SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Büyükanıt’a ulaşamadık!

Emekli amirallerin gece yarısı bildirisi tartışılırken tarihe e-muhtıra olarak geçen 27 Nisan bildirisinin 14 yılına giriliyor.

27 Nisan 2007’de AK Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı olan Abdullah Gül’ün TBMM’deki oylamasının yaşandığı gece Genelkurmay Başkanlığı gece yarısı muhtıra yayınlamıştı. Hükümette bu muhtıraya sert yanıt vermişti. 

Türk siyasi tarihine e-muhtıra olarak geçen 27 Nisan bildirisinin perde arkasını ve o gece yaşananları dönemin Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü olan Cemil Çiçek ile konuştuk.

27 Nisan gecesi 14 saat dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’a ulaşamadıklarını belirten Çiçek, “Ne Biz ulaşabildik ne Sayın Başbakan ulaşabildi. Şu garabeti görüyor musunuz? 14 saatte bir ülkenin bir başından bir başına düşman girer çıkar. Zaten savaşlar bile 1-2 saat içinde bitiyor. Bir ülkenin siyasi sorumluluğunu taşıyan hükümet, emrinde çalışan bir makama 14 saat ulaşamıyor. Siz burada iyi niyet arar mısınız? Niye ulaşılamadığı sorulunca ‘eee ben torunumu görmeye gidiyordum. Karayolu ile gidiyordum. Jammerlar olduğu için telefon çekmedi.’ Şimdi bu izah olabilir mi ya? Düşman girse çıksa torununu görmeye gidiyorsun, bu çağda Jammerlar çekmedi olur mu böyle şey? Her hâlükârda herkes herkese ulaşabilir. Yani böyle bir dönemi yaşadık” diyor.

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi ve eski TBMM Başkanı Çiçek sorularımı şöyle yanıtladı:

İŞARET FİŞEĞİ 12 NİSAN

27 Nisan bildirisi Cumhurbaşkanı adayına yönelikti. Süreç nasıl gelişti?

Cumhurbaşkanı kim olacak tartışmaları 1.5 yıl önce başladı. 27 Nisan bildirisini veren Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan konuşmasına bir bakın. ‘Özde Atatürkçü olacak sözde olmayacak’ diye işaret fişeği çakılıyor. 27 Nisan’ın hazırlığı hemen tencereye koyar konmaz ısınmıyor. Adayın eşinin başı açık mı kapalı mı tartışmaları yaşandı. O gece cumhurbaşkanlığı süreci başlamıştı. Abdullah Gül aday gösterildi. İlk oylama yapılıyor. Gece post modern dedikleri elektronik muhtıra dedikleri demokraside olmaması gereken bir ayıp bildiri internete kondu. Ondan sonra da dünya acaba Türkiye’de ne oluyor demeye başladı. Gece 23.00’de oldu. Nedense gündüzün aydınlığında kimse bir şey yapmıyor. Hep gece karanlığında yapılıyor. Gece karanlığında yapılan işlerde karanlık işler olur.

İÇİŞLERİ BAKANI’NIN ARABASIYLA GİTTİK

27 Nisan gecesi neler oldu?

27 Nisan’a gelirken bizde böyle bir sıkıntı gözükmüyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin sancılı olacağını bilenlerdenim. Ama özel bir bilgi yok. Ben o zaman Adalet Bakanıydım. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile aynı apartmanda oturuyoruz. O da ben de Ankara dışı bir programdan geliyoruz. Tam eve girdim, saat gece 11.05, bir gazeteci aradı. Aynı zamanda Hükümet Sözcüsüyüm. ‘Bu bildiri için ne diyorsunuz’ dedi. Dedim ki ‘ne bildirisi?’. ‘Genelkurmay, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili internete bir bildiri koydu’ dedi. Benim haberim yok, kapıdan yeni girdim. Bir bakayım size döneyim dedim. Bu arada televizyonlar vermeye başladı. Ben de arabamı göndermiştim. İçişleri Bakanı olan Aksu’yu aradım ‘böyle bir şeyden haberin var mı?’ dedim. ‘Yok, ben de yeni eve giriyorum’ dedi. ‘Arabanı gönderdin mi?’ dedim. ‘Yok’ dedi. ‘Arabanı gönderme, Genelkurmay bir bildiri yayınlamış, bunun önüne arkasına bakalım. Ben Abdullah Bey’i bir arayayım’ dedim. Neden Abdullah Bey’i aradım? Birincisi aday ikincisi de bu iş kendi başına olan bir iş değildir. Darbelerin hepsinin şu veya bu şekilde dış bir irtibatı vardır, arkasında bir kısım şeyler vardır. O da Dışişleri Bakanı olduğu için acaba oradan buradan kulağına bir bilgi geldi mi diye. Yani bir yol çizmemiz lazım. Ne yapacağımızı bilebilmemiz için de iyi kötü bilgiye ihtiyaç var. Sayın Cumhurbaşkanımızda o dönem Başbakan ve Balgat’ta. Abdullah Bey’e bir araya gelsek bir konuşsak dedim. Abdullah Bey ‘iyi olur. Ben de Tayyip Beyi aradım’ dedi. Onlar telefonla görüşmüşler.

14 SAATTE DÜŞMAN GİRER ÇIKAR

İlk toplantı nerede oldu?

Abdülkadir Bey ile Dışişleri Konutu’na gittik. Kendisinden başka iki arkadaş daha var Konut’ta. Nedir, ne değildir dedik. Kimsenin bir şey bildiği yok. Eee bildiriyi yazanı arıyoruz, ‘buna neden ihtiyaç duydunuz, ne demek istiyorsunuz’ falan. 14 saat biz Genelkurmay Başkanı’na ulaşamadık. Ne biz ulaşabildik ne Sayın Başbakan ulaşabildi. Şu garabeti görüyor musunuz? 14 saatte bir ülkenin bir başından bir başına düşman girer çıkar. Zaten savaşlar bile 1-2 saat içinde bitiyor. Bir ülkenin siyasi sorumluluğunu taşıyan hükümet, emrinde çalışan bir makama 14 saat ulaşamıyor. Siz burada iyi niyet arar mısınız? Yok şu manada değildir gibi bir hayra yoran bir yorum yapabilir misiniz? 14 saat ulaşamadık. Anlamaya çalışıyoruz. Kimsenin bildiği yok. Neticede ertesi gün benim açıkladığım konu üzerinde değerlendirmeler yaptık sabaha kadar. Sonra Sayın Başbakan’ın başkanlığında dar kapsamlı Başbakanlık Konutu’nda toplantı yapıldı.

AÇIKLAMAYI KİM YAPSIN?

Açıklamanın çerçevesi nasıl çizildi?

Ve bir açıklama yapmaya karar verdik. Açıklamayı da saat 15.00’de yapacağız. İlan ettik medyaya. Açıklamayı kim yapsın? Onlarınki bildiri oldu biz de internet sitesine mi koysak dedik. Yok. Muhtıranın muhatabı kim? Hükümet. Hükümetin başı kim? Tayyip Erdoğan. O mu yapsın? Orada da bir yanlışlık var. Mahiyetinde çalışan kişiye karşı Başbakan bunu muhatap kabul edecek, bildiri yayınlayacağız. O da olmaz. Sonuçta Hükümet Sözcüsü olarak benim yapmam karar verildi. Zaten taslağı belli ölçüde gece şekillendirmiştik. Bazı değişiklikler oldu. Toplantıyı konutta yapıyoruz. Basın toplantısını eski merkez binada yapacağız. O saate kadar hala Genelkurmay Başkanı’na ulaşılamadı.

