SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Geçmişi bugüne taşıyorlar

Özel müzik yapan bazı gruplar vardır. İşte Flapper Swinger, onlardan biri. “’Manouche Jazz’ da diyorlar, ‘Gypsy Swing’ de. Her ikisi de doğru ve hatta ‘Swing Manouche’ diyenler de var,” Yaptıkları müziğin türü için bu yorumu yapıyor Flapper Swinger grubu. Nevin Hetmanek (vokal), Erhan Erbelger (gitar), Tomas Hetmanek (gitar), Tamer Temel (klarnet), Volkan Topakoğlu (kontrbas). Grubun kadrosu böyle. Söyleşiyi grup adına solist Nevin Hetmanek ile yaptık.

Grubun adının nereden geldiğini anlatıyor önce Hetmanek: “Flapper Girl, 1920' lerde her alanda özgürleşen, başkaldıran, eskiye göre çok daha görünür hale gelen ve haliyle müziği, eğlenmeyi de seven kadınlara verilen isim. Swing de insanların severek dans ettiği bir müzik türü ve dönemin özellikleriyle çok bağlantılı. İkisini birleştirip kullanmak yaptığımız işi doğru bir şekilde tanımladı.” Flapper ile swing’in buluşması böyle olmuş.

Nevin Hetmanek sahneye o yılların kıyafetleri ile çıkıyor. Grup elemlanları da öyle. Bir anlamda “Flapper Girl” oluyor Hetmanek. “Sahneden indikten sonra bu zamana dönmek nasıl oluyor?” diye sordum. “Sahnedeki Flapper Girl’ü kendimden ayrı görmüyorum. Sahnede bir zaman tüneline giriş yapıyorum. Sonra ışıklar kapanınca Flapper Nevin’i bir sonraki konsere kadar dinlenmeye alıyorum” diye cevap verdi. 

Tomas Hetmanek (ki Nevin Hanım’ın eşi) ile Erhan Erbelger' in (gitar) bir konserde tanışması grubun ilk harcı olmuş. "Benim de arada onlara şarkılarla eşlik etmemle grubun temelleri atıldı. Sonrasında ikinci bir solist enstrüman olarak klarnet ve olmazsa olmaz kontrbas da aramıza katılınca ekibi son haline getirmiş olduk” diye anlatıyor süreci Nevin Hetmanek. 

Albüm de yolda

Nevin Hetmanek yaptıkları tarzdaki müziğin dünyada da popüler olmaya başladığını söylüyor; “Gypsy Swing müziğini ülkemizde ve dünyada icra eden gruplar elbette var. Dünyada da son yıllarda tekrar popüler olmaya başladı. Yurt dışında zaman zaman konserlerimiz oluyor” diyor. Sahnede ne çaldıklarını soruyorum. “Dönemin Fransız muset, vals ve geleneksel parçalarına ek olarak Django Reinhardt’ın kısa süren yaşamına sığdırdığı ciddi sayıda eser mevcut. Öte yandan Amerika kökenli swing parçalarının da rağbet gördüğünü düşünürsek, ortaya ilginç ve çeşitli bir repertuvar çıkmış oluyor” diyor Hetmanek. “Exactly Like You” çıkardıkları single’a verdikleri ad.

Biraz araştırdım, oldukça ilgi görmüş Spotify'da. “Sayısını arttırmayı düşünüyoruz. Yakında dinleyicilerimizle paylaşmak istiyoruz” diye anlatıyor Hetmanek. Albüm çalışması olduğunu söylüyor. Orijinal eserlerin olduğu bir çalışma yapıyorlar.

