21.06.2026 - 05:24 | Son Güncellenme:
Kadriye Özçelik - Yaklaşık 500 bin yıl öncesinden başlayarak M.S 4. yüzyıla kadar insanlar tarafından kesintisiz olarak kullanılmış olan Karain Mağarası, yalnızca Türkiye’nin değil, dünya tarih öncesi arkeolojisinin en görkemli arşivlerinden biridir. Paleolitik Çağ'ın yani Yontma Taş Çağ’ının tüm dönemlerini katmanlarında koruyan mağara, sadece kültürel zenginliğiyle değil; sarkıt, dikit gibi göz alıcı mağara oluşumları ile de öne çıkıyor. Gerek içerdiği yontmataş kültürleri gerek Pleistosen Dönem (Buzul Çağı) fauna ve florasına ait verileriyle ve en önemlisi de Orta Paleolitik Dönem insanları olan Neandertallere ait fosil buluntularıyla Karain Mağarası ayrıcalıklı bir öneme sahiptir. Mağara, Paleolitik sonrası çağlarda da (Neolitik, Kalkolitik, İlk Tunç) insanlara barınak olmuş, Roma Dönemi’nde ise bir tapınak ve kült merkezi olarak kullanılmıştır. Mağaranın dış duvarları üzerinde yirmiye yakın kitabe bulunuyor. Bu kitabelerin içeriklerinden Karain’de Roma Dönemi’nde bir “Dağ Anası” ya da “Dağ Tanrıçası”na (Magna mater ya da Meter oreia) tapınıldığı ve adaklar adandığı anlaşıldı.
Antalya il merkezinin yaklaşık 30 kilometre kuzeybatısında, Döşemealtı ilçesinin Yağca Mahallesi sınırlarında yer alan Karain, Batı Toroslar-Bey Dağları silsilesi içindeki Katran Dağı’nın yamaçlarındadır. Mağaranın aktüel girişinden dışarıya bakıldığında, bugün dünyanın en önemli tufa oluşumlarından biri kabul edilen Döşemealtı Ovası'nın manzarası ile karşılaşılır. Deniz seviyesinden 395 metre, ovadan ise 100 metre yüksekte, doğal bir kale gibi ovaya hâkim olan bu konum, elbette tesadüfi bir tercih değildir. Mağaranın çok uzun süreli ve kesintisiz olarak iskân edilmesinde bulunduğu söz konusu konum en önemli etkenler arasındadır. Ayrıca mağaranın yapısı, Pleistosen Dönem’in büyük bir kısmında bölgedeki uygun iklim ve çevre koşulları, Kırkgözler olarak bilinen zengin su kaynakları, av hayvanlarının çeşitliliği ve bolluğu ile yontmataş aletlerin yapımında kullanılan taş hammadde kaynaklarının ulaşılabilirliği de insanların yaşamak için temel ihtiyaçlarını çok rahat karşılayabilmelerine olanak sağlamıştır.
Karain, bu bölgede yalnız da değildir. Yakın çevresi; Öküzini ve Suluin, Mustanini, Sırtlanini Kızılin, Çarkini gibi birçoğu bilim dünyasınca iyi bilinen prehistorik mağaralarla çevrilidir. Karain, adeta bu prehistorik mağaralar ağının merkezi, ana yerleşkesi konumundadır.
Karain, farklı büyüklükteki yedi gözden oluşur. Yüz binlerce yıl önce, insanlar henüz buralara ayak basmadan çok evvel, belki bu gözler birbirleriyle bağlantılıydı ancak zamanla kalsitik oluşumlar, tavan döküntüleri ve dışarıdan sel sularıyla mağara içine taşınan molozlar nedeniyle dolarak gözler arasındaki bağlantılar kesilmiş olmalıdır. A’dan G’ye kadar harflendirilen bu gözler, dönemin avcı-toplayıcılarına birbirinden bağımsız, korunaklı yaşam alanları sunmuştur. Ancak atalarımızın yaşantılarının sırları, kazıların yoğunlaştığı ve günümüzde de devam ettiği E ve B gözlerindeki verilerle aydınlığa çıkarılıyor. Her iki gözde arkeolojik dolguların kronolojik ve stratigrafik anlamda birbirlerini takip etmesi söz konusudur. En kalın arkeolojik dolguya (yaklaşık 11 m.) sahip olan E Gözü'nde sadece Pleistosen döneme (Buzul Çağı) ait izler bulunurken, B Gözü'nde hem Pleistosen hem de Holosen dönem dolguları bir arada bulunur.

