SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ AKADEMİK YIL AÇILIŞ TÖRENİ

.

ABONE OL
Milliyet Haber

Atatürk Üniversitesi’nde 2014-2015 akademik yılı açılışı dolayısıyla tören düzenlendi.
Törende öğrenciler adına Özlem Çiftçi, araştırma görevlileri adına da Araştırma Görevlisi Ayşenur Keleş, bir konuşma yaptı.
Daha sonra Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak, kürsüye gelerek katılımcılara hitap etti.
Üniversitenin geçen yıl itibarıyla 200 bini aşkın mezun verdiğini belirten Koçak, şöyle konuştu:
“Bu yılki eğitim ve öğretim yılının açılış töreniyle birlikte 58.yılına girmiş bulunan açılış töreninde hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyor, yeni dönemin ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Törenimize katılan kıymetli idareci arkadaşlarımı ve saygıdeğer hocalarımızı da selamlıyor, hoş geldiniz diyorum. Yine, üniversitemizin çalışkan ve özverili idari personeline de şükranlarımı sunuyor, aramızda bulunmalarından ötürü minnetlerimi paylaşıyorum. Yarınımız, aydınlık istikbalimiz, umudumuz ve güvencemiz olan gençler, sevgili öğrenciler, sizleri de içtenlikle selamlıyorum.. Hoş geldiniz. Ve şu an sevincimizi ve coşkumuzu paylaşan çok kıymetli ailelerimize ve velilerimize de en derin muhabbetlerimi sunuyor, aramızda bulunmalarından duyduğum memnuniyeti dile getirmek istiyorum. Bugün yeni eğitim-öğretim yılının açılış töreniyle birlikte, Atatürk Üniversitesinin 58. yılına girmiş bulunmaktayız. 58 koca yıl! Kimler geldi, kimler geçti! Bu çatı altında ne hayaller kuruldu, ne tutkular serpişti, neler düşünüldü, neler tartışıldı, neler konuşulup paylaşıldı. Ne dersler verildi, ne çalışmalar yapıldı, ne projeler uygulandı, ne etkinlikler düzenlendi. Kimler yetişti, kimler hangi yükü yüklendi, kimler hangi taşın altına elini koydu. Kimler hayatta, kimler aramızda, kimler göç edip gitmiş, kimler dar-ı bekada. Atatürk Üniversitesinin hayatta olan çok kıymetli mensuplarına bir kez daha katkı, hizmet ve emeklerinden ötürü teşekkür ediyor, üniversitemizin hayata gözlerini yuman rahmetli mensuplarının da hatıralarını saygı ile anıyorum. Atatürk Üniversitesi geçtiğimiz yıl itibariyle 200 bini aşkın mezun vermiş bulunmaktadır. Bu, bir eğitim kurumu için kıvanç ve onur duyulacak bir sayıdır. Sadece sayısal olarak değil, nitelik olarak da her alanda bu ülkenin taşına, toprağına, suyuna havasına katkılar sunmuş, hizmetlerde bulunmuş bir kurumdur Atatürk Üniversitesi. Bilindik namıyla, Cumhuriyet Dönemi’nin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmadaki en önemli projelerinden birisidir. Bu proje, 58 yıldır olduğu gibi, gelecekte de, amacına ve hedefine bağlı olarak yürümeye devam edecektir. Bu amaç ve hedeften esinlenerek, bu yılki açılış törenimizi bir temayla başlatmak istedik. Bu temanın adı “Doğu’dan Batı’ya Gelecek Vizyonu”dur. Üniversitemizin 58 yıllık birikimi ve özellikle son yıllarda yakalanan gelişim ivmesini temel alıp, çağdaş bir gelecek vizyonuna vurgu yapan bu tema, diğer taraftan Cumhuriyet’in harcının Erzurum’da atılmış olmasından esinlenerek, cumhuriyetin 100. yılına da yine Erzurum’dan sembolik bir gönderimde bulunmayı amaçlamaktadır. Bunun yanında, Üniversitemizde bu yıl odaklanılacak çalışma projeksiyonuna ilişkin de işaretler taşıyan bu tema ile gelecek inşasına dönük kurumsal reflekslere de dikkat çekilmek istenmektedir. Bilindiği gibi, “hızla yenilenen ve çoğalan bilgi birikimine paralel olarak, bireylerin bilgi ve becerilerini güncelleyebilmeleri ve yenilerini kazanabilmeleri için eğitime olan ihtiyaçları sürekli artmaktadır. Bu itibarla geleceğe yönelik tasarımları bugünden kurgulamak ve bu doğrultuda çalışıp, etkin yaklaşımlarda bulunmak, artık yaşamsal bir öncelik halini almış bulunmaktadır. Atatürk Üniversitesi olarak bu gerekliliğin farkında olduğumuzu bilmenizi istiyorum. Kaldı ki üniversitelerin geleneksel görevleri arasında geleceği kurgulama ve gelecek inşasında bulunma eğilimleri de vardır. İşte tüm bu gerekliliklerden ötürü, gelecek vizyonuna ilişkin, ciddi ve erişilebilir hedefler ve öngörüler doğrultusunda, çoğunluğu reform ve revizyon hamleleri barındıran çalışmalar yapmak zorundayız. Bir yönüyle “nasıl bir üniversite istiyoruz?” ve “ideal olan nedir?” sorularına yanıtlar verebilen, diğer yönüyle de bilgiyi, bilimi ve bilimsel üretimi sosyal ve ekonomik faydaya dönüştürebilecek olan bu çalışmalar, kuşkusuz gerçekçi, akılcı, sürdürülebilir ve kapsayıcı karakterler taşımalıdır. Bu ise üniversitemizi öngörüsü net ve vizyonu erişilebilir bir üniversite yapacaktır. Üniversitemiz özellikle son yıllarda gerçekleştirilen derinlikli ve çok boyutlu çalışmalarla hem yurt içinde, hem de uluslararası konjonktürde oldukça dikkat çeken övgü ve takdirlere muhataptır. Bu övgü ve takdirlere daha da layık olmak ve mevcut ile yetinmeyip, daha iyiyi yakalamak adına “Doğu’dan Batı’ya Gelecek Vizyonu” teması bağlamındaki öngörü ve hedeflerimizden bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikli olarak Üniversite genelinde yapılacak olan vizyon kurgusuna paralel olarak, en küçük birimin dahi, kendi geleceğine ilişkin alternatifli gelecek kurguları yapmaları ve bunların realize edilebilirliğini sağlamaları gerekmektedir. Kuşkusuz her türlü girişim, gelişim ve kalkınma hamlesi öncelikle ihtiyaçların belirlenmesi ile başlar. Dolayısıyla öngörü ve hedeflerimizin ilk adımında kurumsal, yapısal, eğitsel ve akademik ihtiyaç verilerinin saptanması olacaktır. Bu, en küçüğünden, en büyüğüne kadar üniversite içindeki her birimin kendi fiziki durumlarını, alt yapı imkanları ve teknolojik donanımlarını, eğitsel ve akademik yapılarını gözden geçirmesi demektir. Bu noktada rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki, hemen her birimimizdeki fiziki yapı, teknik ve teknolojik imkan ve donanımlar yenilenip revize edilmiştir zaten. Ancak burada söz konusu olan sadece şimdi değildir. Kastedilen şey, ihtiyaçların sürekli olarak güncellenmesi gerekliliğidir.
Bir sonraki adım ise bu ihtiyaçlara göre çeşitli eylem planları, proje tasarımları ve alternatif vizyon belgelerinin hazırlanması sürecini içermektedir.
Sonrasında ise tüm birimlerden gelen söz konusu plan, proje, tasarım ve vizyon kurgularının realize edilmesi süreci bulunmaktadır.
Bu üç aşamalı yaklaşımda gözetilmesi gereken asli unsurun yatay genişlemeden ziyade dikey büyüme olacağının altını çizmekte yarar vardır. Yani salt sayısal büyüme değil, özellikle niteliksel büyümeye ilişkin önem ve öncelik vurgusu…
Niteliksel büyüme perspektifinin kendini göstereceği asıl mecra Atatürk Üniversitesinin ülkemizdeki üniversiteler arasındaki yeri ve yetkinliğidir. Öngörülen gelecek hedefleri arasında üniversitemizin en büyük ve en başarılı ilk 5 üniversiteden biri olmasını sağlamak ve bunu kalıcı kılmak en önemli amaçlarımızdan olacaktır.
Yine Atatürk Üniversitesinin dünyadaki üniversiteler arasındaki yeri ve konumuna ilişkin de gelecek planlamalarının yapılması yaşamsal değerdedir. Bu bağlamda, üniversitemizin öngörülen hedefte ilk 500 üniversite arasında kalıcı olarak yerini alması elzemdir ve bu gerçekleştirilecektir.
Üniversiteye giriş sınavlarında ilk 5 binde bulunan başarılı adayların üniversitemizi tercih etmelerini özendirmek ve bu bağlamda, özellikle son yıllarda yürüttüğümüz ciddi yönetsel politikaları daha da etkin kılmak önceliklerimiz arasında olacaktır. Başarılı öğrenci adayları tarafından tercih edilebilme durumumuz, kuşkusuz Atatürk Üniversitesinin marka değerinin yüksek oluşuyla da doğru orantılıdır. Bu noktada kurumsal marka değerimizin yükseltilmesine ilişkin etkin ve kapsayıcı çalışmalar yapıp, “Atatürk Üniversiteli olmak bir ayrıcalıktır” sözünün artık romantik bir ifade kalıbı olarak değil, güçlü bir özgüvenin dışa vurumu olarak kullanılması sağlanacaktır.
Dikey gelişim perspektifinin kendini göstereceği bir diğer mecra da, nitelikli öğrenci yetiştirebilme yol ve yöntemleri olacaktır, -ki burası gelecek kurgumuzun ana dayanaklarının başında gelmektedir. Nitelikli öğrenci yetiştirme noktasında üniversitemizin sahip olduğu birikim, donanım ve yetkinliğin oldukça üst seviyelerde olduğunu belirtmekle birlikte, daha iyiyi yakalayabilme adına çaba ve çalışmalarımızın da devam ettirilmesi gerekliliğini vurgulamak isterim.
Lisans ve lisans üstü programlardaki öğrencilerimizin küresel ölçekteki akademyada daha büyük başarılara ulaşmaları gerekliliğinin yanı sıra nitelikli akademisyen yetiştirme vizyonu da yaşamsal öncelik taşımaktadır. Ayrıca mevcut akademik kadromuzun kalitesinin korunması, pekiştirilmesi ve artırılması için de çeşitli stratejiler ve güçlü programların dün ve bugün olduğu gibi yarın da daha etkin bir şekilde planlanıp, uygulanması büyük önem ve değer taşımaktadır. Yine yurt içi ve yurt dışındaki üniversitelerde çalışan nitelikli akademisyenlerin üniversitemizde istihdamlarını özendirmek ve istihdamları sağlamak konusu da gelecek vizyonumuzun önemli başlıklarından biridir.
Öğrencilerin ve öğretim elemanlarının daha etkin olarak dışa açılımlarının sağlanması konusu da gelecek vizyonumuz içinde önemli bir yer tutmaktadır. Eğitsel ve kültürel entegrasyona hizmet etmesi amaçlanan çeşitli eğitim ve değişim programları dahilindeki dışa açılımların daha sağlıklı ve işlevsel kılınması ve bu süreçteki verimin en yüksek noktaya çekilmesi kısa vadede gerçekleştirmeyi planladığımız hedeflerdendir.
Üniversitemizdeki “etki değeri yüksek yayın faaliyetleri”nin artırılması da yine gelecek projeksiyonumuz içindedir. Son yıllarda başlattığımız teşvik ve destekleme programları ile üniversitemizdeki yayın faaliyetleri ciddi bir artış ivmesi yakalamıştır. Ancak, hep dediğimiz gibi, daha iyiyi yakalamak adına bu noktadaki çalışma ve etkinliğimiz de artarak devam edecektir.
Beraberinde, kalibresi güçlü araştırma faaliyetlerinin önemle desteklenmesi konusunu da dile getirmek gerekir. Mevcut durum itibariyle “araştırmaları gerçekleştirebilmek için gerekli yapılanma ve alt yapıyı güçlendirme” çalışmalarımız büyük çoğunlukla tamamlanmış olup, bu noktada da standartların üzerinde bir aşamada olduğumuzu belirtmek isterim.
Yeterli midir?
Genel prensibimiz gereği; her iyinin, daha iyisi vardır.
Teknoloji üretmenin ve üretilen teknolojinin pazarlanması durumunun “gelecekte ayakta kalmanın tek anahtarı” olarak görüldüğü günümüzde, ARGE çalışmaları oldukça büyük önem arz etmektedir. Atatürk Üniversitesinde Teknokent üzerinden yürütülen üniversite sanayi işbirliğindeki çalışmaların hızla devam ettiğini ve desteklerin her geçen gün artırıldığını söylemek isterim. Bu çalışma ve desteklerle ARGE’lere sağlanan kaynak aktarımının akılcı ve sistematik bir temele dayalı olarak “yüksek katma değerli projelere dönüştürülmesi” hedefinin yakalanması, yine üniversitemizin gelecek kurgusunda önemli bir yer tutmaktadır.
Bununla birlikte, bugün dünyanın önemli üniversiteleri ve eğitim kurumlarıyla işbirlikleri bulunan üniversitemiz, yurt içinde de çok çeşitli kurum, kuruluş, firma ve sivil toplum örgütleriyle ortak çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmalar belirlenecek plan ve öngörüler doğrultusunda daha da geliştirilecek; küresel, bölgesel ve toplumsal katkı ve hizmet oranlarımız çok daha işlevsel noktalara ulaştırılacaktır.
Ayrıca Üniversitemizi bölgemizin ve yakın coğrafyanın bilim lojistik merkezi haline getirip, hem Türki cumhuriyetlerdeki üniversitelere model ve öncü olabilme rolü, hem de üniversiteler arasındaki iletişimde etkin bir pozisyonda olma durumu daha da güçlendirilecektir.
Akademik alanda yapılacak olan atılımların yanı sıra özellikle öğrencilerimize, öğretim elemanlarımıza ve ailelerine hitap edebilecek daha yeşil ve yaşanılabilir bir kampus ortamı sunma, yaşam pratiklerini çeşitlendirip kaliteleştirme ve sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif etkinlikleri sayıca artırıp, daha da erişilebilir kılınacaktır.
Mevcut ve gelecekteki öğrenci profilimize ve yaşam kültürümüze ilişkin atılacak adımlardan bir de, farklı kentlerde ve kültürlerde yetişen genç beyinlerin tüm renkleriyle birlikte üniversitemizde bir arada, huzur, güven ve barış içinde yaşamalarını sağlayacak daha geniş imkan ve fırsatlar oluşturmaktır. Bu bağlamda mevcut durumumuz oldukça iyi olmasına rağmen, farklılığı önemseyen ve her farklılığın birbirini etkilediği ve beslediği daha demokratik ortamların meydana getirilmesi temel amaçlarımızdandır.
Hedef ve planlarımız içinde kuşkusuz kurumsal kültürümüzü iyice pekiştirmek ve çalışanın memnuniyetini daha da artırıcı önlem ve düzenlemelerin uygulanması da yer almaktadır.
Ve nihai olarak ulusal ve uluslar arası tanınırlığımızı ve görünürlüğümüzü artırmak, değişen koşullara ve üniversiteler arası rekabet ortamına uyum sağlamak ve bu ortamda belirleyici ve takip edilen olmak, tarihsel öncü konumumuzu pekiştirmek ve bunu sürdürülebilir kılmak gelecek vizyonumuz dahilinde olan unsurlardır.
Sözünü ettiğim gelecek vizyonuna ilişkin tüm bu hedef ve öngörülerin, başta yöneticiler, bilim insanları ve paydaşlarımızdan gelenler olmak üzere, tüm görüş ve önerilerle güçlendirilmeye açık olduğunu bilmenizi isterim.
Gelecek vizyonumuz, “dışlayıcı değil kapsayıcı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, yasakçı değil özgürleştirici, aynılaştıran değil çeşitlilikte birliği savunan”, çoğulcu ve katılımcı bir anlayışın ürünü olacaktır. Aynı zamanda “kendi değerlerimiz ve kültürümüz temelinde gelenek ile modernliği, yerel ile küreseli, eski ile yeniyi, kadim ile günceli, soyut ile somutu” bağdaştıracak motivasyona da sahip olacaktır.
Atatürk Üniversitesini canlı bir organizmaya benzetirsek, her organizma gibi bu kurumun da yenilenmeye ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz.
Bununla birlikte yenilik, planlı öngörüler dahilinde daha verimli ve katkısı yüksek sonuçlar doğurur. Şunu çok iyi bilmekteyiz ki, “küreselleşmenin ve rekabetin giderek yoğunlaştığı, değişimin hızlandığı bir dönemde, akademik ve eğitime ilişkin kararların günü-birlik alınması ve bu alanlardaki çalışmaların deneme-yanılma yöntemiyle gerçekleştirilmesi, ciddi ve önemli sorunlara yol açacaktır”.
Kaldı ki, sadece üniversiteler değil, tüm ciddi kurumlar ayakta kalabilmek ve yeni düzendeki “fırsatları kendi lehlerine çevirebilmek için ister istemez gelecek perspektifine, öngörülerine daha fazla sarılma ihtiyacı” hissediyorlar.
Bugün, uluslar arası şirket ve konsorsiyumlar başta olmak üzere bir çok büyük kurum ve kuruluş geleceğin neler getireceğini, gelecek için neler yapmak gerektiğini kendi menfaatleri ve ihtiyaçları doğrultusunda inceliyorlar.
Zira biliyorlar ki, geleceğin bugünden görülüp, tasarlanması kalkınabilir olmanın en önemli anahtarlarından biridir.
Bu noktadaki kurumsal farkındalığımızın oldukça yüksek olduğunu belirtmekle birlikte, üniversitemize ait gelecek vizyonu, sosyal, fen, sağlık ve sanat alanlarında çok çeşitli bilimsel oturumlar, sempozyum, çalıştay, kongre, panel ve workshop gibi etkinliklerle tanıtılıp, gelişimi sağlanacaktır. Bunun yanında belirlenecek büyüklü-küçüklü komisyon ve gruplar eşliğinde çalışma alanları oluşturulup, sürece ilişkin etkin, verimli ve işlevsel katılımlar gerçekleştirilecektir.
İşte üniversitemizin özellikle yakın geleceği, bu çalışmalardan elde edilecek sonuç ve veriler ışığında biçimlendirecektir.
Herkesin şunu bilmesini isterim ki, Atatürk Üniversitesi ne mevcutla yetinecek, ne de geçmişiyle avunacaktır.
Bizler dünü de, bugünü de yanımıza alarak geleceği birlikte inşaa etmeye talibiz. Üniversitemizin gelişimi ile birlikte, Türkiye’nin 2023, hatta 2071 vizyonuna katkılar sunmak amacındayız.
Geleceğe umutla ve heyecanla bakmamızı gerektirecek, ideal ve hayallerimizin gerçekleşmesini sağlayacak kaynak ve potansiyel üniversitemizde bulunmaktadır.
Hayallerimizin, ideallerimizin, istek ve öngörülerimizin gerçekleşmesi için şu an gerekli olan şey sadece ve sadece tazelenmiş bir inanç, yeni bir heyecan ve daha güçlü iradedir.
Üniversitemizin gerek akademik, gerekse idari olarak tüm bunlara sahip olduğunu düşünüyor ve bu güvenle gelecek vizyonumuzun erişilebilir bir perspektifte bulunduğuna inanıyorum.
Gelecek kurgumuza ilişkin aktarmaya çalıştığım söz konusu öngörü ve hedeflerin ardından, izninizle üniversitemizin mevcut durumuna ilişkin olarak da bazı verileri sizlerle paylaşmak ve bunlara bağlı olarak bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.
Öncelikle altını çizmek istediğim en önemli gelişme Atatürk Üniversitesinin bu yıl itibariyle, öğrenci sayısı bakımından tercih edilen üniversiteler arasında ilk 3’te bulunmasıdır.
Buna ilaveten Üniversitemiz şu an, 20 fakülte, 1 konservatuar, 2 yüksekokul, 12 meslek yüksek okulu, 7 enstitü ve 20 araştırma ve uygulama merkezi olmak üzere toplam 62 birimde eğitim -öğretim faaliyeti yürütmektedir. Bu arada önemli bir gelişmeyi de duyurmak istiyorum. 20 olan fakülte sayımız yakın gelecekte, Spor Bilimleri Fakültesi ile Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesinin de kurulmasıyla 22’ye çıkacaktır.
Mevcut personel sayımız ise akademisyen olarak yaklaşık 2 bin 600, idari olarak da 3 bin 500 civarıdır.
Yine üniversitemizde, 5 farklı eğitim seviyesinde toplam 857 program mevcut olup, örgün öğretim, ikinci öğretim, açıköğretim ve uzaktan eğitim olmak üzere 4 farklı öğretim türüyle öğrenci yetiştirilmektedir.
2014-2015 eğitim yılı itibariyle Atatürk Üniversitesinin sahip olduğu toplam öğrenci sayısı da 130 bine ulaşmıştır. Yaklaşık 11 bini lisan üstü eğitim düzeyinde olmak üzere toplam 65 bin öğrencimiz örgün öğretimde, yine 65 bin civarındaki öğrencimiz ise açık öğretimde eğitimlerini sürdürmektedirler.
Üniversitemizin yurt dışına açılan penceresinde ise, yine oldukça memnun edici veriler söz konusudur. Geçtiğimiz yıl itibariyle üniversitemizde 52 farklı ülkeden bin 600 uluslar arası öğrenci eğitim görmüş ve adeta ülkemizin ve üniversitemizin gönüllü elçileri olmuşlardır.
Bu çerçevede, Erasmus, Erasmus+ ve Mevlana programları kapsamında başta Avrupa olmak üzere Amerika, Asya, Afrika ve Avusturalya kıtalarındaki program ortakları ile birlikte öğrenci ve akademik personel hareketliliği tüm hızıyla sürmektedir. Programlar kapsamında gençlik hareketleri düzenlenmekte ve öğrencilerimizin yer aldığı çeşitli uluslar arası projeler gerçekleştirilmektedir.
Üniversitemizin dışa dönük yüzünü oluşturan ikili ilişkiler bağlamındaki çalışmaların da yine oldukça verimli bir şekilde devam ettiğini söylemek isterim. Bu çalışmalara, Nebraska Üniversitesi ile birlikte organize edilen “Study Abroad” programı, Tayvan Ulusal Chung Hsing Üniversitesi PAX Programı öğrenci değişim programı, Tiflis Devlet Tıp Üniversitesi İle Tıp Öğrencisi Değişimi gibi ortak projeleri örnek gösterebilirim.
Üniversite öğrencilerinin ve öğretim elemanlarının eğitim araştırma faaliyetlerinde uluslararası deneyim kazanmalarını sağlamak, yabancı üniversitelerden gelen öğrenci ve bilim insanlarının üniversite ile bütünleşmelerine yardımcı olmak ve uluslararası program ve projelerden azami ölçüde yararlanmak amacını taşıyan bu programlarımıza paralel olarak, ülkemizdeki üniversitelerle ilgili de çok çeşitli işbirlikler içeren programlar devam etmektedir. Örneğin Farabi değişim programı kapsamında üniversitemiz öğrencilerinin bir yıllarını başka bir üniversitede geçirmelerine imkan sağlanmakta, başka üniversitelerde öğrenim gören öğrenciler de Atatürk Üniversitesi’nin akademik, kültürel ve sosyal zenginliklerinden faydalanma imkanı bulabilmektedirler.
Atatürk Üniversitesinin eğitim-öğretim programlarının bir parçası da Uluslar arası Yaz Okullarımızdır. Bu program kapsamında üniversitemizin yurt dışında ikili anlaşmalı olduğu üniversitelerden her yıl çok sayıda öğrenci için de kültürel derslerden ve ziyaretlerden oluşan 2 haftalık Yaz Okulu Programı düzenlenmektedir.
Bunun yanı sıra kış okulları programımızdan da bahsetmek gerekir. Bu program ile dünyanın farklı yerlerinde Türkçe Öğrenen Öğrenciler için iki haftalık dil kursu düzenlenmekte olup, bir yandan pek çok farklı üniversiteye ve öğrenciye üniversitemiz tanıtılırken, diğer yandan yabancı öğrencilerle kendi öğrencilerimizin tanışmasına da yardımcı olunmaktadır.
Üniversitemizin dış dünyaya açılan en önemli pencerelerinden biri de de kısa adı ESRUC olan Avrasya İpekyolu Üniversiteler Konsorsiyumudur.
Dünya üniversiteleri ile dostluğun, çeşitli alanlarda işbirliği tesisinin hedeflendiği, anlaşmaların imzalandığı, projelerin hazırlandığı ESRUC, Atatürk Üniversitesinin bir dünya üniversitesi olma yolunda atmış olduğu önemli adımlardan biridir.
Genel Merkezi ve Sekretaryası Atatürk Üniversitesinde olan ve 4 kıta ve 30’u aşkın ülkeden yaklaşık 150 Yükseköğretim kurumunun dahil olduğu bu konsorsiyum, her yıl farklı bir kurumun ev sahipliğinde küresel toplantılar icra etmekte olup, bu 2013 yılındaki toplantı Hindistan’da, 2014’deki ise Moğolistan’da gerçekleştirilmiştir.
Bu konsorsiyumun yanı sıra üniversitemizin üyesi olduğu ve dönem başkanlığını yaptığı Türk Dünyası Üniversiteler Birliğinden de bahsetmek gerekir.
Türk Keneşi olarak adlandırdığımız Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyine bağlı olan bu Birlik ile Türk Dilini konuşan ülkeler arasında ortak yüksek öğretim programlarının hazırlanıp uygulanması esas alınmış, bu doğrultuda hazırlanan yönerge Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan Milli Eğitim Bakanlarının onayıyla yürürlüğe girmiştir.
Bununla birlikte üniversitemiz başkanlığında Türk Keneşi Türk Üniversiteler Birliği Öğrenci Keneşi Yönergesinin hazırlandığını ve Konsey Genel Sekreterliği ve üye üniversiteler ile paylaşıldığını da ifade etmek isterim.
Bu arada, Birlik’in ilk genel kurul toplantısının 17 Ekim’de, yani üç gün sonra üniversitemizde yapılacağını da buradan duyurmuş olalım.
Bu tören vesilesiyle üniversitemiz açısından, dahası Türk Yüksek öğretimi açısından oldukça önemli bir gelişmeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum.
Daha önce Atatürk Üniversitesinin Almanya’daki bir şubede uluslar arası seviyede eğitim vereceğini duyurmuştuk.
Bu yıl itibariyle eğitim verilmeye başlanmıştır. İşletme programı kapsamında 300 öğrenci ile başlayan bu program işletme alanında olup, eğitim dili Almanca’dır.
Almanya’daki FOM Hochschule Üniversitesi ile ortaklaşa gerçekleştirdiğimiz ATAFOM programı ile uluslar arası düzeyde çift diploma verilecektir. Yani öğrenci, 4 yıllık lisans eğitimi sonrasında hem Atatürk Üniversitesi, hem de Almanya FOM Hochschule Üniversitesi diplomasına sahip olacaktır.
Üniversitemizin mevcut durumu ve potansiyeline ilişkin söylenebilecek diğer önemli bir başlık da Açık Öğretim Fakültemiz ile ilgilidir.
Kuruluşunun üzerinden çok kısa bir süre geçmesine rağmen, bugün gerçekten de göğsümüzü kabartacak gelişmelere imza atan fakültemiz, hem eğitim standartlarını çağdaş gerekliliklerin seviyesine taşımış, hem de teknik ve teknolojik alt yapı ve donanımını oldukça üst düzeylere çekmiş durumdadır. 4 lisans, 15 önlisans ve 1 lisans tamamlama programı olmak üzere toplam 20 program yürüten Açık öğretim Fakültemiz, ayrıca “ikinci üniversite” fırsatı sloganı altında önlisans ve lisans öğrencisi olan ya da mezun durumda bulunan herkese sınavsız ikinci bir üniversite okuma imkanı sunmaktadır.
Bugün itibariyle öğrenci sayısını 65 bine ulaştıran bu fakültemize Almanya’da bir merkez açmayı planlıyoruz. Özellikle Almanya ve Avrupa’daki Türk vatandaşlarına hizmet sunacak olan Açık Öğretim Fakültemizin Almanya’daki bu merkezi, hem üniversitemizi temsil etmesi, hem de oradaki vatandaşlarımızla köprü oluşturma görevi bakımından değerli bulduğumu belirtmek ve fakültenin gelecek vizyonunun da bizler açısından oldukça parlak göründüğünü bilmenizi isterim.
Yine kısa adı ATAUZEM olan Atatürk Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi için de benzer gelişmelerin olduğunu söyleyebilirim. Kuruluşundan itibaren hızlı ve kaliteli bir gelişim sergileyen ATAUZEM’de bugün itibariyle 13 lisansüstü, 2 de lisans tamamlama programı bulunmaktadır.
Bu programlar kapsamında 2013-14 yılında toplam 144 ders uzaktan eğitim yoluyla sunulmuş, Üniversitemizden 188 öğretim üyesi ve diğer kurum veya üniversitelerden ise 16 öğretim elemanı uzaktan derslerin yürütülmesinde görev almışlardır.
Üniversitemiz için en önemli alanlardan biri de gerçekleştirilen bilimsel projelerdir. “Bilime ulusal ve evrensel ölçütlerde katkı yapan, ülkenin teknolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına destek sağlayan” bu projeler, iç ve dış kaynaklı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) iç kaynaklı olup, üniversitemizin kendi öz kaynakları ile desteklediği proje türüdür.
Bu proje türü kapsamında geçtiğimiz yıl itibariyle, üniversitemizde toplam 587 adet proje gerçekleştirilmiş olup, toplam ödenek tutarı olan 14 milyon 100 bin TL üniversite bütçesinden karşılanmıştır.
Görevde olduğumuz son 6 yılı baz alırsak, BAP’a ayırdığımız toplam ödenek tutarı da, 2 bin 557 adet projeye, yaklaşık 76 milyon Türk lirasıdır.
Bununla birlikte dış kaynaklı projelerde ise toplamda 69 adet proje gerçekleştirilmiştir. Bunlardan 60 adeti Tübitak’a ait olup, toplamda 10 milyon 880 bin TL ödenek sağlanmıştır. Yine üniversite-sanayi işbirliği çerçevesindeki Santez Projelerinde, 2 adet proje gerçekleştirilmiş olup, buradan da yaklaşık 910 bin TL kaynak aktarımı temin edilmiştir. Farabi ve Mevlana projelerinde ise 2 adet projeye yaklaşık 730 bin TL’lik ödenek sağlanmıştır. Bunlarla birlikte 5 adet de Avrupa Birliği Projesi yapılmış olup, 4 projeye toplam 232 bin 250 Euro destek alınırken, 1 adet projeye de 44 bin 535 Dolar ödenek temin edilmiştir.
Bunların yanı sıra uzun süreli yurt dışı araştırma etkinlikleri programı, kısa süreli bilimsel etkinliklere katılımı destekleme programı ve ayrıca bazı projeler kapsamında yurt dışına 466 öğretim elemanı gönderilmiş olup, toplamda 801 bin 660 Dolar ödenek sağlanmıştır.
Son 6 yıllık dönemi dikkate aldığımızda ise yurt dışına gönderilen 901 öğretim elemanımıza toplam 1 milyon 417 bin 850 Dolar ödenek verilmiştir.
Projelerden bahsetmişken üniversitemizin önemli birimlerinden olan Teknokent’ten de söz etmek gerekir.
Üniversitemizin özellikle sanayi merkezli çalışmalarının odağını oluşturan Teknoket’te şu an faaliyet gösteren firma sayısı 38’dir. Proje sayısı olarak da, bugün itibariyle 54 adet devam eden proje bulunmakta olup, 83 adet proje de tamamlanmış durumdadır.
Teknokent ile ilgili bir önemli gelişme de üniversitemizdeki çalışmaların proje çıktılarını sanayiye taşıyan ve adeta üniversite ile sanayi arasında köprü vazifesi görecek olan Teknoloji Transfer Ofisi’nin kurulmuş olmasıdır. Bu ofiste 5 modülde hizmet verilmeye başlanmış olup, önemli modüllerden biri olan Türk Patent Enstitüsü Patent ve Dokümantasyon Birimi ile akademisyenlerin bilimsel çalışmalarını, BAP kaynaklarını da kullanarak fikri koruma altına alınabilmektedir.
Yarın, yani 15 Ekim tarihi itibariyle gerek Üniversitemiz açısından, gerekse şehrimiz, ülkemiz ve bilim camiası açısından oldukça önemli bir projenin; Doğu Anadolu Gözlemevi projesinin imza törenini gerçekleştireceğiz.
Gözlemevi projesi Türkiye’nin ve bölgesinin 4 metre çaplı en büyük teleskobuna sahip olacak uluslararası bilimsel araştırma ve gözlemevi merkezinin kurulacağı büyük ve önemli bir projedir. Gözlemevi yerleşkesi olarak şu anda Dünya’nın 3.en yüksek gözlemevi yerleşkesi olarak kabul edilen ve Üniversitemize tahsis edilmiş olan Konaklı “Karakaya Tepeleri” şimdiden Dünya üzerindeki önemli gözlemevleri yerleşkelerden birisi olmaya adaydır.
Bu kapsamda, işbirlikleri çerçevesinde ortak teleskop ve gözlem aygıtları yapılması, kurulması ve kullanımı konusunda teklifler gelmeye başlamıştır.
Bu proje ile Erzurum atmosferik ve coğrafik özellikleri nedeniyle sadece kış sporlarında değil, özellikle astronomi alanındaki potansiyeli de Dünya’ya duyurulacak; astrofizik alanında teleskobu ve gözlemevi altyapısıyla, ülkemizin lider ve öncü araştırma merkezlerinden birisi olacaktır.
Bu önemli gelişmenin yanı sıra Atatürk Üniversitesindeki mevcut yapılaşma ile yeni yapılaşmalara ilişkin de ana hatlarıyla bazı bilgiler vermek istiyorum.
Üniversitemizin önemli özelliklerinden biri de, kampüs içindeki birimlere ait yapıların hem sayıca, hem de işlevsel yeterliliği noktasında ülke standartlarının bir hayli üzerinde oluşudur. Buna rağmen bazı noktalarda çeşitli açmazların yaşandığı da bir gerçektir. Bu itibarla kampüs içinde bulunan çok sayıdaki binada onarım, güçlendirme ve yeniden güncelleme faaliyetleri hızla sürmektedir.
Ayrıca bazı fakülte ve birimlerimize de ek ve yeni binaların inşası da devam etmektedir. 2015 yılında bitirilmesi öngörülen Diş Hekimliği ve Mühendislik ek binalarıyla birlikte, üniversitemizin batı kampüsünde Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, Açıköğretim Fakültesi ile İletişim Fakültesine de yeni binaların inşasına başlanacaktır.
Yine üniversitedeki öğrenci İşlerini bir arada toplayacak ve bu noktadaki tüm ihtiyaçlara cevap verebilecek Öğrenci İşleri ile Uluslar arası İlişkiler Ofisi’ne ait bir bina da inşaa aşamasındadır.
Ayrıca Erzurum’a ve üniversitemize ciddi katkılar sağlayacak olan Turizm Uygulama Otelimizin de projesinin tamamlandığını duyurmak isterim.
Bununla birlikte bilgi işlem alanında da ciddi gelişme ve yenilikler sağlanmıştır. 4 farklı yönetim sistemi ile üniversitemize ait bilgi sistemlerinin ihalesini tamamlanmış olup, bunlar Elektronik Belge Yönetim Sistemi (EBYS), Personel Bilgi Sistemi (PBYS), Organizasyon Yönetimi Bilgi Yönetim Sistemi (OYBYS) ve Akademik Performans Bilgi Yönetim Sistemi (APBYS)’dir.
Kampüs içindeki çevre düzenlemesine ilişkin olarak da önemli çalışmaların yapılarak, gerek cadde ve trafik düzenlemeleri, gerek aydınlatma, gerekse yeşil alanlarda hem daha işlevsel, hem de daha estetik düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.
Kampüsün yüzeyinde bu çalışmalar yapılırken, kuşkusuz alt yapıda da üniversitemizin on yıllarına hizmet edecek olan çalışmalar yürütülmektedir. Başta ısı olmak üzere alt yapıdaki tüm galeri sisteminin yenilendiği bu çalışmalar sayesinde zaman zaman alt yapıya ilişkin yaşanan bazı sorunların da köklü çözümü sağlanmış olacaktır.
Yapılaşmalardaki yenileme ve iyileştirme çalışmaları bağlamında Üniversitemiz Araştırma Hastanesi ile ilgili bazı noktalara da dikkatlerinizi çekmek istiyorum.
Sadece Erzurum ve bölgemiz değil, yakın coğrafyadaki hastalara da sağlık hizmeti sunan Araştırma Hastanemiz bin 450 yatak kapasitesiyle gelecek vizyonumuz içinde geniş ve önemli bir yer tutmaktadır. Bu vizyon doğrultusunda mevcut potansiyeli büyütmek ve eksiklikleri gidermek adına bir takım adımlar atılmaktadır.
Bu adımlar arasında hastanenin Kemoterapi ünitesine ait yeni bir binanın yapılması ile değişik polikliniklerin yer alacağı ünite binalarının inşaatları yer almaktadır.
Yine Acil servise ait bir yoğun bakım ünitesi ile Algoloji (ağrı polikliniği)nin de inşaası sürmektedir.
Bunlarla birlikte özellikle hasta yakınlarına ve refakatçilere hizmet edecek olan bir sosyal tesisin de hastanemize kazandırılacağını buradan sizlerle paylaşmak isterim.
Bu arada Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinin diğer tüm bölüm ve ünitelerinde olduğu gibi organ nakli, kemik iliği ile tüp bebek alanlarında da yurt içi ve yurt dışında haklı bir üne kavuştuğunu sözlerime eklemek istiyorum.
Türkiye’nin en iyi ve en donanımlı hekim ve hocalarını barındıran Araştırma Hastanemizin bir diğer önemli özelliği de tıp eğitimi alanında on yıllardır adeta doktor yetiştirme merkezi olarak işlev görüyor olmasıdır. Buradan yetişen doktorlarımız bugün yurt içi ve yurt dışındaki çok sayıda hastane ve sağlık kuruluşunun bel kemiği durumundadırlar. Buradan, bu değerli hekimlerimize hizmet ve başarılarının devamını diliyor, hastanemizdeki hekim ve hocalarımıza da bilhassa teşekkürü bir borç biliyorum.
Üniversitemizin çok değerli öğretim elemanları;
Sözlerimin sonuna yaklaşmışken, sizlere seslenmek ve bazı önemli noktalara işaret etmek istiyorum.
Bildiğiniz gibi, çağımız, “bol laf ve slogan üretenlerin değil, eğitim ve araştırmalarını, bilgi, iletişim ve teknoloji ile bütünleştiren, stratejik hedeflerini topluma benimsetebilmiş ve bunları ciddiyetle uygulamaya geçirmiş” kurumların çağı olacaktır.
Bu noktadaki en büyük görev sizlerindir.
Çağımızda alabildiğine hızlı değişimler yaşanmakta ve yakın gelecekte siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda çok daha köklü ve güçlü değişimlerin yaşanması beklenmektedir.
Buna hazırlıklı olması gereken kesim öncelikle sizler olmalısınız. Sizler olmalısınız ki, çağı okuyarak, çağın ve geleceğin gerektirdiği şeylere vakıf olabilesiniz. Sizler olmalısınız ki, gençleri ve toplumu bu değişimlere hazırlayıp, geleceği daha sağlıklı ve doğru kodlarla kurgulayabilesiniz.
Hem yarının eğilimlerini bilmeden ya da öngöremeden yarının yol haritası nasıl çıkarılabilir ki?
Üniversitemizin kıymetli hocaları;
Yarının yol haritasında belirleyici olduğunuz gibi, derinlikli ve etkin bir projeksiyona sahip olan Atatürk Üniversitesinin rolünün sadece Erzurum’dan ve bölgeden ibaret olmadığının bilincinde olduğunuzu da biliyorum.
Üniversitemizin ülke genelindeki ve küresel çaptaki görünürlüğü, bilinirliği, tanınırlığı ve itibarı sizlerin çalışma ve araştırmalarınızla doğrudan ilişkilidir.
Çağımız değişimler çağıdır ve değişimlerin sıkça yaşandığı mevsimlerde rüzgar esintileri daha fazla, dolayısıyla da savrulmalar daha da çok olur.
Gerek kurumsal olarak, gerekse akademik anlamda çağın esip savuran ortamında bir o yana, bir bu yana savrulmamak için kimlikli, kişilikli ve alanlarında yetkin bilim insanları olmak zorundayız.
Geleceğe sahip olmak, geleceğin dünyasında yer alabilmek, aktif ve belirleyici konumlarda olabilmek adına bu zorunluluğu yerine getirmek durumundayız.
Ciceron’un dediği gibi, “gelecek, yorgun ve bezgin insanlara değil, rahatını terk edebilen, gayretli insanlara aittir”.
Çok değerli gençler, sevgili öğrencilerim;
Sizlere de, geleceğinize güven ve umutla bakmak için büyük hayallere, büyük ideallere ve büyük hedeflere sahip olmanızı öneriyorum. Zira bilmenizi isterim ki, tarihteki tüm büyük başarılar, büyük atılımlar, tüm doğru ve uygun yenilik ve değişimler büyük hayallerin, büyük ideallerin, büyük tutkuların ve coşkuların sayesindedir.
Albert Einstein, “coşku zekadan daha önemlidir” derken, bu gerçeği kastetmektedir.
Evet.. coşkusuz ne hayal, ne ideal, ne de hedef olamayacağı gibi, coşkusuz kurgulanan her gelecek planlaması da yarım ve yetersiz kalmaya mahkumdur.
Bu topraklar ve bu millet, dahası topyekün tüm bir insanlık sizlerin yüce ideallerle donatılmış, bu büyük coşku ve tutkularınıza muhtaçtır.
Görüyorsunuz, dünyanın her biri yanı yangın yeri. İnsanlık belki de tarihin hiçbir safhasında böylesine düşmedi, böylesine karanlıklar içinde kalmadı. Hele coğrafyamızı düşünürsek, çocuklar sersefil, kadınlar periperişan, gençler yarınsız, yetişkinler çaresiz…
Bu coğrafyanın yarını siz olun! Bu coğrafyanın yarınına siz karar verin.
Zira sizin köklerinizde kocaman bir insanlık ideali yatmaktadır. Sizin medeniyetinizde, sizin kültürünüzde, örfünüzde, adetinizde insanlığa şefkat eli olmak, yaralara derman, huzur ve refaha ortam olmak vardır. Sizler “kökü mazide olan atinin mensuplarısınız”.
Ve nihayetinde, Mustafa Kemal Atatürk‘ün sizlere yaptığı şu veciz seslenişe de kulak kesilmenizi istiyorum.
“Gençler,
Cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve kültür ile insanlık değerinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaksınız”
Sevgili gençler,
Geleceğin sorumluluğunu yüklenirken, şu düsturdan asla taviz vermemenizi istiyorum. Ne ahlakı olmayan bilgiden, ne de bilgisi olmayan ahlaktan yarar gelir.
Sizlere bilgilenin, çağın bilgi ve birikimiyle donanın derken, beraberinde ahlakı kuşanıp, ahlakla yarınları inşa etmenizi de öneriyorum.
Bugün insanlığın yaşadığı temel açmaz budur.
Ülke olarak yaşadığımız son olaylara da bakarak, bu temel açmazı görebilmek mümkündür.
Kardeşliğin, birlikte yaşama kültürünün, toplumsal ve insani değerlerin hiçe sayılıp, ayaklar altına alındığı çirkin ve alabildiğine kınanılmayı gerektiren olaylar.
Bilinçsiz yığınlar, sözde özgürlük ve sözde hak arama bahanesiyle çoluğun çocuğun, garibin gurabanın, yetimin ve kamunun malını ve hakkını fütursuzca çiğnemektedirler.
Bu yığınlar bilinçsiz oldukları kadar, ahlaki değerlerden de uzak hareket etmektedirler.
Şimdi soruyorum; bu yığınlara, yani o gençlerimize, çocuklarımıza bilinç ile birlikte yeteri kadar ahlak aşılanmış olsaydı, hiç bu yaşananlar cereyan eder miydi?
Hiç başka bir insanın malına ve canına kastederler miydi?
Onları, “sakın incitme bir canı / yıkarsın arş-ı rahmanı” düsturu doğrultusunda yetiştirmiş olsaydık, hiç böylesine ırza, mala ve cana el uzatılabilir miydi?
İşte bunun için diyorum ki, bilgiden ve bilimsel üretimden ahlakı çıkarıp atarsanız, ne insanlığa faydalı olabilir, ne de aydınlık yarınlar inşa edebilirsiniz.
Yinelersek, önce ahlak, sonra bilim diyor, refah dolu yarınların oluşmasında ahlak bilincinin bireyden toplumlara, oradan da tüm bir insanlığa ulaştırılarak kurtuluşun mümkün olabileceğini ifade etmek istiyorum.
Saygıdeğer aileler, kıymetli veliler;
Bu noktada sizlere de büyük görevler düştüğünü hatırlatmak isterim
Unutulmamalıdır ki, ahlaklı nesiller ancak ahlakı önemseyen aileler sayesinde vücut bulacaktır.
Görüyorsunuz.. sadece maddi ve mesleki kimliklerin yeterli olması insanlık adına çözüm olmuyor. Sorunlar bitmiyor; yıkımlar ve trajediler son bulmuyor.
Gerekli olan şey, insani değerler temeline dayalı ahlaklı duyuş, düşünüş ve davranış modelleri oluşturmak, maddi ve mesleki konumumuzu bu modelle sentezlemektir.
Bizler çocuklarınızı, maddi ve mesleki geleceğe hazır ederken, sizlere de çocuklarınızın manevi kimlik ve kişiliklerini bu değerler doğrultusunda biçimlendirmek düşmektedir.
Bu sorumluluğunuzu bu vesileyle hatırlatmak, “güçlü ailenin, güçlü millet” demek olduğunu özellikle vurgulamak isterim.
Bu arada çocuklarınızın emin ellerde bulunduğuna da içtenlikle inanabilirsiniz.
Atatürk Üniversitesinde akademisyeninden, idari personeline, öğrencisinden yöneticisine, herkes güçlü ve huzurlu bir ailenin mensuplarıdır.
Çocuklarınıza da, bizlere de güvenin ve yanımızda bulunmaya devam edin.
Bizler umut varız. Işıl ışıl bakan gençlerimizle yarınlarımız daha müreffeh, daha aydınlık olacaktır.
Çok değerli çalışma arkadaşlarım, kıymetli personelimiz,
Hiç kuşku yok ki, üniversitemizin mevcut durumunun bu denli iyi olmasında sizlerin emek ve katkısı tartışılamazdır. Yine üniversitemizin parlak geleceğinde de imzası olanlar arasında sizler başlarda yer alacaksınız.
Bizler iyi biliyoruz ki, her emek ve alın teri kutsaldır ve hiçbir şey onun üzerinde değildir.
Birazdan üniversitemizdeki 35 yıllık alın terlerinden ötürü şükran ve takdirlerimizi sunacağımız çok değerli çalışanlarımız için plaket törenimiz olacaktır.
Sembolik değeri oldukça büyük olan bu plaket törenimiz vesilesiyle, diğer tüm çalışanlarımıza da kalbi minnetlerimi ifade ediyorum.
Şunu bilmenizi isterim ki, kurumsal işleyişin ve kurumsal kültürün taşıyıcısı ve yürütücüsü olan sizler, Atatürk Üniversitesi için çok değerli ve çok önemlisiniz. Vasıflarınızla, ehliyet ve liyakatinizle, yetenek ve meziyetlerinizle Atatürk Üniversitesi ailesi arasında mümtaz bir yeriniz bulunmaktadır.
Sayın protokol, saygıdeğer davetliler;
Sözlerime burada son verirken, “Doğu’dan Batı’ya Gelecek Vizyonu” temasıyla açılışını gerçekleştirdiğimiz yeni akademik yılın bir kez daha, üniversitemize, milletimize ve insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum. Törenimize iştirak eden siz değerli konuklarımıza da en içten duygularla teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.
Tören’e, Üniversitemizde 35 Hizmet yılını dolduran personelin ödüllerinin verilmesi ile son buldu.

© Copyright 2020

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.