ArkeolojiAntik Hellen dünyasında müzik ve enstrümanlar: Musaların armağanı

Antik Hellen dünyasında müzik ve enstrümanlar: Musaların armağanı

20.09.2026 - 04:18 | Son Güncellenme:

Doç. Dr. Mesut Kınacı - Hellenler müziği tanrısal kökene bağlamışlardır ancak bu mitoslar yalnızca “kim icat etti” sorusunu yanıtlamaz, enstrümanlar arasında bir değer hiyerarşisi kurar

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
Antik Hellen dünyasında müzik ve enstrümanlar: Musaların armağanı

Antik Hellen dünyası üzerine çalışan bir tarihçinin er ya da geç kabul etmek zorunda kaldığı bir gerçek vardır: Söz konusu insanların yaşamında müziğin bulunmadığı bir alan neredeyse yoktur. Beşikteki bebek ninniyle uyutulmuş, çocuk lyra dersleriyle büyümüş, hoplit aulos sesine ayak uydurarak düşmana yürümüş, gelin düğün şarkılarıyla yeni evine götürülmüş, ölü ise ağıtlarla uğurlanmıştır. Bu yoğunluğun kavramsal karşılığı mousikē’dir. Terim, Zeus ile Mnemosyne’nin kızları olan Mousalardan türemiştir1 ve bugün “müzik” dediğimizde anladığımızdan çok daha geniş bir alanı kapsar: Şarkıyı, dansı, şiiri, destan anlatımını, solo ve koral icrayı tek çatı altında toplayan bir performans sanatları bütünüdür.2 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Ege’nin ilk sesleri

Hellen müziğinin kökleri Hellenlerden çok daha eskiye uzanır. Bölgedeki en erken buluntulardan biri, Keros’ta ele geçen ve M.Ö. yaklaşık 2700’e tarihlenen, oturur pozisyonda arp çalan bir müzisyeni betimleyen mermer heykelciktir; aynı adadan gelen bir başka heykelcikte ise ayakta duran bir aulos icracısı tasvir edilmiştir.3 Girit’te bir Knossos mührü üzerinde at nalı biçimli üç telli bir lyrayı dans ederek çalan bir kadın, Pylos sarayında M.Ö. yaklaşık 1300’e tarihlenen bir duvar resminde ise yine bir lyra icracısı betimlenmiştir.4  Genel tablo, Minosluların arp, aulos ve çeşitli vurmalılarla icrada bulunduklarını, Mykenlerin ise bu birikimi devralıp geliştirdiklerini düşündürür. Karanlık Çağ’ın kapanmasıyla, M.Ö. VIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren vazolar üzerinde yeniden müzikal sahnelerle karşılaşırız — ki aynı yüzyıllar, müzisyenliğin bir uzmanlık, giderek de bir meslek olarak tanımlandığı dönemdir.5

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Mitosun kurduğu hiyerarşi

Haberin Devamı

Hellenler müziği tanrısal kökene bağlamışlardır ancak bu mitoslar yalnızca “kim icat etti” sorusunu yanıtlamaz, enstrümanlar arasında bir değer hiyerarşisi kurar. Lyranın icadı, Homerosçu İlahiler’de adım adım anlatılan teknik bir zanaat öyküsüdür: Yeni doğmuş Hermes, karşılaştığı kaplumbağanın kabuğunu ses kutusu olarak kullanır, iki kolu diker, aralarına yatay bir çubuk sabitler ve koyun bağırsağından yedi tel gerer.6 Enstrüman Apollon’un eline geçtiğinde, Hellen idealizminin tanrısı ile Hellenlerin ideal çalgısı arasındaki özdeşlik kurulmuş olur.

