SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Z Kuşağı Küresel Isınma ve Su Kullanımının Farkında: 1 Damla Hareketi!

.

ABONE OL
Milliyet Haber

Z kuşağı ile havadan sudan konuştuk… Gerçekten! Hem de sayısal ve bilimsel verilerle, içtiğimiz su, soluduğumuz hava tüm dünyada nereye gidiyor, “Küresel Isınma, İklim Değişikliği, Kuraklık…” yakınsa eğer peki ya geleceğimiz nasıl olacak tek tek konuştuk. En güzeliyse bu gençler şikâyet etmek yerine gelecekleri için sağlam çözümlerle geliyorlar.

Ülkemizde, özellikle pandemi döneminde ivme kazanan, dayanışma ve farkındalık çalışmaları sosyal medyanın da gücüyle çok gündem oldu. Tüm bunlara reklam ve tanınırlık peşinde olmadan gönülden destek verenlerse başımızın tacı oldular… Biliyorsunuz sosyal medya bu sosyal sorumluluk ve farkındalık çalışmalarının büyük bir çoğunluğuna ev sahipliği yapıyor. Çok da konuşulup, yorumlanıyor konu haklar olunca… Özellikle kıvrak zekâlarıyla ve diğer nesillere göre daha evrensel ve eleştirel bakma becerileriyle Z kuşağı da en çok hedefe alınanlardan: “Vay efendim bu Z kuşağı var ya!”

Evet! O, Z kuşağı iyi ki varlar… Bu hafta o kuşağın 16 yaşında olan bir grup temsilcisiyle birlikteyiz. Dünyayı pandemi kadar düşündürmesi gereken, henüz felakete dönüşmeden alınabilecek önlemlere değindikleri bir farkındalık projesi başlattılar: “1 Damla Hareketi!”. Artık gerçek rakamlar ve bilimsel verilerle “su ve kuraklık” konusuna ülke çapında değinilmesini istiyorlar. Sloganları: “Suyunu koru, geleceğine sahip çık!” ve belirttiklerine göre: “Dünyada kişi başına su tüketimi günde 80L civarındayken ülkemizde kişi başı günlük su tüketimi 190 litre. Dünya ortalamasının 2 katından fazla su tüketiyoruz…”

1 Damla Hareketini başlatan siz gençleri kısaca tanıyalım.

Merhaba, tabii. Bizler Anıl Salman, İbrahim Hakan Öner ve Ahmet Faruk Avcı 16 yaşındayız ve Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’nde (HASAL)10. sınıfız.  1 Damla Hareketi isimli projemizi Derya Sofular ve Seçil Özdemir Hocalarımızın desteğiyle üç öğrenci olarak başlattık. Hepimiz doğma büyüme İstanbulluyuz ve Üsküdar'da yaşıyoruz.

Roketsan’ın bir laboratuvar açacağından bahsetmiştiniz okulunuzda. Bir devlet lisesisiniz. HASAL ve öğrencilerini özel kılan nedir?

Evet. Roketsan yakında okulumuzda bir robotik ve yazılım laboratuvarı açıyor. Sektörel iş birlikleri yapılıyor. Okulumuzun sloganı: “Hedefimiz herkese ideal olmaktır.” İstanbul Anadolu yakasının en iyi puana sahip proje okullarından biriyiz ve hemen hemen çoğu öğrencinin hayallerini süsler. Bir de bizleri geleceğe hazırlamak için kuaförlük, cam seramik, takı tasarım, konfeksiyon, gastronomi gibi sosyal ve kültürel alanda atölyeler açar.  İlk senesinde İngilizce hazırlık eğitimi yanında Almanca, İspanyolca, Japonca, Fransızca ve Çince kurslarımız da var. Son olarak da okulumuz International Baccalaureate (IB) sistemiyle başarı ve saygınlığını dünya çapına çıkarttı.

1 Damla Hareketi nedir gençler? Amaçlarınızı merak ediyorum.

Aslında çok net. Adı gibi… Bir damla suyun dahi gereksiz yere kullanımını önlemek, suyun her bir damlasını korumak adına insanları bilinçlendirmek istiyoruz. Ülkemizde özellikle İstanbul’umuzda ortaya çıkan su sorunu bizleri harekete geçiren bir kıvılcım oldu. Sosyal medya üzerinden hem insanlara ulaşıyoruz hem de bize katılmak isteyen başka gençlere erişiyoruz. Bir de projemizi daha da sistemleştirmek ve yaygınlaştırmak adına üye sayımızı her geçen gün artırıyoruz. Kendi okulumuz yanında ülkemizdeki bütün öğrenci arkadaşlarımıza projemizin kapısı açık.

Anlıyorum. Şimdi biraz daha detaylara girelim. Mesela su ayak izi bu aralar çok konuşuluyor. Bu gayet önemli bir adım…

Kesinlikle! Su ayak izi, özetleyecek olursak, tüketilen temiz su ve kirletilen atık su sonucunda ortaya çıkan su miktarlarının hesaplama yaklaşımıdır. Bizim için onu önemli kılan şey ise bize ne denli su israfında bulunduğumuzu en kısa yoldan gösterip bizi uyarması. Şu anda internetten hazır olan bir su ayak izi ölçer kullanıyoruz ancak çok kısa süre içerisinde tamamen yerli ve milli su ayak izi ölçerimizi de tamamlayıp kullanıma sunacağız.


Yerli ve milli su ayak izi yazılımı… Mükemmelsiniz gençler. Peki sizce Türkiye’de su ile ilgili geldiğimiz durum nedir?

Dünya Kaynaklar Enstitüsü’nün, Su Kıtlığı Risk Listesi’nde (2019) ülkemiz 164 ülke arasından 32. sırada yer alıyor. Bu da eğer gerekli önlemler alınmazsa su kıtlığının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Ülkemizde şu anda genel olarak bir su sıkıntısı var. Özellikle büyükşehirlerde bu problem daha da ön planda. Mesela İstanbul için İSKİ’den aldığımız verilere göre doluluk oranı %24,66. Bu da barajlarımızın 3/4’ü boş demek. Aynı şekilde Ankara da bu durumdan ciddi bir şekilde mustarip. Baraj doluluk oranı ASKİ'den aldığımız verilere göre %20,50. Neredeyse 4/5’i boş demek oluyor. Bunlar ciddi rakamlar ve aynı zamanda da cumhuriyet tarihinin en düşük rakamları. Aynı şekilde Bursa da bu durumdan ciddi şekilde etkilenen illerden. Doluluk oranı %20’nin altında. Su sorunu zaman zaman gündeme geliyor ancak yeteri kadar yankı uyandırmıyor maalesef. Biz de zaten bu noktadaki sorunu çözmek için bu projeyi başlattık.

Türkiye’nin su kullanımı verileri ne durumda çıkıyor araştırmalarınızda?

Özellikle son yıllarda artan bir grafik çiziyor... Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verilerine göre 2010 yılında su kaynaklarında çekilen su miktarı 49,95 milyar metreküp iken 2012 yılında 55,96 milyar metreküpe yükselmiş, 2016 yılında ise bu rakam 60,38 milyar metreküpe ulaşmış. Su kullanımı indeksi olarak nitelendirdiğimiz tatlı su kaynaklarından çekilen su miktarının toplam tatlı su kaynaklarına bölünmesi ile elde edilen yüzdelik oranları incelersek Türkiye’nin su kullanım indeksi 2010 yılı için %21,3, 2012 yılı için %23,9, 2014 yılı için %21,6 ve 2016 yılı için %25,8’ dir. Bu gösterge için %20’nin üzerinde bir su kullanım indeksi değeri su kıtlığını, %40’ın üzerinde bir değer ise şiddetli kıtlığını göstermektedir. Bu gösterge ülkemizin sürdürülebilir su kaynakları yönetimi konusunda önlemler alması gerektiğini göstermektedir.

Küresel olarak su kullanımında Türkiye dünyaya kıyasla nerede?

Dünyada kişi başına su tüketimi günde 80L civarındadır. Ülkemizde ise kişi başı günlük su tüketimi 190 litredir. Dünya ortalamasının 2 katından fazla su tüketiyoruz. Vatandaşlarımız ülkemizin 3 tarafı denizle çevrili olduğundan dolayı su açısından zengin olduğumuzu düşünebilirler fakat gerçekler tam tersi. Eğer bu doğrultuda gerekli bilinçlendirmeler ve farkındalık çalışmaları yapılmazsa ülkemiz 2030 yılında kişi başına düşen su miktarına göre su fakiri ülke kategorisine girme tehlikesiyle karşı karşıya. Bugün belki de musluğu açtığımızda suyun geleceğini bildiğimiz için bu kadar rahatız fakat geleceğimizi düşünmek zorundayız. Bundan dolayı biz ‘Suyunu koru, geleceğine sahip çık!’ diyerek bu yola çıktık. Sadece gelecekte değil şu anda bile dünya üzerinde yeterli veya sağlıklı suya ulaşamayan milyarlarca insan bulunmaktadır. Dünya nüfusunun yaklaşık %20'sine karşılık gelen 1,4 milyar insan yeterli içme suyundan yoksun olup, 2,3 milyar kişi sağlıklı suya hasrettir. Bazı tahminler, 2025 yılından itibaren 3 milyardan fazla insanın su kıtlığı ile yüz yüze geleceğini göstermektedir.

Mükemmel! Suyun önemi nedir kısaca özetler misiniz?

Su canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur. Biz suya muhtaç canlılarız, açlığa yaklaşık 56 gün dayanabilirken, en fazla 3 gün susuzluğa dayanabilmekteyiz. Su sadece doğrudan içmek için değil tüm faaliyetlerimiz için kıymetli bir maddedir. Her giydiğimiz kıyafetin üretiminde her yediğimiz yiyeceğin oluşumunda su en büyük gereksinimdir. Suyu bu sebepten dolayı nefes almaktan sonra en temel ihtiyacımız olarak sayabiliriz.

Sayısal alandasınız. Hedeflerinizde uluslararası üniversitelerde tıp ve mühendislik var…

Evet. Hepimiz sayısalcıyız ve olmak istediğimiz meslekler sayısal kategoride bulunuyor. Buna rağmen bu projeyi başlatmamızın nedeni su alanının sadece sözel veya sayısal değil tüm insanlığı ilgilendiren bir konu olmasıdır. Bizi bu konuda bir proje yapmaya iten sebeppek İstanbul’daki barajların doluluk oranlarının kritik seviyelere düşmesi sonucunda bizim bu sorun karşısında bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünmemiz oldu. Sadece bugünlerde sıkıntı net bir şekilde gözlemlendiği için değil sürekli olarak suyun kıymetini bilmemiz gerekiyor çünkü her ne kadar dünyamızın %70′ini sular oluşturmakta olsa da yeryüzündeki su kaynaklarının yaklaşık %0,3′ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir ve gün geçtikçe bu sınırlı kaynaklarımız tükenmektedir. Herkesin bu konuda bir çaba göstermesi gerektiğini düşünüyoruz.

Küresel ısınma hakkında bilgi verir misiniz?

Küresel ısınma, atmosfere salınan karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların neden olduğu düşünülen sera etkisinin sonucunda, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıklarda görülen artışa verilen isimdir. Buzulların erimesi, yağmur miktarındaki sağanak şeklinde yağışlarda artış, denizlerin su düzeyinde yükselme, fırtına ve sel hasarlarının artması, tundraların erimesi, buharlaşma miktarında artış ve kuraklık gibi birçok soruna sebep olur. Eğer su sorununa kalıcı olarak çözüm bulmak istiyorsak küresel ısınmayı yavaşlatmalıyız.

Peki neler yapılmalı bu gibi felaketleri önlemek için?

Şöyle açıklayalım… Bunun için öncelikle devletimizin fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji sistemlerini yaygınlaştırması, geri dönüşüm projelerini arttırması ve desteklemesi gerekiyor. Bizler de ağaç dikerek, arabalarımız yerine bisiklet ile ulaşımımızı sağlayarak yarınlarımız için önemli bir adım atabiliriz. Küresel ısınma ve su sorununun artması ile suyun daha zor bulunacağı ve bu sebepten bir elmas kadar değerleneceği bir gelecek tahmin ediyoruz.

Anlıyorum. Suyun bu derece önemli olacağı tahminlerden örnek verir misiniz?

Elbette. Bilimsel araştırmalara göre 2050 yılında 5,7 milyar insan güvenli suya ulaşamayacak. Bu kadar insan yaşamak için bir yerden su bulmak zorunda bu sebeple göçler ve kargaşalar ortaya çıkabilir. Eskiden petrol gibi değerli kaynaklar için yapılan savaşlar artık su için yapılacak gibi duruyor. Su kaynaklarının bol olduğu ülkeler, su kaynakları tükenmekte olan ülkeler için hedef haline gelecek. Tabii ki bu sıkıntılı geleceğimizi bugünden önlem alarak hep beraber kurtarabiliriz.


Su arıtma uygulamaları var mı ülkemizde?

Evet… Ülkemizde atık su ve içme suyu arıtma sistemleri bulunuyor fakat atık suların yeniden kullanımı kısmında diğer ülkeler kadar ilerleme kat edilememiş. Bir şekilde arıtılmadan alıcı ortamlara bırakılan atık sular, miktarı her geçen gün azalan su kaynaklarının kirlenmesine neden oluyor. Bu nedenle var olan su kaynaklarının kirletilmemesi ve su kaynaklarının daha verimli kullanılması için atık suların arıtılması gerekir.

3 tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyiz. Bunu değerlendirebilir miyiz? Bu bizi en çok rehavete düşüren konu aslında…

Kesinlikle değerlendirilmeli! Ülkemizde deniz suyu ile halkın içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılandığı tek yerleşim bölgesi Avşa ama dünyanın başka bölgelerinde benzer uygulamalar var. Deniz suyunu şehir suyu olarak kullanan ülkelerin başında Arap ülkeleri geliyor. Suudi Arabistan denizden yılda 5 milyar m3 şehir suyu elde ediyor. İsrail ve İspanya’da da çok sayıda tesis var. En son yatırım İsrail’de yapılan “Ashkelon” tesisi. Yılda 110 milyon m3 deniz suyunu ters ozmos sistemi ile arıtan bu tesisin yatırım maliyeti 212 milyon dolar.

Çok ciddi rakamlar anlaşılan deniz suyunu arıtmak… İstanbul’u ön görerek çalışma yapılsa?

Evet… Aslında deniz suyunun tuzunu ayıran tesislerin yatırım maliyeti ötesinde işletme maliyeti yüksek. Bu tesislerde 1 m3 suyu arıtmak için 3 kwh elektrik kullanılıyor. İstanbul’un günlük su ihtiyacını karşılamak için buna benzer en az 10 tesisin kurulması gerekiyor. Deniz suyu arıtma sistemleri maliyeti yüksek de olsa çareler azaldığında uygulanabilecek bir çözümdür.

Anlıyorum. Çare yok değil. Peki ya yer altı sularımız ne durumda ülkemizde? Yeterli mi?

Şöyle… Türkiye'de kullanılabilir yer üstü ve yer altı su potansiyeli yıllık toplam 112 milyar metreküpü buluyor. Bu potansiyelin 57 milyar metreküpü kullanılıyor. Suyun 44 milyar metreküpünden tarım sektöründe, 13 milyar metreküpünden içme-kullanma suyu olarak yararlanılıyor. DSİ, gelecek yıllarda su sıkıntısı çekilmemesi için arzın artırılması ve talebin kısıtlanmasına yönelik çalışmalar yürütüyor. DSİ verileri Türkiye’nin giderek artarak yer altı sularını kullandığını gösteriyor. Şu anda yer altı sularında büyük bir azalma gözlemlenmiyor ancak son derece hassas bir yapıda olan bu kaynakların temkinli bir şekilde kullanılması ve korunması gerekiyor.

Tarım, tarım arazileri ve sulama yöntemleri ile de ilgili gelişmeleri takip ediyor musunuz?

Tabii ki de! Olmazsa olmaz konulardan... Ülkemizde kullanılan toplam suyun yaklaşık olarak %74’ü sulamada kullanılmaktadır. Kullanılan sulama yöntemleri içerisinde en fazla su kaybı maalesef ülkemizde en çok uygulanan yüzey sulama yönteminde oluşmaktadır (su kaybı %35-%60 arasında), yağmurlama ve damla sulamada ise su kaybı daha azdır (%5-%25 arasında). Çiftçilerin suyu gelişigüzel ve bilinçsizce kullanmaları hem kendilerine hem kullandıkları doğal kaynaklara (toprak ve su kaynaklarına) hem de ülkeye fayda yerine zarar veriyor.

Tarımda sulama yöntemindeki yanlışlar sebebiyle verilen bu zararlara örnek verir misiniz?

Mesela… Bilinçsiz sulama yapılması nedeniyle ülkemizde binlerce dekar arazi tarım yapılamaz hale gelmiş ve verim kayıpları oluşmakta... Çiftçilerin bilinçsiz sulama yapması sonucunda bir yandan aşırı su verilerek toprak erozyonu, taban suyu yükselmesi ve tuzlanma veya çoraklaşma gibi çevresel sorunlara neden olunurken su da israf ediliyor.

Tarımla uğraşan çiftçilerimize su kullanımı konusunda çok büyük iş düşüyor…

Kesinlikle. Ülkemizde çiftçilerin bilinçlendirilmesi için eğitimler gerçekleştirilmeli. Sulama yöntemleri ve yöntemlerin oluşturacağı sonuçlar hakkında bilgilendirilmeli, modern sulama yöntemleri teşvik edilmelidir. Doğru sulama ve su tasarrufu yapan çiftçilere teşvik ve destek amaçlı ayrıcalıklar (vergi indirimi vb.) tanınmalı.

Peki, tüm bu uğraşlarınızda size yapılmasını istediğiniz desteklere ulaşabiliyor musunuz?

Evet, yeni yeni bu konuda yetkili mercilerle görüşmelerimizi başlattık. Kâğıthane, Üsküdar, Kadıköy ve birçok belediyeyle iletişim halindeyiz. Devlet Su İşleri ile de durumu daha iyi değerlendirmek için birlikte çalışacağımız konusunda anlaştık. Aynı zamanda Anadolu’da da projemizin adını duyurmak adına Safranbolu Belediyesi ile kardeş proje olmayı görüşüyoruz. Çok yakın süre içerisinde de amacımız Cumhurbaşkanlığı yetkilileri ile de iletişime geçip işimize daha da resmiyet kazandırmak.

Z kuşağısınız, hem de dolu dolu! Z kuşağı hakkında ne çok yorum yapılıyor son yıllarda…

Çok… Z kuşağı içinde olan gençler olarak bu olumsuz yorumları üzüntüyle karşılıyoruz. Bizler dahil olmak üzere gençler bu görüşlerden dolayı baskıda hissediyor ve geleceğe umutsuzca bakmak zorunda bırakılıyor. Fakat bu baskıları kırmak ve topluma hiç olmadığı kadar katkı vermek de tamamıyla bizim elimizde. Yeni teknolojilerin aktif kullanımı ve bilinç düzeyinin yükseklerde tutulmasıyla basit bir jenerasyon olmadığınızın ortaya çıkacağını düşünüyoruz.

Gençler mucize gibisiniz. Bilim, gelecek, teknoloji ve dijital çağ sizler için neyi ifade ediyor?

Teşekkürler. Bilim olmadan hiçbir yere varamayacağımız artık herkes için bir gerçeklik ve biz gençler de bu yoldan gitmek zorunda olduğumuzun farkındayız. Yakın gelecekte kendini gösteren ve bizi bambaşka noktalara taşıyan bilimsel çalışmalar ve teknolojik gelişmeler bunun bir göstergesi. Etrafımızdaki her şeyin dijitalleşmesi ise artık bize yabancı olmayan bir durum. Büyük kolaylıklar ve pratiklik getiren bu yeniçağın kendine has dinamikleri ve gereklilikleri olduğu da aşikâr. Tarih ise bize açıkça gösteriyor ki mevcut çağa ayak uydurmamak kendini kandırmaktan öteye geçememekten başka bir şey değil. Biz gençler de hep kaçan treni bu sefer sımsıkı tutup kaçırmayacağımıza ve ülkemiz için kurduğumuz hayalleri gerçekleştireceğimize inanıyoruz.

Çok yaşayın, okuyun, gelişin! O zaman gelelim, “Yerli ve milli” kavramına…

Yerli ve milli kavramının bu kadar önem görmesinden dolayı son derece memnunuz. Kendimiz üretmediğimiz sürece başkalarına bel bağladığımızı anladığımız noktada bu bir zaruret haline geldi. Tabii ki yerli ve milli üretimi her alanda en kaliteli şekilde gerçekleştirmek nitelikli bireyler yetiştirmekten geçiyor. Biz kendimizi her alanda geliştirerek üretme ve yeni bir şeyler ortaya koyma hayalimizi her zaman koruyoruz. Umarız gerçekleştirmeyi başarabiliriz.

Bir de beyin göçü hakkında yorumlarınızı merak ediyorum…

Beyin göçü… Maalesef hiç ama hiç karşılaşmamamız gereken bir durum. Bunun temel nedeni ise eğitimli kişilere çalıştıkları alanda imkân verilmemesi. Umarız insana yatırımın değeri daha da anlaşılır ve insanımızı en verimli şekilde kullanabiliriz.

Böylesine bilgi dolu, heyecanlı bir söyleşinin sonunda hadi şimdi bana bir ütopyanız, hayalinizden bahsedin…

Elbette… Sadece kiminin ütopyası bir başkasının distopyası olabiliyor. Bizim genel anlamda ütopyamız teknolojinin insanların hayatını bugünkünden çok daha fazla şey kattığı, aynı zamanda insanın yaratılışına uygun yaşayabildiği barış dolu bir dünyadır. O günün şartlarında çok daha farklı meslek grupları olurdu ve biz de insanlığa faydalı olabilecek, severek yapabileceğimiz her alanda meşgul olurduk…

Twitter: @FlzDag

Instagram: benfilizdag

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Dijital Çağın Kişiye Özel Finans Dünyası: Kriptoparalar
  2. Fütürist Moda Akımı Öncüleri Yolda: Endüstri Ürünleri Tasarımcıları
  3. Türkiye, Altın Madalya Sana Çok Yakışacak: E-Spor Olimpiyatları
  4. Süper Kahramanların Çağındayız: Görsel Efekt Sanatı ve Sanatçıları…
  5. Z Kuşağı Küresel Isınma ve Su Kullanımının Farkında: 1 Damla Hareketi!
  6. Taş, Kağıt, Tablet! Çağları Tasarlayan Grafik Sanatçıları Dijitalde…
  7. Teknoloji ve Sanatın Mikrofonda Yolculuğu: Seslendirme ve Dublaj
  8. İÇERİK ÜRETİCİLERİNİN KAYDA DEĞER YÜKSELİŞİ: DİJİTAL PLATFORMLAR
  9. DİJİTAL ÇAĞLA DÖNÜŞEN KİTAPLAR VE YAYINCILIK SEKTÖRÜ: BİLGİNİN SÜREKLİLİĞİ…
  10. ANI YAKALAYIP GELECEĞE TAŞIYAN DİJİTAL FOTOĞRAF SANATÇILARIMIZ

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.