“Gypsy a la Turca olur mu?” diye merak ediyorum. Flapper Swing düşünür mü böyle bir şey? “Bu toprakların eserlerini de Gypsy Jazz ile buluşturan müzisyenlerimiz var elbette. Bizim içinse bu fikirle ilerlemek hem estetik kaygılardan hem de materyal olarak klişe olabilecek bir kolaylığa işaret edebileceğinden, yapmayı istediğimiz bir şey olmadı” cevabını verdi grup adına Nevin Hetmanek. 5 Aralık (Bugün) Koma Sahnesi /İstanbul


Üniversite bol olunca

Üniversite ülkemizde biraz şehre gelir, biraz da gençlik dinamizmi demektir. Zakkum grubu bu hafta sonu Güneydoğu’da iki üniversitede çalacak. Şırnak Üniversitesi ve Mardin Artuklu Üniversitesi. Bu açıdan önemli buldum bu iki konseri. 5 Aralık (bugün) Şırnak Üniversitesi- 6 Aralık (yarın) Mardin Artuklu Üniversitesi

Imany, çello ile geliyor 

Kendine özgü bir ses Imany. “Voodoo Cello” yeni albümü. Turnesini yapıyor. Sekiz çello ve Imany bildiğimiz popüler şarkıları yeniden yorumluyorlar. Konsere gideceklere bir-iki dip not. “If You Go Away” pek çok kez yorumlanmış bir eser. Imany tüm bu örnekleri dinledikten sonra şarkıyı kendi özüne yakın şekilde yorumlamış. Cat Sevens’ ın “Wild Word” şarkısının hikâyesi ise oldukça ilginç. Şarkıyı annesine dinletiyor Imany. “Bu Komor şarkısını İngilizce mi söyleyeceksin?” diyor annesi. Sonra başlıyor mırıldanmaya. Imany de annesinin söylediği versiyonuyla kaydetmiş şarkıyı. Konsere gidecekler bir resital dinleyecekler. 8 Aralık /Zorlu PSM Turkcell Sahnesi

Farklı bir bulutsuzluk

Hani benim grup diye söylemiyorum, bu haftanın merak uyandıran işlerinden biri “Sözlerimi Geri Alamam - Bulutsuzluk Özlemi& Symphonista Oda Orkestrası.” Sevgili Murat Cem Orhan düzenlemeleri yaptı. Konserde “Bulutsuzluk Senfoni”de yer alan şarkıların yanı sıra orkestra düzenlemeleri yeniden yapılmış şarkılar da olacak. 10 Aralık /Maximum Hall/İstanbul

Aklıma takılanlar

Michell Gurevich kasvetli ve de sade bir sound ile pek sevilir. 9 Aralık /Milyon Perfomans Hall/Ankara 

Nadir konserlerden biri, Cellistanbul Cello Quartet... 11 Aralık /All Saints Kilisesi/Moda/ İstanbul

Kesmeşeker geçmişten bugüne bir yolculuğun adı. 10 Aralık /Route/Ankara

CRR’de yeni yıl coşkusu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu iki özel konser ile İstanbullulara yeni yılı coşkusu yaşatacak. 29 ve 30 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek yeni yıl konserlerinde, cazın yeni ama başarılı erkek seslerinden Anthony Strong ve tüm dünyanın klasik müziğin başkenti olarak adlandırdığı Viyana’nın müzik kültürünün en eski ve en başarılı temsilcilerinden Viyana Oda Orkestrası sahne alacak.

29 Aralık akşamı sahne alacak piyanist ve şarkıcı Strong’a Nail Yavuzoğlu yönetimindeki CRR Caz Orkestrası eşlik edecek. Klasikleşen caz eserlerinden derlediği özel bir repertuvarla müzikseverlerin karşısına çıkacak Strong, büyüleci sesi ile dinleyenleri kendisine hayran bırakarak unutulmaz bir gece yaşatacak.

30 Aralık akşamında ise 75 yıllık köklü geçmişe sahip dünyanın en iyi oda orkestrası olarak kabul edilen Viyana Oda Orkestrası heyecan verici bir repertuvar ile İstanbul’da Viyana havası estirecek. Orkestranın dört yıldır baş konuk şefliğini üstlenen Yehudi Menuhin Uluslararası Keman Yarışması’nın da başkanı Japon kemancı, şef Joji Hattori bu özel gecede İstanbullulara Strauss, Brahms ve Mozart ezgilerinden oluşan eşsiz bir repertuvar sunacak. 

 

 

 

 

Yazının devamı...

RENKSİZ KOKUSUZ

‘Misafir’ dizisi bitti, kısa sürdü. Buğra Gülsoy’u bir başka ‘baba’lı dizi projesinde bekleriz. Hazal Kaya, sevgisiz ve travmatik anılarla büyümüş birini ‘bütün sahnelerinde abartılı’ bir halde bizlere sundu. Bizde neden tutmadı ‘oyunculuk’ ya da ‘hikaye’yle özetlenebilecek bir durum değil. “Yahu daha kötü hikaye ama tuttu” diyorlar bir dizi için. ‘Misafir’ demek ki sevilmedi. Nedeni bu kadar basit, fazla ‘teorik ve de estetik laflara’ gerek yok.

YALANCI FİNALİ

Sezonun iyi işlerinden biriydi. Hikayesi ve de oyunculuğu ve de ters köşeleriyle... Mesela millet sevmedi. Orijinali İngiliz, ‘İngiliz soğukluğu var sevmez bizim açık kanal izleyicisi’ diye bir laf. Bu beklenenden önce final için yeterli mi? Önemli değil gerekçe olsun. Final tabii ki ‘anlatacak hikaye vardı hemen toparlayalım’ şeklinde olunca, geriye sadece, ‘Merak ettik, bakalım ne olacak?’ sorusunun cevabı kaldı.

TELEVİZYONU BİTİRDİ

90’lı yılları hatırlayın, bir tartışma programı olurdu. Bir sansasyonel de olsa haber programı olurdu. Hafta sonu eğlencesi vardı. Şimdi hiçbiri yok. Şov programı vardı son zamanlara kadar. Onlar da bitti. Zoraki müzik programı yapıyorlar, o da kaynıyor. Dizi ele geçirdi açık kanalı, televizyon yayıncılığı bitti. Hiçbir kanalın bir albenisi, bir güzel paket içinde sunum derdi yok. İzleyici de televizyon izlemiyor akşamları dizi seyrediyor. Ne sektör ne de izleyici bu ülkede televizyon yayıncılığı yapıldığını söylemesin.

NEREYE KADAR?

Netflix tek başına bir dizi ve film fabrikası. Her yayınladıkları beğeniliyor mu? İnternet ortamında ya da dijital yayınlanan film dizi ve programların yüzde 60’a yakını izleyen tarafından beğenilmiyormuş. Netflix yayınlarının beğenilme oranı nedir? Önümüzdeki hafta 25 yeni dizi, film program ekleniyor. Büyük çoğunluğu dizi. Ömür yetmez izlemeye. Bu ‘aksırıncaya kadar tıksırıncaya kadar izleyin’ düzeni ne kadar devam edecek?

Yazının devamı...

Ekranda futbol internete kayıyor

‘Paralı televizyon’ demek aslında spor karşılaşmalarının naklen izlenmesi demek oluyor. Paralıya abone olmanın temelinde bu yatıyor. Mesela bizde Digitürk abonelik alın futbolu geriye ne kalır? Benzer durum ABD’de oluyor. ‘Paralı televizyon’ olan sayısıyla olmayın sayısı eşitlenecek deniliyor. ABD’li araştırma şirketi LoffetNathanson yaptığı araştırmaya göre, 2024’te paralı TV olan hane sayısı 60 milyona düşecek. Önümüzdeki iki yılda 9 milyon hanenin daha paralıyı bırakacağı tahmin ediliyor. Peki yeni mecra neresi? Dijital platformlar mesela. Bizden örnek Exxen maç yayınlıyor Şampiyonlar Ligi... Amazon mesela futbol işine girdi, Alman Ligi’ni aldı. DAZN birçok spor karşılaşmasının internet üzerinden yayın hizmetini veriyor. Mesela İtalyan Ligi’nin beş maçını beş farklı ülkeye satmış. Yeni yayın ihalesinde bizde de internet üzerinden maç yayınları çeşitliliği artacak bilgisi geldi. Yani Digitürk kutusu tarihe karışabilir.

16 farklı yayın olacak

Kulağıma gelen bilgiye göre Süper Lig için 16 ayrı kalem olacak. Örnek veriyorlar mesela sadece Galatasaray maçları, sadece Fenerbahçe maçları, sadece özetler, sadece goller, 4K izlemek istiyorum gibi birçok kalem. İhaleye katılım çeşitliliği de artacak.
Futbol web siteleri de devreye girebilir. Buna göre değişik paketler de olacak. Yayın uydudan internete inince, bizde sorun olabilir. Çünkü internet hızımız çok düşük. Bir örnek veriliyor. Bizde 8MB yükleme hızı önemli gibi gösteriliyor. Halbuki Moldavya’da 156 MB yükleme hızında bir internet ortamında maç yayını yapıldığını öğrendim. Yeni futbol yayınları internete doğru kayıyor bu bir yenilik. Seçenek artıyor ama karşımıza hızı düşük bir internet çıkıyor. Bir yenilik de ‘öde izle’ sistemi gelecek anladığım. 2022’nin ilk çeyreğinde durum netleşir diyorlar.

 

Yazının devamı...

Telefon ve TV'lere yeni uygulamalar

Televizyonlarda uygulama sorun oluyor. Akıllı televizyon değilse ki büyük oranda böyle, dijital platformları ekranda izlemek istiyorsanız mutlaka bir TV Stick gerekiyor. Mesela bizim televizyon iyi bir marka diyeyim. Uygulama bölümü neredeyse bomboş. Ya da biz mi beceremedik. Yerli dijital platformları yüklemek mümkün olmadı, android değil. Malum dijital platform mevcut sadece. Hadi aldık yeni bu aygıttan uygulamalardan faydalanalım diye... O da internetin keyfine bağlı olabiliyor.

Vestel’den hizmet

Vestel markası yeni bir hizmet vermeye başlamış. 2018 yılından bu yana üretilen tüm Vestel modellerinde Fransa’nın önemli televizyon kanalı dağıtım şebekesi diyelim Molotov TV uygulaması ekleniyor. Yani uygulamalara girince bu servis içinde bulunan 40’a yakın Fransız kanalının ve bir film izleme kanalını (MANGO) bedava seyretmek mümkün olacak. Molotov TV’nin geniş ‘ücretli’ çeşitliliği de var. 3.99 Euro aylık ödeme ile yararlanabileceksiniz. Bizde TL’ye çevrilir herhalde! Uygulama 2022’de devreye giriyor.

Akıllı telefona dizi ve filmler

Samsung akıllı televizyon uygulaması ‘Relxx TV’ yakında Türkiye’deki telefonlarda olacak. Birçok Avrupa ülkesinde bu uygulama telefonlara indirilebiliyor. Peki neler var bu kanalda? ‘Nitro CircuS’ motorsiklet meraklıları için. ‘Streat League Skatebording’ dünya kay kay turnuvası serisi. ‘Comedy Dynamics’; ABD’nin en büyük komedi içerik dağıtıcısı. ‘Afroland’; Afrika sinema ve dizi içerikleri. ‘Power Nation’ ; ‘ABD otomobil sektörü ile ilgili programlar’... Ayrıca diziler ve filmlerin olduğu çeşitli kanallar var bu platformda. Meraklısı internetten bulabilir.
Reklam aldığı için akıllı telefonunuzdan bedava izleyebilirsiniz. Haber böyleydi 21 Ekim tarihinde...

Yazının devamı...

Sanatçı ile dayanışma kanalı; ITsART

Salgın dönemi sanatın da kapandığı dönem İtalya’da. Yardım için çözüm arıyor hükümet. Salgın döneminde dijital platformların izlenmesinde büyük bir artışın olduğunu görmüşler. Aynı şekilde sinema, konser vs. giden vatandaş sayısında bir önceki yıla göre yüzde 47 azalma var. Kültür bakanı başkanlığında bir ekip, “Biz de sektöre yardım için bir dijital platform açalım” demişler. 10 milyon Euro yatırım ile ve aylarca süren çalışma sonucu ortaya ITsART dijital platformu çıkmış. Bu yıl, ocak ayında yayına başlamış. Bugün 26 AB üyesi ülke vatandaşları da bu kanaldan yararlanmaya başladı. Üyelik bedava. İçeriğinde konserler, klasik müzik, filmler ve belgeseller var.

En son konserleri izle

Konserlerin bazıları paralı, bazıları bedava... ‘Madina’ Milan Scala’da Kasım ayında sahnelendi. 9.90 Euro’ya izleyebiliyorsunuz bu platformda anında. Mesela yine 24 Eylül’de Pompei Amfitiyatro’da gerçekleşen Ennio Morricone anma konserini bu kanal özel kayıt ile 7.90 euro’ya izleyebiliyorsunuz. Caz konserleri, virtüel müze gezileri ve filmler... Şimdi bizim para ile hesaplamayın. Mesela 9 TL olarak bakın duruma. Platformun amacı kültür sektörüne, böyle bir yardım. Konser yayınlarını daha arttıracaklarını ve diğer AB üyesi ülkeleriyle de bu platform için anlaşma yapacaklarını söylüyorlar. Şu an için İtalyan kültürünün Netflix’i diyorlarmış bu platforma. Şu an elinde bin 275 farklı başlıkta içerik var.

Bu bir anlayış

“Bizde niye böyle değil” ya da “Olur mu bak, şu kadar yardım yaptık” karşılığı bir monolog var bizde. Bu köşede yazdım Metin Akpınar’ın söyleşisinden bir cümle; “Bizim zamanımızda Beyoğlu’nda bir gecede 46 tiyatro birden perdesini açardı.” Yani Beyoğlu kültür yolunu, çoktan açmıştı. İçten gelen bir şey bu kültür işleri. Şimdi ‘proje’lendiriyoruz! ITsART’ta zorla yapılmış bir iş değil. Sinemaya, konsere, müzeye gidemeyen insanı düşünmek karşılığında, o hizmeti veren sektörü düşünmek. İçten gelir, kültür yaşar, kültür bir marka değildir, kültür doğaçlamadır. Ülkenin içselleştirdiğidir, kültür. “Tiyatroyu ayakta tutmak için dizi çekiyorum” diye bir cümle kuruluyorsa, gerisi hikayedir!

Yazının devamı...

'Yalnız Kurt'; bir Türkiye gerçeği mi?

‘Siyasi’ hallerimizin içinde yer aldığı dizilerin sayısı öyle fazla değildir. Biraz ‘sol soslu’ olanlar son zamanlarda ,’sağdan bakış’lı olanlar görülmektedir. Benim de yaşamım bu ‘siyasi hallerimizin’ inişli çıkışlı dönemlerinden birine denk gelmiştir. Hapislikleri görmüş bir ailenin ferdiyim. Bir dönemin hikayelerinin rotatiflerinde büyüdüm. Sonra büyüdük, etrafımızda yaşananları gördük ve duyduk. Bu köşede yeri geldiğinde yazdım; bizdeki hikaye bolluğu ‘Escobar’a taş çıkartır. Osman Sınav imzalı bir ‘Yalnız Kurt’ başlayacak. Fragmanı izledim. Bir resim geçit yapıyor; Abdi İpekçi, Uğur Mumcu suikastları yanı sıra Deniz Gezmiş görüntüsü, Kore Savaşı da var, Dağlıca şehitleri, Eşref Bitlis suikastı edilmesi de var... Bazı sözcükler ‘Acımasız Canavar Golyat’... Sanki hepsi birer ‘Kod’... Sordum Osman Sınav’a...

‘1956’dan bugüne bir hikaye’

“Tüm bunlara tek bir cümlem var. 1956’dan beri yani Türkiye’nin NATO’ya girişinden beri benim ülkemde neler oldu, neden oldu? Golyat ve etrafındakiler neden durdurulamıyor? Türkiye tam bağımsızlık yolunda ihanetlerle durduruluyor.. Her şeye rağmen, yürüyebilmemiz için, ihtiyacımız olan duruşu ve karakteri arayışımdır bu dizi.” Sınav’ın söyledikleri. Altını çizdiği bir ayrıntı daha var, “Hamaset olmayacak.”
Bakalım göreceğiz.

‘DESTAN’; BU İŞLERİ YAPMAYA ALIŞTIK

Dizinin başında, “İslam’ın henüz kucaklamadığı acımasız topraklar” diyerek mesajı başında veriyor. Dönem projesi çekmeye alışıldı. Epey bir sayı oldu. Mekan, özellikle aksiyon çekimler, kostüm vs. konularda bir hazırlıklı olma söz konusu. ‘Destan’da da bu hissediliyor. “Bu belgesel değil, kurgu” diyerek, ‘senaryoların bizlere sunduğu bakış açısı, tartışma burada başlıyor. En çarpıcı örneği ‘Abdülhamit’tir mesela. ‘Destan’ özelinde, belki bir haber kanalında uzmanlar ‘İslam öncesi Türkler’ üzerine bir program yapar ve ‘tarafsız’, ‘ne nedir?’ öğrenme şansımız olur. Bir de şu kadın oyuncuların ‘botokssuz olanlarından’ seçim olsa!

Yazının devamı...

Anadolu’nun ilk caz orkestrası

Her şey gelen şu notla başladı: “Sina abi burada müzisyen bir abimizin elinde 1935-1945 arası yazılmış caz notaları var. Müşterimizin babasına ait.” Bu notla birlikte hemen yola koyuldum. Notaların sahibi Mete Özgüven’e ulaştım. Kuşadası’ndaki evinde eşim ile beni ağırladı. Babası rahmetli Mehmet Emin Özgüven’in hikâyesini anlattı.

Mehmet Emin Özgüven, 16 Nisan 1919 yılında Balıkesir’de Gazi Hafız Hüsnü Efendi ile Radife Hanım’ın ikinci oğlu olarak dünyaya gelmiş. Kaderinin onu nereye götüreceği daha okul zamanlarında belliymiş. Mete Özgüven babasının hikâyesini “Dedem babaanneme, ‘Bu oğlan ders çalışıyor mu?’ diye sorarmış.  Babaannem de ‘Valla böyle ucu siyah bir şeyler çiziyor, herhalde çalışıyor’ dermiş.  Notaları el yordamıyla kendi başına öğrenmiş. İlk göz ağrısı da cümbüş olmuş.” cümleleriyle anlatıyor. Namı yürümüş Balıkesir’de. Şehirde bir halkevi varmış, bir fasıl heyeti kurulmasına karar verilmiş. Mehmet Emin Bey için uzun yolun başı. Bahsettiğim yıllar 30’ların sonu. Onun aklında başka bir müzik var; caz müziği. Mete Bey anlatıyor: “Ankara Radyosu’nda haftada bir Batı Müziği programı yayınlanıyormuş o zamanlar. Şehirdeki Halkevi’nde de siyah-beyaz filmler gösteriliyormuş. Radyodaki ve filmlerdeki müzikleri dinleye dinleye ‘Ben de böyle müzik yapmalıyım’ diye karar vermiş.” Onu anlatırken, Hayri Oruç’tan bahsetmemek olmaz. Hayri Oruç, Mehmet Emin Bey’in hayatındaki önemli isimlerden biri. Hayli de ilginç bir hikâyesi var. Trompet çalıyormuş Hayri Bey. Devamını da Mete Bey’den dinleyelim: “Babamın anılarına ondan ulaştık. Onu yıllar sonra İstanbul’da Tophane’de berberlik yaparken bulduk. Eski günlerin hatıralarını konuştuk.” Dediğim gibi zorlu yıllar... Mehmet Emin Bey ile Hayri Oruç Balıkesir’de oturup radyodan şarkıları dinleyip çalmaya çalışıyorlarmış. Mehmet Emin Bey duyduklarını notaya döküyormuş.

Hafif süvari alayı ve çavuş

Sonra İkinci Dünya Savaşı yılları başlıyor. Mehmet Emin Bey Gelibolu’da, kolorduda asker. Orada da kendini kabul ettirmiş. Bandonun başına geçmiş. Komutan, Franz Von Suppe’nin “Hafif Süvari Alayı Uvertürü”nün çalınmasını emretmiş. Bir hafta sonra çıkıp komutanın karşısına çalmaları gerekiyormuş. Parça bittiğinde komutan mutlu, alkışlamış. Mehmet Emin Bey de çavuş rütbesini almış.  Hoş bir anıyı anlatıyor burada Mete Bey: “Babam, Hayri Baba askerlik çağına geldiğinde onun çok iyi trompetçi olduğunu söylemiş komutana. Hayri Baba yanına gelmiş. Üç yıl Yunanistan sınırında, Almanların top atışlarını duya duya geçirmişler askerlik yıllarını...

Hikâye devam ediyor...Balıkesir yıllarının son dönemde şehrin önemli ailelerinden Çay Mahallesi’nden Taşçı Mehmet Efendi’nin kızı Münevver Hanım ile evlenmiş. Tahakkuk memuru olarak Anadolu’yu dolaşmaya başlaması, caz orkestraları hikâyesinin de başlangıcı olmuş. “Babamın anlattıklarından ve benim hissettiklerimden çıkardığım kadarıyla, Konya Ereğlisi Dokuma Fabrikası’nda belki de Anadolu’da ilk caz orkestrasını kurmuşlar” diyor Mete Bey. Epey araştırmış konuyu ve başka bir örnek bulamamış. Unutmadan, Hayri Baba da yanındaymış yine.

Elleri görünmezmiş

1950 yıllarda Mehmet Emin Bey Bursa’ya tayin olmuş. Orada da durmamış. Bursa Dağcılık Kulübü Orkestrası’nı kurmuş. Uludağ’da Büyük Otel’de, sonra ünlü Çelik Palas’ta çalmış. Mete Bey, oradaki bir hikâyeyi anlatıyor: “Alman bir keman virtöüzü gelmiş otele. Babamları dinlemiş. Aradan sonra babamlar onu sahneye davet etmişler. Bir bestesini çalmış. Babam boş bir nota kâğıdı almış, başlamış yazmaya. Alman kemancı sahneden indikten sonra babam çıkmış ve aynı besteyi piyanoda çalmaya başlamış. Adam çok şaşırmış. Babam da ‘Siz çalarken ben de notaları yazdım. Onlara bakarak çalıyorum’ demiş.” Mete Bey bu anıyı Hayri Baba’dan dinlediğini söylüyor. Mehmet Emin Bey ile Alman kemancı tam 10 yıl her yılbaşı birbirlerine kart atmışlar.

Tayini Kütahya Tunçbilek’e çıkmış sonra...  Hikâyenin bu bölümünde Mete Bey’in söylediği bir ayrıntı dikkat çekiyor: “Tunçbilek’te yılbaşı balosu olsun, madenciler balosu olsun hep babamlar çalarmış. Ama madenciler balosunun ayrı önemi varmış.” O zamanlar işçilere de balo yapılırmış. Sonra Soma’ya tayin çıkmış. Bandoyu yine kurmuş ama bu kez “Başında ben durmam” demiş. İki yıl sonra da emekli olmuş.

Hayri Baba’nın anlattığına göre Mehmet Emin Özgüven “Mavi Tuna”yı çalarken elleri görülmezmiş... “TRT’ de konserleri takip ederdi. ‘Tuna Dalgaları’ çaldığında babamı yalnız bırakırdık odada. Tek başına sonuna kadar izler, bittiğinde ayağa kalkar alkışlardı” diyor Mete Bey. Anılar, çaldıkları, anlatamadıkları, o notalar...  Bir cumhuriyet hikâyesiydi aslında Mehmet Emin Özgüven...

Türkiye’nin en genç caz piyanisti sahnede

Sanata verilen zorunlu aradan sonra etkinlikler kaldığı yerden devam ediyor. ENKA Sanat, konser ve tiyatro etkinliklerine “Çok şey var” mottosu ile hız kesmeden devam ediyor. İlk konserini 10 yaşında veren Türkiye’nin en genç caz piyanisti Hakan Başar bu kapsamda  30 Kasım Salı akşamı saat 20.30’da ENKA Oditoryumu’nda sahne alıyor.

Kontrbas sanatçısı Ozan Musluoğlu ve Türkiye’nin en tanınmış caz davulcularından Ferit Odman’ın eşlik ettiği Hakan Başar Trio jazz, blues, latinjazz, souljazz, gospel ve post bop tarzı parçalarıyla müzikseverlere keyifli bir gece yaşatacak.

 

 

 

 

Yazının devamı...

Bizde böyle senaryo yazılır mı?

‘The Fall’ dizisi ev ahalisinin yeni keşfi. Biliyorum geriden geliyoruz. Olsun, keşifler eskisi yenisi fark etmez, şu ana kadar çok iyi dizi. Başkomiser Stella Gibson (Gillian Anderson) kadın cinayetleriyle ilgili bir basın toplantısına hazırlanıyor. Metin yazılıyor. “Masum olduklarına vurgu yapmayalım” diyor. Jim Burns (John Lynch) “Ama masumdular” diyor. Komiser Stella başlıyor anlatmaya; “Ya gelecek sefer bir fahişe öldürülürse ya da geç saatte eve dönen mini etekli sarhoş bir kadına kıyarlarsa. Sence daha az mı masum olacaklar? Hak ettiler mi diyeceğiz, ya da kusurlu? Medya kadınları bakire ve şuh diye ayırmaya bayılır. Melekler ve fahişeler. Onları cesaretlendirmeyelim.” Bu böyle zannetmeyelim. Bizim basın farklı mı? Bizim ‘iyi hal ve tahrik’ indirimleri bu ayrımdan dolayı değil mi? Ya sokaktaki vatandaş bu ayrımı yapmıyor mu? Bizim diziler kadına nasıl bakıyor peki?

‘Vesikalı Yarim’, ne film...

Yaş aldıkça eski Türk filmlerini bir başka izlediğimi fark ettim. ‘Vesikalı Yarim’ bir Lütfi Akad filmi. Türkan Şoray ile İzzet Günay başrollerde. ‘Kötü yola düşmüş bir kadın’ ile bir manavın sıra dışı aşkı. Tüm kimliklerinden sıyırıp, hayatın içinde bir aşkı anlatan ve izleyeni de bu hikayenin içine ‘ön yargılardan sıyrılmış’ olarak sokabilen bir yapım. Öyle güzel İstanbul kareleri vardı ki. Özenle seçilmiş, kartpostal kıvamında. Portakal 35 kuruş, “Bir ucuzlamadı” diyor teyze. Gülümsedik. Bostana gidiyor Halil (İzzet Günay). Bir zamanlar bostanlar vardı İstanbul semtlerinde.

DİZİ İPUCU MU VERDİ?

‘Sana Söz’ dizisinde gündüz kuşağı katilleri bulan kadın programları konusu işleniyor. Elif (Nehir Erdoğan) bir Müge Anlı sanki! Polis memuru Ömer (Erkan Petekkaya) ile bir sahneleri vardı. Amir; “Siz ikiniz ne güzel davayı çözdünüz” diyor. Ev ahalisi, “Demek polisle program yapan birlikte çalışıyor. Diziden bu anlaşılıyor” dediler. Katili bulmak, bu tarz yapımlarda modadır. Örnekler ekranda yaşanmaktadır.

Yazının devamı...