SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Bu birliktelik dengeleri değiştirebilir

Geçtiğimiz ay İzmir’de Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Yunanistan Turizm Bakanı Vassilis Kikilias’ın katılımlarıyla Türkiye-Yunanistan 9. Turizm Forumu düzenlenmişti.

Konuşulan konular arasında vize muafiyeti, iki ülke arasındaki turist trafiğinin pandemi öncesi seviyelere getirilmesi, feribot seferlerine en kısa sürede yeniden başlanması, Taşınmaz Kültürel Mirasın Korunması İçin İşbirliği Protokolü, deniz yolu ile bağlanacak şehirlerin sayısını artırılması vardı.
Ancak bence bu forumdaki en önemli cümleyi Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy söyledi: “Yunanistan’ı rakip değil partner olarak görüyoruz.”
Umarım bu cümlenin öneminin farkına her iki ülkenin siyasetçileri ve bürokratları da varır.
Aynı denizi paylaşan, ortak geçmişe, tatlara, adetlere, düşünce yapısına sahip, dünya turizminde söz sahibi iki ülkenin ortaklığının, her iki ülkenin turizmine yapacağı katkı düşünülenin çok üzerinde olacaktır.

Ortak programlar, ortak pazarlama

Ortak coğrafya, tarihe ve kültüre sahip iki ülke bugüne kadar bu ortak değerlerden yeterince yararlanamadı. Ancak kasım ayında İzmir’deki forumda gerek Ersoy gerekse Kikilias, uzak destinasyonlarla ilgili yapılacak ortak çalışmaların her iki ülkeye büyük fayda sağlayacağını konusunda hemfikir olunca, her iki ülkenin turizmcileri de ilk adımları atmaya başladı. Öne çıkan konuların başında da özellikle uzak pazarlar için ortak tur paketi oluşturulması, ortak operasyonlar, birlikte tanıtım ve pazarlama yapılması var.

Ortak kültür turları yolda

Perşembe günü İstanbul’da önemli bir toplantı vardı. Yunanistan’ın tanınmış tur operatörlerinden, Mazi Travel&Event, Türk turizminin önemli oyuncularından Intra Turizm Grubu ile birlikte üçüncü ülkelerde yapacakları ortak tanıtım ve pazarlama çalışmaları için stratejiler geliştirmek, bu ülkelerde satışa sunulacak, her iki ülkeyi de kapsayan tur programların içeriklerini belirlemek üzere çarşamba günü 24 saatliğine İstanbul’a geldi.
Perşembe günü, Şişli Radisson Blu Hotel’de gerçekleştirilen tam günlük çalışmada, Mazi Travel&Event ekibine şirketin CEO’su Theodoros Makris, Intra ekibine ise Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Karaoğlu başkanlık etti.
Theodoros Makris Kasım ayında İzmir’e gelen Yunan heyeti içinde de yer alan deneyimli ve yaratıcı bir turizmci. Mazi Travel&Event ise 1987’den beri başarılı işler imza atmış, yaratıcı bir tur operatörü. 1980 yılından bu yana pazarda olan Intra ise, Türk turizminin önemli oyuncularından.
Yapılan toplantıda 2022 senesinde üçüncü ülkelerde satışa açılacak ortak turların içerikleri ve rotaları, bu ülkelerde sunulabilecek yeni içerikler, turların nasıl pazarlanacağı ve gerçekleştirileceği gibi konular masaya yatırıldı.
Baştan sona izlediğim toplantı da konuşulanları bu satırlarda paylaşamasam da, iki ekibin ocak ayı itibarıyla Ege’nin iki kıyısını tek ürün olarak pazarlamaya başlayacağını söyleyebilirim.
Toplantı sonrası konuştuğum Intra Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Karaoğlu, “Eskiden beri sınırlı da olsa yapılan, iki ülkenin birlikte, birbirini tamamlayıcı şekilde sunulması fikri, son yıllarda daha kuvvetli bir şekilde dile getirilmeye başlandı. Türk Hava Yolları’nın geldiği nokta ve Yunanistan uçuşlarının sayısının da bunda katkısı var. Agean ve Pegasus Hava Yolları’nın uçuşları da bu ortak çalışmayı kolaylaştıran bir diğer etken. Biz mantık olarak iki ülkenin birbirinin devamı gibi düşünülerek sunulmasını uzun zamandır arzuluyor ve uyguluyorduk. Bunu çok daha üst seviyeye getirmek için, kasım ayında İzmir’de yapılan toplantının da ışığı altında, projeleri daha güçlendirmek amacıyla bugün İstanbul’da toplandık. Bir sonraki toplantımız ise Selanik’te olacak ve fiili uygulamaya da 2022’de geçmiş olacağız” dedi.
Seçilen programlara, planlanan yeni turlara baktığımda, eğer pandemi nedeni ile yeni bir kapanma söz konusu olmaz ise, iki şirketin bu ortak operasyonu hem önyargıları altüst etmiş olacak hem de iki ülkenin turizmine ciddi katkıda bulunacak.

Yazının devamı...

ŞEHR-İ ISTANBUL’UN MİSAFİRLERİ ve SORUNLARI

24 Kasım’da bu yılın son kruvaziyer gemisinin ardından, “Şehr-i İstanbul yıllar sonra gelen misafirlerini olması gerektiği gibi ağırlayabildi mi?” diye sormuş ve gemi yolcuları, rehberler, turizm şoförleri, Kapalıçarşı esnafı ve turizmcilerle yaptığım sohbetlerde anlatılan sorunların bir kısmını aktarmıştım. Bu hafta kaldığımız yerden sorunları özetlemeye devam edelim.

