SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Bodrum bu yaz nasıl olacak?

Doğası ve köy hayatıyla sevdiğimiz Bodrum, son yıllarda başka bir ligde de varlığını göstermeye başladı. Aslında Bodrum’u uluslararası arenada ilk tanıtan Maça Kızı oldu. Ahmet Ertegün’ün ünlü misafirlerini Bodrum’daki evinde ağırlamasıyla başlayan üst düzey yabancı kitlenin Bodrum’a gelmesini Sahir Erozan’ın Maça Kızı sağladı. Zaten asıl değişim Maça Kızı’nın Türkbükü’deki şimdiki yerine taşınmasıyla başladı. Hâlâ lahmacun fiyatı tartışılırken, Maça Kızı, Türk turizmi için önemli bir öncü rol üstlendi, dünyanın farklı şehirlerinde yaptıkları partiler de Bodrum’a getirdikleri fikir liderleri de bunda etkili oldu. 

Bodrum’u global destinasyon olarak tanıtan diğer bir önemli yerli marka ise Ersin Pamuksüzer’in kurduğu detoks merkezi, LifeCo. Artık Bodrum, Mandarin Oriental, Amanruya, Kaplankaya Six Sense, The Edition gibi uluslararası otelleriyle, Chanel’den Dior’a kadar birçok lüks markanın yazlık butikleriyle, Yalıkavak Marina’nın megayatlar bölümüyle en üst turist segmentine de hitap ediyor. Hakkasan’dan Novikov’a birçok yabancı restoran zincirinin Bodrum’a gelmesi de önemli, ama geçen yaz Lucca’dan Sunset’e yerli markaların, hatta Papermoon gibi lokalleştirerek orijinalinden farklı konumlandırdığımız sevilen markaların da Bodrum’a gelmesi dengeleri daha da değiştirdi. 

Global markaların ya da küreselleşme adımını atmayı başarmış yerli markaların Bodrum’u tercih etmesi de Türk turizmi ve tanıtımı için son derece değerli, ama tabii yerli balıkçıların, meze evlerinin de değeri bilinmeli. En lüks yerde de en salaş yerde de belli standartları koruyabilmek ve en iyi servisi verebilmek lazım. Önemli olan Bodrum’u koruyabilmek ve dünyaya en iyi şekilde tanıtabilmek. Pandemi nedeniyle son 2 yılda Bodrum’a çok büyük bir talep oldu, fiyatlar da katlandıkça katlandı. Bu yaz Bodrum’un son 2 yaz kadar kalabalık olmayacağı öngörülüyor. Bodrum’un kitlesi değişebilir, ama yaz kalabalığının azalacağını hiç sanmıyorum. Gelelim bu yaz en çok konuşulacak yeni mekânlara… 

Nobu, Bodrum Loft: Son 2 yılın sürpriz yıldızı Bodrum Loft’ta, geçen yaz Papermoon ve Sunset sushi bar takviyesi vardı Loft Elia’nın yanında. Özellikle ağaçlar arasındaki, deniz üstü terastaki Papermoon’a gidenler ise kendilerini Capri Adası’nda hissettiklerini anlatıyorlardı birbirlerine. Papermoon gerçekten başarılıydı ve tuhaf ama İstanbul’daki yüksek fiyatlarına rağmen Bodrum’daki fiyatları her yer çok yüksek fiyatlı olduğu için ortalama kaldı. Bu yaz ise Baran Süzer’in Türkiye’ye getirdiği, Robert de Niro’nun ortağı olduğu Japon restoranı Nobu Bodrum Loft’ta Loft Elia’nın yerinde açılıyor. Gelecek yıl ise Nobu Otel’in Bodrum Loft’un işletmesini alacağı konuşuluyor.

Momo: Wu Yalıkavak, The Galliard Cove House ve Azur’a bu yıl sürpriz bir komşu geliyor: Çeşme ve İstanbul’dan tanıdığımız Momo. 

Da Marıo: Bodrum’a bir İstanbullu mekân daha geliyor. Da Mario, Bodrum Loft ile Bodrum Mesa arasında kalan Nef içinde açılacak. 