TORUNUMU GÖRMEYE GİDİYORDUM, ÇEKMEMİŞ

Genelkurmay Başkanı’na ne zaman ulaştınız?

Saat 14’ü biraz geçerken, Genelkurmay Başkanı’nın aradığı söylendi. Basın toplantısı 15.00’te. Niye ulaşılamadığı sorulunca ‘ee ben torunumu görmeye gidiyordum. Karayolu ile gidiyordum. Jammerlar olduğu için telefon çekmedi.’ Şimdi bu izah olabilir mi ya? Düşman girse çıksa torununu görmeye gidiyorsun, bu çağda Jammerlar çekmedi olur mu böyle şey? Her hâlükârda herkes herkese ulaşabilir. Yani böyle bir dönemi yaşadık. Bunu da herkesin bilmesi lazım. Ben basın toplantısına giderken hala Başbakan, Genelkurmay Başkanı ile konuşuyordu. Ben bir kısmını dinledim. Vakit geliyor. Açıklamayı geciktirirsek bu defa başka sıkıntı çıkar. Açıklamayı vaktinde yapmamız lazım. Herhalde zannettiler ki önceki hükümetler gibi bunlar sineye çeker eski muhtıralar gibi. Ama açıklama yapacağımız ortaya çıkınca arama durumu söz konusu oldu diye ben yorumluyorum. Ondan sonra telefondan gelen bilgiyi hesaba katarak böyle bir açıklamayı yaptık.

SİYASETTEKİ ÇİRKİN DARBE GELENEĞİ

Siyasi partilerin tutumu nasıldı o gece?

Belli konularda fikri farklılıklar olabilir, görüş farklılıkları olabilir. Demokraside olacak. Muhalefet ve birden çok parti bunun için var. İktidarın her yaptığını doğru bulmayabilir, bunu eleştirecek. Ama darbe meselesi demokrasiyi katletmektir. Bu katil fiilinin işlenmek için hazırlık hareketlerinin yapıldığı dönemde herkesin demokrasiye sahip çıkması lazım. Halbuki 27 Nisan bildirisi ile ilgili bazı siyasiler ‘bu silahlı kuvvetlerin refleksidir’ tarzında yumuşatmaya, hak vermeye çalışıldı, geçmişte de bu tür şeyler oldu. Demek ki sadece darbeyi yapanların huyları devam etmiyor, siyasette de böyle çirkin bir gelenek var. Halbuki demokrasi hepimizin ortak paydasıdır.

KAVGALI EVE KIZ VERMEZLER

Darbeler dönemi hala kapanmadı mı?

Kapansın istiyoruz. Demokraside hiç akla getirilmemesi gereken konu darbedir. Şu anda 105’ten fazla parti var. İktidar yanlış yapıyorsa bu muhalefete altın fırsat çıkarır. Türkiye’de seçim yapılıyor.

Neden darbe yoluyla ülke sorunlarını çözmek gibi bir alışkanlığı hala sürdürüyoruz. Kaldı ki darbeler hangi sorunu çözdü diye sorduğumuzda hiçbir sorunu çözmediği, mevcut sorunları daha kangren hala getirdiği görülür. Ülkeyi 30-50 yıl geriye de götürdü. En çok darbe Ortadoğu’da yapılır, Ortadoğu’nun hali belli. Mümkün olsa da bunu hem lügatimizden hem hayatımızdan hem de zihnimizden çıkarsak. Bu bizim ruh sağlığımızı bozuyor. Ülkenin geleceği ile ilgili olumsuz değerlendirmelere sebep veriyor, iç huzurunu bozuyor. Devlet hayatında işlerin yürümesine engel çıkarıyor. Ekonomiye büyük zararlar veriyor. Türkiye yabancı yatırımcıya ihtiyaç duyan bir ülke. Kavgalı eve kız vermezler. Yıkılacak duvarın altına kimse oturmaz.

DARBELER VE TERÖR VEKALET SAVAŞININ İKİ YÖNTEMİ

Darbelere yönelik dış desteklerle ilgili neler söyleyeceksiniz?

Gelişmiş ülkeler kendi ordularıyla savaş yapmıyorlar. Vekalet savaşlarıyla istediklerini yaptırmaya çalışıyorlar. Bunlardan biri terör biri darbelerdir. Demek ki darbeler ve terör vekalet savaşının iki ayrı yöntemidir. Bazen bu ikisi birbiriyle de irtibatlıdır. Darbe yapabilmek için teröre yol verirler. Ülkede huzur bozulur, kargaşa çıkar, ne yapalım, gelsin o ülkenin ordusu bu işi halletsin. Darbelere davetiye çıkarmak için terör çıkarılır. Uluslararası güçlerin Cumhurbaşkanımızın dış güçler dediği ülkelerin sayısı da 7-8’dir. Bunlardan bazıları ile stratejik ortağız. Onun için vatandaşımızın olup bitenlere bu açıdan bakmasında fayda var. Türkiye vekalet savaşlarına en fazla sahne olan dünyadaki birkaç ülkeden biridir. 50 yıla yakındır biz terör ile uğraşıyoruz. 15 Temmuz darbe girişimiyle herkesin foyası ortaya çıktı. Demek ki Türkiye’nin 50 yıldır uğraştığı terörün arkasında bu 7-8 ülke var.

 

 

Yazının devamı...

Kanal İstanbul, 128 milyar dolar ve salgın

Kanal İstanbul’u yaptırmamak için oyunlar oynanıyor.

Montrö tartışmaları çıkarılıyor.

Ama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kanal İstanbul’u yapma konusunda kararlı.

Kanal İstanbul Türkiye için çok önemli bir proje.

Hem güvenlik hem egemenlik için.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal İstanbul’un Montrö ile yakından uzaktan alakası olmadığını dile getirdi.

Kanal İstanbul’un neden gerekli olduğunu yetkililere sorunca şu yanıtları aldım:

İstanbul Boğazı’ndan yılda 40 bin dolayında gemi geçiyor. Boğaz’dan normal şartlarda emniyetli ve güvenli bir şekilde geçebilecek gemi sayısı 25 bin olması gerekiyor. Gemi kazaları ve güvenlik açısından hem İstanbul hem Boğaz risk altında. Büyük gemilerden birinin kazası felaketi neden olabilir.

Önümüzdeki 30 yılda boğazdan geçecek deniz araçları sayısının 70 bine kadar çıkması bekleniyor. Bu rakamı da İstanbul Boğazı kaldırmaz.

Şu anda bile gemiler geçmek için 2-3 gün sıra bekliyor. Sayı arttıkça Boğaz’da tehlike artacak. Kanal İstanbul’un yapılması İstanbul Boğazı’nı rahatlatacak.

İstanbul Boğazı bir deniz yolu olarak düşük standartlı bir geometriye sahip. Düz bir geçiş hattı yok. Boğazda 19 tane keskin viraj var. Gemilere kılavuz kaptan veriliyor ama kazalar yine olur.

Kanal İstanbul, İstanbul’un marka değerini artıracak bir şehircilik projesi.

‘128 milyar dolar nerede?’ tartışması

‘128 milyar dolar nerede?’ diyerek olumsuz bir algı çalışması yapılıyor.