En büyük sorun taksiler

İstanbul’da yaklaşık 18 bin taksi ve 52 bin taksi şoförü var. Mesleğini layığı ile yapanlar çoğunlukta olsa da İstanbul’a gelen yabancı misafirlerin şikâyet ettiği konuların başında taksiler ve talep edilen fahiş ücretler gelmekte. Özellikle Sultanahmet bölgesinde taksi bulmak ciddi bir sorun. Bu bölgeden taksiye binebilen yabancı misafirlerin en büyük şikâyeti ise taksimetre açılmaması ve kendilerinden istenen astronomik ücretler. Sultanahmet’ten limana gitmek için kimi taksicilerin 100 dolar ve üstü para istediği aktarıldı konuştuğum misafirler tarafından.

Çözüm basit esasında. Sultanahmet’te merkezi bir noktada oluşturulacak ve giriş çıkışların ilgili kolluk güçlerince kayda alındığı kontrollü bir taksi durağı ve burada yabancı misafirlerce en çok gidilen Galataport, Taksim, havalimanı gibi yerlere ödenecek tutarların ilan edilmesi. Böylece taksilerin yolcu seçmesinin önüne geçilir, misafir yaklaşık ne ödeyeceği konusunda önceden bilgi sahibi olur, duraktan iş alan taksiler ve gittikleri yerler kayıt altında olacağından şikayetleri çözmek ve çürük elmaları ayıklamak da kolaylaşır.

Kapalıçarşı ve Nuruosmaniye

Kapalıçarşı, İstanbul’un dünyaca ünlü bu alışveriş mekânı şikayetlerin yoğunlaştığı bir diğer nokta. Binlerce dükkânın yer aldığı, on binlerce kişinin ekmek kapısı, dünyanın ilk kapalı alışveriş merkezi, bazı kendini bilmezlerin yabancı televizyon kanallarına dahi konu olan sahtekarlıkları yüzünden kan kaybetmekte. Yabancı misafirlerin çoğunluğu ürünlerin kalitesizliğinden ve fiyat konusunda kandırıldıklarından şikâyet etmekte. İstanbullular’ın bile, artık kalitesiz ve taklit ürünlerin tezgâhları işgali ve fahiş fiyatlar nedeniyle Kapalıçarşı’ya uğramaz olduğu düşünülünce, misafirler hak vermemek elde değil. Kısaca az sayıdaki kendini bilmez, çoğunluğun rızkına mâni olmakta.

Özelikle kruvaziyer misafirlerinden gelen bir şikayet ise, Kapalıçarşı’ya varamamak!

Malum kruvaziyer misafirlerinin zamanı oldukça kısıtlı ve yaş ortalamaları ise hayli yüksek. Yüksek gelir grubu bu misafirler şehirde geçirdikleri birkaç saat içinde tarihi yerleri gezmenin yanı sıra alışveriş de yapmak istemekteler. Eskiden günün sonunda tüm misafirler Kapalıçarşı’ya en yakın iki noktadan birine, ya adı turistik ürünler satan ünlü mağazalar ile anılan Nuruosmaniye Caddesi başına ya da Beyazıt’a kadar otobüsler ile getirilir ve alışveriş için zaman verilirdi.

Ancak artık turist otobüslerinin bu noktalara girişi yasak. Sultanahmet’teki son ziyaret sonrası yaklaşık 1 km. yürüyerek çarşıya varmak ve sonrasında otobüsle buluşmak için yine aynı yolu geri yürümek anlamına geliyor. Yaşları ve bir kısmının yürüme zorluğu göz önüne alındığında bu zaman zaman gidiş geliş 50 dakikayı bulan hatta aşan, bir kısım misafir için ise eziyet verici bir yürüyüş demek.

Doğal olarak pek çoğu bu yüzden Kapalıçarşı’ya yürümek istemiyor, yürüyenler ise gidiş ve gelişte yolda kaybedilen zaman nedeni ile eskiden programlarda bir saat ve üzeri zaman ayrılan Kapalıçarşı’ya sadece kapısından bir bakıp dönmek zorunda kalıyorlar.

Ciddi döviz kaybı

Zaten farklı nedenler dolayısı ile son yıllarda ciddi şekilde azalan yabancı misafir sayısına bir de bu ve benzeri sorunlar eklenince, eskiden pek çok halı, kuyumcu ve deri mağazasının yer aldığı, özellikle halı dendiğinde adı dünyaca bilinen, Nuruosmaniye Caddesi’nde bugün sadece birkaç cesur mağaza kalmış durumda. Sonuç ülkemiz açısından ciddi bir döviz kaybı.

Cağaloğlu’nda turist araçları için oluşturulacak bir indi/bindi noktası, hem yorgun misafirlerin otobüsleri buluşmak için bir kez daha uzun bir yürüyüş yapmamalarını, hem de alışveriş için daha çok zaman kalmasını sağlar ki bu da hem bölge esnafına hem de ülke ekonomisine katkı demek.

Misafirler ve ilgili taraflarca dile getirilen sorunların devamı ve resmi makamların bu konulardaki çalışmaları ilerleyen günlerde yine bu satırlarda olacak deyip, bugünkü yazımızı da noktalayalım.

Yazının devamı...

DEĞİŞEN TRENDLER DİKKATE ALINMIŞ

Perşembe sabahı yine İzmir’deydim. Malum, Travel Turkey İzmir Turizm Fuarı pandemi sonrası bu yıl ilk kez kapılarını açtı ve 2-4 Aralık tarihleri arasında yerli ve yabancı misafirlerini ağırladı. Kaçırmak olmazdı.