Neandertallerin sığınağı: E Gözü
E Gözü'ndeki dolgunun tamamı, Paleolitik Çağ'ın (Yontma Taş Çağı) farklı evrelerini barındırır. Bu gözde Ana Dolgu ve Doğu Profili olmak üzere iki kazı alanı vardır. Kazılar son yıllarda altı farklı jeolojik ünitenin yer aldığı Ana Dolgu üzerinde yürütülüyor. Ana dolgunun en üst kısmı olan I. jeolojik ünite içinde yer alan 1-4. arkeolojik seviyeler Geç Üst Paleolitik ya da Epi-paleolitik dönemlere ait yontma taş buluntuları karışık olarak içerir. 5. arkeolojik seviyeden itibaren ise çok zengin bir Orta Paleolitik katlaşım kendini gösterir. Bu uzun süreli Orta Paleolitik evre, Toros-Zagros sistemindeki mağaralarda görülen Moustérien kültürüyle büyük benzerlik taşır ve "Karain Tip Moustérien" olarak isimlendirilir.
Bu seviyelerde, önceden tasarlanmış yonga veya uç elde etmeyi amaçlayan Levallois tekniğinin yoğun olarak uygulandığı görülür. Alet topluluğunun büyük bir oranını kenar kazıyıcılar oluştururken, av aletleri olan uçlar ikinci önemli gruptur. Avcı-toplayıcı atalarımızın alet çantasında ayrıca çentikli ve dişlemeli aletler, sırtlı bıçaklar, taş delgiler ve ön kazıyıcılar gibi formlar da bulunur. ESR (Elektron Spin Rezonans) ve TL (Termolüminesans) yöntemleriyle G.Ö. 160.000-60.000 arasına tarihlenen bu dönemin en ünik buluntuları, aletlerin yapımcısı olan ve Türkiye'de sadece Karain Mağarası'nda ele geçen Homo neanderthal insanına ait fosil kalıntılardır.
Daha derinlerde, Charentien Tip Moustérien (G.Ö. 350.000-300.000) evresi başlar. Burada Levallois teknik azalmış, kalın yongalar üretilmiştir. Bunun da altında yer alan Proto-Charentien (IV. jeolojik ünite) evresinde ise iri kalın yonga taşımalıklar üzerine dişlemeliler ve kalın uçlar görülür. Kalker hammaddeli "iri kesici aletler" bu seviyelerde bir Acheulo-Yabrudiyen evrenin varlığı düşüncesini doğurmuştur.
Orta Paleolitik dönem boyunca taştan yapılmış aletlerle birlikte büyük kısmı avlanılarak tüketilen hayvanlara ait kemik kalıntıları da mağaranın dolgularından çıkarılmıştır. Fil, gergedan, su aygırı, alageyik, yaban koyunu, mağara ayısı, mağara aslanı, panter ve sansar gibi hayvanlar ile zengin bir mikro fauna bulunmuştur. Atalarımız bu hayvanlarla aynı ekosistemi paylaşmış, hayatta kalmak için zorlu bir mücadele vermişlerdir.