Yetkililere sorunca şu yanıtları aldım:

Ekonomide rezervlerin artış ve azalışının gerekçeleri basit ve olağan. İddia ettiği gibi 128 milyar dolar ne buhar olmuştur, ne peşkeş çekilmiştir, ne de çalındı.  

Rezervler, güncel ekonomik işleyiş çerçevesinden sadece yer değiştirdi. 

Bütün gerçekler Merkez Bankası bilançolarında açıkça yer alıyor.

Merkez Bankası bilançosunda, bankaların ve kurumların kayıtlarında, ödemeler dengesi hesabında rezervlerin seyrine dair somut rakamsal veriler bulunmakta olup; her şey şeffaf ve denetlenebilir bir ortamda işliyor.

Dünya standartlarında tutulan veriler ve TCMB bilançosu şeffafça ortadayken, buharlaşan veya kaybolan bir TCMB döviz rezervinden bahsetmek anlamsız.

Öncelikle, en az 41 milyar doları 2020 yılının ödemeler dengesi açığını kapatmak adına, en az 30 milyar doları da reel sektörün, bankacılık sektörünün ve hane halkının döviz açık pozisyonunu döviz varlıklarını artırarak kapatması amacıyla kullandırıldı. Yani, ekonominin işleyişi çerçevesinde, 30 milyar dolar yine Türkiye ekonomisinde bir yerden başka bir yere aktarıldı.

Ramazan uyarıları

Salgında sayılar arttı yeni önlemler alındı. Artışa rağmen vatandaşlarımız kalabalıklarda dolaşmaktan hala vazgeçemedi.

Ramazan ayını fırsata çevirmemiz ve sayıları düşürmemiz gerekiyor.

Ankara Şehir Hastanesi’nin Koordinatör Başhekimi Opr. Dr. Aziz Ahmet Surel ile vatandaşın Ramazan ayında neler yapması neler yapmamasını konuştuk. Başhekim Surel şu uyarılarda bulundu:

Benim en büyük korkum ‘Ramazan’ın tadı kalabalıklarla çıkar. Yani iftar ve sahurlar eş ve dostlarla yapılır’ düşüncesi. Aman buna dikkat edelim.

Beraber iftar yaptığımız o sevdiklerimizi yoğun bakımlara, hastanelere mahkum etme imkanımız olduğunu düşünerek temkinli olmamız lazım.

Ben vatandaşlarımıza sabır tavsiye ediyorum. Kalabalıklara karışmadan Ramazanı geçirelim.

Şuan yoğun bakımlarda yaş ortalamamız çok düşük. Yaşlılarımızı aşıladık. Bunun olumlu etkisini görüyoruz. İkinci aşıdan sonra pek geçiren yok. Gençlerin ciddi anlamda tedbirlere uyması lazım.

Eskiden bir kişi 29 kişiye kadar bulaştırmıştı. Mutasyon geçirdikçe aynı anda daha çok kişiye bulaştırmaya başladı.

Yazının devamı...

STANDARTLARIN ÇOK ÜSTÜNDEYİZ

Yerli aşıda son aşamaya gelindi. Bu süreçte insan denemeleri ve takip süreci çok önemli.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın talimatıyla Ankara Şehir Hastanesi’nde yerli aşı ile ilgili çok önemli bir merkez kısa sürede kuruldu. Merkez, Türkiye ve Avrupa’nın en büyük laboratuvarı olacak. 

3 katlı ve 20 deneğin yatılı kalabileceği merkez için işinde tecrübe kazanmış uzmanlardan bir özel ekip oluşturuldu.

Ankara Şehir Hastanesi’nin Koordinatör Başhekimi Opr. Dr. Aziz Ahmet Surel ile bünyelerinde yeni açılan Klinik Araştırmalar Merkezi’ni gezdik.

Biyometrik giriş

Özel güvenlikli binaya biyometrik tanıma ile giriliyor. Yani parmak izi, yüz tanıma ve göz tanıma sistemleri... 

Koordinatör Başhekim Surel Milliyet’e denek olarak gelen kişilerin neler yapacağını ve binadaki işleyişi tek tek göstererek anlattı.

İlk gelişten itibaren deneklerin neler yapacağını Surel şöyle anlattı: “Binaya biyometrik tanıma ile girilecek. Bunlar da parmak izi, göz tanıma ve yüz tanıma. İlk girişte kaydı yapılıyor. Eşyalarını değiştiriyor ve girişteki dolaplara koyuyor. Eğitim alanında hangi çalışmaya girdiği, neler yapılacağı, dikkat etmesi konularla ilgili bilgilendirme yapılıyor. Sonra muayene alanına geçiliyor. Önce muayene ediliyor, değerlendiriliyor.”

Özel uzman ekip oluşturuldu

Surel merkezi gezerken çalışma arkadaşlarını da tek tek tanıtıyor. Surel “her alanda en iyileri bir araya getirerek bir ekip kurduk. Mesela hayvan çalışması yapılmış başvurular da gelecek buraya. O nedenle veterinerimiz var ekipte.” vurgusu yaptı. 

24 saat takip

Girişten itibaren her alanda kamera görüyoruz. Koordinatör Başhekim Surel kameraları da şöyle anlatıyor: “24 saat takip çok önemli. Bütün denekler ihtiyaç giderdiği zamanlar hariç 24 saat izlenecek. Düştü bayıldı, bir olumsuzluk yaşadı hemen müdahale edilecek. Aynı anda 20 kişiyi yönetebilecek durumdayız. 20 kişilik yatılı servisimiz var. Bu odaların hepsinde de kameralar var. Hem numune alma hem de ilaç verme yerimiz oluşturuldu. Burasını da kameralarla gözlüyoruz. İlacı kim ne zaman verdiği kayıt altına alınıyor.”

Denekler ve görevliler çıkacak

Binadaki ikinci kat ise özel bölüm. Sadece denekler ve girmesi gereken görevliler girebilecek. Bu bölümde deneklerin yatılı kalmaları için ikişer kişilik özel kameralı odalar oluşturulmuş.

Başhekim Surel bu bölümü ise şöyle anlattı:

“Yataklı servisimize herkes çıkamayacak. Deneklerimiz ikişer kişilik odalarda kalacak. Bu odalarla ilgili özel hazırlıklarımız var. Örneğin, ilacı verdik 12 saat su içmemesi lazım. Bu odanın suyunu biz kapatıyoruz. Kişi suya ulaşamıyor. Türkiye’de bu standartlarda bir yer yok. Bu alanda koridorun sonunda acil çıkış kapımız var. Hastayı acil yoğun bakıma vb. götürmemiz gerekmedikçe bu kapı hiç açılmayacak. İki odayı sosyal alan yapıyoruz. Burada da gözlem sürecek. Beraber çalışmaya girdikleriyle orada yemeklerini yiyebilecekler. Sohbet edip çeşitli aktiviteler yapabilecekler. Zaman geçirme yeri olacak bizim gözetimimizde.”

Burun spreyini deneyeceğiz

Kovide yönelik yeni çalışmalardan biri de burun spreyi. Türkiye bu çalışmada da önemli kademeler katetti. Sprey çalışması da bu merkezde denenecek. Surel “Dünyada bununla ilgili bir başarılı çalışma yapılamadı. O da bizim burada beklediğimiz çalışmalar içerisinde. Aşımız yapılınca Türkiye dünyadaki 5-6 ülkeden biri olacak aşısı olan. Bu aşıya neresi ruhsat vermiş, kabul edilebilir bir yer mi diye bakacaklar. O yüzden bu standartları sağlamak çok önemliydi. Dünya standartlarının üstünde bir yer yaptık. Dünyadaki büyük firmaların çalışmalarını burada yapmalarına yönelik de bir alan oluşturmaya çalıştık” diyor.

Ne zaman başlayacak?

Merkezin çalışmalarına ne zaman başlayacağı ile ilgili sorum üzerine Surel, “Biz hazırız. Aşıları geliştiren bilim insanlarımız ile görüşmeler yürütüyoruz. Avrupa’nın en büyük laboratuvarına sahibiz. Her tetkiki kendi bünyemizde yapacak imkânımız var. İnsan çalışmalarına geçecek kadar güvenli ve etkin ürünler için Etik Kurul onayı sonrası bütün ayrıntılı raporlarla Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na (TİTCK) müracaat edilecek. Ayrıntılı ve titiz değerlendirmeler sonucu uygun bulunan klinik çalışmaları merkezimizde günüllülerimiz ile yürütmeye başlayacağız. Gönüllü denek havuzumuzu oluşturuyoruz. 18-60 yaş aralığında, bir hastalığı olmayan, Kovid geçirmemiş ve aşı olmamış bireyler gönüllü olmak için müracaat edebilir.” vurgusu yaptı.

Kan ve dokuların saklanacağı oda

Merkezin en hassas odalarını da gezdirdi Surel. Yani ürünlerin, kan, doku örneklerinin saklanacağı alan. Surel bu odaları da şöyle anlattı: “Uzun yıllar saklanacak arşiv alanımız var. Kartlı olarak giriş çıkış yapılıyor. Bir başka odamız ise ürünlerin saklanacağı alan. Bir de teste girenlerden kan, doku gibi örnekleri saklayacağımız odamız var.”

 

Yazının devamı...

AB liderleri ve emekli amiraller

Ankara’da önceki gün Türkiye- AB zirvesi vardı. 3 saate yakın sürdü.

Cumhur-başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile bir araya geldi.

Türkiye’nin AB hedefi belli ve her fırsatta dile getiriliyor: AB’ye tam üyelik.

Ama yıllardır oyalanıyor Türkiye. İkili davranılıyor.

Türkiye çok adım attı, şimdi adım atma sırası AB tarafında.

Türkiye Ankara’daki zirvede bunun altını kalın çizgilerle çizmiş

Kriterleri tamamlama açısından Türkiye’nin çok gerisinde olanlar bile AB üyesi yapıldı.

Hatta şımarık çocuk olarak Güney Kıbrıs’ta alındı.

AB tarafı İstanbul Sözleşme-si’nden çekilmenin yanlış olduğuna yönelik mesajlar vermiş.

Her fırsatta ‘demokrasi, insan hakları’ diyen AB liderleri acaba “emekli amirallerin” bildirisine yönelik ‘yanlış oldu, demokrasilerde askerler gece yarısı bildirisi yayınlamaz’ türünden bir şey demiş mi görüşmede?

Merak ettim, sordum. Aldığım bilgi ise tabii ki ‘hayır’ oldu.

Keşke deselerdi, keşke ‘askerler emekli de olsa gece yarısı siyasete yönelik bildiri yayınlamamalı. Biz de olmaz. Demokrasilerde böyle şeyler olmaz’ deselerdi. 

Türkiye AB’den ne bekliyor?

 Ankara’daki zirvede Türkiye, AB tarafına şu mesajları vermiş:

- Türk vatandaşlarına vize serbestisi sağlanması

- Tam üyelik

- Gümrük Birliği’nin yenilenmesi

- Göç mutabakatının güncellenmesi

- Türkiye’ye verilen sözlerin tutulması

- Terörle ortak mücadelede.

- Doğu Akdeniz gelişmelerinde adaletli tutum içine girilmesi...

Türkiye’nin beklentileri çok ve haklı. Niye mi? 60 sene olmuş AB süreci. Haydi AB, yeni bir başlangıç için adım atma zamanı.

Gençler aman dikkat

Geçtiğimiz günlerde Ankara Şehir Hastanesi’nde Kovid aşısı oldum

Hastaneler kalabalıklaşmış.

Hem salgın hem de başka hastalıklar.

Ankara Şehir Hastanesi’ne günde 20 bine yaklaşan bir giriş çıkış söz konusu.

Edindiğim bilgi aşı olan ve 65 yaş üstünün salgın nedeniyle hastaneye gelişi azalmış.

Eskiden 20-30 yaş arasında ender görülen kovidli hasta sayısı şimdi 65 yaş üstü için geçerli.

Kovidli olarak hastaneye gelen gençlerin de sayısı artmış.

Gençlerin ‘bana bir şey olmaz’ yaklaşımından hızlıca uzaklaşması gerekiyor.

Sağlık çalışanları yoruldu

Salgında sayılar korkutucu düzeyde.

Günlük vaka sayısı 60 bine doğru gidiyor.

Hastaneler doluyor, yoğun bakımlar doluyor.

Sağlık çalışanları gece gündüz çalışıyor.

Sağlık çalışanları yoruldu ayrıca.

Biraz daha dikkat etmemiz gerekiyor.

Lütfen kurallara biraz daha çok uyalım.

Kadın Kahramanlar Sergisi

Kadına şiddetin sıfırlanması için neler yapılması gerektiği tartışılırken Gaziantep’te anlamlı bir sergi açılmış: 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda Kadın Kahramanlar Sergisi.

Geçtiğimiz günlerde Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in bu müze ile ilgili daveti vardı ama katılamadım.

Sergi, Hisart Canlı Tarih Müzesi koleksiyonunda yer alan eserlerden oluşuyormuş.

Sergi, 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinde, işgal edilen bir ülkenin ve yok edilmeye çalışılan bir halkın, tüm yokluklara rağmen ağır şartlar altında giriştiği mücadele esnasında Türk kadınının çektikleri zorlukları, yüklendikleri sorumlulukları ve gösterdiği kahramanlıkları konu alıyor.

Yazının devamı...

'Dünya için bir iyilik yapmalıyız'

Emine Erdoğan gençlere çağrılarda bulundu. Emine Erdoğan, “Benim çocukluğum bahçeli bir evde geçmişti. Tabiatın döngüsüne şahit olarak büyüdüm. Bahçemizdeki ağaçlardan düşen meyveler toprağa karışır gübre olurdu” “İhtiyaç fazlası ise komşularla paylaşılırdı. Bakıyorum da benim yaşımda birçok kişi için rutin sayılabilecek bu düzen şimdilerde değişti. Halbuki doğayı koruyabilmek için önce onu tanımalıyız. Dünya için bir iyilik yapmalıyız”

Sıfır atıkta dünyaya örnek olduk. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, himayesinde yürütülen Sıfır Atık Projesi başlayalı 4 yıl gibi kısa bir süre olmasına rağmen başarılı sonuçlar verdi.

Emine Erdoğan, Sıfır Atık Projesi ve çevreye ilişkin diğer çalışmalara katkılarından dolayı Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Ofisi tarafından Küresel Amaçlar Eylem Ödülü aldı.

Beştepe Devlet Konukevi’nde geçtiğimiz günlerde düzenlenen ödül törenine ve resepsiyona katıldım. Emine Erdoğan özel hazırlanan videoda, sohbetinde ve konuşmasında hem eski çocukluk yıllarını anlattı hem de çevre ve dünya için gençlere önemli çağrılarda bulundu.