Mammadrau: Sicilya’da Ragusa’da Duomo adlı 2 Michelin Yıldızlı restoranı olan şef Ciccio Sultano, haziran ortasında Yalıçiftlik’teki Kempinski Hotel Barbaros Bay içinde Mammadrau isimli bir restoran açıyor. 

Anhinga by OD: Geçen yaz yeme-içme dünyasının en şaşırtıcı transferi Urla’nın gastronomi üssü olmasında öncü olan Od Urla’nın şefi Osman Sezener’den geldi. Şef Osman Sezener, geçen yaz The Edition Bodrum’da Od markasıyla değil, Kitchen Bodrum ile karşımıza çıktı. Restoran yerel üretimi destekledi, tesisin kendi bahçelerinde sürdürülebilir bir yaklaşımla üretilen otlar, salata yeşillikleri ve sebzelerin yanı sıra en taze et ve balık ürünleri yakın çiftliklerdeki yerel üreticilerden temin edildi. Menünün öne çıkan lezzetlerinin başında ise deniz mahsullü cannelloni ve hurma püresiyle ve tarçınla tatlandırılmış dana kaburga, keşkek geliyordu. Şimdi ise Osman Sezener Six Senses Kaplankaya bünyesinde açılacak olan Anhinga by OD ile karşımıza çıkıyor. Haziran başında açılacak Anhinga by OD’a 30 dakikada Türkbükü’den tekne seferleriyle de ulaşım sağlanacak. 

Lucca Beach: Geçen yaz Bodrum’un kazananı Lucca’ydı. Ne Papermoon ne de Novikov ve Sakhalin gibi Rusya kökenli restoranlar, Lucca’yla aşık atabildi. Hatta birçok popüler mekânın sahibi de en azından akşamüstlerini Lucca’da geçirdi. Tabii bir de süper yatlarla Bodrum’a gelen yabancılar da Lucca’yı anında keşfetti. Şimdi Cem Mirap, Mandarin Oriental’in en geniş plajında Lucca Beach ile karşımıza çıkıyor. Bir dönem Bodrum’da çok popüler olan eski beach partiler geri dönerse şaşırmamak lazım. 

Narubar Izakaya: Geçen yaz Bodrum’da en sevdiğim yerlerden biri Naru’ydu. Dereköy Lokantası’nın kurucularının Mesa Bodrum’da açtığı restoran ve plaj. En çok tüm Bodrum patırtısına rağmen kendi halinde olmasını sevmiştim. Diğer plajlara göre kesinlikle daha huzurluydu, denizinin güzelliği de bunda etkili tabii. Fıstıklı ve çilekli salatası hiç beklenmeyecek kadar lezzetliydi, sumaklı kokteylleri de öne çıkıyordu. Tek eksi puan, plajdan akşam servisine geçilirken arada mutfağın kapanması ve restoranın alt kısmının gündüzleri açık olmamasıydı. Ama belki de bu da huzurda etkiliydi. Bu yıl ise bir yenilikleri var: Narubar Izakaya. Mekânın bir bölümü Japon usulü meyhane, Izakaya konseptinde olacak.

Yazının devamı...

ELON MUSK ETKİSİ

Elon Musk ve Twitter konusunda sular durulmuyor. Şimdi de Twitter yatırımcıları, 44 milyar dolar’lık satın alma anlaşmasını askıya alan Elon Musk ve Twitter’a dava açtı.

Davada, Elon Musk yanlış beyanlar ve piyasa manipülasyonu ile Twitter’ın San Francisco’daki ana merkezinde kaos yaratması nedeniyle görevi kötüye kullanmakla suçlanıyor.
Hatırlayacaksınız, Elon Musk bir süre önce şirketi satın almak üzere hisse başına 54.20 dolar teklif etmişti.
Ancak Elon Musk’ın teklifini askıya almasıyla Twitter hisseleri yaklaşık yüzde 27 oranında düştü. Davada ayrıca Elon Musk’ın Twitter’daki hissesini ve şirketin yönetim kurulu üyesi olma planını açıklamayı geciktirerek finansal olarak fayda sağladığı da belirtiliyor.
Bununla da bitmiyor, 95 milyondan fazla takipçisi olan Elon Musk tarafından yapılan bazı paylaşımların da yanıltıcı olduğu iddia ediliyor.

