SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

MEME KANSERİ

Meme kanseri, meme dokusu hücrelerinden gelişen kanserlerdir. Kadınlar arasında en sık karşılaşılan kanser türüdür. Sıklığı sürekli artış göstermektedir. Türkiye’de kadınlarda görülen tüm vakaların yaklaşık dörtte birini oluşturur.

Yayılım göstermeden, erken dönemde tanı konması durumunda, hastaların yalnızca yüzde 5’i ilk beş yıl içinde yaşamını yitirmekte, yüzde 95’inden fazlası hayatta kalmaktadır. Tanı yöntemlerindeki hızlı ilerlemelere karşın, meme kanseri özellikle 35-55 yaş grubu kadınlar arasında, önde gelen ölüm nedeni olmaya devam etmektedir.

Risk faktörleri

35 yaş altı dönemde son derece seyrek karşılaşılan meme kanserine yakalanma riskinin, yaşla birlikte artığı bilinmektedir. Çoğu meme kanseri, 50 yaşın üzerinde ortaya çıkmaktadır.

Araştırmalar, aşağıdaki durumlarda meme kanseri riskinin yükseldiğini ortaya koymaktadır:

1-Daha önce meme kanseri gelişmiş kişiler: Bu kişilerde yeniden kansere yakalanma riski yükselmektedir.

2-Aile öyküsü: Anne, kız ya da kız kardeşte özellikle de genç yaşta meme kanseri öyküsü olan kişilerde yakalanma riski artmaktadır.

3-Genetik: BRCA1 ve BRCA2 gibi bu hastalıkla ilişkili olduğu gösterilmiş bazı genlerdeki değişikliklerin, kanser oluşumuna yol açtığı bilinmektedir. Bazı durumlarda ilgili genleri inceleyen genetik testlerden tarama amacıyla yararlanılabilmektedir.

4-Östrojen: Bilimsel kanıtlar, bir kadının östrojene maruz kalma süresi uzadıkça, meme kanserine yakalanma olasılığının da artığını göstermektedir. Bu östrojen vücut kaynaklı olabileceği gibi, dışarıdan da verilebilir. Erken dönemde adet görmeye başlayan (12 yaşından önce) ya da 55 yaşından daha sonra adetten kesilen, hiç çocuk sahibi olmayan ve uzun süreli hormon replasman tedavisi alan kadınlarda, meme kanseri riskinin artığı bilinmektedir. Bütün bu durumlarda, östrojene maruz kalma çoğalır.

5-Geç çocuk sahibi olma: İlk doğumunu
30 yaşının üzerinde yapan kadınlarda meme kanserine yakalanma riski yükselmektedir.

6-Meme dokusu yoğunluğu: Meme dokusunda fazla miktarda lobül ve kanal bulunması, mamografilerde meme dokusunun yoğun görünmesine yol açar. Meme kanserinin yağ dokusunda değil; lobül ya da kanal yapısında ortaya çıkması nedeniyle, bu yoğun görüntü veren memelerde kanser riskinin artığı öne sürülmektedir. Ayrıca kanserli oluşumların saptanmasının güçleşmesi de bu tür durumlarda özellikle dikkatli olunmasını gerektirmektedir.

Meme kanseri gelişen çoğu kadında yukarıda sıralanan riskler bulunmayabilir. Ancak yaşlandıkça, meme kanseri riskinin artması, en önemli risk faktörü olarak öne çıkar.

Erken teşhis de, kendi kendini muayene yöntemi önemlidir. Bunların yanında, meme kanserinin en yaygın olarak karşılaşıldığı yaş dönemlerinde, belirli aralıklarla muhakkak doktor kontrolleri ve görüntüleme yöntemlerinden faydalanılmalıdır.

Yaş grubuna göre yöntem uygulama

20-39: Kendi kendine meme muayenesi/her ay ve klinik muayene/üç senede bir.

40-49: Kendi kendine meme muayenesi/her ay, klinik muayene/her sene, mamografi/ 1-2 senede bir.

50 yaş ve üzeri: Kendi kendine meme muayenesi/her ay, klinik muayene/her sene, mamografi/her yıl.

Meme ultrasonografisi de tamamlayıcı tetkik veya erken yaşlarda radyasyon yönünden avantaj sağladığı için kullanılabilir.

Meme muayenesinin yapılabileceği en ideal zaman; adet bitiminin hemen ilk günleridir. Bu günlerde memeler ödemini ve gerginliğini yitirir. Bu sebep dolayısıyla en kolay muayene dönemi oluştururlar. Şayet kadın menopoz dönemindeyse ya da rahim operasyonu geçirmişse, kolay hatırlanması bakımından her ayın ilk haftası muayene tarihi olarak tercih edilmelidir.

Kendi kendine meme muayenesi, gözle ve elle uygulanmalıdır. Ayakta ve yatarak gerçekleştirilebilir. Her iki durumda da memenin kendisi, başları, derisi, alt bölgeleri ve koltuk altları titiz bir şekilde muayene edilmelidir.

Bunlara dikkat!

Aşağıda sayılan belirtilerden en az biri dahi mevcut ise, kişi vakit kaybetmeden bir doktora görünmelidir:
Memede ya da koltuk altında ele gelen kitle, sertlik veya şişlik,
Meme başından kanlı ya da şeffaf renkli akıntı,
Meme başında içe doğru çekilme, çökme ya da birtakım şekil bozuklukları,
Meme başı derisinde değişiklikler; soyulma, kabuklanma gibi,
Meme cildinde yara ya da kızarıklık,
Meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması,
Memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik (kızarıklık vs.)

Tedavi

Meme kanseri tedavisi, alanında uzmanlaşmış bir ekip tarafından yapılmalıdır. Temel üyeleri, meme hastalıkları konusunda uzmanlaşmış bir cerrah, tıbbi onkolog ve radyasyon onkoloğudur.

 

Yazının devamı...

Grip aşısı

Havaların soğuması ve ekim ayının gelmesi, grip vakalarını artırdı. Halkı, enfeksiyon hastalıklarına karşı savunmasız bırakan grip konusunda uyarmak ve aşı yaptırmak için bilinçlendirmek çok önemli hale geldi. Öte yandan her yıl 250-500 bin kişi grip ve komplikasyonları nedeniyle ölüyor. Peki, grip aşısı ne zaman yaptırılır, kimler grip aşısı olmalı?




Grip, sağlıklı kişilerde kendini sınırlasa da yüksek risk grubundaki bireylerde ciddi hastalık, komplikasyon ve ölüme varan sorunlara neden olabiliyor. Grip aşısı olarak bu risklerden kurtulmak oldukça kolay.Hastalık, bebeklik döneminden yaşlılığa kadar tüm yaş grubunu etkilemekte ve görülebilmektedir. Bununla birlikte risk grubunda yer alan kişilerde hastalık, diğerlerine göre daha ağır seyredebilmektedir. Bu kişilerde zatürre, bronşit, sinüzit, orta kulak iltihabı, oldukça nadiren beyin ve sinir sisteminde hasar oluşması ile kalp kası hasarı gibi ciddi tablolara neden olabilir.

Risk grupları

65 yaş ve üzeri ve 2 yaş altı kişiler

6 ay-18 yaş arasında olup, uzun süre aspirin kullanması gerekenler

Şeker hastalığı dahil herhangi bir metabolik hastalığı bulunanlar

Astım dahil kronik solunum yolu hastalığı olanlar

Kronik böbrek hastalığı olanlar

Kronik kalp ve damar sistemi hastalığı olanlar

Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler (kronik kan hastalığı olanlar, kanser hastaları, immunsupresif ilaç kullananlar, HIV/AIDS hastaları)

Huzurevi ve bakımevi gibi ortamlarda yaşayanlar

Aşırı kilolu olanlar

Gebeler




Son yıllarda kullanılan aşılarda influenza A’nın iki alt tipi ve influenza B’nin de bir alt tipi yer almaktadır. Hazırlanan aşıyla dolaşımda saptanan virüslerle antijenik benzerlik varsa aşı, yüzde 50-80 korunma sağlayabilir. Sağlıklı erişkinlerde aşıyla sağlanan koruyucu antikor düzeyi influenza A için yüzde 80’in üzerinde olarak bildirilmiştir. Yaşlılarda koruyuculuk daha düşük olmakla birlikte, komplikasyonları ve ölümleri azalttığı bilimsel yayınlarla gösterilmiştir.

Her yıl yaptırmalı mı?

Her yıl mevsimsel gribe neden olan grip virüsü değişebilmektedir ve grip aşısının içeriği Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir yıl önce salgın yapan virüs tiplerinin belirlenmesiyle geliştirilmekte ve aşının içeriği de bu uygulamaya bağlı olarak her yıl değişmektedir. Aşı, yapıldığı grip sezonu için etkili olmaktadır. Bu nedenle; eskiden geçirilmiş grip hastalığı ya da uygulanmış grip aşısına bakılmaksızın mevsimsel gribe karşı etkin bir korunma sağlanması için her yıl grip aşısı yaptırılmalıdır. Aşının koruyucu etkisi, yapıldıktan iki hafta sonra başlayacağı için aşının en uygun zamanı, gribin sık görülmeye başladığı dönemden hemen öncesidir. Ekim ve kasım ayları grip aşısının yapılma zamanı olarak tercih edilmelidir. Aşılanmayanlar kişiler ise, mart ayının sonuna kadar aşılanabilir. Aşının koruyuculuğu yaklaşık 6-12 ay sürer. 

Kimlere uygulanmamalı?

Grip aşısı altı aylıktan küçük çocuklara, hamileliğinin ilk üç ayının içinde bulunanlara ve ciddi yumurta alerjisi ya da aşı içeriğinde bulunan herhangi bir maddeye karşı ciddi alerji öyküsü olanlara... Bir de daha önce herhangi bir mevsimsel influenza aşısıyla ciddi (hayatı tehdit eden) alerji öyküsü olanlara uygulanmamalıdır. 

Koruyuculuğu ne kadardır?

Grip aşısı, her yıl bir önceki mevsim en çok rastlanan grip virüslerinin türlerine göre yeniden hazırlanır. Bu amaçla, 80 ülkedeki 110 laboratuvardan elde edilen bilgiler, Dünya Sağlık Örgütü’nde toplanarak her yıl dünyada en çok hastalık yapmış olan ikisi
A ve biri B olmak üzere üç  değişik virüs grubu belirlenir.

Grip aşısı, sadece gripten korur. Aşı olduğunuz halde basit nezle türü viral infeksiyonları geçirebilirsiniz. Bu aşının etkisiz olduğu anlamına gelmez.




Aşının koruduğu grip hastalığı, 38.5 derecenin üzerinde ateş, kas ağrıları ve genel durum bozukluğu ile birlikte giden bir hastalıktır.
Grip aşısı, grip salgınları başlamadan önce yaptırılmalıdır. Bunun için ideal dönem ekim-kasım-aralık aylarıdır. Grip aşısının etkisi yapıldıktan 2-3 hafta sonra ortaya çıkar. Bu nedenle aşının bir grip salgınından en az iki hafta önce yapılmış olması gerekir. Koruyuculuğu, genellikle 6-12 ay kadardır.

Yan etkileri neler?

Grip aşısı sonrası yüzde 15-20 oranında aşı yerinde ağrı, kızarıklık ve şişlik oluşabilir.

Tüm vücudu etkileyen yan etkiler ise son derece nadirdir (yüzde 1’in altında) ve ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi yan etkiler (eğer görülürse) aşıdan 6-12 saat sonra başlamakta, 1-2 gün içinde kendiliğinden geçmektedir.

Her biyolojik üründe olduğu gibi grip aşısı uygulanmasından sonra da alerjik reaksiyon görülebilir.

Grip aşısı sonrası grip hastalığının görülmesi genellikle tesadüfen olabilir. Teknik olarak inaktive yani ölü bir virüs aşısı olduğundan, vücuda canlı virüs verilmediğinden aşıya bağlı grip hastalığı oluşamaz.

Aşıların her zaman tam teşekküllü sağlık merkezlerinde veya hekim kontrolünde uygulanması önerilir.

Yazının devamı...

Kışa hazır mıyız?

Kış mevsiminin öncüsü sonbaharın biteceği şu günlerde, hava sıcaklıkları bir gün yüksek, mevsim normallerinin üzerinde, bir gün daha düşük seyretmekte... Hatta geceyle gündüz arasındaki ısı farklılıkları çok belirginleşmektedir. Bu duruma vücudumuzun ayak uydurması, adaptasyonu her zaman kolay olmamakta ve savunma sistemimiz zayıflamaktadır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, astım gibi kronik akciğer hastalıkları olanlar, sigara kullananlar, Tip 1 ve Tip 2 diyabetliler ile gebelerde vücudun savunma sistemi değişikliklere daha duyarlıdır. Bu kişiler, dikkat etmezse hastalıklara daha kolay yakalanmaktadırlar.




Hastalıklardan kendimizi korumak için neler yapabiliriz?

Vücudumuzun günlük vitamin ve mineral ihtiyacını karşılayacak, kişiye özel doğru bir beslenme programı oluşturulmalıdır. Bunu sağlayacak çeşitli sebze, meyve, tahıllar, kuru baklagiller, et, süt, süt ürünleri ve yumurta gibi besinler düzenli olarak tüketilmelidir.

C vitamini (Askorbik asit): Bağışıklık sistemi için önemlidir. Taze sebze ve meyvelerde yüksek oranda bulunmaktadır. Kuşburnu, limon, mandalina, portakal, greyfurt, kivi, maydanoz, roka, kırmızı-yeşil biber ve ıspanak, önemli C vitamini depolarıdır.

Unutulmamalıdır ki, askorbik asit ışığa ve ısıya çok duyarlıdır. Bu nedenle C vitamini içeren bu meyve ve sebzeler mümkünse pişirilmeden, çiğ ve kesildikten sonra zaman kaybetmeden tüketilmelidir. Ayrıca C vitamini besinlerdeki demirin vücut tarafından emilimini artırır, C vitamini içeriği yüksek besinlerin tüketiminin artırılması demir eksikliğini de azaltır.




D vitamini: Bağışıklık sistemi için önemli olan diğer bir vitamindir. Sonbaharda güneşin azalmasıyla D vitamini eksikliği görülmektedir. Esas kaynağı güneş olmakla birlikte bazı besinlerde de bulunmaktadır. Somon, ton balığı, sardalye, uskumru, yumurta sarısı, süt, tereyağı gibi süt ürünleri, dana karaciğeri, morina balığı karaciğeri, mantar ve zeytinyağı, D vitamini içeren besinlerdir. Her sonbaharda kandaki D vitamini düzeyinin saptanması ve eksiklik saptanması halinde doktor kontrolünde tedavi edilmesi önemlidir.

Çinko: Metabolizmamızın işlevlerini sağlayan pek çok enzimin faaliyeti ve bağışıklık sistemimizin güçlenmesi için gerekli bir mineraldir. Özellikle hayvansal besinlerdeki çinko daha iyi emilmektedir, bu nedenle bu besinleri tüketmeyenler, vejetaryenler mutlaka çinko takviyesi almalıdır.

Diyabetliler doktor kontrollerini yaptırmalı, HbA1c değerlerine bakılmalı ve tedavileri kan şekeri kontrolünü sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. Unutulmamalıdır ki kan şekeri kontrolü iyi olmayan diyabetlilerin savunma sistemleri de iyi çalışmaz ve enfeksiyon riski artar.

Grip ve zatürre aşıları: Eylül-ekim aylarında grip mevsimi başlamadan çocukların, yaşlıların, diyabetlilerin, kalp ve kronik akciğer hastalığı olanların, kronik böbrek hastalığı olanların, sigara kullananların her yıl grip (İnfluenza) aşısı yaptırmaları önerilmektedir. Yine risk grubundaki kişilere beş yılda bir zatürre
(Pnömokok) aşısı yapılmalıdır.

Sonbahar ve kış aylarında enfeksiyonların yayılımının azaltılması amacıyla ofis, okullar, toplu taşıma araçları, huzurevleri, kışlalar, sinema ve tiyatro gibi kapalı alanların havalandırması iyi yapılmalıdır. Bu tür ortamlara girip çıkarken, eller iyice
yıkanmalıdır.

Sigara kullanımı birçok hastalığa özellikle akciğer enfeksiyonlarına zemin hazırlamakta, vücut direncini azaltmaktadır. Bu nedenle tüketimi
sonlandırılmalıdır.

Alkol alımı da vücudun savunma sistemini etkilemesi nedeniyle azaltılmalıdır.

Düzenli egzersiz yapmak vücudun savunma sistemini güçlendirmektedir. Açık havada yürüyüş, egzersiz yapılmalıdır.

Düzenli bir uyku bağışıklık sistemimiz için önemlidir.




Herhangi bir sağlık sorunuyla karşılaşıldığında kulaktan dolma tedbirler veya tedaviler yerine mutlaka konunun uzmanı doktorlarla irtibata geçilmelidir. Özellikle bilinçsiz antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır. Soğuk havalara karşı bağışıklık sistemi, hastalıklara (grip, soğuk algınlığı, bronşit gibi) karşı kendini korumak için yağ yıkımını engeller. Bu durumda kış mevsimini sağlıklı geçirmek için bağışıklık sistemini biraz daha güçlendirmek gerekmektedir.

Güçlü bir savunma mekanizmasının temelinde ise yeterli ve dengeli beslenme yer almaktadır. Kış aylarında metabolizmanın yavaşlamasına ek olarak fiziksel aktivitenin azalması da kilo artışına neden olmaktadır. Hormonal değişimlere bağlı olarak sindirim sisteminde kabızlık gibi problemler oluşabilir.

Güne sıkı bir kahvaltıyla ‘Merhaba’ deyin

Metabolizmanızı iyi çalışır duruma getirmek için, mutlaka güne kahvaltı yaparak başlamanız gerekmektedir. İyi bir kahvaltıyla güne başlamak hem direncinizi koruyacak, hem kilo kontrolünde size yardımcı olacak hem de metabolizma hızınızın yavaşlamasını engelleyecektir.

Susamadan su için

Siyah çay ve kahve yerine bitki çayı içinizi ısıtmak için daha iyi bir seçenek

Greyfurt, lahana ve maydanoz sizi kış hastalıklarından korur

Kış hastalıklarından korunmak, savunma mekanizmamızı güçlendirmek için de A ve C vitamininden yeterli beslenmek gerekir. Kış sebzeleri ve meyveleri de bu konuda bize yeterli oranda A ve C vitamini sağlayacaktır.

Kış mevsiminde güneş yüzünü daha az gösterdiğinden, D vitamini gereksinmesini karşılamakta sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu nedenle havanın güneşli olduğu günlerde 20-25 dakika kadar güneş ışığından direkt olarak yararlanmak gerekir.

Yazının devamı...

Depresyonda mıyım?

Depresyon, uzun süre boyunca devam eden, çok üzgün, umutsuz, çaresiz ve değersiz hissetme halidir. Gündelik hayatta kolayca kullandığımız bu sözcük aslında çok ciddi bir rahatsızlığa işaret eder.
Bu ruh hali kişinin tüm yaşamını etkiler. Yalnız kalma isteği, hiçbir şeyden zevk almama, iştahsızlık (veya kendini yemeğe verme), yorgunluk, sık sık ağlama, çok az ya da fazla uyuma, dikkat eksikliği, yerinden kalkmak istememe, kararsızlık, suçluluk hissi, intihar düşüncesi gibi geçici olmayan, uzun süren belirtileri vardır.
Maalesef depresyon sık görülür. Kadınlarda görülme oranı yüzde 4-10, erkeklerde ise yüzde 2-2.5. Hayat boyu risk kadınlarda yüzde 10-26, erkeklerde yüzde 5-12’dir. Depresyon kadınlarda erkeklerden üç kat daha sık görülür. Hastalar çoğu zaman karşımıza bir hastalığı varmış düşüncesiyle gelirler. Halsizlik, yorgunluk, odaklanma sorunu, eklem, kas ağrıları ile uyku problemleri gibi şikayetlerle başvururlar.

Belirtileri nelerdir?

Depresyonun belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:
- Önceden yapılan işlerden ve aktivitelerden zevk almamak,
- Gençlerde duygu değişiklikleri görülmesi, çabuk sinirlenmek,
- Her gün sürekli kendini üzgün hissetmek, çökkünlük hali,
- Çok uyuma, uyku arasında sık sık uyanma, uykusuzluk çekme ya da az uyuma,
- Bir işe motive olamamak, dikkatin çabuk dağılması, huzursuzluk,
- Kendini işe yaramaz, değeri olmayan biri olarak görmek ve ölmeyi düşünmek,
- Vücudun işlevlerinin azalması, cinsel isteksizlik, yorgunluk hisleri,
- Geçmişi ve geleceği düşündüğünde karamsar olmak, yaptıklarından kendini sorumlu tutmak,
- İntihar etmeyi düşünmek ve planlamak...
Yukarıdaki belirtilerin hepsinin bir kişide olması şart değildir, bir kısmının bulunması da depresyon için yeterli olabilir, fakat bu belirtilerin en az 15 gün boyunca var olması gerekir.Çocuklarda bu belirtilerin yanında dikkat çekici bazı belirtiler de vardır. Okul yaşamı başarısız geçmeye başlar. Çocuk aşırı sinirli olur ve arkadaşlarından uzaklaşmaya başlar. Sessiz ve yalnız kalmak ister, odasına kapanır. Madde kullanımına eğilim artar. Kendisine zarar verecek arkadaşlara takılmaya başlar. Ders çalışmak istemez. Bu ruhsal belirtilerin yanında depresyonun fiziksel belirtileri de vardır. Sindirim sistemi hastalıkları, cinsel sorunlar, kas ve baş ağrıları, kalp rahatsızlıkları, yorgunluk benzeri şikayetler de görülebilir.

Ne tetikler?

Herkesin bir klinik depresyon tetikleyicisi yoktur. Bununla beraber bazı genel majör depresyon tetikleyicileri şunlardır:
- Ölüm, boşanma ve ayrılık nedeniyle sevdiğini kaybetmenin üzüntüsü,
- Sosyal izolasyona yol açan kişiler arası farklar veya mahrumiyet hissi,
- Büyük yaşamsal değişiklikler; taşınma, mezuniyet, iş değişikliği ve emeklilik,
- Partnerle veya iş yerindeki yöneticiyle olan ilişkilerde kişisel çatışma,
- Fiziksel, seksüel veya duygusal istismar,Herkes aynı tip depresyon hastası olmaz. Tüm depresyonlar aynı değildir. Distimi olarak da bilinen kronik depresyon ve majör depresyon en sık görülen çeşitleri olmakla beraber, kendine özgü bulguları ve tedavi biçimleri olan farklı depresyonlar da vardır.
- Distimik bozukluk (Distimi): Genç yaşlarda başlayan ve uzun süre devam eden bir depresyon çeşididir. Bu tanının konabilmesi için kişinin en az iki yıl veya daha fazla süredir hafif veya orta düzeyde depresyon yaşıyor olması beklenir. Deyim yerindeyse, öldürmez ama süründürür.
- Bipolar depresyon: Duygu durumunda savrulmalar vardır. Bir dönem aşırı enerji artışı, coşku ve heyecan dolu manik dönemi, bazen saatler, bazense aylar boyu sürebilen ağır depresyon dönemleri izler.
- Mevsimsel depresyon: Genellikle kışın ortaya çıkar ve diğer mevsimlerde kişi kendisini genellikle iyi hisseder. Gün ışığı yetersizliğiyle ilintilidir.
- Doğum sonrası depresyonu: Pek çok anne, doğumu izleyen dönemde, hormonal ve psikolojik değişim nedeniyle hafif bir depresyon yaşar.
- Atipik depresyon: Bu tip depresyona kadınlarda daha çok rastlanır. Uzun süreli aşırı yeme, aşırı uyku, panik atak ve aşırı hassasiyetle seyreder. Kol ve bacaklar kurşun gibi ağırlaşmış hissedilir. Çok ağır bir tablo olmamakla beraber, kişinin yaşam kalitesini düşürür.
- Majör depresyon: Ciddi bir tıbbi tablodur. Hemen her yaşta görülebilmekle birlikte, ortalama başlangıç yaşı 30 olup, kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanır. Her biri en az iki hafta sürmüş olan bir veya daha fazla majör depresyon tablosunun varlığıyla tanı konur. Ağır bir depresif ruh hali, hayattan zevk alma hissinin kaybı, ciddi uyku ve iştah bozuklukları gözlenir. Her şey anlamsız görünür. Banyo yapmak, giysilerine özen göstermek gibi öz bakım çabalarından kaçınma olabilir. Günlerce yatakta kalıp, ciddi beslenme sorunları yaşanabilir. Hastaların yüzde 10-15’i intihar edebildiği için, majör depresyonlu hastanın intihar eğilimi yakından takip edilmelidir. Tıbbi müdahale zorunludur.

Tedavi

Depresyon tedavisi mutlaka psikiyatri uzmanları tarafından takip edilmelidir.Yapılan araştırmalar çoğu hastada tek başına antidepresan ilaç kullanımından ziyade ilaç ve psikoterapininbirlikte kullanımında daha iyi sonuçlar alındığını ortaya koymaktadır. Konusunda uzmanlaşmış psikologların yardımlarıyla tedaviler daha etkin hale gelmektedir.
Depresyon tedavisinde kullanılan yöntemler kısaca şöyle özetlenebilir:
1-Antidepresan ilaçlar
2-Değişik psikoterapi yöntemleri
3-Grup terapileri
4-Elektro şok tedavisi

Yazının devamı...

ALZHEIMER

Alzheimer hastalığı, demansın en sık nedeni olmakla birlikte, bunamaya neden olan pek çok başka hastalık da vardır. Kişiyi adım adım yakın çevresinden, sonra kendinden uzaklaştıran, bir süre sonra da mevcut yaşamla ilgili anıların teker teker silikleştiği, en sonunda insanın kendini dahi tanımakta güçlük çektiği nörolojik bir hastalık türüdür. Alzheimer, çoğunlukla psikiyatrik hastalıklarla karıştırılabilmektedir. Her unutkanlık Alzheimer hastalığı anlamına gelmez. Unutkanlıkla beraber beceri kaybı görülüyor ve kişilik özellikleri değişim gösteriyorsa, daha dikkatli olmak gerekiyor.

Bu rahatsızlık, sıklıkla 65 yaşın üzerindeki kişilerde görülür. Hem kadın hem de erkekte görülen bu hastalığın, kadınlarda biraz daha fazla olduğu saptanmıştır. Yapılan araştırmalar, 65 yaşın üzerindeki, ortalama her 15 kişiden birinde görüldüğünü ortaya koymuştur. 80-85 yaşın üzerindeki, her iki kişiden
birinde alzheimer  görülmektedir.

Belirtileri nelerdir?

Bozuk hafıza ve düşünce:

Kişi hatırlamakta ve yeni şeyler öğrenmekte zorluk çeker. İleri aşamalarda uzun süreli hafıza kaybı oluşur, yani kişi doğum yeri, mesleği veya aile üyelerinin isimleri gibi kişisel bilgileri anımsayamaz.

Yön duygusu yitimi ve kafa karışıklığı:   Alzheimer hastaları kendi başlarına dışarı çıktıklarında kaybolabilir ve nerede olduklarını veya oraya nasıl geldiklerini hatırlamayabilirler. Daha önceden bildikleri yerleri ve olayları anımsamayabilirler.

Bir şeyler kaybetmek:

Gözlük, işitme cihazı veya anahtar gibi her gün kullanılan eşyaları koydukları yerleri unuturlar. Ayrıca eşyalarını garip yerlere koyabilirler, örneğin gözlüklerini buzdolabına koymak gibi...

Soyut düşünme:  Banka hesabını dengelemek gibi belirli görevler, eskisine nazaran daha zor gelmeye başlayabilir. Örneğin, sayıların anlamını ve onlarla ne yapmaları gerektiğini unutabilirler.

Her zamanki görevleri yapmakta zorlanma:  Yeme, giyinme, kendine çekidüzen verme gibi rutin günlük işleri yapmakta zorlanmaya başlarlar. Günlük işleri de planlayamazlar.

Kişilik ve davranışlarda değişiklik:  Kişi alışılmışın dışında kızgın, asabi, huzursuz veya sessiz olur. Bazen kafaları karışır, paranoyak olabilirler veya korkabilirler.

Muhakeme kapasitesinde zayıflama veya azalma:  Alzheimer hastaları soğuk bir günde evden paltosuz veya ayakkabısız çıkabilir veya markete pijamalarıyla gidebilirler.

Açıklamaları anlamada zorlanma:  En basit yönlendirmeleri veya açıklamaları anlamada zorlanırlar. Kolaylıkla kaybolup uzaklaşmaya, ortalıkta gezinmeye başlarlar.

Lisan ve iletişim problemleri: Kelimeleri hatırlayamaz, nesneleri tanısalar bile isimlerini söyleyemezler (çok bilindik şeyler olsa bile-örneğin ‘kalem’) veya yaygın kullanılan kelimelerin anlamını kavrayamazlar.

Bozulmuş görsel  beceriler: Mekansal becerisini (nesnelerin şekillerini ve büyüklüklerini muhakeme yeteneği ve nesneyle boşluk ilişkisi) kaybeder ve parçaları belli bir sıraya göre dizemezler veya şekilleri tanıyamazlar.

Motivasyon ve inisiyatif kaybı: Kişi çok pasifleşebilir. Bir şeylerle ilgilenmek ve başkalarıyla etkileşime girmek için harekete geçirilmesi gerekebilir.

Normal uyku düzeninin kaybı: Kişi gündüz uyuyup gece uyanık kalabilir.

Tanısı nasıl konur?

Öncelikle yukarıdaki belirtilerden bazılarının olması durumunda, nöroloji ve psikiyatri uzmanı doktorlar tarafından değerlendirilmesi gerekir. Çekilen beyin filmi, yapılan kan tahlilleri ve laboratuvar tetkikleriyle, alzheimer hastalığı diğer hastalıklardan ayırt edilmeye çalışılır. Çünkü her unutkanlık, bu rahatsızlığın belirtisi değildir. Bu şekilde kesin tanısı konur.

TEDAVİSİ

Hastalığın kesin tedavisi yoktur. Yani yapılan tedaviyle, hastalık tamamen ortadan kaldırılamaz. Öncelikle şunun bilinmesi gerekir; erken tanı çok önemlidir. Yapılan araştırmalar, alzheimer tedavisine gecikmeden başlayan kişilerin, aylar sonra başlayanlara göre daha iyi bir durumda olduklarını gösteriyor.

Yapılan tedaviyle, hastalığın ilerlemesi yavaşlatılır ve semptomları azaltılır. Amaç, hastanın yaşam kalitesini artırmaktır. Ayrıca, ortaya çıkan psikolojik problemlerle başa çıkabilmek için de çeşitli ilaçlar (antidepresan gibi) kullanılır. Fakat bu ilaçlar, doktor kontrolünde alınmazsa daha kötü sorunlara yol açabilir.
Hastanız için evde güvenli bir ortam yaratmanız gerekir. İleri evrelerde, temizlik, tuvaletini yapması ve beslenmesi açısından yardım etmeniz gerekecektir. Hastanızı koruyacak şekilde evde tehlikeli bölgelerde değişiklikler yapmalısınız. Örneğin mutfağa, ilaçlarınızı sakladığınız alanlara, girmesini engellemeniz gerekecektir. Banyoda tutunması için barlar ve dış kapının kilitli kalması gerekebilir.

Gün geçtikçe, alzheimer hakkında daha fazla bilgi sahibi oluyor ve daha fazla ilaçlarla karşılaşıyoruz. Yapılan çalışmalar, hastalığın tedavisinde büyük adımlar atılacağını göstermektedir.

 

 

Yazının devamı...

Unutkanlık

Unutkanlık, her yaştan insanın en sık yakınmasıdır ancak çoğunlukla bir hastalık belirtisi olarak görülmemektedir. Gençlere “Bu yaşta unutkanlık olmaz” denirken, yaşlılara “Unutması normal” gözüyle bakılır. Oysa unutkanlık, altta yatan bir hastalığın belirtisi olarak düşünülmeli ve uzman
bir hekim tarafından araştırılmalıdır.

Unutkanlık, kimi zaman depresyon, vitamin eksiklikleri, tiroid fonksiyon bozukluklarına bağlı olarak görülebilir ve uygun tedaviyle tam şifa sağlanır. Ancak bunamanın ilk belirtisi olabileceği de bilinmelidir. Bunama (demans), orta-ileri yaşlarda başlayan, akli becerilerde ilerleyici kayıplara neden olan bir hastalıktır. Zihinsel fonksiyonlar ve günlük yaşam aktivitesinde ilerleyici bozulma ve davranış problemleri olarak tanımlanır. Alzheimer hastalığı, demansın en sık nedeni olmakla birlikte, bunamaya neden olabilen pek çok başka hastalık da vardır.

Unutkanlık, kişinin etkinliklerinde kısıtlılığa yol açan ve beynimizin en önemli işlevlerinden biri olan bellek bozukluğu sonucu ortaya çıkan bir sorundur. Özellikle yaşlılarda bunama hastalığının ilk bulgusu olabileceğinden dolayı, ciddiye alınması gerekir. Yaşlanmayla kişilerde ılımlı bir unutkanlık olabilir. ‘Yaşla-ilintili unutkanlık’ ismi verilen bu durum, ilerlemediği sürece herhangi bir hastalığa yol açmaz. Buna karşın, bu tip hastaların periyodik olarak takip altında olması gereklidir çünkü bu unutkanlık, eğer ilerleme gösteriyorsa, ciddi hastalıkların habercisi olabilir.

Nedenleri

Uykusuzluk: Unutkanlığın belki de en çok göz ardı edilen nedenlerinden biri de uykusuzluktur.

Kullanılan ilaçlar: Sakinleştiriciler ve antidepresanlar

Tiroid bezinin az çalışması: Tiroid bezinin az çalışması depresyon ve uyku sorunlarına da yol açar. Her iki durumda da unutkanlık ortaya çıkabilir.

Alkol: Alkolü fazla kaçırmak, etkisini üzerinizden attıktan sonra bile kısa dönem hafıza üzerinde olumsuz bir etki yapar.

Stres ve kaygı:Yeni bir bilgi ya da yapılacak bir iş karşısında dikkatinizi toplamanızı, duyduklarınızı ilgiyle dinlemenizi veya kendinizi vermenizi zorlaştıracak herhangi bir etken hafıza problemlerine yol açar. Stres ve kaygı, bu etkenlere iyi bir örnektir.

Depresyon: Depresyonun pek çok belirtisi vardır. Çok sık söz geçmese de unutkanlık da öne çıkan belirtilerinden biri olabilir.Unutkanlığın olağan dışı bir hal aldığını söylediğimiz kişilerde, başka sorunlar, olumsuz davranışlar da ortaya çıkar. Yükümlülüklerini yerine getirememe, bazı becerilerin kaybolmaya
başlaması, olumsuz yönde mizaç ve huy değişiklikleri gibi diğer belirtiler de unutkanlıkla yan yana geldiğinde ortada ciddi bir durum olduğundan şüphelenilebilir.



Nasıl değerlendirilir?

Yaşlılıktaki her türlü unutkanlık bir nörolog, psikiyatrist veya yaşlılarla ilgili bir iç hastalıkları uzmanı tarafından görülmesi ve takip edilmesi gereken bir durumdur. İlk olarak hekim, kişinin şikayetlerini dinler, tüm tıbbi hikayesini edinir ve ardından da hastayı iyi bilen bir yakınıyla konuştuktan sonra unutkanlığın günlük yaşamdaki etkisini saptar.

Bunun ardından ‘nöropsikolojik testler’ adı verilen ve kişiyle yüz yüze ona sorular sorma, çizimler yaptırma ve bazıları bilgisayar başında tuşlara basma şeklinde yaptırılan birtakım testlerle unutkanlığın tipi ve şiddeti ölçülür. Bunların ardından hekim gerekli görürse, laboratuvar ve diğer tetkikleri isteyebilir (Tomografi, EEG, lomber ponksiyon, kan-idrar tetkikleri vs.) Bazı durumlarda basit vitamin eksiklikleri (B12 ve folik asit) ya da guatr hastalıkları da unutkanlık yapabileceğinden, bunlara yönelik kan testleri de yapılmalıdır. Bütün tetkiklerle birlikte hekim bir klinik yargıya vararak tanıya ulaşır.

Alzheimer hastalığı, bunama yapan hastalıklar içinde en sık izlenen bozukluktur. İlk bulgusu, unutkanlıktır. Zaman içinde bu unutkanlığa yön bulamama, giyinememe, idrar tutamama, muhakeme yapamama ve çeşitli davranış bozuklukları eklenir.




Ne zaman tehlikelidir?

Unutkanlığın ne zaman normal olduğu, ne zaman olağan dışı bir hal aldığı önemli bir konudur. Unutkanlığın ciddi bir boyuta varması demek, her zaman kolaylıkla yapılan işlerde aksama yaşanması demektir.

Örneğin:

Çok iyi bilinen, hep gidilen bir adresin yolunu karıştırmaya başlamak

Tanıdıkların isimlerini ya da yüzlerini çıkarmamak

Her zaman ezberde olan telefon numaralarını unuttuğunu fark etmek

Cevap alınmasına karşın aynı soruyu tekrar tekrar sormak

Zaman-tarih-mekan-insanlar hakkında kafa karışıklığı yaşamak

Tanıdık yerlerde kaybolmak

Aynı hikayeyi tekrar tekrar anlatmak

İleri derecede unutkanlıkta güvenlik, beslenme ve kişisel temizlik gibi gündelik işleri bile unutkanlık nedeniyle aksatmak bir problem olduğu anlamına gelir.


Yazının devamı...

Karaciğer yağlanması

Karaciğer hücrelerinde anormal seviyede yağ birikmesine, karaciğer yağlanması ya da ‘hepato steatoz’ denir. Yaygın şekilde karşılaşılan bu rahatsızlık, son derece ciddiye alınması gereken bir konudur.

Pek çok nedeni olabilir. En sık karşılaşılanları, aşırı alkol tüketimi, obezite ve kötü beslenme alışkanlıklarıdır. Alkole bağlı olmayan (NASH) karaciğer yağlanması ise ayrı bir başlık altında ele alınır.

Yağlı karaciğer, tek başına büyük bir tehlike oluşturmaz ve bir hastalık olarak kabul edilmez. Halsizlik gibi bazı belirtiler, yağlanmayı hemen fark edecek şekilde keskin değildir.

Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, karaciğerdeki yağlanma kötüleşip, iltihaplanma da tabloya eklenirse, bu durum, sağlık açısından büyük riskler oluşturmaya başlar. Karaciğerde yağlanması olanların en az yüzde 80’inde hiçbir ciddi sağlık sorunu gelişmediğini bilmekteyiz. Ancak olguların yüzde 10-20’sinde hastalığın ciddi formu olan NASH (alkole bağlı olmayan steatohepatit) gelişebilir. Ultrasonunda yağlı karaciğeri olan ve karaciğer testlerinde yükseklik saptananlarda NASH görülme ihtimali çok daha yüksektir.




Nedenleri

Aşırı alkol tüketimi: Karaciğere dokunduğundan pek çoğumuzun haberdar olduğumuz alkolün, bu organ üzerindeki kötü etkilerine şöyle bir baktığımızda, ilk sıralarda karşımıza karaciğer yağlanması çıkar.

İnsülin direnci: Kötü beslenme ya da genetik nedenlerden dolayı vücutta insülin direnci ortaya çıkabilir. İnsülin hormonuna karşı hücrelerin direnç göstermesi sonucu, pankreas daha fazla insülin salgılamaya başlar ve bu artışla kandaki ve karaciğerdeki yağ asitlerinde artış görülür.

Fazla kilolu veya obez olmak: Her fazla kilolu ya da obez kişide karaciğer yağlanması olur demek doğru değildir. Ancak obez kişiler arasında bu hastalığa rastlanma oranı, yüzde 70’lere varan, yüksek bir seviyededir.

Tedavisi nasıl yapılır?

NASH’ın kesin tedavisi için henüz bir ilaç bulunamamıştır. Kilo kaybı ve fiziksel aktivite şu ana kadar etkisi kanıtlanmış en iyi tedavi yöntemleridir. Ancak kilo kaybı kademeli olmalıdır (haftada en fazla 1.5 kg), çünkü daha hızlı kilo kaybı da yağlanmaya yol açabilir. Kilo kaybı ve fiziksel aktiviteyle NASH ile ilişkili durumların (örneğin şişmanlık, tip 2 şeker hastalığı, hipertansiyon, hiperlipidemi ve insülin direnci) kontrolü kolaylaşır.




Bu hastalıktan nasıl uzak dururum?

İşlenmiş şeker ve un, hayvansal yağ ve alkol tüketiminizi azaltın.

Daha fazla sebze-meyve ve kurutulmuş meyve tüketin.

En sağlıklı diyetlerden birisi olan Akdeniz diyetini uygulayın.

Haftada 2-3 kez egzersiz yapın.

Anti-enflamatuvar, ağrı kesici, östrojen ya da mantar önleyici ilaçlar almaktan kaçının.

Vücut ağırlığınızı yavaş yavaş azaltın.

Antioksidan tüketiminizi artırın.

Hepatit A ve hepatit B’ye karşı aşı olun.

Belirtiler ve teşhis

Genellikle hiçbir belirti vermez. Nadiren halsizlik, iyi hissetmeme, karnın sağ üst kısmında huzursuzluk, dolgunluk veya hafif bir ağrıya yol açabilir. Ancak bu belirtiler birçok başka hastalıkta da görülebilir.

Kan tahlilleri veya ultrasonla teşhis edilir. Karaciğer enzimleri yüksek saptandığı zaman yine başka birtakım hastalıklarla beraber bu rahatsızlık da akla gelmelidir. Ultrasonda ise organın büyümüş olduğu görülür. Basit yağlanma, adından da anlaşılabileceği gibi genellikle önemli bir sağlık sorununa yol açmaz, basit yağlanması olan kişilerde karaciğer kan testleri (AST ve ALT) genellikle normaldir. NASH’li hastalardaysa genellikle hafif yüksektir. Ancak normal karaciğer kan testleri olanlarda NASH görülebileceği gibi, yüksek karaciğer kan testleri olanlarda basit yağlanma gözükebilir. Yani yağlanması olan hastalarda hangi tip yağlı karaciğer hastalığı olduğunu (basit yağlanma mı? NASH mi?) karaciğer kan testleri (AST, ALT) ayırt edemez.

Kesin teşhis karaciğer biyopsisiyle (lokal anestezi altında ince bir iğneyle karaciğerden çok küçük bir parçanın alınıp, patoloji uzmanı tarafından mikroskopik olarak incelenmesi) konulsa da, rutin klinik pratikte genelde biyopsi yapılmamaktadır.