Emine Erdoğan çocukluk yıllarından örnekler vererek, “Benim çocukluğum bahçeli bir evde geçmişti. Tabiatın döngüsüne şahit olarak büyüdüm. Bahçemizdeki ağaçlardan kuruyup yere düşen meyveler toprağa karışır gübre olurdu. İhtiyaç fazlası ise komşularla paylaşılırdı. Gıdalar bozulmadan mutlaka değerlendirilirdi. Bakıyorum da benim yaşımda birçok kişi için rutin sayılabilecek bu düzen şimdilerde değişti. Geri dönüşümün gençlerimizin hayatında artık karşılığı yok. Halbuki doğayı koruyabilmek için önce onu tanımalıyız. Dünya için bir iyilik yapmalıyız. Umuyorum ki masmavi gökyüzü, zümrüt yeşili deniz ve bol oksijenli ormanlarıyla daha güzel bir dünya bırakırız gelecek nesillere” vurgusu yaptı.

BM Türkiye Mukim Temsilcisi Claudio Tomasi, Sıfır Atık Projesi’nin BM’nin “Sorumlu Üretim ve Tüketim” amacına yaptığı önemli katkılarından dolayı UNDP Türkiye tarafından verilen “Küresel Amaçlar Eylem Ödülü”nü Emine Erdoğan’a verdi.

Çevre dostlarının davet edildiği törende Emine Erdoğan, “Bu anı, bizimle paylaşan tüm dostlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Sizlerle çok özel bir farkındalığın ortak dilini konuşuyoruz.

Çevre dostları olarak, yan yana ve hep birlikte olmamızın, büyük bir sinerji doğurduğunu hissediyorum. Bu kıymetli ödülü, hayat enerjisini, doğanın sözcülüğüne adayan, tüm güzel kalpler adına kabul ediyorum” vurgusu yaptı.

TABİAT İLE ARAMIZDAKİ MESAFEYİ KAPATALIM

Toprağın insanın dünyaya vardığı ve dünyadan ayrıldığı bir istasyon olduğunu belirten Emine Erdoğan, şunları söyledi:

“Vatandır, sadık bir yârdır ve bu nedenle kutsaldır. Tabiat ise, anadır; bizi besler, büyütür, korur. Bizim; coğrafyaya, tabiatın sakinlerine bakışımız, bir başkadır. Halk ozanlarımız, şairlerimiz bunu türlü şekillerde ifade etmiştir. Sözgelimi; Tuna nehri, dosttur. Gül ile Bülbül, insanı ilahî aşka vardırır. Bir kuzunun melemesi, masumiyetin davetidir. Telli turnalar, uzak diyarlardan bize haber taşır. Tabiatla kurduğumuz ilişki öylesine derindir ki, medeniyet tarihimiz, doğa için kurulan türlü vakıflarla doludur. Su kaynaklarının korunmasından sokakların temizliğine, hastalanan göçmen kuşların tedavisinden, leyleklerin doyurulmasına kadar, tarihimizde nice çevre vakfı kurulmuştur. Doğa, bize emanet edilmiş bir dosttur. İnsan, dostuna nasıl davranırsa, tabiata da öyle davranması gerekir. Fakat ne yazık ki, tüm dünyada olduğu gibi, sanayileşmenin etkileri, bu anlayışı dönüştürmüştür. Tüketim toplumu genişledikçe, çevre sorunları artmıştır. Modern insan, tabiata karşı yabancılaşmış, hatta üzerinde tahakküm kurma hadsizliğine yeltenmiştir. Bugün ihtiyacımız olan; öteki haline gelen tabiat ile aramızdaki mesafeyi kapatmaktır. Onun dostluğunu yeniden kazanmaktır.”

DÜNYAYA KATKI SUNMAYA ÇALIŞIYORUZ

Tabiatın dostluğunu yeniden kazanmak için bir araya geldiklerini belirten Emine Erdoğan, dünyaya da tecrübeleriyle katkı sunmaya hazır olduklarını söyledi. Erdoğan, “Gerek yurtiçinden gerekse yurtdışından tüm misafirlerimizle, bu ortak derdin paydasında buluştuk. Birleşmiş Milletler gibi, küresel çözümler sunan organizasyonların, evrensel değerlerini paylaşıyoruz. Bu değerlere, her toprağın özgün meyvesi olan kültürel tecrübelerimizle, katkı sunmaya çalışıyoruz” dedi.

DAHA İYİ BİR DÜNYA İÇİN ÇALIŞMALIYIZ

İnsanın, yaptığı hataları, temize çekme imkânının son nefesine kadar olduğunu belirten Erdoğan, “Bu ümidi, bugünün yanlışlarını, yarının doğrularına çevirmek için kullanalım. Evet, bilimin gerçekleri, iklim krizi başta olmak üzere, bize karanlık bir geleceğin işaretini veriyor.

Fakat ne mutlu ki, bilim insanları, bu tabloyu değiştirmek için, son nesil olduğumuzu da söylüyor. İşte bu fırsatı değerlendirmeli, geleceğe daha iyi bir dünya bırakmak üzere, daha çok çalışmalıyız.

Çünkü, doğanın tüm kaynakları, insanlığın hem bugününün hem de gelecek nesillerinin ortak mirasıdır. Bu mirası, hakkından fazlasını alarak, fütursuzca tüketmek, asla kabul edilemez. Sıfır Atık Projesi, gelecek nesillere, yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluluğunun, küçük bir adımıdır.

İnşallah kamu ve sivil toplum kuruluşlarımızın iş birliği ile, bu çabayı daha verimli kılmayı arzu ediyoruz. Bugüne kadar projemize verdiğiniz tüm destekler için, her birinize teşekkür ediyorum.

Tüm canlıların ortak evi olan dünyada hoş bir seda bırakmayı diliyorum” vurgusu yaptı.

Sıfır atık projeleri

BM’den ödül alan Türkiye’nin uygulamaya koyduğu sıfır atık projeleri ve kazandırdıkları şöyle oldu:

- Sıfır Atık Projesi ile 2017-2020 döneminde 397 milyon ton hammadde, 315 milyon kilovat saat enerji, 345 milyon metreküp su ve 50 milyon varil petrol tasarruf edilmesi sağlandı.

- Aynı dönemde 17 milyon ton kullanılabilir atık toplandı, 2 milyar ton sera gazı salınımı önlendi ve 209 milyon ağaç kurtarıldı.

- Bu eylemler sayesinde 17 milyar lira ekonomik kazanç elde edildi. Projenin hedefi ise 100 bin kişiye doğrudan istihdam ve yıllık 20 milyar lira tasarruf sağlanması olarak belirlendi.

- Geçen yıl itibarıyla 76 bin kurum ve kuruluş binasında devreye giren Sıfır Atık Yönetim Sistemi ile projenin başında yüzde 13 olan geri kazanım oranı yüzde 19’a ulaştı. Sıfır Atık Projesi ile 2023’te geri dönüştürülen atıklarda geri kazanım oranının yüzde 35’e ulaşması amaçlanıyor.

- Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı olarak 2020’de kurulan Türkiye Çevre Ajansı, ambalaj atıkları için zorunlu depozito uygulamasına 2021 yılı itibarıyla başladı.