Tabii en başta Elon Musk’ın sahte hesapların sayısıyla ilgili şüphelerini dile getirdiği ve satış anlaşmasını askıya aldığını ilan ettiği tweet’i de var.

Davada, Elon Musk’ın 13 Mayıs tarihinde attığı tweet’i hakkında sahte hesaplardan haberdar olması nedeniyle Twitter hisseleri için piyasayı manipüle etme çabası içinde olduğu da gündeme getiriliyor.

İfade özgürlüğü konusu

Twitter’ın ve sosyal medyanın geleceğini değiştirmeyi planlayan Elon Musk, Tesla şirketinin piyasa değeri 737.6 milyar dolar’a çıkınca, Amazon’un sahibi Jeff Bezos’u geride bırakarak dünyanın en zengin kişisi unvanına sahip oldu.

Sadece dünyanın en zengin insanı olmakla kalmadı, en çok sevilen ve en çok nefret edilen insanların da başında geliyor.

2009’dan beri aktif olduğu Twitter’da milyonlarca takipçisi olan Musk’ın Twitter’ı satın alma isteğiyle gündeme gelen en önemli konu ise ifade özgürlüğü.

Şöyle bir gerçek var, sosyal medya büyük bir güç ve devletlerle iş yapan, uydular satan bir iş adamının bir sosyal medya platformunun patronu olması da bu nedenle tartışılıyor. Elon Musk ise “İfade özgürlüğünün işleyen bir demokrasi için toplumsal bir zorunluluk olduğuna inanıyorum. Ancak, yatırımımı yaptığımdan beri, şirketin mevcut haliyle ne gelişeceğini ne de bu toplumsal zorunluluğa hizmet etmeyeceğini anlıyorum. Twitter’ın dönüştürülmesi gerekiyor” diye bir açıklama yaptı.

“Eğer kabul edilmezse, hissedar olarak konumumu yeniden gözden geçirmem gerekecek” diye de ekledi teklifi ilk verdiğinde.
Twitter yönetimi, bu teklife ne kadar karşı çıksa da Elon Musk, “Yönetim kurulu değil, hissedarlar karar vermeli” diye görüşünü dile getirdi. Bu durumda Twitter tek kişinin özel şirketi olursa ifade özgürlüğü bakımından ne gibi değişiklikler yapılacak, bu durum olumlu mu yoksa olumsuz mu olacak; tartışılır tabii!
Şimdi ise Elon Musk çok sevdiği Twitter’ı satın alarak ve ifade özgürlüğünü sürekli dile getirerek, tüm dünyanın kendisi hakkındaki gerçek fikirlerini öğrenmiş oldu. Bu durumda her zaman sakinliğini koruyamadı, bazı tweet’lerle sevenlerini bile üzdü.
Şimdi bu yeni davayla ve Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey’ye yönetim kurulundan ayrılmalı diye attığı tweet’lerle Elon Musk başka bir boyuta geçiyor. Bakalım bu süreçte daha neler göreceğiz…

Yazının devamı...

Nice 50 yıllara İKSV!

Hayatımızı güzelleştiren en önemli kurumların başında geliyor İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV).

Kâr amacı gütmeyen İKSV, 2022’de dile kolay tam 50. yılını kutluyor.

Önceki akşam Four Seasons Bosphorus’ta gerçekleşen 50. yıl kutlamasında Halit Ergenç, Cem Yılmaz ve Kenan Doğulu gibi popüler isimler de sahnedeydi.

Christie’s müzayede evinin yönettiği destek yarışında şimdiye kadar Venedik’teki Türkiye Pavyonu’nda işleri yer alan sanatçılardan Sarkis, Ayşe Erkmen, İnci Eviner, Ali Kazma ve Cevdet Erek’in bağışladıkları eserler satıldı.

Elde edilen gelir Venedik’teki bir sonraki Türkiye Pavyonu’na destek sağlayacak.

Aslında her şey Dr. Nejat F. Eczacıbaşı’nın İstanbul için kurduğu bir festival hayalinin somutlaşmasıyla 1972’de başladı.

Tek bir İstanbul Festivali’nden 50 yılda güncel ve klasik müzik, sinema, sahne sanatları, güncel sanat ve tasarım alanlarında düzenlediği binlerce etkinlikte on iki milyonu aşkın izleyiciyi ağırlayan bir kuruma dönüştü.

Türkiye’de festival ve bienal olgusunun yerleşmesine, benimsenmesine katkıda bulundu.

Dünyanın önemli sanatçı ve topluluklarını İstanbul’da ağırladı, yurtdışında Türkiye’nin sanatsal üretimini yansıtan etkinlikler düzenledi.

Kültür-sanat aracılığıyla Türkiye’nin uluslararası bağlarının güçlenmesinde önemli rol oynadı.

Ödüller ve yapım desteklerinin yanı sıra verdiği eser siparişleriyle sanatı ve sanatçıları destekledi.

Araştırmalar yürüterek, raporlar hazırlayarak ve iş birliği projeleriyle, kültür politikalarının geliştirilmesi, kültür yönetiminin çeşitlenmesi ve güçlenmesi için çalıştı.

Kabul etmek lazım, sürdürülebilirlik en iyi olduğumuz konuların başında gelmiyor, işte tam da bu yüzden Türkiye’de kâr amacı gütmeyen bağımsız bir kurumu 50 yıldır yaşatabilmek büyük bir başarı.

Bu 50 yılda İKSV sonsuz başarıya imza attı.

Bkz. 1000’i aşkın kişi, kurum ve kuruluşla iş birliği, 80’den fazlası ilk defa İKSV tarafından kullanılan 320 farklı mekânda etkinlik, 6700’ü aşkın yapıtın ilk gösterimi, İstanbul Tiyatro Festivali ortak yapımcılığında 31’i yerli ve 11’i uluslararası olmak üzere toplam 41 proje, İstanbul Müzik Festivali eser siparişleri kapsamında 20 yeni klasik müzik eseri, İstanbul Bienali kapsamında 686 yeni güncel sanat eserinin prodüksiyonu, İstanbul Tasarım Bienali kapsamında 262 yeni tasarım/mimarlık projesinin prodüksiyonu, Venedik Bienali Uluslararası Sanat ve Mimarlık Sergileri Türkiye Pavyonu için yedi güncel sanat eseri ve dört mimarlık projesinin prodüksiyonu, Paris Cité des Arts Türkiye Atölyesi’ne konuk olan 47 genç sanatçı, yurt dışında Türkiye’nin kültür-sanat üretiminin sergilendiği 300’ü aşkın etkinlik, Kültür politikaları alanında dokuz rapor, 10 politika metni, kültür yönetimi alanındaki beş eğitim programına ülke genelinden 170 katılımcı, İKSV Alt Kat’ın düzenlediği, 600’e yakın etkinlikte 7500’ü aşkın çocuk ve gence doğrudan erişim, farklı konulara odaklanan 58 kitap.

İKSV 50. yılında, başarılı genç sanatçıları ödüllendirmeye, desteklemeye, onlara alan açmaya devam edecek.

Hedef, gençleri çalışmalarına daha fazla dâhil etmek.

Çünkü İKSV gençlerin hayatlarına kültür ve sanatla umut ve ilham katmayı çok önemsiyor, yeni üretimleri desteklemenin bu yönde büyük önem taşıdığına inanıyor. Bunun için de 50. yılında yeni girişimler başlatıyor.

Odak noktası, hem sanatçı hem de izleyici gelişimini destekleyerek yarının kültür ve sanatının yeşermesi için gerekli ortamı yaratmak.

İşte tam da en çok ihtiyacımız olan şey, yarının kültür ve sanatının yeşermesi için gerekli ortamı yaratmak.

Hatırlatalım, İKSV, 50. yılını haziran ve temmuz aylarında Beylikdüzü’nden Yıldız Parkı’na, Küçükçekmece’den Müze Gazhane’ye İstanbul’un farklı park ve açık hava mekânlarında düzenleyeceği ücretsiz klasik müzik ve caz konserleriyle İstanbullularla kutlayacak.

İKSV ile birlikte nice 50 yıllara!

Yazının devamı...

Frieze New York nasıl geçti?

Frieze New York’un ön izleme günü hıncahınç kalabalıktı.