Yurdumun dört bir yanındaki tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerin keşfedilmesini sağlayan fuara bu yıl bir OutdoorKamp, Karavan, Outdoor ve Ekipmanları Fuarı eşlik etmekte. Görülen o ki pandemiyle değişen tatil ve gezi trendleri dikkate alınmış, güzel de olmuş.

ITT-Travel Turkey Izmir

Fuar süresince Türkiye ve dünya turizmine ışık tutacak pek çok söyleşi vardı. ‘Sağlık Turizmi Politikaları’, ‘Türleri ve Seyahat Acentelerinin Rolü’, ‘Yeni Nesil Dizi ve Filmlerin Turizme Etkisi’, ‘Gastronomi Turizminin Gelişimi’, ‘Nereden Nereye Gidiyor?’, I’nfluencer Marketing’in Turizm Destinasyonlarına ve Ürünlerine Etkisi’, ‘Bisiklet Turizminin Turizm Ekonomisine Katkısı’, ‘Geleceğin Acentesi Olmak’, ‘Küresel Trendler ve Türk Turizmi için Fırsatlar’, ‘Turizm Sektöründe Dijital Medyanın ve KVKK’nın Önemi’, ‘Yeni Nesil Misafir İlişkileri ve CRM Çözümler’ aklımda kalan konu başlıklarıydı.

İlk iki günü profesyonel ziyaretçiye açık olan fuar bugün ise halka da açık.

TÜRSAB Başkanı’na 2022’yi sordum

TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya’ya yurdum insanı adına 2022 sezonu tavsiyelerini sordum.

Bağlıkaya, Türk halkının tatil söz konusu olduğunda üç grupta toplanabileceğini söyledi. Bunlardan her şey dahil sistemi tercih eden, genelde çocuklu ilk grubun seçiminin ağırlıklı olarak Antalya ve çevresi olduğu; ikinci grubun Bodrum, Çeşme ve Alaçatı gibi bölgeleri, son grubun ise kültür turlarını tercih ettiğini söyledikten sonra, “2022’de özellikle ‘Kültür Turları’ öne çıkacak” dedi.

Filmler, diziler, gezi programları ve artan iletişim ile birlikte Kültür Turları’na talebin de arttığını, pandemi döneminde dahi Kültür Turları’nın artan bir satış grafiği gösterdiğini ekledi.

Bodrum, Çeşme ve Alaçatı’nın müşteri kitlesinin bu yıl da pek değişkenlik göstermeyeceğini, ancak her şey dahil tesisleri, dolayısı ile Antalya ve çevresini düşünenlerin erken rezervasyon fırsatını kaçırmamasını gerektiğini söyleyen Firuz Bağlıkaya, bu bölgedeki tesislerde, yükselen döviz kurlarının da etkisi ile yabancı müşteri oranın artacağını, pandemi sebebiyle zor aylar geçiren tesislerin de yabancı pazarlara ağırlık vermesini beklediğini belirterek, geçtiğimiz hafta “Erken değil tam zamanı” diyerek başlattıkları kampanyanın aralık sonunda biteceğini ve ocak ayı itibarı ile tesislerin yeni fiyatları açıklayacağını ekledi.

Outdoor Fuarı maceraseverleri bekliyor

Diğer fuar, yani TTI Outdoor ise yarına kadar devam edecek ve birbirinden farklı aktiviteler ziyaretçileri beklemekte. Fuar içinde yer alan ‘Hub Meetings’te ‘Kamp-Karavan Söyleşileri: Üreticiler Konuşuyor, Üreticiler Dinliyor’, ‘Bir Turizm Ürünü ve Yatırımı Olarak Karavan ve Tiny House’, ‘Bisiklet’, ‘Pandemi Döneminde Kamp Organizasyonları’, ‘Türkiye Amatör Yelken Sporu’ konulu söyleşiler var.

5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü

Yarın UNESCO’nun Türk kahvesini ‘İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası’ olarak tanımladığı gün olan 5 Aralık. Önümüzdeki hafta, bugünün ‘Dünya Türk Kahvesi Günü’ olarak tanınması için çalışmalar yapan Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Arzum Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı ile Türk kahvesini konuşacağız.

Turizm dünyasının beklenmedik kaybı

Prof. Dr. İrfan Arıkan, hem İstanbul Erkek Lisesi’nden hem de Boğaziçi Üniversitesi’nden sevdiğim bir ağabeyimdi.

Geçtiğimiz hafta aramızdan ayrıldığında 68 yaşındaydı.

‘Profesyonel Turist Rehberi’ olarak tanıştığı turizme gönül veren ve Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği sonrası akademik kariyerine turizm alanında devam eden İrfan Ağabey, 2000 yılında doçent, 2005 yılında ise profesör unvanlarını almış, hocalık yaptığı Boğaziçi Üniversitesi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi ve Avusturya’daki IMC-FH Üniversitesi’nde bugün her bir, başarılı turizmci olan yüzlerce öğrenci yetiştirmiş, sayısız makale ve kitaba imza atmıştı.

İrfan Ağabey’e Allah’tan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı dilerim.

Mekanı cennet olsun...

Yazının devamı...