NASH’ta ciddi karaciğer hasarının (fibrozis) eşlik edip etmediğini gösterebilen az sayıdaki cihazın başında Fibroscan gelir. Fibroscan, NASH’lı hastalarda karaciğer fibrozisini ağrısız, zararsız, kısa süren (beş dakikadan az) bir ölçümle ortaya koyar. Özellikle ileri evre fibrozis ve siroz teşhisini mükemmel bir doğrulukla söyler.

Yazının devamı...

Polikistik over sendromu

Polikistik over sendromu; santral sinir sistemi, hipofiz bezi, yumurtalıklar, böbreküstü bezi ve diğer dokular arasındaki etkileşimlerin bozulmasına bağlı olarak, üreme çağındaki kadınlarda en sık ortaya çıkan endokrin bozukluktur. Kronik seyreden ve kadınların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen bir hastalıktır.
Kadının adet döngüsü, doğurganlığı, hormonları, kalbi, kan damarları ve dış görünüşü etkilenir. Kadınlık hormonlarında dengesizlik söz konusudur. Uzun dönemde; şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıklarıyla rahim kanseri görülebilir.

Şu semptomlar görülür

- Yüksek seviyede androjen hormonları (Kadın vücudunda da üretilen erkeklik hormonlarıdır)
- Düzensiz adet görme (Adet görülmemesi, adetin çok ağır geçmesi ya da zamanının belirsiz olması gibi)
- Yumurtalıklarda küçük kistler

Neden olur?

Polikistik over sendromunun kesin nedeni bilinmemektedir. Pek çok uzman, genetik faktörlerin rol oynadığını düşünür. Polikistik over sendromu olan kadınların çoğunun annesinde ya da kız kardeşinde de aynı şikayete rastlanır.
Rahatsızlığın altında yatan ana problemlerden biri, hormonal dengesizliktir. Yumurtalıklar normalden daha fazla androjen hormonları üretir. Bu hormonların seviyesi kadın vücudunda normalden daha yukarı çıktığında yumurtalıklarda yumurtaların gelişimini ve dışarıya atılmasını da olumsuz etkiler.
PKOS ile bağlantısı olduğu düşünülen diğer bir sağlık sorunu, insülin direncidir. Araştırmacılar insülin hormonunun da POS ile bağlantısı olduğunu düşünür. İnsülin, şeker ve diğer yiyeceklerin, vücudun kullanması için enerjiye dönüştürülmesini kontrol eden hormondur. Polikistik over sendromu olan pek çok kadının vücudunda insülin direnci nedeniyle fazla insülin üretildiği ve bunun androjen üretimini artırdığı bağlantısı kurulmuştur. Yüksek androjen seviyeleri aşağıdaki şu belirtilere de yol açabilir:
- Akne
- Aşırı tüylenme
- Kilo alma (özellikle göbek, karın ve kol bölgelerinde yağlanma)
- Adet düzensizliği

Belirtieri

Belirtiler,i kadından kadına farklılık gösterebilir. Bazı belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz:Belirtiler,i kadından kadına farklılık gösterebilir. Bazı belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz:

- Adet görememe nedeniyle hamile kalamama

- Düzensiz adet görme

- Vücutta aşırı tüylenme (özellikle yüz, göğüz, karın bölgesinde)

- Yumurtalıklarda küçük kistler

- Akne, yağlı cilt, kepeku Kilo artışı, obezite, bel bölgesinde yağlanma

- Kaygı, depresyonu Uyku apnesi

- Erkek tipi saç dökülmesi

- Boyun, kol, göğüslerde koyu renk, yama şeklinde, kahverengi veya siyah lekeler

- Pelvik ağrı, kasık ağrıları

Yumurtaların oluştuğu yumurtalıklarda, sıvı dolu küçük kesecikler vardır. Yumurta büyüdükçe kesecikte sıvı birikir ve yumurta olgunlaştığında kesecik açılır ve yumurta dışarı bırakılır. Dışarı salınan yumurta rahme doğru yol alır. Polikistik over sendromunda ise yumurtalık bir yumurtanın tam olarak olgunlaşması için gereken tüm hormonları üretmez. Kesecikler sıvı dolabilir ancak yumurta oluşumu gerçekleşmez. Bunun yerine bazı kesecikler kist olarak kalır. Bu nedenle yumurta oluşmaz ve progesteron hormonu üretilmez. Bu hormon olmadan bir kadının adet dönemi düzensiz olacak ya da hiç adet görülmeyecektir. Üstelik yumurtalıklar erkeklik hormonu üreterek yumurtlamayı başka bir şekilde daha engellmiş olacaktır. “Her polikistik over sendromu problemi olan kadında kısırlık problemi de ortaya çıkar” denilemez, ancak kısırlığa bu kadınlar arasında yaygın olarak rastlanır. İyi haberse, tedavi gördükten sonra pek çok kadının hamile kalabildiği görülür. Kilo verilmesi, hormonların düzenlenmesi ya da cerrahi müdahale gibi yöntemler sonrası yumurtlama sağlanabilir.

Tedavisi

Polikistik over sendromunun tedavisi yoktur, ancak bu rahatsızlığın ortaya çıkardığı problemlerin çözümüne yönelik tedaviler uygulanır. Adeti düzenlemek amaçlı hormonal ilaçlar kullanılır. Hangi belirtilerden şikayetçi olunduğu veya kişinin hamile kalmak isteyip istemediğine göre, farklı tedaviler uygulanabilir. Kalp hastalığı, karaciğer yağlanması ya da diyabet gibi ileride oluşabilecek hastalıkların önüne geçmek, PKOS tedavisinin diğer başlıca amaçlarındandır.

Yaşam biçiminde değişiklikler

Bu rahatsızlığı bulunan çoğu kadın, fazla kilolu veya obezdir. Bu durum başka sağlık sorunları için de bir zemin oluşturur. Polikistik over sendromunun kontrol altına alınması için sağlık açısından tehlike oluşturmayan bir kiloya inmek önemlidir. Sağlıklı beslenmek, kan şekeri seviyesini dengelemek, vücudun insülin kullanımını geliştirmek ve seviyelerini normale çekmek düzenli adet görmek açısından yardımcı olabilir.

 

Yazının devamı...

© Copyright 2020

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.