Berrin Pehlivan

Berrin Pehlivan

Berrinpehlivan@gmail.com

Tüm Yazıları

Prostat kanseri farkındalık ayındayız ve prostatı her yönüyle yazmaya devam ediyorum. Konunun erkekler için fizyolojik ve psikolojik önemini düşünürsek, üzerine bir kez daha yazmayı hak ediyor. Prostat kanseri yaşla birlikte gelişen bir hastalık; 40 yaş altında son derece nadir görülürken, 80 yaşın üzerindeki erkeklerin yüzde 70’ten fazlasında prostat kanserine rastlamak mümkün.

Belirtiler

Erken dönemde, yani hastalık prostatın içindeyken hemen hemen hiç bulgu vermez. Ancak ilerlemiş hastalıkta; idrar yaparken zorlanma, idrar torbasını boşaltamama gibi şikayetler görülebilir. Ayrıca hasta, penis kökünde ve/veya makatta ağrı, idrara ya da meniye kan karışması gibi şikayetlerle gelebilir.

Haberin Devamı

Tarama testleri

Bulgu vermemesi sebebiyle tarama programına alıp almama tartışmaları devam etse de, bu ve benzeri testlerle, belirti vermeden seyredecek birçok kanseri tespit ve tedavi edebiliyoruz. Ayrıca yayınlanan son çalışmalar, erken tespit ve tedavinin hayat kurtarıcı olabileceğine işaret ediyor.
Aile hikayesi olan erkeklere 45 yaşından sonra, olmayanlara ise 50 yaşından sonra yılda bir kez PSA ölçümü yapılması öneriliyor. Şikayet durumunda tabii ki daha erken yaşlarda başlanabilir. Ayrıca Amerikan Üroloji Derneği, ‘sonrasında karşılaştırma’ amacıyla kullanılması için 40 yaşında bazal bir PSA değeri kontrolünün faydalı olacağını bildiriyor.
Tarama testleri geleneksel olarak, seviyesi kandan ölçülen PSA (prostata özgü antijen) ile yapılır. Ancak bu test prostat kanseri için yeteri kadar hassas değil; değerler, prostatın iltihaplanması veya büyümesi gibi iyi huylu hastalıklarda da yükselebiliyor. Bu sebeple son yıllarda kullanılmaya başlanan başka bir yöntem var; PCA3.
PCA3 prostat kanserinde daha spesifik bir test, idrara dökülen prostat epitelyum hücrelerindeki kansere özgü mRNA yapısının araştırılmasına dayanıyor ve PSA’ya göre çok daha yenilikçi. İdrardan alınan örnekle gen testleri son yılların öne çıkan tanı ve tarama yöntemi. Ülkemizde henüz yaygınlaşmadı ama gen testlerinin daha fazla kullanılmasıyla hayatımıza daha çok girecek gibi görünüyor.
Gen testleriyle araştırmaya başlayacağımız bir başka konu da, hastanın hormona duyarlı olup olmadığını baştan belirlemek ve dolayısıyla hormona dirençli olgularda hastaya gereksiz hormon tedavisi yüklememek. Prostat kanseri tanısı aldığımız hastaları genel olarak düşük, orta ve yüksek risk olmak üzere gruplara ayırıp, orta ve yüksek risk grubunda hormon tedavisi veriyoruz. Baştan hormonla ilgisi olmayan ya da hormona dirençli olguları belirlediğimizde hasta hormon tedavisinin olası yan etkilerine (cinsel fonksiyon kaybı, kemik erimesi, kalp rahatsızlıkları) maruz kalmıyor.

Haberin Devamı

Tedavi

Düşük risk grubundaki hastalar tedavi edilmeden izlenebilirler, hastalık hiç bulgu vermeden uzun yıllar kalabilir. Ancak izlemenin seçilmesi durumunda kontrollerin belli aralıklarla ve titizlikle yapılması gerekmektedir. Amaç, hastalığın kontrolden çıkabileceği durumlarda hemen tedaviye geçebilmek. Diğer risk gruplarında ise cerrahi, radyoterapi ve hormonoterapi seçeneklerinden biri veya birkaçıyla tedavi edilir. Prostat kanserinde alışılagelen, kemoterapi veya hedefe yönelik moleküllerin kullanılmasıydı ama son yıllarda yapılan çalışmalarla, bu tedavilerin yüksek riskli hastalıklarda da yeri araştırılmakta. Cerrahi; kapalı, laparoskopik ya da robotik olarak yapılabilir. Laparoskopik veya robotik cerrahiler daha az yayılmacıdır; ancak cerrah, hangisinde daha deneyimli ve hangi yöntemi tercih ediyorsa o teknik tercih edilmelidir.
Prostat kanserinin tedavisinde, cerrahi yöntemlere duyulan yaygın inancın aksine radyoterapi, hastalığın her evresinde güvenle uygulanabilir. Yeni teknolojiler ve deneyimli ellerle alacağınız radyoterapiler, rahatsızlığı kontrol altına almada geleneksel yöntemlerle eşit sonuçlar verirken, yaşam kalitenizi de korumanızı sağlayacaktır. Üstelik, her iki tedavi sonrasındaki yaşam kalitesi söz konusu olduğunda radyoterapi, yaşam konforu anlamında çok daha etkili. Radyoterapi sonrası cinsel fonksiyonların korunması yüzde 60-80 oranlarında seyrederken idrar kaçırma oranı ise (yüzde 1-3) son derece düşüktür. Cerrahi veya radyoterapi hangi tedaviyi seçerseniz seçin, önemli olan işini iyi yapan, sizin de güven duyduğunuz ellerde olmanızdır.
Hayatınızın hangi evresinde olursa olsun, prostat kanseri tanısı aldığınızda yaşam konforunuzu göz ardı edecek kadar paniğe kapılmayın. Hastalığınız için en uygun tedaviyi üroloji doktorunuza, ardından radyasyon onkolojisi doktorunuza danışın. Tedavide hangi yolu seçeceğinize, iki disiplinin uzmanını dinledikten sonra karar verin. Sağlıklı yaşam benzersiz bir alışkanlıktır, sağlıkla kalın...