İstanbul 2021'in son kruvaziyer gemisini de uğurladı

23 Kasım’da gelen Viking Venüs gemisi dün İstanbul’dan ayrıldı ve böylece şehir için 2021 yılı kruvaziyer sezonu da kapanmış oldu. 1 Ekim’de başlayan seferlerle bu yıl toplam sekiz kruvaziyer gemisi İstanbul’a 7 bin turist getirdi.
Getirdi de getirmesine de, dünyanın en güzel coğrafyasında yer alan, en önemli tarihi eserlerine sahip iki imparatorluğun başkenti, 119 imparatorun mekanı Şehr-i İstanbul yıllar sonra gelen misafirlerini olması gerektiği gibi ağırlayabildi mi?
Ne yazık ki bu konuda acilen çözülmesi gereken bazı sorunlar var. Gelen gemi yolcuları, rehberler, turizm şoförleri, Kapalıçarşı esnafı ve turizmcilerle yaptığım sohbetlerde fark ettim ki, sorunların bir kısmı ya ilgili makamlara doğru aktarılmadığından, ya da yanlış yerlere aktarıldığından çözülememekte. Bir kısmı ise sorunlara çözüm bulacak kişilerin kruvaziyer turizmi dinamiklere yabancı olmasından kaynaklanmakta.
Sorunların önemli bir kısmını 2022 kruvaziyer sezonu başlamadan önce çok basit önlemlerle ortadan kaldırmak mümkün. Tek yapılması gereken ilgili tüm tarafların, yani kruvaziyer yolcularını ağırlayan acentalar, bu yolculara hizmet veren rehberler, misafirleri taşıyan otobüs firmaları, Galataport temsilcileri ile bu sorunları çözebilecek yetkilere sahip İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir araya gelmeleri.
Uzun yıllar kruvaziyer yolcularını ağırlayan eski bir acenta yöneticisi ve rehber, bugün ise geleceğin turizmcilerini yetiştiren bir üniversite hocası olarak, güncel ve kronik sorunları, çözüm sürecini hızlandırmak adına bu satırlarda paylaşmak istedim.

Galataport

Muhteşem bir proje. Şehrin tam göbeğindeki ölü alan yıllar sonra upuzun bir sahil şeridi, hemen arkasında yer lokanta, kafe, dükkan ve ofisler ile tekrar bir çekim merkezi oldu. Gelen gemi yolcuları artık bir mezbeleliğe değil, cıvıl cıvıl bir sahil şeridine bakmaktalar.
Aynı anda üç gemi ağırlayabilen Galataport; yer altı terminali, özel kapak sistemi, geçici gümrüklü alan gibi pek çok ilki de sektörle buluşturdu. Her şey gerçekten çok güzel, otobüs otoparkı hariç.


Yoğun bir sezonda, iki ya da üç büyük gemi limanda olduğunda 100’ün üzerinde otobüs misafirleri almak üzere limanda olacak. Ancak Galatport’un otoparkı sadece 35 otobüs almakta ve diğer otobüslerin bekletebileceği bir alan ne yazık ki planlanmamış. Dakikaların önemli olduğu kruvaziyer turlarının kalkış saati sabah trafiğinin en yoğun saatlerine denk geldiği için araçları uzak noktalardaki otoparklarda bekletip, zamanı geldiğinde çağırmakta mümkün değil ne yazık ki. Diğer önemli bir sorun ise otobüslerin liman otoparkına giriş çıkış yaptığı Kılıç Ali Paşa Caddesi’ne park eden araçlar. Zaten dar olan cadde, yapılan orta refüjle daha da daralınca, yolun sağına ve soluna park eden araçlar nedeni ile tur otobüsleri gerek sabah limandan çıkışlarda, gerekse limana dönüşlerde ciddi sorunlar yaşamakta ve zaman zaman da misafirlerin yüreği ağzına gelmekte.

Sultanahmet’e varamamak!

Kruvaziyer yolcularının zamanı çok kıymetli. Pek çoğu sabah gelip, akşam ayrılmaktalar. Turlara ayrılan süre ise 4-8 saat arası ve ne yazık ki limandan çıkışta, limana dönüşte tam trafiğin en yoğun olduğu saatlere denk gelmekte. Bazı günlerde Sultanahmet’e varmak ya da limana dönmek 1-1.5 saati bulabiliyor.

Limandan çıkan otobüslerin belli saatler arasında verilecek özel izinle tramvay yolunu kullanmaları dışında bir çözüm ise ne yazık ki yok.
Diğer önemli bir sorun ise yaş ortalaması yüksek olan ve pek çoğunun yürüme sorunu olan misafirlerin, sabah Arasta Çarşısı önünde indirilip, tur bitiminde ise Cankurtaran’daki Akbıyık Caddesi’nin köşesinden alınmaları. Daha turun başında uzun bir yürüyüş yapmak zorunda kalan bu yaşlı misafirler, tur sonunda da Kapalıçarşı’ya kadar yürümek zorunda kalınca, otobüsle buluşma noktası olan Akbıyık Caddesi’ne dönecek güçlerinin kalmadığından şikayet etmekteler.
Unutmadan bir de onlarca otobüs yolcusunun daracık Akbıyık Caddesi’nde hemen hemen aynı saatlerde otobüslerini beklemesi ve binmesi var ki bu da programlarda zaman zaman bir saate ulaşan gecikmelere neden olmakta.

Kruvaziyer misafirleri ile toplu taşıma, müzeler ve cami ziyaretlerindeki karşılaştıkları sorunları da konuştum. Onlar da haftaya bu satırlarda...

Yazının devamı...

Bir arkeolojik kazı sezonu daha bitti

Güzel yurdum öyle bir coğrafyada yer alıyor ki, her köşesi farklı bir güzellik, bir tarih saklamakta. Tarihe yön vermiş, iz bırakmış kim varsa bu topraklarda... Neredeyse her adımda bir antik yerleşim var Anadolu’da. Her biri farklı bir kültüre, farklı bir zaman dilimine ait. Bu kadar geniş bir yelpazede, bu kadar çok kazı yapılan başka bir ülke yoktur sanırım.