Ön izleme gününde ilk saatlerde büyük satışlar yapıldı, ama tabii daha önceki yıllara kıyasla bu satışlar düşük kaldı.

Koleksiyonerler Art Basel’de son iki yılda yaşadıklarımızın yarattığı farkı görememelerine rağmen Frieze’de bunu görebildiklerini anlatıyordu geçen yıl.

Bu yıl da aynı durum geçerliydi.

Londra’da 1991’de bir kültür-sanat dergisi olarak başladı Frieze, daha sonra ise her yıl farklı zamanlarda Londra, New York ve Los Angeles’ta düzenlenen çok önemli bir fuar haline geldi.

Sanat koleksiyonerleri için eserleri Frieze’den almak da bir artı değer oldu.

Koleksiyonerlerin bir sanat eserini neden özellikle Frieze’den almayı tercih ettiklerini, Frieze’in bir ölçü ya da sanatla tanışma aracı olup olmadığını daha önce kurucusu Matthew Slotover ile konuşmuştum.

Matthew Slotover, bunu aslında Frieze’in değil, takipçilerinin belirlediğini anlatmıştı.

Geçen yıl tam 14 ay sonra ilk global fiziksel sanat fuarı Frieze New York gerçekleşmişti.

Daha önceki çevrimiçi edisyonu gibi geçen yıl da Frieze Viewing Room, 160 galerinin katılımıyla yapıldı.

Üstelik artırılmış gerçeklik teknolojisiyle sanat eserlerini koleksiyonerlerin kendi evlerinin ölçülerinde görmesi de mümkün oluyor ama yine de fiziksel fuarların yerini tutamıyor tabii.

Geçen yıl fuar Hudson Yards’daki The Shed adlı kongre merkezine taşındı ve 2019’da 200 galerinin katıldığı fuara geçen yıl 64 galeri, bu yıl ise 65 galeri katıldı.

Yine de Buenos Aires, Sao Paulo ve Londra’dan galeriler de vardı katılımcılar arasında.

Bu yıl her alanda olduğu gibi çok kültürlülük fuara damga vurdu.

Fuar her zamankinden daha da uluslararası olmaya özen gösterdi.

En dikkat çekici stantlardan biri hiç şüphesiz Gagosian’dı.

Dünyanın farklı şehirlerinde tam 19 galerisi olan Gagosian yine de Frieze New York fuarında yer almıştı.

Almanya doğumlu İsviçre merkezli Albert Oehlen’in eserlerini sergiliyordu.

Eserlerin yanına çay-kahve karışımı ‘Cofftea’ yapan bir makine konulmuştu.

Bu bir eser değil, ama eserlerle bağlantılı, sanatın ne kadar ticari olduğunu eleştiriyor diye özetliyorlar durumu.

Şimdi ise Frieze’in ilk Asya açılımı heyecanla bekleniyor.

Kore sanatını uluslararası arenaya taşımak için de önemli bir adım olan Frieze Seul için Gallery Hyundai’nin başındaki Patrick Lee ile anlaşıldı.

Hatırlatalım, Frieze Seul
2 – 5 Eylül’de gerçekleşecek.

Yazının devamı...

Dünyanın ilk popüler moda bloggerı neden vazgeçti?

2010’da modayla ilgilenenlerin yakından tanıdığı, dünyanın en etkili bloggerları, yani o dönemki influencerları Garance Dore ve Scott Schuman İstanbul’a geldi. O zaman favorilerimdendi Garance Dore. Tam 16 yıl önce illüstrasyonlarla başlıyor bloguna, sonra yorumlar ekliyor, en son da erkek arkadaşının da desteğiyle fotoğraf çekiyor. Fotoğraflar ve yorumlar illüstrasyonlardan daha çok ses getiriyor ve Garance Dore moda dünyasında önemli bir isim haline geliyor. 

O zamanki erkek arkadaşı da kendisi gibi ünlü bir bloggerdı. Hatırlayacaksınız, Scott Schuman’ın “Sartorialist” adlı bir blogu var. Sartorialist’te daha çok farklı şehirlerden sokak modası fotoğrafları yer alıyor. Hatta önemli moda tasarımcıları Sartorialist’teki fotoğraflardan ilham aldıklarını itiraf ediyor. 

Garance Dore ve Scott Schuman, “İstanbul” konulu bir moda ve seyahat içeriği hazırladı. Garance Dore, blogunda panoramik İstanbul fotoğraflarına yer verdi, “İstanbul’a olan sevgimi anlatmak için kelime bulamıyorum” diye başladı yazısına. O zaman blogger deyip geçmeyin, bu kadar etkili bloglarda böyle reklamın üstüne daha ne isteriz demiştik.  

Yeni girişim 

Daha sonra Garance Dore kararını verdi ve blogger/influencer olmaktan vazgeçtiğini açıkladı. Bir hafta süren sessizlik terapisinden sonra kararını verdi. Moda dünyasından yorulmuş ve bunalmıştı, bir tür tükenmişlik sendromu yaşıyordu. Haftalık yazılarının dışında sosyal medyada aktif olmamayı tercih etti. 

Dünya çapında olmayı başarmış ve moda haftalarında efsane editörlerle ön sırayı paylaşmış ilk moda bloggerlarından birinin birdenbire tüm kariyerinden vazgeçmesi şaşırtıcıydı. Şimdi ise Garance Dore kendi markası cilt bakım ürünleriyle karşımıza çıkıyor. Hatta geçen hafta itibarıyla blogunu tamamen kapattı ve aynı sayfada cilt bakım ürünlerinin satıldığı yeni internet sitesini paylaştı. 

Elbette influencerların kendi markalarını yaratmalarına alışığız. Çoğu bu konuda başarılı da oluyor. Ama Garance Dore gibi belli bir süre kenara çekilip durmayı tercih eden ve bloggerlıktan influencerlığa geçilen o dönemi kendi isteğiyle ıskalayan birinin bu yeni girişiminde başarılı olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz. 

Bakalım 12 yılda moda ve sosyal medyada neler değişmiş! 

Yazının devamı...

Bu konseri kaçırmamalı

Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Sanat 23 Mayıs Pazartesi akşamı AKM’de büyük bir konsere hazırlanıyor.
Uluslararası başarılara sahip ve dünya sahnelerinde ülkemizi temsil eden genç müzisyenler bu konserde sahneye çıkacak.
ÇEV Sanat Başkanı Berrin Yoleri’nin organize ettiği ve ünlü orkestra şefi İbrahim Yazıcı’nın yöneteceği konserde kemanda Deniz Erten İspir, Ezgi Su Apaydın, Deniz Şensoy, Doğa Altınok, Duru Önhon ve Defne Güngör perküsyonda Elman Mecid, piyanoda Damla Ece Karataş ve Fikret Uçar, violoda ise İklim Özenli Olten Filarmoni Orkestrası eşliğinde performanslarını sergileyecek.
Jamal Aliyev’in solist olarak yer alacağı konserde Aliyev, Türk enstrümanları ve çello ile doğu ve batı kültürlerini buluşturduğu yeni albümü ‘Illusion’ı ilk kez canlı seslendirecek.

Onur konuğu Haldun Dormen

Gecenin onur konuğu Haldun Dormen açılış konuşmasını yapacak.Projenin daimi gönüllüsü Halit Ergenç de gecede yer alarak genç müzisyenlere destek olacak. 23 Mayıs’ta AKM’de gerçekleşecek ÇEV Sanat konserinin biletlerine ÇEV Sanat’tan (Whatsapp hattı: 0536 077 05 05) veya www.biletinial.com’dan alabilirsiniz.
Konserin biletlerinden elde edilecek gelir genç müzisyenlerin eğitimlerine katkı sağlayacak. Konserde izlediğiniz isimlerin yanı sıra ÇEV’in desteklediği tam 42 Genç Yetenek var.
ÇEV Sanat Genç Yetenekler projesi Berrin Yoleri öncülüğünde, Fazıl Say, İbrahim Yazıcı, Bülent Evcil ve Mehmet Yasemin’in desteğiyle 12 yılda büyük yol kat etti. 2009’da Aya İrini’de Ebru Ceylan’ın objektifinden ‘Kutup Yıldızı’ sergisi ve mini konserle temeli atılan bu harika projenin amacı Türkiye’den dünya çapında sanatçılar çıkarmak, Türk kültürünü ve sanatını dünyaya tanıtmak.
Aslında ÇEV Sanat Genç Yetenekler projesinde gençler birbirleriyle rekabet içinde değil, tam tersine büyük dayanışmayla büyüyorlar, birbirlerini alkışlıyor, birbirlerine destek oluyor ve birlikte aynı sahneyi paylaşıyorlar.
Hepsi enstrüman, eğitim ve seyahat için destek bekliyor.
ÇEV Sanat Genç Yetenekler konserine bilet alarak hem AKM’de harika canlı müzik dinleyebilirsiniz hem de Genç Yetenekler’in eğitimlerine katkıda bulunabilirsiniz.