Modern insanın sahneye çıkışı: B Gözü
E Gözü’ndeki kültürel süreçlerin devamı niteliğindeki B Gözü dolguları, Pleistosen ile Holosen dönemleri birbirine bağlar. En alttaki Karain Tip Moustérien evrenin üzerinde Türkiye’de sadece iki mağarada görülen Üst Paleolitik kültür yer alır. P.II ünitesindeki Üst Paleolitik Aurignacien evresinde (G.Ö. 31.280-28.100), kalın ön kazıyıcılar, dufour dilgicikleri ve yumuşakça kabuklarından yapılmış boncuklar görülür. Artık insan sadece hayatta kalmıyor, süsleniyor, estetik bir kaygı güdüyor ve belki de statüsünü sergiliyordu.
P.I ünitesi ise Epi-paleolitiğin üç farklı evresini barındırır (G.Ö. 20.000-17.500); mikrolitler, zengin bir kemik endüstrisi ve süs objeleri bu dönemi yansıtır.
B Gözü'nün üst kısmındaki yaklaşık iki metrelik Holosen dolgular ise, Geç Neolitik Çağ'dan başlayıp Kalkolitik, İlk Tunç Çağı, Roma ve Orta Çağ'a kadar uzanan kesintisiz bir tabakalaşma sunarak avcı-toplayıcılıktan yerleşik çiftçiliğe geçişin tüm aşamalarını gözler önüne serer.
Arkeolojik mirasın ötesinde Karain; polenler, tohumlar ve hayvan fosilleriyle paleoekolojinin yeniden kurgulanmasını sağlayan eşsiz bir doğa tarihi arşividir.

E Gözü’nde çarpıcı buluntular sunan Neandertallerin oturma tabanı
Son yıllarda yatay planda devam eden kazılarda E Gözü’nde ana dolgu üzerinde 48 ve 52. arkeolojik seviyelerde bir "oturma tabanı" bulunmuştur. Çeşitli boydaki kalker blokların belirli bir düzenle yerleştirilmesiyle oluşturulan bu alan, aşağı kotlara inildikçe yerini kalsit mineralli suların etkisiyle birbirine yapışmış kalker çakıllara bırakır. Bu düzenleme, mağarayı iskân eden avcı-toplayıcı grupların su izolasyonunu sağlamak ve yaşanabilir bir zemin oluşturmak amacıyla bilinçli bir davranış sergilediklerini gösteriyor. Bu davranış, Anadolu’nun ilk sakinlerinden olan Karain Neandertallerini, sadece mevcut koşullarda yaşamaya çalışan insanlar değil, mekânı kendi ihtiyaçlarına göre izole edip basitçe de olsa bir konfor alanı sağlamaya çalışan “ilk mühendisler” olarak düşünmemize olanak sağlıyor. Bu oturma tabanı üzerinde farklı işler için kullanılmış mekânları belirlemek mümkün olmuştur. Özellikle üzerlerinde kemik kalıntıları korunmuş bir vaziyette çok sayıdaki vurgacın varlığı ile iri kemiklerin parçalandığı bir alan çok net gözlenebilmiştir.
Bu seviyelerden yeni elde edilen bir OSL tarih 400 bin yıl öncesini işaret ediyor. Son iki yılın en önemli buluntularından olan Neandertal benzeri insan dişleri de bu tarihlere aittir. Bu döneme tarihlenen Neandertal benzeri insan kalıntıları dünya genelinde oldukça nadir olarak belgelenmiştir. Bu nedenle, yalnızca Karain Mağarası’nın değil, genel olarak Orta Pleistosen erken insan evrim ve hareketliliklerinin anlaşılması açısından da dikkate değer buluntulardır.
Oturma tabanı ile bağlantılı olan gravürlü bir kemik parçası ise simgesel düşüncenin en eski ve eşsiz örnekleri arasında yer alır.
V. Jeolojik üniteden itibaren başlayan ve yaklaşık üç metre olan Alt Paleolitik seviyelerin günümüze en yakın süreci yaklaşık 500 bin yıl öncesini işaret eder. Tayacien kültürün izleri görülüyor. Bu seviyelerde iki yüzeyli Acheuléen aletlerin bulunması, bu aletlerin yapımcısı olan Homo erectus fosillerinin de ilerleyen kazılarda karşımıza çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor.