SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

YİNE HAFTA SONU, YENİ HAFTA SONU

Geçtiğimiz hafta 100 film, 100 şarkı diye yazınca haklı olarak sormuş okurlar, “Kitap listesi yok mu?” diye. Olmaz olur mu var tabii ki...

‘Dünya Çapında En Çok Satan Kitaplar’ listesinin başında, yayımlandığı 1859 yılından bu yana 200 milyondan fazla satan Charles Dickens’ın ‘İki Şehrin Hikayesi’ var. Onu yaklaşık 150 milyonluk satış ile, 1954 yılında Oxford Üniversitesi hocalarından Profesör J. R. R. Tolkien’in yazdığı ‘Yüzüklerin Efendisi’ izliyor. Üçüncü sırada bir ihtimal herkesin bir şekilde okumuş olduğu bir masal, Fransız yazar Antoine de Saint-Exupery’nin 1943’te yayınlanan ve 140 milyon satan ‘Küçük Prens’i var. Dört numara yine Profesör J. R. R. Tolkien’e ait ve ilk kez 1937’de yayınlanan ‘Hobbit’ken, beşinci ise Çinli yazar Cao Xueqin’e ait, 1759 tarihli ‘Kızıl Köşkün Rüyası’ adlı destan. Her ikisi de bugüne kadar 100 milyondan fazla satmış.

“Türk edebiyatının en iyi 100 eseri nedir?” sorusunun cevabını ise Hürriyet 2017’de vermişti. Birbirinden değerli yazarların ve eserlerinin yer aldığı listenin başında Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’i vardı. İkinci sırada Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ı yer alırken, üç ve dördüncü sıralardaki eserler aynı yazara aitti, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ ve ‘Huzur’. Beşinci sırayı ise Yusuf Atılgan’ın ‘Anayurt Oteli’ almıştı.

EVİNİZİN KONFORUNDA UNUTULMAZ TURLAR

Nevi şahsına münhasır, her daim yaratıcı ve üretken, paylaşımcı... Bunlar, Özge Ersu denince aklıma gelenlerin bir kısmı sadece. Sevgili Özge eski bir dost, başarılı bir meslektaş ve tüm genç turizmciler için mükemmel bir rol model. Kendisini bu hafta üniversitedeki dersimde konuk ettik. Bilgi ve birikimini, anıları ile harmanlayarak anlattığı, unutulmayacak saatler yaşattı öğrencilerimize...

Turist rehberi olarak Türkiye’de yabancı misafirleri; Antarktika’dan Kuzey Kutbu’na, Afrika’dan Avustralya’ya kadar farklı coğrafyalarda ise Türkler’i gezdiren, devlet erkanına protokol rehberliği yapan Özge, rehberliğin yanı sıra uzun yıllar NTV Radyo’da ‘Özge Ersu ile Laterna-Şehirlerim Şarkılarım’ müzikal belgesel programını hazırlayıp sundu, TEDx konuşmacısı olarak dinleyicilerin karşına çıktı, Güneydoğu Anadolu kökenli müzisyenlerle oluşturduğu ve Türkiye içinde turnelere çıktığı ‘Özge Ersu ve Güneydoğu Anadolu Orkestrası’ ile ‘Sazz ve Cazz’ adını verdiği kendi formatında ağıt, türkü ve şarkıların hikayelerini anlattı.

Bugünlerde ise gezmeyi özleyenlere sanal dünyada sanal turlar yapmakta. Geçtiğimiz pazar yaptığı Japonya turunu kaçırdık ama bu akşamki Edirne turu için rezervasyonumuz hazır. Haftaya pazar günü ise Zimbabve’ye gidiyoruz. Gitmediyseniz daha önce, şimdiden yer ayırtın derim.
“Başka nereler var?” diyorsanız, ozge.ersu.net adresine bir uğrayın, birbirinden güzel yerleri içeren listede mutlaka katılmak isteyeceğiniz bir program bulacaksınız.

Yazının devamı...