Yazının devamı...

Mardin bienale hazır

Mardin Bienali yarın Alman Karargâhı’nda gerçekleşecek resmi açılışla birlikte başlıyor.

Alman Karargâhı’ndan tüm sanatçı, galeri ve konukların katılacağı açılış yemeği için Maridin Otel’in avlusuna geçiliyor.

“İnsan toprağın sakladıklarını keşfettiğinde, etrafındaki uçsuz bucaksız imkânları fark etti, bizi bugüne getiren, toprağın bilgeliğini adım adım anlamak oldu. Toprağın, ortaklaştıran ama yakından bakıldığında farklarımızı da ortaya koyan gücü, yarattığımız hikâyelere ilham verdi. Toprağın sunduklarıyla kurduğumuz sofralarda toplanarak birbirimize hikâyelerimizi anlattık, paylaştık, paylaştıkça ilerledik. İşte Mardin bu kültürlerin, hikâyelerimizin birleştiği toprağın, altın bir tepside sunulduğu bir masal gibi. Bu masalı beraber keşfetmek, Mardin’in, toprağın ve binlerce yıllık kültürlerin bir arada sunduğu tüm zenginliğe ortak olarak sanatla yoğurmak için Mardin Bienali’nin açılış yemeğinde buluşuyoruz” diye özetliyorlar.

Mardin Sinema Derneği ev sahipliğinde gerçekleşen, lokal kadın şefler ve lokal üreticiler tarafından bölgesel ürünlerle hazırlanan yemek Mardin Bienali’nin direktörlerinden Döne Otyam tarafından organize ediliyor.

Açılış gecesinin ilhamı Mardinli sanatçı Hüseyin Aksoy’un “Mezopotamya” serisinden bir fotoğraftan alındı.

Yemekten sonra ise şehrin değişik mekânlarında farklı etkinlikler gerçekleşecek.

Mardin yarınki büyük açılışa şimdiden hazır, Mardin Bienali’nin direktörleri Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın şehre katkısı çok değerli.

Mardin Bienali’ne Döne Otyam’ın davetiyle ilk kez tam yedi yıl önce gitmiştim.

Mardin beni şaşırtmıştı, Bienali’yle, bienalle eş zamanlı kitap fuarı ve Ankara Devlet Opera ve Balesi ile birlikte düzenlenen Opera ve Bale Günleri’yle.

Biz İstanbul’da kendi küçük dünyamızda kendimizi büyük şehirde yaşıyor görürken bile opera ve baleye hasret kalmış durumdaydık o zaman.

Ve tabii Mardin’de bienal yapılması çok önemli.

Uluslararası Bienal Derneği’ne üye olmaya hak kazanan Mardin Bienali bu yıl 5. kez düzenleniyor ve aynı zamanda 12. yaşını kutluyor.

Hatırlatalım, direktörlüğünü Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın yaptığı, Mardin Sinema Derneği’nin ev sahipliğinde düzenlenen bienalin bu yıl küratörlüğünü Yeni Delhi’de yaşayan bağımsız küratör, teorisyen ve yazar Adwait Singh üstleniyor.

“Çimenin Vaadi” konseptiyle düzenlenen 5. Mardin Bienali 20 Mayıs–20 Haziran tarihlerinde gerçekleşiyor.

Mardin Bienali’ne Danimarka’dan Kazakistan’a, Bulgaristan’dan Güney Afrika’ya, Haiti’den İsviçre’ye ve ABD’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyadan, tam 24 ülkeden sanatçılar katılıyor.