- Millî Eğitim Bakanlığı ve TEMA ile iş birliği yapılarak okullarda dijital ortamda eğitim verecek Sıfır Atık Eğitim Portalı kuruldu.

- Türkiye genelinde devam eden seferberliğe destek vermek amacıyla okullarda geri dönüşüm kumbaraları kuruldu ve 2019’un ilk yarısında 20 ildeki 252 okulda 77 bin 466 öğrenciye sıfır atık konusunda eğitimler verildi.

- Çevre Kanunu’nda geri kazanım katılım payı, plastik poşet ve plastik ambalaj kullanımının azaltılması, depozito uygulaması ve sıfır atık yönetim sistemi ile ilgili değişikliklerin yanı sıra 1 Ocak 2019’dan itibaren market, mağaza gibi satış yerlerinde taşıma amaçlı kullanılan plastik poşetlerin kullanımı ücretlendirildi.

- Türkiye denizlerini ve kıyılarını, atıklardan daha iyi korumak için Haziran 2019’da başlatılan Sıfır Atık Mavi hareketiyle ulusal deniz temizliği projesi öncülüğünde Türkiye’nin önde gelen 760 kuruluşu denizlerdeki kirliliğiyle mücadele ederken, tonlarca atık denizlerden temizlendi. Proje sayesinde 2019 yılına kadar 4 milyon 30 bin ton değerlendirilebilir atık ekonomiye kazandırıldı.

Yazının devamı...

HDP ne yapmadı, ne yaptı?

HDP’ye kapatma davası açıldı. Anayasa Mahkemesi usul eksiklikleri nedeniyle iddianameyi geri gönderdi. Ama dava reddedilmedi, süreç devam edecek.

Üçüncü ittifak tartışmaları da yaşanıyor.

‘HDP ne yapmadı, ne yaptı?’.

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, ‘HDP nereye gidiyor? Ne yapmadı, ne yaptı?’ sorum üzerine şunları söyledi:

“Terörle arasına mesafe koyamayan HDP gün geçtikçe adeta dibe batıyor. HDP’nin ‘bir Türkiye partisi olacağız iddiası’ tozpembe bir yalandan öteye gitmedi. Hiçbir milli meselede milletten yana, Türkiye’den yana bir duruş sergilemeyen bir parti Türkiye partisi olabilir mi? Tabii ki hayır.

Şimdiye kadar hiçbir 18 Mart törenine, şehitlerimizin cenazesine katıldılar mı? Gazi Meclis’te askeri tezkerelere evet dediler mi? Gazi Meclis’te ABD’ye, İsrail’e karşı olduğumuz ortak bildirilere, Azerbaycan’ın yanında olduğumuz ortak bildirilere imza attılar mı? Hayır.

Nasıl Türkiye partisi bu? Adeta Kandil’in, terör örgütünün arka bahçesi oldular.

HDP’nin kapatılıp kapatılmayacağı yargının işi; ancak şu bir gerçek ki millet HDP’yi tarihin çöp sepetine atacak. HDP, terörle siyaseti bu kadar yaklaştırarak tarihin karanlık sayfalarına geçti.

Demokratik siyaset, ülkeyi büyütmek gibi bir anlayış yerine, Kandil’in ezberleriyle hareket etmeyi tercih etmek akla ziyan bir yaklaşım. Kandil’in değil, milletin takdiri önemlidir. HDP’nin bunu anlaması gerekiyor. HDP, daha önceki parti kapatmalarından ders alarak Kandil’in ajandasıyla hareket etmekten vazgeçmeli.”

HER MKYK’DA OLAN İSİM KİM?


AK Parti’de yeni MKYK oluşturuldu. Listede dikkat çeken bir isim var.

2001 yılındaki Kurucu MKYK dahil olmak üzere tüm MKYK’larda görev alan tek kişi var: Hayati Yazıcı.

Yazıcı hem partide hem de hükümette önemli görevlerde bulundu.

Şu anda da Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Öncesinde Başbakan Yardımcısı, Devlet Bakanı, Gümrük ve Ticaret Bakanı olarak görev yaptı.

Geçen hafta bir araya geldiğim Yazıcı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yol arkadaşlığını şöyle anlattı:

“Sayın Cumhurbaşkanı-mızla tanışıklığımız 1970’li yıllara dayanır. Ben fakültede okuyordum. O da Milli Türk Talebe Birliği’ndeydi. Orada tanıştık. Siyaseten aynı kulvarda yürüyüşümüz 1993’te İstanbul’da Refah Partisi’ne katılmamla başladı. 1994 yerel seçim kampanyasında birlikte çalıştık ve o seçimde ben de Fatih ilçeden belediye meclis üyesi seçilmiştim. Daha sonra Genel Başkanımızın 6 Aralık 1997 Siirt konuşmasından sonra açılan soruşturma dolayısıyla avukatlığını üstlendim. Bununla birlikte ilişkimize vekil-müvekkil ilişkisi de eklendi. O günden bu yana birlikteyiz. Çok anılarımız var.”

ERDOĞAN’IN BİLİNMEYEN DEFTERİ

Yazıcı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ise şöyle anlattı:

“Öngörüleri güçlü, zeki, güçlü bir kişiliği, kararlı bir duruşu var. İnsanlarla ilişkileri son derece sevecen ve güçlü. Kendi görev ve yetki alanı ile ilgili konulara çok kararlı bir şekilde odaklanır. Başarısındaki en önemli faktör işine odaklı ve konsantre oluşudur. Beşeri ilişkilerdeki güçlülüğüdür. Aileye çok önem verir. Kolektif aklı önemser. Çalışma arkadaşlarının, o konu ile ilgili bilgi sahibi olduğunu düşündüğü kişilerin görüş ve önerilerini alır ve mutlaka bunları defterine yazar. Bazen bunları açıklar bazen açıklamaz, ama icra ederken görürsünüz ki oradaki açıklanan görüşlerin ortalamasını almış en rasyonel olanını uygulamaya koymuş. Böyle bir çalışma tarzı var.”

Yazının devamı...

DARBECİLER DEĞİL MİLLET YAPACAK…

AK Parti’nin Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ile yeni anayasa çalışmalarındaki ilkeleri, seçim barajının kaç olacağını, hangi partilerin seçime girebileceğini, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasından sonraki tartışmalar başta olmak üzere birçok güncel konuyu konuştuk...

AK Parti’nin kongresinde değişim yaşandı, güncelleme yapıldı. 2023 seçimlerine yönelik kadrolar oluşturuldu.

Sıra 2023 seçimleri öncesinde yapılacak anayasa ve yasa değişikliklerine geldi.

Bu hafta AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ile bunları konuştuk. Anayasa yapmanın milletin tekel hakkı olduğunu belirten Yazıcı şimdiye kadar milletin bu hakkını hiç kullanamadığını söyledi. Yazıcı “Şimdiye kadar ya olağanüstü dönemlerde olmuş ya da darbelerden sonra darbeciler yapmış. Yeni anayasayı darbeciler değil millet yapacak. Hedefimiz bu. Bunun ortamı var” diyor.Seçim Yasası’nda yapılacak değişiklikleri de Milliyet’e anlatan Yazıcı, seçim barajının yüzde 5 ya da 7’ye çekilebileceğini, seçim sisteminin değişmeyeceğini ancak seçim bölgelerinin artacağını dile getirdi. İstanbul’da 3 olan seçim bölgesinin 5 milletvekilinde anlaşma olursa 20 seçim bölgesine çıkabileceğini belirten Yazıcı, seçime girmenin şartı olarak da teşkilatlanmanın seçimden 6 ay önce bitirilmesi şartını getirebileceklerini kaydetti. Yazıcı, Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

TEŞKİLATLARIN HEYECANI DİRİLDİ

- AK Parti’de bir değişim oldu. Bu değişim neden yapıldı?

Bizim için teşkilatlar partimizin omurgası. 3 yıllık aralıklarla teşkilatlarımızı tepeden tırnağa gözden geçiririz. Siyasi birikimlerimizi, faaliyetlerimizi, çalışmalarıyla öne çıkmış arkadaşlarımızı bir değerlendirmeye tabi tutarız. Delegelerin onayına sunulur ve teşkilatlar yenilenir. Yenilenmiş teşkilatlarımızla ve eski kadrolarla birlikte 2023 seçimlerine odaklanacak düzeydeyiz, bir başlangıçtayız. Tüm arkadaşlarımızla Türkiye’yi büyütme inancıyla çalışacağız. Biraz önce eski il başkanlarımız vardı yanımda. Baktım heyecanlanmışlar, heyecanları dirilmiş. Bekleyen heyecan harekete geçmiş.  Kongremizde merkez karar organımızın sayısal gücünü artırdık. 50 idi 75 çıkardık. Yüzde 50 arttı. Yedek 25’ti bunu da 35’e çıkarttık. Genel Başkanımızın kongredeki mesajları da önemliydi. Konuşmanın önemli kısmında Cumhurbaşkanımız referansları anlattı. Türkiye’yi nereden nereye taşıdık. Önümüzdeki dönemde 2023 hedefine doğru Türkiye’yi taşırken hedeflerimizin neler olduğunun altını çizdi.

MİLLETİN TEKEL HAKKI

- Yeni anayasada yol haritası nasıl olacak?

Bugüne kadar bizim 5 tane anayasamız oldu. Osmanlı dönemi dahil. Anayasa yapmak milletin hakkıdır. Bu hak, tekel bir haktır, devredilmez. Ancak nüfusun kalabalık olduğu topluluklarda doğrudan değil dolaylı temsilciler aracılığıyla yapılır. Ama nihai noktayı millet koyar. Onun ismi referandumdur. Ama tekel hakkını aziz Türk milletimiz hiçbir anayasa yapımında kullanabilmiş değil. Ya olağanüstü dönemlerde olmuş ya da darbelerden sonra darbeciler yapmış. Yeni anayasayı darbeciler değil millet yapacak. Hedefimiz bu. 1982 anayasası için millet referandumda ‘biz bunu onaylamasak darbe süreci devam edecek’ kaygısı yaşayarak onay vermiş. Cumhurbaşkanımız konuşmasında yeni bir anayasa hedefini anlattı. Artık bölük pörçük anayasadan kurtularak, tek bir anayasa yapılmalı. Her parti buna destek vermeli. Cumhurbaşkanı hükümet sistemi olan başkanlık sistemine geçtik. Biz bu modelin doğru olduğu inancındayız. Yeni bir anayasa yapmamanın bunlar mazereti olmaması lazım. Toplumu oluşturan bütün kesimlerle, değişik görüş sahipleriyle katılımcılığı gerçekleştirerek bu süreci yürüteceğiz.

2023 ÖNCESİ YENİ ANAYASA

- Süreç ne zaman başlıyor?

Kurumsal anlamda daha bir yapı oluşturulmadı. Ama düşünce düzeyinde nasıl hareket edeceğimizin bir çerçevesi oluşturuldu. İnşallah 2023’ten önce bu anayasayı hep birlikte değiştirebilirsek büyük başarı olacak. Bu şekilde parlamentoda yer alan bütün siyasi partiler de bu başarının paydaşı durumunda olurlar. Cumhurbaşkanımız bu çağrıyı yaptı. Doğru olan Meclisin bir Anayasa yapıp, milletin onayına sunmasıdır. Uzlaşma zemini yakalanırsa bu çalışmalar Meclis’te yürütülür. Ama böyle bir yaklaşım görülmezse bile biz bir Anayasa taslağı hazırlayıp Anayasa yapma konusunda Meclis’in harekete geçirilmesini sağlayacağız. Meclis’te oluşturulacak çalışma komisyonunun gündemine gelir. Oradaki çalışmalarda belirlenecek ilkelere göre kamuoyuyla paylaşılır, inşallah bunu başarırız. Referandum çıtasını aşsa bile her hâlükârda milletin onayına sunulur. Ve millet, tarihimizde ilk defa tekel hakkı olan anayasayı yapmayı gerçekleştirmiş olur. Bu önemli ve prestijli bir hedef. İnşallah siyasi partiler de aklı selimle yaklaşırlar. Ve böyle önemli bir projeyi hep birlikte başarırız.

BARAJ 7 VEYA 5’E ÇEKİLEBİLİR

- Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nda ne gibi değişiklikler olacak?

Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatı ilgili yürüttüğümüz bir çalışma var. Bu çalışma aslında Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi ile ilgili bir uyum ve uyarlama çalışmasıdır. Mevcut kanunların Başkanlık Sistemine uygun hale getirilmesidir. Önümüzdeki seçimi de dikkate alarak bir çalışma yapıyoruz. Örneğin baraj konusu var yıllardır tartışılan. Şu anda Türkiye barajı uygulaması devam ediyor. Bu da yüzde 10. Dünyada başkanlık ya da parlamento modelini uygulayan ülkelerin hepsine baktık. Bunların arasında en yüksek baraj uygulayan ülke biziz. Kazakistan yüzde 7. Almanya yüzde 5. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi çıtayı yükseltti. 50+1. Bu hedef olunca partilerin seçimlerde ittifakla hareket etme imkânı ortaya çıktı. ‘Madem ittifak oluyor baraja gerek yok’ diyenler de var. Ama baraj bir istikrar unsurudur. Barajı tam kaldırırsanız zaten 100’e yaklaşmışız, birkaç yüz olur partilerin sayısı. Baraj konusunda ise yüzde 10 yüksek. 7 ya da 5’e çekebiliriz. Bu bizim taslağımız. Elbette biz bunu partimizin yetkili organlarından geçtikten sonra en başta Cumhur İttifakı ortağımız MHP ile görüşeceğiz. Onlarla da mutabık kaldığımız düzeyde teklife dönüştürüp bu defa Meclis’teki diğer partilerle paylaşacağız.

SEÇİM SİSTEMİ DEĞİŞMEYECEK, BÖLGELER ARTACAK

- Seçim sistemi değişecek mi?

Kesinlikle seçim sistemi değişikliği yok. Türkiye nispi seçim sistemini 60’lı yıllardan bu yana uyguluyor. Bundan vazgeçilmesi, tartışılması, çoğunluk sistemine ya da karma sisteme geçelim şeklinde hiçbir düşüncemiz ve bu alanda hiçbir çalışmamız olmadı. Şu anki uygulamamızda seçim bölgelerine ayrılım var. İller seçim bölgesi sayılıyor. Büyük illerden olan ve 100 vekilin seçildiği İstanbul’da 3 seçim bölgesi var. Bunun yanlış olduğunu düşünüyoruz. Seçim çevresini 5’li 7’li şekle dönüştürülmesi gerekir. Yani seçim bölgeleri artacak. 5 milletvekili çıkaracak şekilde mutabakat sağlanırsa 20 seçim bölgesi olur. 7 olursa sayı ona göre değişir. Bunun gerekçesi var, niye? Seçmen vekilini tanıması lazım. Seçmenle vekili daha yakınlaştırıyoruz. Vekil de seçmene yaklaşsın, sorgulama olsun. İletişim olsun.