HAFTA SONLARININ KIYMETİNİ BİLİN

Malum, hafta sonları kamu sağlığı yararına 56 saati evde geçirmek durumundayız. Sokağa çıkma yasağı anlamında bakarsanız konuya, can sıkıcı, rahatsız edici olarak algılamak normal.
Ama her hafta sonunu; o hiç sırası gelmeyen 100 filmi seyretmek, bir bardak çay eşliğinde ayaklarınızı uzatarak okumak için aldığınız ama okuyamadığınız kitapların sayfasını çevirmek, gidemediğiniz tiyatro oyunlarının sahnelerini evinizin salonuna kurmak, yeni bir dil öğrenmek, dünyanın en prestijli üniversitelerinin düzenlediği eğitimlere katılmak, örneğin o bir türlü başlanamayan fotoğrafçılık kursunu tamamlamak, koşturmaktan zaman ayırıp gidemediğiniz şehirleri ya da müzeleri yerleri gezebilmek için size bahşedilen 56 saat olarak görürseniz, bırakın sıkılmayı, kısa bile gelecek esasında...
Bu hafta tüm zamanların en iyi film ve şarkılarını keşfetmekle başlayalım, ilerleyen haftalarda diğerleriyle devam ederiz.

En İyi 100 Film

Uzun zamandır aklımdaydı. Bu yıl yapılacaklar listeme ekledim. ‘Tüm Zamanların En İyi 100 Filmi’ni seyretmeye başladım. Listenin başında 1994 yapımı orijinal adı ‘The Shawshank Redemption’ olan ‘Esaretin Bedeli’ var. İkinci ve üçüncü sırada ilki 1972 ikincisi ise 1974 tarihli ‘Baba’ filmleri var. Dördüncü sırada 2008 yapımı ‘Kara Şövalye’ ve beşinci sırada ise 1957 yapımı ‘12 Öfkeli Adam’ yer almakta. Listede bulunan en eski iki filminden ilki 1931 yapımı Charlie Chaplin’in ‘Şehir Işıkları’, ikincisi ise yine 1931 yapımı bir Alman polisiye projesi ‘Bir Şehir Katilini Arıyor’.
IMDb’nin gelmiş geçmiş en iyi sinema ve televizyon filmlerini, dizilerini, oyuncularını izleyicilerin oyları ile belirlediği ‘En İyiler’ listesinin tamamı www.imdb.com/chart/top/ adresinde...

En İyi 100 Şarkı

Billboard dergisi 2008 yılında, Hot 100’ün 50’nci yıl dönümü için en iyi performans gösteren 100 şarkıyı listelemişti. Liste 55 ve 60’ıncı yıl dönümlerinde de güncellendi. Listenin başında Chubby Checker’den 1960 tarihli ‘The Twist’ var. Onu 1999 tarihli ‘Smooth’ izliyor. Seslendirenler Santana Feat. Rob Thomas. Üçüncü sırada Bobby Darin’in 1959 tarihli ‘Mack the Knife’ı izliyor.
Listenin tamamına https://top40weekly.com/top-100-songs-of-all-time/ adresinden ulaşmak mümkün.
“Türkçe şarkılar listesi yok mu?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu konuda benim bildiğim tek çalışma kardeş gazete Hürriyet’in 2017 yılında yaptığı ‘Türkiye’nin En İyi 100 Albümü’ araştırması. 100 kişilik bir jüri ‘En İyi 100 Albümü’ seçmişti. Mazhar-Fuat-Özkan’ın ‘Ele Güne Karşı Yapayalnız’ ilk sırayı alırken onu Bülent Ortaçgil’den ‘Benimle Oynar Mısın?’ izlemiş, üçüncü sırada ise Sezen Aksu’dan ‘Sen Ağlama’ yer almıştı.
Haydi seçin bir çevrim içi müzik platformu hemen, bırakın tüm zamanların en iyi melodileri ruhunuzu dinlendirsin...

 

Yazının devamı...

YİNE YENİ BİR YIL

Bir yılın üzerini daha çizdik hayat dediğimiz takvimden...
Kimimiz sevdiklerini kaybetti, kimimiz işini… Hiç bitmez denilen aşklar bitti, bilinmedik duyulmadık illetler mutluluğumuzu tüketti...
Ama tam da aynı zamanlarda kimimiz de hayatının aşkını buldu, bir kısmı onunla bir hayat geçirmek için söz verdi, genç ailelere yeni üyeler katıldı, kimimiz hiç beklemediği anda hayatının işini ya da derdinin dermanını buldu...
Hayat aynı hızla yavaşlamadan, bizi beklemeden kendi menzilinde ilerledi her zaman olduğu gibi...