Çok kısıtlı bütçelerle ve gerçekten zor şartlarda çalışan kazı ekipleri ve başkanları yurdumun iğne ile kuyu kazan, gizli kahramanları.
Bir ören yerini gezerken gördüğünüz her şeyi bir zamanlar parçalanmış halde metrelerce toprak altında gömülü olduğunu ve işte o görünmez kahramanlar tarafından bulunup, yapboz parçalarını bir araya getirir gibi birleştirilip ayağa kaldırıldığını hatırlarsanız, gözünüze nadide bir mücevher gibi görünecektir artık o taşlar.

2021 yılı kazıları

Her yıl kazı sezonu sonu geldiğinde, inanılmaz bir malzeme birikiyor masamda okunacak. Bu hafta farklı kazılara ait biriktirdiğim notlardan seçtiklerimi kısa kısa paylaşmak istedim sizlerle. Mesela Beşiktaş kazıları İstanbul’un tarihini değiştirmekte. Haydarpaşa kazıları bizi şaşırtmaya devam ediyor. Zonguldak ve Kastamonu’daki kazılarda Karadeniz tarihi açısından önemli veriler elde edildi. Metropolis’te kamusal bir yapıya ait mermer bir meydan ortaya çıkarıldı. İzmir’in Bornova’daki Yeşilova ve Yassıtepe höyüklerinde 8 bin yıl öncesine ait aslan ve 5 bin yıllık panter kemikleri tespit edildi. Bu arada unutmadan, Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi. Ani’de ise bu yıl Selçuklu Kümbeti ve Mezarlığı ilk kez ortaya çıkarıldı.

Beşiktaş

Şehrin bilinen tarihi bu kazılarla değişiyor. Metro alanında yapılan kazılarda Cumhuriyet, Osmanlı, Bizans, Roma, Yunan, İlk Tunç ve Kalkolitik dönem olarak yedi ayrı dönem belirlendi. Kazılarda İlk Tunç Çağı’na ait çapları 1-5 metre arasında değişen 46 adet kurgan tipi mezarlar olduğu ortaya çıkarıldı, bunların içinde ve dışında bir kısmında taş balta, kaplar gibi hediyelerin de olduğu toplam 115 adet mezar bulundu.

Haydarpaşa

Haydarpaşa Garı’nda 68 bin metrekarelik alanda çalışmalar tamamlandı. Helenistik döneme ait bir mezar, Roma dönemi su boruları ve bir toplu mezar, bir Osmanlı çeşmesi, bir ayazmanın yanı sıra II.Dünya Savaşı yıllarından kalma 400 metre uzunlukta, 2 metre genişlikte bir de askeri sığınak bulundu. Kazılarda bugüne kadar toplam 20 bin adette sikke ele geçirildi.

İnönü Mağarası

2017 yılından bu yana süren kazı çalışmalarında Zonguldak’ın Ereğli ilçesindeki İnönü Mağarası’nın beş ayrı kültürün yaşam alanına ev sahipliği yaptığı tespit edildi. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nden Dr. Hamza Ekmen’in başkanlığında kazıların sürdüğü ve günümüzden yaklaşık 4 bin 500 yıl öncesine uzanan tarihi ile mağara, Batı Karadeniz kıyılarındaki ilk yerleşimlere dair önemli bilgiler sağlamakta.

Tozkoparan Höyüğü

Tunceli’deki höyükte 15 kişilik bir ekiple yapılan kazı çalışmalarında en az 5 bin 500 yıllık olduğu düşünülen bir çocuk iskeleti bulundu. Kazıda ayrıca obsidiyen, kemik ve taş aletlerin yanı sıra pişmiş toprakla yapılan çanak ve çömlekte bulundu.

Kahin Tepe

Kastamonu’nun Araç ilçesindeki Kahin Tepe kazılarına Düzce Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Nurperi Ayengin danışmanlık yapıyor. Neolitik Çağ’a uzanan tarihi le Kahin Tepe’nin Karadeniz Bölgesi’nin en eski yerleşim yeri olduğu düşünülmekte.
Kazılarda tapınım yapılan kartal, ayı, yılan ve turna kuşu gibi hayvanlara ait heykellere bu sezon aslan da eklenmiş. Bunların Karadeniz’de de şamanizmin ve animizmin olduğunu gösterdiği ve bununda Karadeniz Bölgesi’nde bir ilk olduğu söylenmekte.

Yeşilova ve Yassıtepe

İzmir’in Bornova ilçesindeki höyüklerde yapılan çalışmalarda yerleşimin tarihini 8 bin 500 yıl önceye çeken bulgulara ulaşıldı. Bu seneki kazılarda ayrıca iki pantere ait çene kemikleri ve bir aslanın ayak kemiği de bulundu.

Arslantepe Höyüğü

Kazıların 1932 yılında başladığı Malatya’daki höyük UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin 44’üncü oturumunda, 26 Temmuz 2021 tarihinde Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi.

Ani

Kafkas Üniversitesi‘den Doç. Dr. Muhammet Arslan başkanlığında yürütülen çalışmalar Selçuklu Büyük Hamamı, Selçuklu çarşısı, Selçuklu konutları ve mezarlık alanında devam etmekte. Bu yıl oldukça tahrip olmuş Selçuklu çarşısındaki dükkan ve atölyeler de özgün Horasan harcı kullanılarak konserve edildi.

Yazının devamı...

