SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

HER ŞEY SENİNLE GÜZEL, OLMAYACAK DÜŞLERİN PEŞİNDEN KOŞMAK BİLE...

.

Milliyet Haber

Cuma günü, 14 Şubat Sevgililer Günü... Aşk, insanoğlunun ne olduğunu yıllardır anlamaya ve anlatmaya çalıştığı, insanlığa hayat veren, yaşamını renklendiren, sınır, sınıf, yaş, zaman tanımayan ve bir güne sığmayacak kadar büyük bir duygu...

Nedir aşk?

Bu sorunun en güzel cevapları edebiyat eserlerinin satırları arasında saklanmakta esasında.
“Aşk (ışk)’ kelimesinin sözlük anlamı ‘sarmaşık’ demektir. Bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar, hatta dışarı taşarsa; gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar, oradan etrafa yayılır. Nice fidanlar, selviler, çınarlar, bir sarmaşık tarafından sarılınca git gide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa, aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp görünmez eyler, yok eder.
Sarmaşığın özelliği, sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi, sonunu hazırlamasıdır. Nitekim aşk da insanı sarınca onu içten içe eritip, yok eder. Dıştan görünen yalnızca aşktır ve aşık da çevresini görmez olur. Çünkü sarmaşık onu öyle çevrelemiştir ki, dışarıda olup bitenleri ne duyar, ne görür; hatta duymak ve görmek de istemez” demiş İskender Pala ‘Kitab-ı Aşk’ta...
‘Simyacı’ kitabıyla ün kazan Brezilyalı yazar Paulo Coelho’ya göre ise aşk, evcilleştirilememiş bir güçtür. Onu denetlemeye çalıştığımızda, bizi yok eder. Hapsetmeye çalıştığımızda, bizi köleleştirir. Anlamaya çalıştığımızda, bizi arkasında aklı karışmış bir şekilde bırakır,
“Aşk güneş doğmadan önce görülen bir sise benzer. Bir süre devam eder ve hemen ortadan kaybolur. Aşk gerçekliğin ilk gün ışığıyla yok olup giden bir sistir” diye tanımlamakta Alman kökenli yazar Charles Bukowski aşkı...
1960’larda yazdığı ‘Dört Aşk’ta ise Clive Staples Lewis, “Güvenli bir yatırım değildir. Birini sevmek savunmasız hale gelmektir. Herhangi bir şeyi sevdiğinizde, kalbiniz bükülecek ve muhtemelen kırılıp paramparça olacak. Kalbinizi tek parça halinde tutmak istiyorsanız, en iyisi mi onu hiç kimseye vermeyin, bir hayvana bile... Etrafını uğraşlarınız ve ufak zevklerinizle sarıp sarmalayın; duygusallığını görmezden gelin ve onu bencilliğinizin tabutunda ya da kefeninde saklayın. Fakat güvenli, karanlık, hareketsiz ve nefessiz tabutta değişecektir o... Kırılmayacak artık; çünkü kırılmaz, içine girilmez, şekillendirilemez olacaktır. Bu trajediye ya da trajedinin gerçekleşme ihtimaline yönelik alternatif bir senaryo, lanetlenmedir. Aşkın tüm tehlike ve kaygılarından tam anlamıyla korunacağınız tek yer, cehennemdir” diye anlatmakta aşkı.

Osman Gazi-Malhun Hatun

Dünyaya hükmeden imparatorlukların bile temelinde aşk ya da aşk acısı vardır bakıldığında. ‘Beş Şehir’in, ‘Bursa’da Zaman’ bölümünde Ahmet Hamdi Tanpınar, “Osmanlı macerası bir aşk romanıyla başlar” diye yazmış. “Hangi aşk bu?” derseniz, adını bir cihan imparatorluğuna veren Osman Gazi ile Şeyh Edebali’nin kızı Mal Hatun’un aşkıdır. Her daim olduğu gibi önce hüzün var bu aşkın ilk adımlarında da... Şeyh Edebali önce bu evliliğe sıcak bakmasa da sonrasında rıza gösterip verecektir kızını... “Ne kadar büyüktü aşkları?” derseniz Osman Gazi’nin sevdiği kadının ardından sadece üç ay yaşayabildiğini yazalım sadece.

Çiğdem Talu-Melih Kibar

Romantik, hüzünlü ve unutulmaz aşkların en güzel örneklerinden biri de Boğaziçi’nde kimya mühendisliği okuyan, konservatuvarın piyano bölümünü bitirmiş, Timur Selçuk’un öğrencisi 24 yaşındaki Melih ile 36 yaşındaki İngilizce öğretmeni Recaizade Ekrem’in torununun kızı Çiğdem’in, 1975 yılında
25 Mayıs’ı 26 Mayıs’a bağlayan gece saat üçü çeyrek geçe başlayan ama mutlu sona ulaşamayan aşkları... Birlikte geçirdikleri sekiz yıl, üç gün 106’sı listelerde bir numara olan 273 şarkının ortaya çıkmasına vesile olur. Ancak aralarındaki ilişki aşktan da öte bir amaç ve ruh birlikteliği, çok özel bir bağdır. O kadar özeldir ki birbirlerini kaybetmemek adına aşkalarından vazgeçerler. Ama unutulmaz eserlere beraberce imza atmaya devam ederler. Ta ki
tanışmalarının üzerinden tam sekiz yıl üç gün sonra 28 Mayıs 1983’te Çiğdem Talu daha 44 yaşındayken bu dünyayı terk edene kadar...
Takvimler 2005’in 7 Nisan‘ını gösterirken, Melih Kibar’da ruh ikizinin peşinden, aynı onun gibi çok erken ve sessizce veda etti bu dünyaya... Ve bu çok özel aşktan geriye, ‘İşte Öyle Bir Şey’, ‘Sevdan Olmasa’, ‘İçimdeki Fırtına’, ‘Sessiz Veda’ ve daha pek çok unutulmaz eser kaldı.
Sevgililer Günü’nüz kutlu olsun!

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Şehrin göbeğinde hazine: Karaköy
  2. KÜÇÜKSU KASRI
  3. KARYA’NIN BAŞKENTİ MİLAS
  4. RİO KARNAVALI BAŞLADI!
  5. SİNEMASEVER GEZGİNLER İÇİN 2020 REHBERİ
  6. HER ŞEY SENİNLE GÜZEL, OLMAYACAK DÜŞLERİN PEŞİNDEN KOŞMAK BİLE...
  7. SEYAHAT VE SAĞLIK
  8. Yeni Corona Virüsü: 2019 nCov
  9. DEDE KORKUT’TAN ANADOLU’YA DEVE GÜREŞLERİ
  10. BEYOĞLU’NDA SANATIN PEŞİNDE...

© Copyright 2020

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.