‘Hayat bir tren’

Rahmetli dedem Sabri Efendi’nin dediği gibi; “Hayat bir tren, bizler de o trende yolcu. Ne bineceğimiz ne de ineceğimiz istasyonu biliyoruz.”
Hayata kaderci yaklaşacaksak eğer, ahval bu olunca geriye bize bahşedilen zamanı en iyi şekilde kullanmak dışında pek bir şey kalmıyor.
Yok eğer gerçekçi yaklaşacaksak, kontrol edemediklerimizin hayatımıza etkisini en az düzeyde tutmaya çalışıp, kontrol edebildiklerimize odaklanmak, bu yolculuğun her gününü en iyi şekilde değerlendirmek, kendimizi geliştirmek, üretmek ve bizden sonra bu trene bineceklere, bizi hatırlatacak bir iz bırakmak olmalı amacımız.
Aztek’ler de aynı şekilde düşünmüş olmalılar ki, “Bir insan, ancak onu hatırlayacak insan kalmadığı zaman gerçekten ölür” özlü sözünü miras bırakmışlar ölümsüzlük uğruna bizlere.
Hemingway, “Her insanın iki ölümü vardır. Biri öldüğünde, diğeri ismi son kez söylendiğinde...” derken, Schopenhauer, “Adını hatırlayan son kişi öldüğünde hiç doğmamış olacaksın” demiş.

‘Ölümsüzlüğün sırrı’

Ama ‘Sultanü’ş Şuarâ’ yani ‘Şairlerin Sultanı’ unvanlı Baki’nin kelamı kadar akılda kalıcı değil hiçbiri...

“Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal

Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”

Bu dünyada güzel bir iz, eser bırakmak! Mevlana’nın da söylediği tam olarak bu esasında...“Kâmil odur ki koca dünyada bir eser Eseri olmayanın yerinde yeller eser” Ölümsüzlüğün sırrı işte bu kadar basit. Ama bunun ilk adımı nefse hakim olmak ise ikincisi kendini geliştirmek.  Disiplin ister, kendini kontrol ister, mütevazılık ister. Zordur vesselam...

Kaderci ya da gerçekçi olmak!

Trende yolcuysak eğer, her iki durumda da yapacaklarımız benzer esasında. Sadece yolculuğu nasıl gördüğümüz, amacımız değişmekte o kadar.
Cuma sabahı itibarı ile hayat treni yeni yolcularını aldı ve 2021 durağına doğru hareket etti. Bu etabın planını henüz yapmadıysanız eğer, alın kâğıdı kalemi elinize, hoş bir seda yolunda bu etap için ufak hedeflerinizi yazın alt alta. Benimkiler kimi kolay kimi zor tam 40 madde.
Bu arada, ufak hedefler, ileri de bekleyen büyük hedeflere ulaşmada ara duraklardır, sakın unutmayın.

“2021’in önce sağlık, sonra mutluluk, güzel başarılar, bol kazançlar; ama en çok ta bol bol gezeceğimiz güzel günler getirmesi dileklerimle...”

 

Yazının devamı...

NOEL PAZARLARI BU YIL YOKTU

Bu cuma Hristiyan dünyasının en önemli bayramı Noel... Perşembe akşamı ise Noel arifesi. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Hristiyan vatandaşlarımızın kutlama hazırlıkları günler öncesinden başladı. Her yıl tüm dünyada kasım sonu başlayan Noel’de biten, özellikle çocukların dört gözle gelmesini beklediği, geri sayma süreci Advent, 29 Kasım itibarıyla başladı başlamasına ama malum nedenden dolayı bu yıl pek bir sakin ve de sessiz geçti tüm dünyada...

Nedir bu Advent?