Gastronomi 'midenin kanunu'

Antik Yunanca’da gastros ‘mide’ ve namos ise ‘kural, yasa, kanun’ demek. Mide kanunu yani... Yiyecekleri hazırlama ve sunma sanatı, iyi ve doğru yeme bilimi. Yeme işinin kültürle harmanlanmış hali gastronomi
için “Doğru yiyeceği seçme, hazırlama, sunma ve insanların bundan keyif almasını sağlama sanatı” yazıyor bir kaynakta. Özetle yemek pişirmek ve aşçılıktan çok daha fazlası gastronomi. Amma velakin ne yapalım ki yurdum insanı konuya mesafeli kalmayı tercih ediyor. Yemek pişirme sanatının temelleri Mezopotamya’da atılmış, Anadolu’da gelişmiş olsa da gastronomide başarılı olamayışımızın nedenlerinden biri de bir ihtimal bu mesafeli duruş.
Umut verici olan ise, bu duruşu değiştirmeye, Türk mutfağının uluslararası bir oyuncu olmasını sağlamaya çalışan güzel ve başarılı çabaların her gün artıyor olması.

Gastromasa Gastronomi Konferansı

Güzel yurdumun doğal ve tarihi güzelliklerini, yerel lezzetlerini göstererek, gastronomiyi turizme entegre etmek, otel, restoran profesyonellerini, yöneticilerini, yatırımcıları, yerli ve yabancı şefleri ortak bir platformda buluşturup; Türkiye’de gastronominin gelişimine katkı sağlamak amacı ile 2015 yılından bu yana gerçekleştirilen bir gastronomi konferansı var, Gastromasa.
Türk mutfak kültürünü dünyaya tanıtırken, dünya gastronomisini Türk gastronomisiyle buluşturuyor her yıl. Bu yıl altıncısı düzenlenen konferans ‘Tasarım’ teması ile Michelin yıldızlı dünyaca ünlü şefleri ve yeme içme tutkunlarını geçtiğimiz pazar günü İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde bir araya getirdi.
Dünya gastronomisinde fark yaratan 21 başarılı şefin katıldığı konferansın ana sponsoru daha önceki yıllarda olduğu gibi, Türk şeflerinin gelişimine katkıda bulunarak, dünyada hak ettikleri yere gelmelerini sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdüren Metro Türkiye idi.

Gastronometro

Metro Türkiye bünyesinde bu amaçla 2015 yılında açılan ve gastronomi profesyonellerine yönelik bir eğitim, gelişim ve aktivite merkezi var, Gastronometro. HoReCa (Hotel-Restoran-Kafe) profesyonelleri ile uluslararası gastronomi dünyası arasında iletişimi sağlamak, güzel yurdumuzun tadlarını uluslarası alanda tanıtmak.
Düzenlediği ya da destek verdiği ve bir kısmına Michelin yıldızlı şeflerin de katıldığı etkinlikler ile gastronominin gelişmesine ve tanınmasına
katkı sağlıyor.

Gastronometro’daki etkinlik

Gastronometro 6 Kasım’da Gastromasa Konferansı kapsamında, uluslararası gastronomi dünyasından Michelin yıldızlı Dabiz Munos, Antonio Bachour ve Oriol Castro, Vladimir Mukhin gibi şeflerin de katıldığı ve UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’nda bulunan illerimize ait özel lezzetlerden, yerel ürün eşleşmeleri ve Türk sokak yemeklerine kadar birçok eşsiz lezzetin yer aldığı özel bir etkinlik düzenledi.
Afyonkarahisar’dan Musakka Restaurant, Edremit’ten Bahar Lokantası ve Antalya’da ilk akla gelen isim olan 7 Mehmet bu etkinlikte özellikle kenara not aldıklarım oldu.

Murat Güllü ile baklavanın dayanılmaz cazibesi ve baklava üzerine akademik çalışmaları konuştuk. Üç vakte kadar harika bir baklava yazısı görürseniz şaşırmayın.

Değerli dostum, Vedat Başaran ile turizm ve gastronomi üzerine konuştuk. Ben ona kahveye uğramaya o da üniversiteye benim dersime katılmaya söz verdi.
Kahve demişken, Sevgili Vedat ile kahve sohbetimizi yaparken, Murat Kolbaşı ve değerli eşi Rima Kolbaşı’da bize katıldı. Türk kahvesi konu olunca, kahve makinası olarak akla gelen iki markadan biri Arzum’un Okka’sı. Kahve, Türk kahvesi, kahve makinaları, Okka’nın ortaya çıkışı, Türk markalarının başarıları üzerine sohbet ederken, bir de Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği olduğunu öğrenince, ilk fırsatta Murat Kolbaşı ile bir kahve içimi için bir araya gelip, sonrasında kahve üzerine de detaylı bir yazı yazmayı not aldım kara kaplı deftere.
Yakalamışken Metro Türkiye’nin CEO’su Sinem Türüng ile de sohbet eğledik. Türk şeflerinin gelişimine katkıda bulunarak dünyada hak ettikleri yere gelmelerini sağlamak amacı ile şeflerle iş birlikleri yaptıklarını ve onları bilgi ve deneyimlerini paylaşabilecekleri platformlarda bir araya getirmeye önem verdiklerini, Gastromasa’ya da yerli ve yabancı birçok şefi ağırlama, mutfak kültürümüzü tanıtma fırsatı buldukları için ilk yıllarından bu yana destek verdiklerini anlattı.
Her birine gastronomi ile ilgili paylaştıkları değerli bilgiler için tekrar teşekkürler...

Yazının devamı...