Haberin Devamı

Aulosun mitolojik biyografisi tam tersi yöndedir. Athena çalgıyı icat eder ancak çalarken yüzünün çirkinleştiğini görünce lanetleyip atar; onu bulan Phrygialı Satyros Marsyas ustalaşır, kibre kapılıp Apollon’a meydan okur ve yarışmayı kaybedince derisi yüzülür.7  Benzer biçimde Pan, syrinksi kaçırmaya çalıştığı ve kamışlara dönüşen nymphe Syrinks’in anısına icat etmiş, Tmolos Dağı’nda Apollon ile giriştiği yarışmayı yine kaybetmiştir.8 Örüntü açıktır: Telli çalgılar Apollon’a, dolayısıyla ölçülülüğe, eğitime ve seçkinliğe; üflemeliler ise Dionysos’a, Doğu’ya, hazza ve aşırılığa bağlanır.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Kuşlardan öğrenilen sanat

Bununla birlikte antik dünya, müziğin kökenine dair yalnızca tanrısal icat anlatısıyla yetinmemiştir. Athenaios, Alkman’ın keklikleri konu alan bir fragmanını aktarırken şairin şarkı söylemeyi kekliklerden öğrendiğini açıkça beyan ettiğini belirtir; hemen ardından Khamaileon Pontikos’tan, eskilerin müziği ıssız yerlerde öten kuşları örnek alarak icat ettikleri görüşünü nakleder.9  Plutarkhos, en iyi şairlerin ezgilerini kuğu ve bülbül şarkılarına göre biçimlendirdiğini ileri sürer ve şarkı konusunda insanın bu kuşların öğrencisi olduğu fikrini Demokritos’a mal eder. Lucretius ise anlatıya kronolojik bir düzeltme getirir: İnsanların kuş seslerini ağızlarıyla taklit etmesi, kulağa hoş gelen şiirler yazabilmelerinden çok önce başlamıştır.10

Bu iki anlatı -Mousaların ilhamı ile kuşların öğretmenliği- birbirini dışlamaz; aksine, mythostan logosa geçiş sürecinde müziğin nasıl kavrandığını gösterir. Nitekim Aristoteles de sanatı doğanın taklidi olarak tanımlamış, müziği yüksek ve alçak, uzun ve kısa notaların karışımı biçiminde ele almıştır.11 Antik mimesis kuramının bugünkü tartışmalara ne kadar yakın durduğunu görmek için, müziğin kuş seslerinden doğduğunu ileri süren Darwin’i hatırlamak yeterlidir.

Haberin Devamı

Telli enstrümanlar

En eski telli çalgı, kitharanın atası sayılan phorminkstir. At nalını ya da hilali andıran bu enstrümanın gövdesine, tınıyı artırmak için çoğu zaman göz biçimi verilen ve çevresi değerli maden kakmalarıyla süslenen rezonans delikleri açılmıştır.12 Homeros’ta phorminks tanrı sofrasının ve kahramanların çalgısıdır: Apollon Olympos’taki şölende onu çalarken Mousalar karşılıklı şarkı söyler. 13

Antik Çağ’ın en yaygın ve en “demokratik” enstrümanı ise lyradır. Kaplumbağa kabuğundan yapılan tipi khelys lyra olarak anılmıştır. Enstrüman sol elle gövdeye sabitlenmiş, sağ eldeki mızrapla tellere vurulmuş, sol elin parmaklarıyla tınılar denetlenmiştir.14  Hafif, taşınabilir ve öğrenilmesi görece kolay olan lyra, çocuk eğitiminin merkezinde yer almış ve kültürlü olmanın sembolü hâline gelmiştir.

Haberin Devamı

Kithara ise hacim bakımından en büyük ve prestij bakımından en yüksek çalgıdır; Euripides’e göre o da yedi tellidir.15 Ses kutusunun biçimine göre türlere ayrılır; küçük olanı gündelik kullanıma uygunken, büyük ve köşeli tip, profesyonellerin yarışma çalgısıdır. İcracı daima ayakta durmuş, enstrümanı sol omzuna yaslamış, bir kayışla bileğine sabitlemiştir. Aristoteles’in kitharayı “profesyonellik gerektiren enstrüman” sayarak eğitime uygun bulmaması,16  bu çalgının konumunu özetler.

Barbitos, lyraya benzemekle birlikte olağanüstü uzun kollarıyla ayrılır; bu kollar arasına gerilen uzun teller enstrümanın alt perdeden ses vermesini sağlamıştır. İcadı, lyranın kollarını ve tellerini uzattığı söylenen Terpandros’a atfedilir; Sappho ve Alkaios’un bu çalgıyı kullanması, enstrümanın Lesbos üzerinden Attika’ya ulaştığı düşüncesini doğurmuştur.17 Dionysos ritüelleriyle ve Eros ile ilişkilendirildiği için gençlerin eğitimine uygun bulunmamıştır.