Yılbaşının Noel ile aynı şey olmadığını ve Noel Baba’nın da Hristiyanlıkla bir alakası olmadığını geçtiğimiz yıllarda yazdığım için bu yıl tekrar yazmayacağım. Okumamış olanlar ‘Nereden Çıktı Bu Yılbaşı? Nedir Bu Noel?’ ya da ‘Noel geldi hoş geldi!’ başlıklı yazılarımı arşivde bulabilirler.
Advent, Noel sürecinin önemli bir parçası. Türkçe’si ‘varış’ anlamına gelen Latince ‘adventus’ kelimesinden türetilmiş olan ‘Advent’, Katolik ve Protestanlar için 30 Kasım’a en yakın pazar günü başlayıp, Hz. İsa’nın doğumuna yani ve Noel arifesine kadar süren dört haftalık geri sayma dönemine verilen addır.
Advent çelengi, Advent takvimi ve Noel pazarları bu sürecin çocukları büyüleyen renkli parçaları. Advent çelenginde bulunan dört mumun her pazar günü bir tanesi yakılmakta. Advent takvimi ise 20’nci yüzyıla dayanan bir Alman geleneği. 24 kutucuğu 24 küçük sürpriz saklamakta çocuklar için. Bir başka Alman geleneği olan Noel Pazarları da aynı zaman diliminde açılmakta ve çocukların en büyük eğlence kaynağı.
Advent şarkılarını da unutmamak lazım. Yüzyıllardan bu yana Advent’in ilk pazar günü dinlenen sözleri Martin Luther’e ait ‘Nun komm, der Heiden Heiland’ en bilinenlerinden.

Yasaklar ve kısıtlamalar

Tüm Hristiyan dünyası bu sene Noel’i pek bir sessiz ve sakin kutlamakta. Başta dünyanın en güzel ve şaşalı Noel pazarlarına ev sahipliği yapan Almanya olmak üzere, pek çok Avrupa ülkesinde bu yıl Noel Pazarları ve kutlamalara yasak geldi. Almanya, Hollanda, İtalya sert önlemlere devam ederken, Fransa, İngiltere, Avusturya ve İsviçre’de daha ılımlı uygulamalar var. Ancak pek çok ülkede belirli saatler arasında sokağa çıkma uygulaması devam etmekte.

Film seçkisi...

Advent ve Noel, kısıtlamalar nedeniyle evde geçirilmek zorunda kalınca, Noel konulu film listeleri yeniden pek bir aranır oldu. Geçmişten günümüze benim Noel filmleri listem ise aşağıdaki gibi:

- ‘Köşedeki Dükkan’ 1940 (The Shop Around the Corner)
- ‘Aşktan Kaçılmaz’ 1945 (Christmas in Connecticut)
- ‘Şahane Hayat’ 1946 (It’s a Wonderful Life)
- ‘Eğlenceler Oteli’ 1954 (White Christmas)
- ‘Evde Tek Başına’ 1990 (Home Alone)
- ‘Noel Baba’ 1994 (The Santa Clause)
- ‘Aşk Meleği’ 1996 (The Preacher’s Wife)
- ‘Tesadüf’ 2001 (Serendipity)
- ‘Elf’ (2003)
- ‘Kutup Ekspresi’ 2004 (The Polar Express)
Tüm Hristiyan vatandaşlarımızın Noel’ini şimdiden kutlar, sağlıklı günlerin tez vakitte geri gelmesini dilerim.

Yazının devamı...

GÜZEL BİR PROJE

Soruyor dostlar, “Ne olacak turizm geleceği?” diye... “İyi olacak” diyorum. Eskisi gibi olmayacak ama iyi olacak. Küllerinden yeniden doğacak sektör ve oyuncuları... Tatil turizminde küçük oteller, küçük gruplar, açık havada gerçekleştirilen kültür gezileri, doğa turları öne çıkacak. Skeçlere konu olan abartılı açık büfeler, her şey dahil konaklamalar tarihe karışacak, deniz manzaralı havuz yerine, denizin kendisi tercih edilecek. Küçük gruplarla şehir turları daha çok talep görecek. İnsanlar kendi şehirlerini keşfe daha çok zaman ayıracak.
Sanal turlar artık turizmin bir parçası olacak. Esasında güzel de olacak. Örneğin sağlık sorunu, uçak korkusu gibi nedenlerle hayallerindeki yerlere gidemeyenlere artık rehberler eşliğinde oturdukları yerde dünyayı gezebilecekler.
Toplantı, teşvik gezileri, konferans ve fuar gibi ticari amaçlarla yapılan geziler de bu değişimden etkilenecek doğal olarak. Ama bana sorarsanız en az değişen onlar olacak. Araştırmalar, iş insanlarının sanal toplantı platformlarını kullanmayı devam edeceklerini, ancak pandemi sonrası eski sisteme dönmek istediklerini göstermekte. Dolayısı ile MICE sektörü eskiyle yeniyi birleştirecek yeni düzende.