Aksaray, az bilinen çok önemli şehir

Aşıklı Höyük’ten sonra sıra bugün Aksaray’da... Tarihi günümüzden 10 bin 500 yıl öncesine uzanan şehrin ilk adının eski Hitit metinlerinde de anılan Nenessa olduğu sanılmakta... Sonrasında Garsaura ve Archaleis adlarıyla bilinen yerleşim Anadolu Selçukluları zamanında ‘Zafer Yurdu’ anlamına gelen Dârüzzafer olarak da anılmış.
Cumhuriyet öncesinde Konya’ya bağlı bir sancak, 1920 yılında ise vilayet olan Aksaray, 1933 yılında ilçe yapılarak Niğde’ye bağlanır. 56 yıl sonra 1989’da yeniden il olan Aksaray, bugün dünyaca ünlü bir turizm merkezi.

Doğal güzellikler

3 bin 268 metre yüksekliği ile Hasan Dağı, bölgenin Erciyes’ten sonraki en yüksek dağı ve Kapadokya’ya şeklini veren üç volkandan ikincisi. Zirvedeki manzara ise muhteşem.
İki de göl var Aksaray’da. Tuz Gölü, Ankara, Konya ve Aksaray’ın kesiştiği noktada yer alan ve tuz ihtiyacımızın neredeyse yüzde 50’sini karşılayan, ülkemizin ikinci büyük gölü.
Diğeri ise kalp şeklindeki krater gölü, Narlı Göl. Romatizma ile sedefe iyi geldiğine inanılan göl, Kapadokya’nın tam ortasında, fotoğrafçıların ve kampçıların gözdesi.

Tarih öncesi yerleşimler

Tarihte bilinen ilk beyin ameliyatlarının yapıldığı Aşıklı, kalekent modeli bir mimariye sahip Güvercin Kayası, Aşıklı’nın hemen yanındaki Musular ve Anadolu’nun 4 bin yıl önce gözde maden üretim merkezi Acemhöyük, Aksaray sınırları içinde bulunan önemli tarih öncesi yerleşimler.

Hristiyanlık dönemi

Hristiyanlık tarihinde önemli rol oynayan, 14 kilometre uzunluğunda ve derinliği 120 metreyi bulan Ihlara Vadisi ise uluslararası bir üne sahip. Vadideki 105 kiliseden 14’ü ziyarete açık. Ihlara Vadisi’nden çıkanları karşılayan iki katlı Selime Katedrali, Kapadokya’nın en büyük katedrali.
Adını, M.S. 3. yy’da yaşamış bir Romalı komutan Aziz Mercurius’tan Aziz Mercurius Yeraltı Şehri Gülağaç’ta. Yedi katlı olan şehrin üç katı ziyaret açık. 20 mezarın bulunduğu kilisesi ise bir katedral büyüklüğünde... Gülağaç’ta bulunan ve bugün üç katı gezilebilen bir diğer yeraltı şehri ise Saratlı Kırkgöz Yeraltı Şehri.
Bu arada Güzelyurt’a mutlaka yeterli zaman ayırın, görülecek çok yer var. Theodosius tarafından Aziz Gregorius Theologos adına 385 yılında inşa ettirilen kilise bu yerlerden sadece biri.
Bir de Helvadere köyündeki 6. yy’dan kalma, zamanında bölgenin en büyük askeri merkezlerinden biri olan Mokissos Antik Kenti var mutlaka görülmesi gereken.

Şehir merkezi

12. yy’dan kalma Ulu Cami, Türkiye’deki en güzel Selçuklu Mimarilerinden birine sahip. Karamanoğlu Beyliği döneminde, 14. yy’da inşa edilen Zinciriye Medresesi, kentin eski yapılarından birisi. Eğri Minare ise şehrin sembollerinden.
Anadolu Selçuklu kümbetleri ve peri bacalarından esinlenilerek inşa edilen Aksaray Müzesi’nde Aşıklı Höyük, Musular, Güvercinkayası ve Gelveri, Acemhöyük kazılarında çıkan eserlerin yanı sıra Helenistik, Roma, Doğu Roma ve Anadolu Selçuklu Dönemleri’ne tarihlenen 15 binden fazla eser sergileniyor.
Aksaray sınırları içinde iki tane de önemli kervansaray bulunuyor. İlki 13. yy Selçuklu Dönemi eserlerinden olan dünyaca ünlü Sultanhan, diğeri ise Ağzıkarahan...

Ne yiyelim, nerede kalalım, ne alalım?

Aksaray’a gitmişken bamya çorbası, Aksaray tava, mantarlı bulgur pilavı, çiğleme, dolaz ve mutlaka coğrafi işareti alınan Eşmekaya Yoğurdu’nu tadmadan dönmeyin.
Aksaray bölgesi Selçuklular’dan bu yana halıları ile bilinmekte. Stilize edilmiş bitkiler ve geometrik motiflerle dokunan göbekli Taşpınar halılarında kullanılan ana renkler ise lacivert, kırmızı ve beyaz. Güzelyurt’un çömlek ve çinileri, Gülağaç’ın sele sepeti, Saray helvası, köpük helvası ve coğrafi işareti alınan kabak çekirdeğini de alınacaklar listenize ekleyin.
Nerede kalalım diyorsanız, aklıma ilk gelen yıllardır severek kaldığım Ağaçlı Otel. Ancak bu son gidişimde kaldığım yeni açılan Nenessa Hotel’i de özelikle merkezi konumu nedeni ile listeme ekledim. Ebulfeyz Elçibey Caddesi’ndeki Kardeşler Restoran lezzetli yemekleri ve düzgün servisi ile listeye eklenen bir diğer yer oldu.

Yazının devamı...

Orta Anadolu'nun en eski köyü

Bu hafta Anadolu tarihindeki önemli oyunculardan biri olan dünyaca ünlü Aşıklı Höyük’teydim. Son ziyaretimin üzerinden pek bir zaman geçtiği için bir neden yaratsam da gitsem listesindeydi Aşıklı... Nedir son durum diye bu yıl birkaç kez konuşmuştuk Aşıklı Höyük Dostları Derneği’nden Hayrünnisa Aligil ile. İyileşecek hastanın doktor ayağına gelirmiş derler, Hayrünnisa Hanım aradı. “Arkeoloji ve Sanat Yolu İle Kültürler Arası Buluşma projelerine katılan sanatçılarla birlikte Aşıklı’ya gidiyoruz” deyince, “Beni de ekleyin listenin köşesine, bunu kaçırmak istemem” dedim ve çarşamba günü hep beraber düştük yollara.

Aşıklı Höyük arkeolojik kazısı:

Uzun süreli yerleşim sonucunda yıkıntıların üst üste gelmesiyle oluşan yapay tepelere höyük diyoruz. Neolitik Dönem dendiğinde aklıma hemen gelen üç önemli yerleşim var ülkemizde. Çayönü, Çatal Höyük ve Aşıklı Höyük. Bunlardan Aşıklı Höyük, Orta Anadolu’nun bilinen en eski köyü. Aksaray’ın Gülağaç ilçesinde, Kapadokya ve çevresine şeklini veren üç volkandan biri olan Hasan Dağı ile Melendiz Çayı arasında bulunan yerleşim, günümüzden 10 bin 500 yıl önce bin yıldan fazla süren bir yaşamdan izler barındırmakta.


Bu bin yıl süresince Aşıklı’da yaşayanlar yerleşik yaşama geçiş, bitki ve hayvanların evcilleştirilmesi, çukur evlerden dörtgen planlı evlere geçiş, mimaride kerpiç kullanımı gibi insanlık tarihini kökten şekillendirecek bir değişimi aşama aşama yaşamışlar. Bereketli Hilal içinde yer alan aynı dönem yerleşimler birbirleri ile etkileşim içindeyken, Aşıklı tüm bu değişimi tek başına bir etkileşim olmaksızın sürdürmüş.
Kerpiç evleri, mahalle yapısı, atalık buğdayı, arpası, ocağı, tandırı, hasır sepetiyle Anadolu tarihini ve maddi kültürünün kökenlerini anlamak için bulunmaz bir örnek esasında.

1989 yılından beri İstanbul Üniversitesi Arkeoloji/Prehistorya Bölümü yürütülen kazılara 2006’da bu yana, Prof. Mihriban Özbaşaran başkanlık etmekte. Çok farklı disiplinlerden araştırmacıların katkıda bulunduğu çalışmalar Aşıklı yaşamındaki, ekonomik ve sosyal değişimini, yerleşik yaşama geçişi, tarım, hayvancılığın ilk örneklerini yorumlamaya çalışmakta. www.asiklihoyuk.org

Aşıklı Höyük Dostları Derneği

Farklı mesleki kariyerlere sahip ama ortak noktaları arkeoloji ve kültür olan bir grup insan, Aşıklı Höyük’teki çalışmalara maddi-manevi destek sağlamak, höyük ve çevresinin kültürel, doğal ve insani zenginliklerinin korunması, tanıtılması için toplumsal duyarlılık ve bilinç yaratmak amaçları ile 2018’de bir araya gelerek, Aşıklı Höyük Dostları Derneği’ni kurarlar.
Logosunun ilham kaynağı Aşıklı Höyük’ten çıkan bir kemik toka olur. Renklerini ise özel amaçlı yapılar alanındaki taban ve duvar sıvasının sarı ve kırmızı renklerinden alır.
Bugün başkanlığını hem İstanbul Erkek Lisesi hem de Boğaziçi Üniversitesi’nden okuldaşım, Ferhat Boratav’ın yürüttüğü dernek, tüm faaliyetlerini kurucu ve destekçilerinin desteği ile yürütmekte ve herhangi bir büyük kuruluş ya da şirket ile bağlantısı da yok. www.asiklider.com

Arkeoloji ve Sanat Yolu ile kültürlerarası buluşma

Aşıklı Höyük Dostları Derneği gencecik bir dernek ama projeleri ses getirecek cinsten. Kurulduktan hemen sonra 2020’de hazırladıkları ve Türkiye ile AB ülkelerindeki STK’lar arasında arkeoloji ve sanat yolu ile bir diyalog oluşturma amacı güden projeleri AB tarafından onaylanmış. Projenin ortakları arasında Universitat Autònoma de Barcelona ve University of Dundee’de var. Aşıklı Höyük’ü dünyaya tanıtmayı amaçlayan proje kapsamında, Türkiye, İngiltere, İspanya, ABD ve Kolombiya’dan 13 sanatçının farklı sanat biçimlerinde üreteceği eserler, 2022 Şubat-Mart ayında, İstanbul’da ‘Kazının İzleri: Arkeolojiden Sanata, Sanattan Arkeolojiye’ adı altında sergilenecek. Barselona ve Dundee şehirlerinde de sanal sergiler, kültürel miras, Anadolu Neolitiği, prehistorik sanat gibi konularda seminer ve çalıştaylar planlanmış durumda.
Gönül ister ki bu sergi en son fikrin doğduğu yer Aşıklı’ya dönsün ve yerel halk kültürel mirasının önemi hakkında detaylı bilgi sahibi olsun.
Gitmeyi düşünenler için detaylı bir Aksaray gezi programı ise haftaya hazır olacak.

“Bu hafta değerli bir büyüğümüzü, Sami Kohen’i kaybettik. Ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve okurlarına başsağlığı dilerim.”

Yazının devamı...