Arplere gelince: Kyklad kültüründe gördüğümüz bu çalgı türü, uzun bir aradan sonra MÖ V. yüzyıl başlarından itibaren pektis, magadis, trigonon ve sambuke gibi adlarla yeniden belirir. Athenaios’un derlediği kayıtlar bunların Lydia, Phrygia ya da Syria kökenli sayıldığını, Lesbos üzerinden Attika’ya taşındığını gösterir.18 Bu çalgıların ortak paydası dikkat çekicidir: Hepsi “yabancı” kökenlidir, hepsi mızrapsız çalınır ve hepsi büyük ölçüde kadınlarla ilişkilendirilir —  bu nedenle Platon ve Aristoteles’in ideal toplum tasarımlarında dışlanmışlardır.19

Nefesli enstrümanlar

Hellas’ın en yaygın ve en tartışmalı enstrümanı aulostur. Türkçede sıklıkla “kaval” ya da “flüt” olarak yanlış çevrilen bu çalgı, birbirinden bağımsız iki ağızlığı ve gövdesiyle icra edilir; ses, ağızlıktaki ince kamışların titreşimiyle üretilir ve gövde üzerindeki deliklerin parmaklarla açılıp kapanmasıyla ezgiye dönüşür. Başlangıçta gövdelerde dört delik bulunduğu, Thebailı Diodoros’un bu sayıyı artırdığı, daha sonra yine Thebailı Pronomos’un hem yeni delikler eklediği hem de akordu kolayca değiştirmeye yarayan anahtarlarla enstrümanı donattığı aktarılmıştır20 — Hellen müzik tarihinin en somut teknolojik atılımlarından biri budur.

Çalgıyı meslek edinen erkeklere auletes, kadınlara auletris denilmiştir. Saatler süren performanslar güçlü dudak ve yanak kasları gerektirdiğinden icracılar phorbeia adlı deri bir bağ kullanmışlardır: dudakların çevresini sarıp yanaklardan geçen ve başın üstüne sabitlenen bu aksesuar, nefesin dengeli verilmesini sağlamıştır.21 

Syrinks yani “panflüt”, giderek kısalan ya da içleri balmumuyla doldurularak farklı perdelere ayarlanan kamışların yan yana bağlanmasıyla yapılır. Yapımı kolay olmasına karşın seçkin bir çalgı sayılmamış, neredeyse tümüyle çobanlarla özdeşleşmiştir; Platon’un onu kent yaşamına yakıştırmayıp kırsala uygun görmesi,22  Hellen müzik kültüründeki sınıfsal katmanlaşmayı açıkça gösterir.

Salpinks ise bugünkü trompete benzeyen, kemik ağızlıklı ve lale biçiminde açılarak son bulan metal gövdeli bir çalgıdır; hem antik yazarlar hem modern araştırmalar kökenini Etrüsklere bağlar.23 Kullanım alanı dar ama işlevseldir: Savaşta komut vermek, düşmanı korkutmak, yarışları başlatmak, ritüellere eşlik etmek.

Vurmalı enstrümanlar

Hellen vurmalıları çoğunlukla kült bağlamında ve büyük ölçüde kadın icracılarla karşımıza çıkar. Bunların başında, ahşap bir kasnağa deri gerilerek yapılan ve çevresine küçük ziller yerleştirilen tympanon gelir; Suda enstrümanın sesini gümbürtüye ve böğürmeye benzetir.24 Her elde bir çift tutularak çarpıştırılan küçük metal ziller kymbala, avuç içinde çarpıştırıldığında alkışa benzer bir ses veren tahta ya da metal parçalar ise krotala olarak adlandırılmıştır; her ikisi de Kybele ve Dionysos tapınımlarıyla, ayrıca dansla ilişkilendirilir. Bunlara İsis kültüyle özdeşleşen çıngırak seistron, böğürtüyü andıran bir ses veren “boğaböğürten” rhombos ve müzisyenlerin ritim tutmak için giydiği tahta ayakkabılar kroupezai eklenmelidir.25

