SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Tuvalet yapma merakı

.

Milliyet Haber

Bazıları turizmi ve kültürel hazineleri korumanın en önemli yönünü buldular; ziyaretçiler ve sokaktaki kalabalık için her yere hela inşa etmek! Bunun son örneği Çoban Mustafa Paşa Camii

Gebze benim çocukluğumda hatta ilk gençliğimde pitoresk ve romantik görünüşlü, şirin bir kasabaydı. Demiryoluyla gittiğimizde sağda, aşağıdaki hisarı servilerle görürdük. Bugün bölgeyi gecekondu apartmanlar istila etti. Şehrin içinde de Çoban Mustafa Paşa Camii payitahtı Asya’ya bağlayan hattın üzerinde Mimar Sinan’la temsil edilen bir abide şeklinde tecelli etmiştir.

Aşırı ve çirkin yöntemlerle büyüyen İstanbul, Gebze’yi yuttu. Eskiyi yutan sadece büyümek zorunda olan Türkiye’nin zaruretleri değildir. Dinamik ama cahil, küstah bir zihniyet asıl yıkıcı olandır. Bütün Türkiye’de bunu görmek mümkün. İnşaat için temel kazılıyor, alttan çıkan Osmanlı-Bizans katmanı (evet Osmanlı da) hiç acımadan betonla dolduruluyor ve inşaata devam ediliyor. Kendini çok mümince bir gayret ve hamiyyet içinde gören adamlar eliyle, güzelim kâgir tarihi binaların üstüne garip çıkmalar, camilere bitişik pimapenli son cemaat yeri gibi gariplikler, Diyarbakır Ulu Camii örneğindeki gibi siyah bazalt sütun ve kemerlerin üzerine beyaz yağlı boyayı sıvamak gibi görgüsüz hoyratlıklar her yerde görülüyor.

Bu haftaki gazetelerde Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Camii’nin başına gelen bir olay yer alıyor. Caminin orijinal duvarları üzerine pisuarlar ilave edilmiş. Yerel halktan gelen tek itiraz açık pisuarların İslam adetlerine aykırı olması yönünde; Mimar Sinan’a yapılan edepsizlik, Osmanlı mimarisine karşı hoyratça davranış bir tartışma konusu değil.

Birtakım adamlar Osmanlıcı zihniyetin Bizans’ı tahrip ettiğini tekrarlar dururlar. Ezbere konuşmasalar ortadaki faciayı daha iyi görecekler. Görgüsüzlük ve vandalizmin dini, milliyeti ve ideolojisi yoktur. Tahrip etmek için işine gelirse İmparator Justinianus’un eserinin; faidesini görecekse Muhteşem Süleyman’ın abidelerinin de canına okur. Ordu Caddesi’ndeki Simkeşhâne’nin 1950’lerde başına gelene bakarsak bu zihniyeti görürüz.

Çirkinliklere hayır

Turizmi ve kültürel hazineleri korumanın en önemli yönünü buldular; ziyaretçiler ve sokaktaki kalabalık için her yere hela inşa etmek. Müze müdürlüğüm sırasında en çok mücadele ettiğim helacı takımdır, bıraksak Topkapı Sarayı’nın her köşesine hela inşa edilecekti. Ayasofya için mutantan tuvalet modelleri getirdiler. Destekçiler hazır; “Beyefendi Amerika’dan misafirimle geldik, tuvalet bulamıyorum”. Benden cevap: “1500 yıldır insanlar Ayasofya’ya tuvalet için gelmiyorlar.”

Bu mutantan eserin ve Topkapı Sarayı’nın altındaki kanalların planı henüz çıkmış değildir. Yılda üç-dört milyonu bulan ziyaretçinin def-i hacetle yarımşar litre cüruf bıraktığını düşünseniz binanın yapı strüktürüne nasıl etkisi olur kimse cevap veremiyor. Çünkü araştırmadılar, araştırmaya da fırsat vermiyorlar. Klasik eserlerin bu gibi kazanç getirecek çirkinliklerden uzak tutulmasının tartışılamayacağı açıktır.

Mülteci sorunu

Bir haber kanalında akşam 21’de haberleri dinliyoruz; zarif spiker hanım konuyla ilgili uzmanlarla uzun görüşmeler yapıyor, lakin bu görüşmelerin bazen fazla uzun ve uzmanlık açısından da değerli olmadığını belirtmek gerekir. Göç konusunda bir uzmanı çağırdı. Birleşmiş Milletler’in ilgili kuruluşunda çalışmış olmalı. Şimdi ilgili sivil toplum kuruluşunun başında.

Uzun ve sıkıcı sohbette bazı söylediklerinin kabulü mümkün değil. Mesela Almanya’nın göçmenleri kabul edişini Merkel’in kahramanca bir davranışı (aynen) olarak belirtti. Yani hepimizin bildiği olay. Önce sempatik bir reklam mekanizmasıyla bazı öğrencilere Almanca öğretmek, sınırda Danimarka polislerinin çocuklara sempatik davranması gibi gösteriler dışında bu kahramanlığın ne olduğunu anlamış değilim.

Almanya’nın almayı vâdettiği sayı henüz dolmadı, doldurmaya da niyeti yok. Şimdi gelenleri göndermek üzere bizimkilerle anlaşıyorlar. Maceralı yolculuktan sonra iade edilenlerin nasıl bir düşmanca havaya gireceklerine hiç şüphe yok. Dedikodular başladı bile; 3 milyar euro gibi gülünç bir meblağın nasıl ödeneceği de belli değil, havayı bulandırmaya yetiyor.

Sığınanların en azından hayatı kurtuldu

Tarihi örnek önümüzde; Arap ülkelerine, Lübnan ve Ürdün’e dağılan Filistinlilerin sorunları, dinmeyen öfkeleri 70 yıldır dahili teröre kadar tırmandı. Bir eski bürokratın daha ne olduğu görülmeyen Merkel’ci politikayı böyle methetmesi Türk bürokrasisinin ve uluslararası kuruluşlara giren Türklerin de umumi bir zaafıdır. Bazı yönlerimizle üçüncü dünyalılıktan kurtulamıyoruz.

Mülteci sorunundan neredeyse Türkiye tek başına sorumlu tutuldu. Hataların ve bilgisizliğin sonsuzluğu açık ama bir şeyi unutmayın. Türkiye’ye sığınanların en azından hayatı kurtuldu. Lazkiye çetesinin üniformalı haydutlarının veya IŞİD’çilerin işkencelerinden kurtuldular. Bunu dünyanın takdir etmediğinden söz ediyoruz. Kendi bürokratımız ve uzmanımız bile olaya doğru teşhis koyamadıktan sonra ne yapılabilir! Bu kadrolar zaten yanlış işler yapmaya hazır bürokrasiye ve hükümete de daha çok yanlış yaptırır.

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Etkileyici bir şehir: İsfahan
  2. Padişah anaları
  3. Meşrutiyetten mutlakiyete
  4. Toledo ve Diyarbakır
  5. Değerli bir eser
  6. Mustafa Koç’un ardından...
  7. Bu tatsız uygulamaya hemen son verilmeli
  8. Sultanahmet olayı
  9. Tuvalet yapma merakı
  10. Büyük tahliye