17.08.2025 - 05:40 | Son Güncellenme:
MELTEM GÜNEŞ
Meltem Güneş- Ankara'da arkeoloji tarihi için önemli bir etkinlik gerçekleştirilirken, geçmişle gelecek arasında kurulan bu köprüye Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi ev sahipliği yapıyor. 250 bilim insanının katılımıyla üç gün süren Uluslararası Arkeoloji Sempozyumu'nda yerli ve yabancı arkeologlar, kazı ve koruma çalışmalarını masaya yatırdı. "Arkeolojinin Altın Çağı Sergisi" ise tarihin izini sürmek isteyenler için altı ay boyunca açık olacak. Buradaki 570 eserin 485'i ilk kez sergileniyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın "Geleceğe Miras Projesi" kapsamındaki kazılarda ortaya çıkarılan eserler ile yurt dışından iadesi sağlanan ve yurt içinde kolluk kuvvetlerince ele geçirilen eserlerden seçkin örnekler, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi'ndeki "Arkeolojinin Altın Çağı" adlı sergide bir araya geldi.

Karahantepe'den Efes'e
90 kazı alanından getirilen eserlerin neredeyse tamamı ilk kez sergileniyor. Zaman perdesinin aralanmasıyla, ziyaretçiler 12 bin yıl öncesine uzanan bir yolculuğa çıkıyor. Salona adım attığınızda doğduğu topraklara 65 yıl sonra dönen Roma İmparatoru Marcus Aurelius'un heybetli duruşu sizi karşılıyor. Aurelius'a ABD ile Danimarka'dan Türkiye'ye iadesi sağlanan beş heykel başı eşlik ediyor. İlk kez sergilenen Frig Dönemi çömleği ise üzerindeki örtüsüyle dikkat çekiyor. Böylesine korunmuş bir örtüyle günümüze ulaşmış olması Anadolu kazıları açısından büyük önem taşıyor.
Karahantepe'de gün ışığına kavuşan ve Neolitik Çağ'ın önemli keşiflerinden kaplar, serginin Taş Tepeler bölümünde ziyaretçilerin karşısına çıkıyor. Efes'in işlik alanından bulunan kaplar ise dönemin günlük yaşantısını gözler önüne seriyor. Balıkesir Daskyleion kazısında gün ışığına kavuşan kap da dünyada sayılı, Türkiye'de tek örnek olarak sergide yer alıyor.
Türkiye'den kaçırılan kültür varlıklarının eve dönüş sürecini Kültür Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanı Zeynep Boz ile sergi alanında konuştuk. Boz, Türkiye'nin neredeyse her bölgesinden, ilçesinden, köyünden kültür varlığı çıktığını, bunu korumak için büyük bir çaba harcandığını dile getiriyor. Boz, son yıllarda artık kökeni belli olmayan, yasa dışı kaynaklı olabilecek eserlerden müzecilerin uzak durduğunu; bu değişen algıda Türkiye gibi köken ülkelerin baskısının, eserlerinin peşini bırakmamasının çok büyük etkisi olduğunu söyledi.
Önce diyalog
Boz'un dikkat çektiği bir diğer konu da ülkeler arasındaki diyalog ve iş birliği. "Biz birbirimizden haberdar olunca, biz konuşunca kaçakçının işi zorlaşıyor" diyen Boz, eser iadesi noktasında Amerika ve İsviçre ile güçlü iş birlikleri yaptıklarını anlatırken, Almanya ve İngiltere'yle bazı zorluklar yaşandığını belirtiyor: "Eser o ülkede bir devlet koleksiyonundaysa o zaman süreç zorlu. British Museum'um bir kuruluş yasası var, bu yasa herhangi bir eserin o müzeden düşürülmesine el vermiyor. Dönüp dolaşıp bu kanun maddesine tosluyoruz. Beş tane eserimiz var Almanya'da, bunların iadesi için çalışmalarımız sürüyor."

İmparator’un eve dönüşü
Serginin en dikkat çeken eseri, 1960'lı yıllarda Burdur'daki Boubon Antik Kenti'nde yapılan kaçak kazılarla yurt dışına çıkarılan ve ABD'den Türkiye'ye 65 yıl sonra getirilen İmparator Marcus Aurelius heykeli. Zeynep Boz, Marcus Aurelius'un M.S. 161 yılında tahta çıkan bir Roma imparatoru olduğunu, Germen kavimlerine karşı savaşması ve isyanları bastırmasıyla meşhur olduğunu söyledi. Boz, eserin eve dönüşünde Prof. Dr. Jale İnan'ın katkısına vurgu yaparak heykelin, Boston'da 1973 yılında katıldığı bir etkinlikte İnan'ın dikkatini çektiğini aktardı.
Veda süresi
Heykelin iade süreci de meşakkatli olmuş. 1973'te başlayan sürecin ara ara sona erip tekrar başladığını söyleyen Boz, bilimsel kanıtlar ve hukuki süreçle heykelin kökeninin açığa çıkarıldığını anlattı. Boz, Cleveland Müzesi'nden gelen ilginç bir talepten de bahsetti. Boz'un anlatımına göre müze yetkilileri eseri iade ederken ABD'lilerin eserle vedalaşması için ü. aylık müsaade istemiş, biz de bu talebi İnan'ın müzede anılması ve müzenin onun resimleriyle donatılması şartıyla kabul etmişiz.
Peki ya başı?
Akıllardaki sorulardan biri de heykelin başının nerede olduğu... Boz bu soruya "Muhtemelen istilalar sırasında, belki de Hristiyan akınları sırasındaki bir zararla maalesef başının nerede olduğunu bilmiyoruz. Hatta başının olup olmadığını bilmiyoruz. Marcus'un başının olmaması kültür varlığı vandalizminin sonuçlarını da gözler önüne seriyor" yanıtını verdi.
Göbeklitepe'nin çehresi değişiyor
Prof. Dr. Necmi Karul, Göbeklitepe'de ciddi bir restorasyon çalışmasına başladıklarını da söyledi. Karul "Birçok dikilitaşı tümleme projesi içerisindeyiz. Sanırım eylül sonuna doğru Göbeklitepe'yi yeni bir yüzle görmüş olacaksınız." dedi. Karul, yüzey araştırmalarının devam ettiğini söyleyerek, "Anladığımız kadarıyla yaklaşık 150 kilometre çapında bir alanda Göbeklitepe ile çağdaş, benzeri yerleşim yerlerinin sayısı onlarca" bilgisini verdi.
‘Arkeolojik çalışmalar turizm için yapılmaz’
Uluslararası Arkeoloji Sempozyumu’na 29’u yabancı, 250’yi aşkın bilim insanı katılırken, 17’si yabancı, toplam 33 akademisyen sunum yaptı. Türkiye genelindeki kazı başkanları da Ankara’da buluştu. Prof. Dr. Nevzat Çevik’in moderatörlüğünde, Gordion Kazı Başkanı Prof. Dr. Charles Brian Rose, Side Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Feriştah Alanyalı ve Taş Tepeler Projesi Koordinatörü, Göbeklitepe ve Karahantepe Kazıları Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul sunum yaptı.
Prof. Dr. Karul, arkeolojik çalışmaların turizm amaçlı yapılmadığına dikkat çekerek, “Turizm, arkeolojinin çıktılarından sadece bir tanesi” ifadesini kullandı. Karul, Taş Tepeler Projesi özelinde turizm yönlü bir baskıyla karşılaşmadıklarını aktarırken, “Bize ‘şurayı açın, burası daha çok turist çeker’ gibi talepler gelmedi. Bu işi birbirine karıştırmamayı arkeologlar olarak da bilmeliyiz” dedi.
‘Dünyada örneği yok’
Prof. Dr. Rose da Türkiye’nin arkeolojik kazılarda koruma çalışmalarına ayırdığı önemin dünyada örneği olmadığını dile getirdi. Saha çalışmalarının en az yüzde 50’sinin korumaya ayrılmasının zor bir uygulama olduğunu söyleyen Rose, “Bildiğim kadarıyla bunu başka hiçbir ülke yapmıyor. Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne bu kadar çok arkeolojik alanı ekletmesindeki başarısı şaşırtıcı değil” dedi.