Müzisyenin statüsü ve müziğin mekânları

Homeros’un dünyasında müzisyen tanrısal ilhamın taşıyıcısıdır ve son derece saygındır: Odysseia’da ozan Demodokos şölende onur konuğu gibi ağırlanır, ozan Phemios ise taliplerini kılıçtan geçiren Odysseus’un elinden yalnızca ozan olduğu için kurtulur.26  Arkaik Dönem’den itibaren tablo değişir: festival yarışmaları müzisyenliği ölçülebilir ve ödüllendirilebilir bir uğraşa dönüştürür. Terpandros, kithara eşliğinde şarkı söyleme yarışmasını Sparta’daki Karneia Festivali’ne ekleyip ilk galibi olur; Argoslu Sakadas Pythia festivallerindeki aulos müsabakalarını üst üste kazanır, Sikyonlu Pythokritos ise aynı yarışmayı altı kez alarak bu başarıyı gölgede bırakır.27

Müziğin en görünür olduğu alan dinî bayramlardır. M.Ö. 586’da yeniden düzenlenen Pythia Festivali’nin programına kithara ve aulos eşliğinde şarkı söyleme müsabakalarının yanı sıra enstrümantal solo performanslar da eklenmiştir.28 Panathenaia’nın ödül yazıtı bu yarışmaların ekonomisini gözler önüne serer: Kitharodia dalında birinciye 1000 drakhmai değerinde altın bir zeytin dalı tacı ve 500 drakhmai nakit gümüş verilmiştir.29 Bu yarışmalar için Perikles zamanında Odeion inşa edilmiştir.30 Olympia’nın programında müzik yarışması bulunmasa da pentatlonda atletlere, ritmi tutturabilmeleri için Pythia galibi aulos virtüözleri eşlik etmiştir.31

Eğitimin üç ayağından biri, grammata ve gymnastikē ile birlikte mousikē’dir; çocuklar kitharistes denilen öğretmenden şarkı söylemeyi ve lyra çalmayı öğrenmişlerdir. Amaç profesyonel değil, korolara katılabilecek ve iyi müzikten anlayan bir yurttaş yetiştirmektir — nitekim lyra çalmayı bilmeyen eğitimsiz sayılmış, Themistokles bir eğlencede lyra çalamadığı için küçümsenmiştir.32 Savaş alanında komut salpinks ile verilmiş; Plutarkhos’un Spartalıların aulos seslerine ayak uydurarak, safları bozulmadan korkusuzca ilerlemelerini betimlediği pasaj33 müziğin taktik işlevini gösterir. Hekimlikte Galenos, iyi hekim olmak isteyenin müzisyenlerden ritim öğrenmesi gerektiğini, bunun nabız çalışmalarında yararlı olacağını söyler.34  Özel yaşamın eşiklerinde de müzik vardır: symposionda içki şarkıları söylenirken mersin dalı elden ele dolaştırılmış, dalı alan kişi bir öncekinin bıraktığı yerden devam etmiştir;35 gelin meşaleler eşliğinde yeni evine götürülürken alay hymenaios söylemiş,36 ölünün ardından ise threnos yakılmıştır. Ağıtçılık ücretli bir mesleğe dönüşünce Solon buna sınırlama getirmiş; ancak düzenlemenin pek dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır.37

Sonuç: Anēr Mousikos

Arkaik ve Klasik dönemlerde yaşanan, müzik yeteneğinin yalnızca tanrısal ilhamla açıklanan bir armağan olmaktan çıkıp öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir tekhne olarak kavranmasıdır. Bu süreçte Hellenler hem devraldıkları geleneği korumuş hem de Thrakia, Lesbos, Lydia, Karia ve Phrygia kökenli müzisyen ve enstrümanların taşıdığı birikimi özümsemişlerdir. Klasik Dönem’de kurumsallaşan bu kültür, Hellenistik Dönem’de Hellence konuşulan bütün coğrafyaya yayılmış, Roma müzik kültürünü derinden etkilemiş, oradan da Orta Çağ kilise müziğine esin kaynağı olarak Klasik Batı Müziği’nin temellerinden biri hâline gelmiştir.38

Bu nedenle Klasik Çağ’da Hellas’ta yaşayan bir yurttaşı anēr mousikos — Latince karşılığıyla homo musicus — olarak nitelendirmek yerinde olacaktır. O, zaman zaman şarkı yazabilen, beste yapabilen, enstrüman çalabilen, müzik dinleyen ve her şeyden önce iyi müzikten anlayabilen bir insandır.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler