenmesi ve sokağa çıkma yasağının onlara getirilmesi daha mantıklı olacaktır.

Sağlık ve sistem

Ülkemizde özellikle aile hekimliğiyle işleyen bir kronik hasta kayıt sistemi bulunmaktadır ve sokağa çıkamayacak grupların bu sistem üzerinden belirlenmesi her açıdan daha sağlıklı olacak gibi görünüyor. Koronadan koruyacağız derken evde oturarak çöken bağışıklık sistemi ve tedavi edilemeyen kronik hastalıklar yüzünden 2021 yılında bizi çok ağır rakamlar bekliyor olabilir.

Bireysel sağlık gibi toplumsal sağlığımız ve bağışıklığımız da, öncesinde düşünmemiz gereken detaylar, tedbirler ve stratejilerle çok bağlantılı. Sağlıklı bir sistemin de bireyin de görev ve sorumlulukları neredeyse aynı... Hepimizi daha güvenli ve huzurlu hissettirecek bir ortam bizlerin tek tek duyarlılığıyla oluşacak. Sağlıkla kalın...