Yazının devamı...

Tom Dixon’ın Türk markayla iş birliği

Yıllar önce Milano Tasarım Haftası’nda tanışmıştım ünlü İngiliz tasarımcı Tom Dixon’la.

Leonardo da Vinci Bilim ve Teknoloji Müzesi’ndeki sergisini birlikte gezmiştik.

Bir spor giyim markasıyla yaptığı iş birliğini anlatmıştı: “Ben moda tasarımcısı değilim” diyerek.

Yaptığı koleksiyonun çok amaçlı olduğunu söylemişti. Duvara açık haliyle asılabilecek bir nevi dolaba dönüşebilen bir sırt çantasıyla başladığını anlatmıştı. “Milano’ya ilk geldiğimde parkta bir bankta yatmıştım. Onu düşünerek hem gündüz işe gidilecek hem de tersini çevirip bankta yatabileceğiniz kıyafetler, paltodan uyku tulumuna dönüşen tasarımlar yaptım” demişti.

Geçen yıl ise Eczacıbaşı Grubu’na ait VitrA için ‘Liquid’ başlıklı bir banyo koleksiyonuyla karşımıza çıktı Tom Dixon.

‘Liquid’, Dixon’ın ilk banyo koleksiyonu olma özelliğini de taşıyor.

VitrA yerli ve yabancı tasarımcılarla sık sık iş birlikleri yaparak dikkat çekiyor.

Londra’da Clerkenwell’de büyük bir showroom da açtı.

“Liquid” koleksiyonunu yerli ve yabancı tasarımcılarla sık sık iş birlikleri yaparak dikkat çeken VitrA’nın Londra’da Clerkenwell’deki showroom’unda görme şansım olmuştu. Koleksiyon Wallpaper dergisinin tasarım ödülünü aldı.

Daha önce Arik Levy, Claudio Bellini, Terri Pecora, Sebastian Conran, Christophe Pillet, Matteo Thun ve Ross Lovegrove gibi tasarımcılarla iş birliği yapan VitrA’nın global bir marka olarak uluslararası tasarımcılarla çalışması elbette kaçınılmaz.

Pandemi nedeniyle Tom Dixon koleksiyonunun lansmanı İstanbul’da henüz yapılamamıştı.

Sonunda bugün Tom Dixon tasarımı Liquid Koleksiyonu’nun lansmanı İstanbul’da Esma Sultan Yalısı’nda yapılacak.

Wallpaper dergisinden tasarım ödülü kazanan bu iş birliği belli ki markaya daha da değer katacak.

Tom Dixon kimdir?

1959 Tunus doğumlu Tom Dixon alaylı bir tasarımcı. Motosiklet tutkusu ve geçirdiği kazalar hayatında belirleyici rol oynamış.

Bir motosiklet kazası nedeniyle Chelsea School of Art’taki sanat eğitimini yarım bırakmak zorunda kalmış.

Daha sonra 1980’lerde kurduğu Funkapolitan müzik grubunda müzisyen olarak sürdürdüğü kariyerini yine bir kaza yüzünden sonlandırmış.

Tasarıma olan yeteneğini ise yine bir kaza sonucu motosikletini tamir etmek için kaynak yapmayı öğrenmesiyle keşfetmiş.

80’li yıllarda Londra sokaklarında çokça rastlanan metal hurdaları ve inşaat atıklarını toplayıp atölyesinde birleştirerek kendini önce bir zanaatkâr, daha sonra bir tasarımcı olarak yetiştirmiş.

“Atıkların, metal parçalarının her biri benim için potansiyel birer sandalye sırtlığı veya masa ayağıydı. Başlangıçta ticari kaygılardan tamamen uzak, sadece kendi zevkim için üretiyordum” diye anlatıyor bu süreci Tom Dixon.

İlk yıllarda yaptığı işlevden uzak heykellerin üretim mantığıyla ortaya çıkardığı tamamen fonksiyonel S sandalyenin Cappellini markası tarafından üretilmesiyle üne kavuşuyor.

Tom Dixon, halen zanaat ile tasarımı birleştirmesiyle önde gelen ödüllü tasarımcılar arasında dikkat çekiyor.

 

 

Yazının devamı...