Nedir bu MICE?

Meetings, Incentives, Conferencesve Exhibitions kelimelerinin baş harflerinden alıyor adını... Turizm sektörünün en donanımlı, yetenekli ve yaratıcıları bu pazarda. Bir bakın çalışan profiline neredeyse tamamı iyi üniversitelerden mezun, her biri birkaç dil biliyor, başka iş bulamadıkları için değil; turizme gönül verdikleri için turizm yapıyorlar. Sosyal konulara duyarlılar ve karanlık günlerde pes etmek yerine çözüm üretme peşindeler.
“Madem iş yok o zaman eğitim ve tanıtım zamanı” diyorlar. Çevrim içi eğitimler düzenliyor, turizmin geleceğinin belirlendiği uluslararası toplantılara katılıyor, pandemi sonrası pazar payımızı artırmak için tanıtıma devam ediyorlar.

SITE Türkiye

SITE mesela turizmin en önemli global meslek örgütlerinden (www.siteglobal.com). 87 ülkede 2 bin 200 üzerinde üyeye sahip. Teşvik turizmi alanında çalışan dünyanın en önemli şirketlerini bir araya getiren, motivasyonel tecrübelerin, direk ölçülebilir sonuçlarını global iş dünyasıyla paylaşan, üyeleri ve iş dünyası profesyonellerini buluşturan, teşvik turizminin önemli oyuncularından. 2009 yılında değerli meslektaşım İlknur Camaş’ın Türkiye ayağını tekrar aktif hale getirmesiyle sektörün önemli isimlerini çatısı altında toplayan derneğin Türkiye başkanı bugün bir başka değerli meslektaşım, değerli dostum Hasan Dinç. Yönetim kurulu ise Türkiye’nin en önemli ve değerli turizmcilerinden oluşmakta.

Eğitim projesi

Cuma günü sevgili Hasan’dan SITE Türkiye’nin Okul Destek Derneği ile birlikte yürüttüğü ‘Eğitimde Fırsat Eşitliği için El Ele’ projesini anlatan bir mesaj geldi.
Mesajda, Okul Destek Derneği’nin ortaokul çağındaki, devlet okullarında okuyan öğrencilere; dil, din, cinsiyet, ırk ve siyasi görüş ayırt etmeksizin, okulda aldıkları temel eğitime, uzaktan eğitim araçlarını kullanarak katkıda bulunmak üzere tamamen gönüllüler tarafından ücretsiz verilen ders destek programı anlatılmakta ve SITE Türkiye’nin de Okul Destek Derneği’nin yeni açacağı İngilizce sınıflarının tümünün sorumluluğunu üstlenmiş bulunduğu duyurulmaktaydı.
İki derneğin bu güzel iş birliğini sizlerle de paylaşmak istedim. Olur ya destek vermek isterseniz, sizler de gönüllü olabilir ya da bağış yapabilirsiniz. Detaylı bilgi, www.okuldestek.org ve www.site-turkey.com adreslerinde.

Yazının devamı...

HER ŞEYİN BAŞLADIĞI YER: ANADOLU

Anadolulu filozoflar, okuyucuların ilgisini çekti. ‘Bizim memleketliyi neden yazmadın?’dan, ‘Bizim buralarda kimse var mı?’ya kadar pek çok soru geldi son iki hafta içinde...
Yıllardır anlatıyorum, yazıyorum bu güzeller güzeli toprakları ve sakladığı hazineleri... Belki sizin memlekette bir filozof yok ama emin olun dünyaca bilinen bir zat-ı muhterem kesinlikle var.
Mesela Kyme adında pek de bilinmeyen bir antik kent var İzmir Aliağa yakınlarında. İşte bu şehirde MÖ 390’da doğan Ephoros, kendinden sonrakilerin örnek alacağı tam 30 ciltlik ilk dünya tarihini yazar.
Ezop’un masallarını bilmeyen var mı bu dünyada? Onun da Anadolulu olduğu neredeyse kesin ama tam nereli, işte orası karışık! 1’inci yüzyılda yaşamış Gaius Julius Phaedrus, Frigyalı derken; 3’üncü yüzyılda yaşamış olan Callimachus, Sartlı, Surlu; Maximus, Lidyalı demekte.

Tıp

Sonra Antik Çağ’ın en önemli üç kehanet merkezinden biri kabul edilen ve bugün İzmir’in Ahmetbeyli ilçesinde yer alan Klaros’ta doğmuş Nikandros var ki MÖ 2’nci yüzyılın en önemli hekim, filolog ve yazarlarındandır. Yılan ve böcek ısırmalarında kullanılacak ilaçları anlatan ‘Theriake’ adlı önemli bir kitabı var.
Tıp deyip de Bergamalı Galenos’u anmamak olmaz. Kendileri Antik Çağ’ın en ünlü hekimidir. Pamukkale’de tıp okulu kuran Eunapios, bitkilerin yararları üzerine bir araştırma yapan Knidoslu hekim Kyrsippos var. Efesli Soranus’u unutmamak lazım. ‘Kadınların Hastalıkları’ adlı eseri 15 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak okutulan, tarihin ilk önemli doğum uzmanıdır.


Astronomi

Herakleidies var Eflatun’un öğrencisi... Karadeniz Ereğlisi’nde MÖ 4’üncü yüzyılda doğan. “Ne yapmış?” derseniz dünyanın kendi ekseni üzerinde 24 saatte döndüğünü söyleyen ilk kişilerdendir kendisi. Burçları pek bir seviyoruz ama “Kleostratos kim?” deseler, bakakalırız. MÖ 5’inci yüzyılda Bozcada’da yaşayan bu zat, Plinius’a göre de bugün kullandığımız burç işaretlerini ilk düşünen astronomi bilginidir.
Theodosios var, Bithynialı ya da bugünkü adı ile Marmaralı. Astronomi bilgini ve matematikçi. Bugün de kaynak olarak kullanılan ‘Küreler Üstüne’, ‘Günler ve Geceler Üstüne’ ve ‘Yükselti Değişikliklerine Göre Gökyüzü’ adlarında üç önemli eseri var.
Daha MÖ 5’inci yüzyılda bir yılın 365 gün altı saat olduğunu söyleyen Knidoslu Eudoksos Plinius’un, eşmerkezli küreler varsayımı geleneksel astronominin hareket noktası sayılmakta.
Peki Kutup Yıldızı’nın yerini kim belirledi, ilk dünya haritasını kim yaptı, güneşin eksenin eğik olduğunu kim keşfetti, güneş saatini kim buldu diye merak ediyorsanız, etmeyin onları bulan da bu topraklardan. MÖ 6’ncı yüzyılda doğan Milet Okulu’nun Thales’ten sonraki yöneticisi Anaksimandros...
Aratos var bir de. Soli Pompeiopolis yani bugünkü Mersin Mezitli’de MÖ 4’üncü yüzyılda yaşamış, Phainomen adlı kitabında yaşadığı dönemde bilinen astronomi bilgilerini toplayan, tüm dünyada meteorolojinin ilk temel kaynaklarından birisi sayılan ‘Diosemeia’ adlı eserinde hava değişikliklerini haber veren belirtilerin dökümünü yapan kişi kendileri... Bu arada Anadolulu filizoflarla ilgili çok soru geldi. Oturdum, toparladım ben de bildiklerimi. Tamamlar tamamlamaz onu da Anadolu’yu bilinçli gezmeye sevenlere yol göstersin diye burada paylaşacağım.

Kalın sağlıcakla...

Yazının devamı...

AYLARDAN KASIM

2020’nin bitmesine sadece bir ay kaldı. Kasım ayı kimi gülümseten kimi hüzünlendiren ama her biri diğerinden önemli olayların yıl dönümlerine ev sahipliği etmekte.

1 Kasım 1922 Saltanatın Kaldırılması, 1 Kasım 1928 Harf Devrimi, 25 Kasım 1925 Şapka ve Kıyafet Devrimi, 26 Kasım 1934 Lâkap ve Unvanların Kaldırılması, 30 Kasım 1925 Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması gibi Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinden pek çoğu kasım ayında gerçekleşti. Yine bir kasım günü, 10 Kasım 1938’de bu muhteşem insanı sonsuzluğa uğurladık. 22 Kasım Dünya Diş Hekimleri Günü, 24 Kasım Öğretmenler Günü, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ve her yıl kasım ayının üçüncü perşembesi ise Dünya Felsefe Günü...

Kadın filozoflar

Geçtiğimiz pazar günü bu haftanın derslerini hazırlamak için masaya oturmuştum ki telefon tıngırdadı. Yazımı okuyan sevgili Ezgi’den mesaj gelmiş. Ezgi Yeşil benim yeğenim, Antik Çağ’dan bu yana Anadolu’nun önemli merkezlerinden, ‘Mahşerin Yedi Kilisesi’ olarak bilinen, Hristiyanlığın ilk yedi kilisesinden birini barındıran Thyateira, bugünkü adı ile Akhisar’da felsefe öğretmeni... Yani Anadolu’nun genç kadın filozoflarından biri...
Aradım ve Anadolu’daki felsefe merkezleri ve kadın filozoflar üzerine güzel bir sohbet eyledik. İşte Ezgi’ye göre dört önemli kadın filozof...

Theano

Kadın filozoflar arasında, Antik Çağ’ın bilinen ilk kadın filozofu Pisagor’un eşi ve öğrencisi Theano, ilk sıralarda yer almakta. Tüm Pisagorcular gibi evrenin sayılardan kurulduğunu öne sürer, matematik, geometri ve müzikle de ilgilenir. Theano’ya göre matematik ve müzik önemlidir. İkisinde de sayılar vardır ve sayılar düzeni sağlayan tek unsurdur.

Hypatia

Felsefeden bahsedip, İskenderiyeli Hypatia’dan bahsetmemek olmaz. Socrates’i n Historia Ecclesiastica adlı eserine göre, 415 yılında Kıptî Hristiyan bir çete tarafından taşlanarak, derisi midye kabuklarıyla soyularak ve defalarca tecavüz edilerek öldürülür.
Film seyretmeyi seviyorsanız Hypatia’nın hayatını anlatan Alejandro Amenabar’ın yönettiği ve Hypatia’yı Rachel Weisz’in canlandırdığı 2009 yapımı ‘Agora’ adlı filmi not edin bir kenara...

Fatma Aliye Hanım

50 TL’lik banknotların arkasında da resmi olan, ilk kadın romancımız, edebiyatımızda ilk çeviriyi yapan, kadın haklarından ilk bahseden, hakkında ilk defa monografi yazılan kadın yazarımız Fatma Aliye Hanım aynı zamanda ilk kadın felsefecilerimizdendir...
Yaşayan efsane İoanna Kuçuradi
Türkiye Felsefe Kurumu’nun Kurucu Başkanı, Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nün kurucusu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Etik Komitesi Başkanlığı’nı yapmış, Goethe Madalyası dahil birçok uluslararası ödülün sahibi İoanna Kuçuradi, felsefe denince ülkemizde ilk akla gelen kişi.
Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu Onursal Başkanı olan ve Felsefe ve İnsan Hakları konusunda bir UNESCO kürsüsü sahibi de olan Ioanna Kuçuradi, çalışmalarını Maltepe Üniversitesi’ninde sürdürmekte.

70 YILDIR MİLLİYET

1950’den beri tam 70 yıldır Milliyet okunuyor. Bu arada 2020 yılı Milliyet’in de 70’inci yılıydı. Milliyet denince aklıma ilk gelen isim, değerli dostum, kardeşim Eser Atilla’nın babası, Milliyet Sanat’ın unutulmaz yayın yönetmeni rahmetli Akal Atilla. Akal Amca beni Milliyet ve Milliyet Sanat ile tanıştıran, okumayı sevdiren kişi... Dolayısı ile Akal Amca sayesinde tanıştığım Milliyet’te, yıllar sonra bir köşe sahibi olmanın anlamı ise benim için çok büyük. Daha yazılacak, anlatılacak çok şey var...
Dolayısıyla nice 70 yıllara Milliyet...

Yazının devamı...

FELSEFENİN BEŞİĞİ

Anadolu... Asya’nın Avrupa’ya kafa tuttuğu, dünyanın merkezinde yer alan nadide güzelliklere sahip, her uygarlığın kontrol etmek için kıyasıya çaba harcadığı, dünyanın en büyük iki imparatorluğuna, Roma ve Osmanlı’ya ev sahipliği yapmış, medeniyetin beşiği olmuş yarımada...
Bakın insanlık tarihine; en önemli kilometre taşları burada, Çatalhöyük, Çayönü, Nevali Çori, Hacılar, Göbekli Tepe, Truva, Bergama, Efes, Asos, Milet burada mesela. Sadece Roma ya da Osmanlı değil; Sümer, Asur, Hitit, Yunan, Lidya, Kelt, Pers, Selçuklu, Safevi, Moğol’a da ev sahipliği yapmış bu topraklar...

Terim anlamı...

“Felsefe kelimesinin aslı philo-sofia şeklinde yazılan bir deyimdir. Dikkat edilirse filo-sofia deyiminde iki kelime var: Birincisi olan ‘filo’ sözü sevgi anlamındadır. ‘Sofia’ kelimesi de hikmet anlamına geliyor. Şu halde filo-sofia’nın lügat manası hikmet sevgisidir” diye açıklar Prof. Dr. Nihat Keklik felsefe terimini...
Düşüncenin sanat haline gelmiş şeklidir felsefe ve Anadolu’nun geçmişine vakıfsanız az buçuk, onun da bu topraklarda filizlendiğini görmek o kadar da şaşırtıcı değildir aslında. Her ne kadar felsefenin ne zaman ve nerede başladığı hep tartışılsa ve tartışılmaya devam edilecek olsa da, İyonya ve de Milet’in adı anılır her daim, konu felsefenin doğuşu olunca.
Eh bu kadar medeniyete evsahipliği yapan bir coğrafyanın düşünce ve düşüncenin gelişimine de katkı yapmaması düşünülemez. Neden derseniz, basittir cevabı aslında. Felsefe için düşünmeye ayıracak zaman, kültürel zenginlik, bilgi birikimi, açık görüşlülük, hoşgörü, merak gerekir. Bu şartları fazlasıyla taşımaktadır Anadolu, özellikle de batı kıyıları...

Milet Okulu ve Thales

Mythos, epos ve logos... Üçü de eski Yunanca’da ‘söz’ demek. Ama mythos, efsane; epos şiir, destan anlamına gelirken; logos, ussal yasa, usla kavrama anlamına gelir. İşte mythos’a dayalı düşünceden logos’a dayalı düşünceye geçmek için kurulur Milet okulu MÖ 600’lerde Ege’de İyonya kıyılarında bugünün Aydın ili Didim ilçesi Balat kasabasında.
Kurucularından ve eski Yunan’ın Yedi Bilge’sinden ilki olan Miletli Thales ise felsefenin ve bilimin öncüsü olarak bilinir tüm dünyada.

Sadece Thales mi Anadolu’lu?

Yurdum insanı pek bir ilgi ve alaka göstermese de bu düşünme işlerine, düşünce dünyasının en önemlileri arasında sayılan,
- Anaksimandros, Anaksimenes Miletos’ta,
- Anaksagoras Klazomenai bugünkü Urla’da,
- Aristoteles ve Kleanthes, Asos’ta,
- Diogenes, Sinope yani Sinop’ta,
- Epiktetos Hierapolis bugünkü Pamukkale’de,
- Herakleitos Ephesus bugünkü Selçuk’ta,
- Ksenofanes Kolofon bugünkü Menderes’te,
- Lukianos Samosata bugünkü Adıyaman’da yaşamış mesela.
Bir de Milet’li Aspasia var unutulmaması gereken. Denilir ki; Platon bu kadın filozofun zekasından o kadar etkilenmiştir ki ‘Sempozyum’daki Mantinealı Diotima karakterine temel olarak onu alır.
Madem Thales dedik, ondan bir sözle de bitirelim yazıyı.
Thales’e sormuşlar: “En güç şey nedir?”
“Kendini tanımak” demiş.
“En kolay şey?” demişler... “Başkasına öğüt vermek” diye cevaplamış.

 

Yazının devamı...

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.