6 AY ÖNCE TEŞKİLATLANMAYI TAMAMLAMA ŞARTI

- Siyasi partilerin seçime girme şartları nasıl olacak?

Mevcut yasada iki şart var. İllerin yarısından fazla ilde örgütlenmiş, bu illerin ilçelerinde de üçte iki düzeyinde örgütünü tamamlamış, büyük kongresini yapmış olmak şartı. Diğeri ise Meclis’te grubu varsa seçime girebiliyor. Biz ikinci şartı doğru bulmuyoruz. Teşkilatlanmaya hiç bakmadan seçime girmesine yol açmanın siyaseten doğru olmadığını düşünüyoruz. Demokrasi örgütlü toplum demektir. Partilerin halk düzeyinde örgütlülük durumlarını esas alarak seçime girmelerini karara bağlamak lazım. O bakımdan da mevcut yasada öngörülen illerin en az yarısında, belli oranlarda ilçelerinde örgütlenmeyi ve büyük kongreyi yapmayı yeterli buluyoruz. Buna bir sınır getirmek lazım. Buna seçimden 6 ay önce şartını yeni getiriyoruz. Taslağımızda bu da var. Seçim sürecinde örgütlülüğünü tamamladı, tamamlamadı tartışmalı bir sürecin olmasını siyaseten doğru bulmuyoruz. Ve bir partinin seçime girip girmemesini idari kadroların yargısal nitelikte bile olsa vereceği karara bırakmıyoruz. Onlar yalnız tespit yapacak.

TOPLUMSAL DOKUMUZ AÇISINDAN DOĞRU DEĞİLDİ

- İstanbul sözleşmesinden neden çıkıldı?

Sözleşmenin bazı maddeleri irdelendiğinde bizim kültürel değerlerimiz bakımından asla kabul etmeyeceğimiz anlamlara yol açma riski taşıyor. Bunlar yorumla alakalı. Bu sözleşmeden çekilmeyle kadına şiddete taviz verildiği argümanını asla haklı bulmuyorum. Biz aileye, kadına önem veren bir ülkeyiz. Şiddetin insani özelliklere uymayan bir davranış biçimi olduğunun idraki içindeyiz. Bizim hem inanç yapımız böyledir hem aile yapımız böyledir. Türkiye’de kadına karşı şiddet sanki bu sözleşmenin yürürlüğe girmesiyle var olmuş gibi davrananları da doğru bulmuyorum. Bu sözleşme tartışmalara yol açtı. Dolayısıyla bu sözleşmeden çıkmanın doğru olduğunu düşünüyorum.

Bu sözleşmenin bu tür yorumlara fırsat verici araç olması, toplumsal dokumuz bakımından doğru olmadığı düşüncesiyle bu sözleşmeye verdiğimiz onayı geri alıyoruz. Türkiye’yi buradan çıkartmış oluyoruz.

ONAYIN GERİ ALINMASI HUKUKİ

- Muhalefetin uluslararası sözleşmenin eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhurbaşkanımız İstanbul Sözleşmesini değil de başka uluslararası bir sözleşmede Türkiye’nin katılımından vazgeçmiş olsaydı bu tartışmalar olmazdı. Anayasa’nın 90. maddesi açık. 9 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi açık. Onay yetkisi var, geri alma yetkisi var. Meclis, idareye yetki vermiştir. Cumhurbaşkanımızın onayı geri alması hukukidir. Hukuken sorun söz konusu değildir.

Yazının devamı...

Yeni dönemin kodları

AK Parti’de 2023 seçim süreci önceki günkü kongreyle resmen başladı.

Yenilenme, güncellenme ve en önemlisi vatandaşla daha çok iç içe olma.

Yönetim genişledi, her kesime el uzatma ve daha çok kucaklaşma hedeflendi.

AK Parti kurulurken ‘hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ mesajıyla çıkmıştı.

Dünkü kongrede verilen mesajlarla da ‘yeni dönemin’ başladığının altı çizildi.

Neydi yeni dönemin kodları? 

- Öncelikle AK Parti kendini güncelledi ve yeni dönem başlıyor

- Yönetim yelpazesinin genişlemesiyle her kesimle diyalog artırılacak

- Değişimle yeni bir çalışma heyecanı yaratılacak

- Vefa duygusuyla ortak çalışmalar artırılacak

- Tabana yayılma ve vatandaşla daha çok iç içe olma öne çıkacak

- Hiç kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden, ayırmadan yol yürünecek

- Teşkilatlarda hizmet seferberliği başlatılacak

- Yönetimdeki her başkanlık saha çalışması başlatacak

- Milletvekilleri bölgelerinde daha çok vatandaşla iç içe olacak

- Belediyelerin hizmetleri yakın takibe alınacak ve raporlanacak.

Yeni anayasa çalışmaları başlıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti Kongresi’nde yeni anayasa çalışmalarına da start vermişti.

Şimdiki anayasanın geçerliliğini yitirdiğinin altını çizen Erdoğan, muhalefete yeni anayasa çalışmalarına destek verme çağrısı yapmıştı.

Edindiğim bilgi AK Parti yeni anayasa çalışmalarına başlıyor.

Bir çalışma ekibi oluşturulup her kesimin yeni anayasa ile ilgili düşüncesi alınacak.

Bu çalışma yapılırken sivil toplum örgütlerinin de görüşleri alınacak.

Yeni anayasada geniş mutabakat arayacak olan AK Parti, ayrıca Siyasi Partiler Yasası’nın değiştirilmesi içinde çalışmasını önümüzdeki günlerde partilere götürecek.

Burada da seçim barajının düşürülmesi tartışılıyor. Kulislerde konuşulan seçim barajı yüzde 5-7’ye çekilebilir.

Külliye’deki önemli gün

Dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde önemli bir törene katıldım. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesindeki Sıfır Atık Projesi BM’den ödül aldı.

Törende Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Mukim Temsilcisi Claudio Tomasi, Emine Erdoğan’a ‘Küresel Amaçlar Eylem Ödülü’ verdi. Bu sürdürülebilir kalkınma amaçları ödülüydü.

Ödül ilk kez Türkiye’de Sıfır Atık Projesi’ne verildi.

Sıfır Atık Projesi, Emine Erdoğan’ın öncülüğünde ve himayesinde 2017’de hayata geçirilen önemli bir proje.

Ekonomiye 17 milyar katkı

Sıfır Atık Projesi’nin ekonomiye ve istihdama da katkısı var.

Bu proje ile şimdilik ekonomiye 17 milyar lira kazanç sağlanmış.

Projenin hedefi ise 100 bin kişiye doğrudan istihdam ve yıllık 20 milyar lira tasarruf sağlanması.

Sıfır Atık Projesi, 2017-2020 döneminde 397 milyon ton hammadde, 315 milyon kilovat saat enerji, 345 milyon metreküp su ve 50 milyon varil petrol tasarruf edilmesini sağlamış.

Ayrıca 17 milyon ton kullanılabilir atık toplanmış ve 2 milyar ton sera gazı salınımı önlenmiş.

209 milyon ağaç kurtarılarak da oksijen depolarımız korunmuş.

Yazının devamı...

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.