26.09.2025 - 05:54 | Son Güncellenme:
Fırat Ulaş Tur-
“Şahmeran’ı biz rüyamızda görürüz.
O bize yol gösterir. O öldü ama sesi kaldı.”
(Kadın anlatıcı, Mardin, 2023)
“Hamama dua etmeden girilmez.
O yılanlar hâlâ oradadır. Saygı gerekir.”
(Hamam görevlisi, Tarsus, 2022)
Mardin, Mezopotamya’nın kuzey sınırında konumlanmış, tarih boyunca Süryani, Kürt, Arap, Ermeni ve Türk topluluklarına ev sahipliği yapmış, inançlar ve kültürler arası etkileşimin güçlü olduğu bir kenttir. Tarsus ise Akdeniz’e yakın bir noktada yer alır ve Hititlerden Roma’ya, Bizans’tan Osmanlı’ya dek birçok medeniyetin izini taşır. Bu iki şehir, tarih boyunca hem ticaret hem de inanç yolları üzerinde konumlanmış olmaları sebebiyle güçlü bir kolektif hafıza üretmiştir. Bu hafızanın içinde yer alan Şahmeran anlatısı ise her iki şehirde farklılaşan imgelerle halk yaşamına dâhil olmuştur.
Anadolu’nun farklı köşelerinde anlatılagelen Şahmeran efsanesi, coğrafyanın çok kültürlü yapısına ve halk hafızasının çeşitliliğine bağlı olarak farklı biçimlerde biçimlenmiştir. Bu bağlamda Mardin ve Tarsus, efsanenin hem tarihsel hem de kültürel boyutlarda farklı ve zengin tezahürlerini sergileyen iki önemli merkezdir. Her iki kentte de Şahmeran, yalnızca mitolojik bir figür değil; halk belleğinde yaşayan, günlük yaşam pratiklerine sirayet eden, kimi zaman korunma kimi zaman direnişle özdeşleşen bir anlam katmanına sahiptir.
Kadınlar arasında
Mardin’de Şahmeran figürü daha çok sözlü anlatılarla, kadınlar arasında kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyelerle yaşatılır. Bu anlatılarda Şahmeran bilgeliği, sezgileri ve doğayla uyumu temsil eden bir figür olarak ortaya çıkar. Özellikle kadınlar için Şahmeran, güçlü bir koruyucu, sezgisel bir rehber ve kadınlık bilgisinin taşıyıcısıdır. Şahmeran’ın kadınlar arasında bir direniş figürüne dönüşmesi, bu bölgedeki anlatıların toplumsal cinsiyet ilişkileriyle doğrudan ilişkili olduğunu gösterir. Kadınlar onu "kadının sırrı", "rüyada yol gösteren", "anlayanı az, gücü çok" bir figür olarak tanımlar. Bu yönüyle Mardin’deki Şahmeran anlatısı, feminist mit kuramı açısından yeniden yorumlanabilecek bir potansiyel taşır.
Mekânla somutlaştı
Tarsus’ta ise Şahmeran efsanesi, belirli bir mekâna ve tarihsel bir bağlama sıkıca bağlıdır. Tarsus’ta yer alan ve Şahmeran Hamamı olarak bilinen yapı, halk arasında Şahmeran’ın öldürüldüğü yer olarak kabul edilir. Efsaneye göre Cemşab adlı genç tarafından ihanete uğrayan Şahmeran, bu hamamda kralın iyileşmesi için öldürülür. Bu olayın geçtiği yerin halen varlığını sürdürmesi, Şahmeran’ı fiziksel bir hafıza figürü hâline getirmiştir. Halk arasında hamama girerken dua etmek, Şahmeran’ın ruhuna saygı göstermek ve onun “yılanlarının hâlâ duvarlarda dolaştığına inanmak” gibi ritüeller sürdürülmektedir. Bu yönüyle Tarsus, Şahmeran anlatısının mekânla somutlaştığı, kültürel mirasın fiziksel dokulara sinmiş olduğu bir örnektir.
Anlatımdaki farklar
İki şehirdeki anlatım biçimi arasındaki bu farklılık, yalnızca anlatının aktarım yoluyla ilgili değil, aynı zamanda toplumsal yapı ve kültürel önceliklerle de ilgilidir. Mardin’de anlatı, daha çok kadına dair bilgi ve sezgi üzerine kurulu manevi bir figür üzerinden şekillenirken, Tarsus’ta efsane, tarihî bir trajedinin izlerini taşıyan fiziksel mekânlar aracılığıyla yaşatılır. Mardin’de Şahmeran rüyalarda beliren, dua ile çağrılan, kadınların koruyucu ruhu iken; Tarsus’ta o, bir trajedinin tanığıdır: Bilgelik uğruna feda edilmiş kutsal bir varlık.
Toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıldığında da bu ayrım netleşmektedir. Mardin’de Şahmeran, ataerkil düzene karşı bir direnç noktası olarak okunur. Kadınların bilgiye ulaşmak için değil, bilgiyi içkin olarak taşıdıkları bir figürdür. Bu yönüyle feminist sanatçılar ve yerel kadın anlatıcılar tarafından sıklıkla sahiplenilmiştir. Tarsus’ta ise Şahmeran, kutsal olanın feda edilişi ve halkın iyiliği için kurban verilen dişi bilge olarak yorumlanır. Burada trajedi öne çıkar, kader duygusu ağır basar ve Şahmeran daha çok “şifa ve bereket” getiren bir figür olarak sembolleşir.
Sonuç olarak, Mardin ve Tarsus’un Şahmeran efsanesine yaklaşımları, hem kentlerin tarihsel yapılarına hem de kültürel kodlarına göre şekillenmiş zengin yorumlar sunar. Mardin'de Şahmeran, yaşayan sözlü hafıza içinde kadın dayanışmasının ve sezgisel bilginin temsili olarak yer alırken, Tarsus’ta bu figür, fiziksel bir mekâna sinmiş tarihî bir anlatı olarak günümüze ulaşır. Böylece aynı efsane, farklı coğrafyalarda farklı kimlikler ve anlamlar kazanarak, halk belleğinde çeşitlenmiş bir mitolojik derinliğe kavuşur.
Tanrıçalarla benzerlik
Şahmeran figürü, hem Tarsus’ta hem de Mardin’de kadim dişil bilgelik arketipinin güçlü bir yansıması olarak karşımıza çıkar. O, halk anlatılarında yalnızca bir efsane kahramanı değil; doğayla uyumlu, sezgisel bilgiye sahip, yaşamın derin döngülerini bilen bir varlık olarak resmedilir. Bu özellikleriyle Şahmeran, Mezopotamya’nın İnanna ve İştar’ı ya da Kuzey Afrika’nın Tanit’i gibi doğa, doğurganlık ve bilgelikle özdeşleştirilen eski tanrıçalarıyla benzerlik gösterir. Onun doğayla ve yer altıyla kurduğu yakın ilişki, dişil olanın hem yaratıcı hem de dönüştürücü yönlerini bünyesinde barındırdığını ortaya koyar. Bu anlamda Şahmeran, Anadolu’nun halk hafızasında kadim tanrıçaların sürekliliğini temsil eden bir figür olarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte, Şahmeran efsanesinin iki şehirdeki tezahürü, kültürel bilinç yapısının nasıl şekillendiğini ve bölgesel farkları da açıkça ortaya koyar. Tarsus’ta Şahmeran, Cemşab’ın ihanetiyle öldürülür. Bu anlatı, bir kurban verilişiyle sonuçlanır ve Şahmeran figürü trajik bir sonla anlatının dışına itilir. Bu durum, bilgeliğin egemen iktidar yapıları tarafından bastırılmasını ve dişil olanın toplumdan dışlanmasını simgeler. Oysa Mardin’deki anlatımlarda Şahmeran yaşamaya devam eder. Kadınlar arasında anlatılan sözlü kültürde o, koruyucu bir ruh, rehber bir bilge ve yaşayan bir kült figürüdür. Bu anlatılar Şahmeran’ın ölümünü değil, varlığının devamlılığını ve halkla olan bağını ön plana çıkarır. Dolayısıyla Mardin’de Şahmeran efsanesi, bilgelik mirasının bastırılmak yerine halk tarafından korunup sahiplenildiğine işaret eder. İki şehir arasındaki bu fark, yalnızca anlatının biçimine değil; kolektif bilinçaltının tarihsel olarak nasıl biçimlendiğine dair de önemli ipuçları sunar. Mardin’de Kalıt Ma’ra’nın (Yılan Kalesi) varlığı, Deyr’ul Zafaran Manastırı’ndaki yılan figürleri tamamıyla iyileştirme ve yaşama yöneliktir.
Şahmeran her iki şehirde de yer altında yani mağaralarda yaşamaktadır. Bu mekânsal ortaklık, efsanenin bilinçaltı ile kurduğu güçlü bağı simgeler. Modern birey için Şahmeran kültü, hatırlanmayı bekleyen bir içsel kaynak, bastırılmış olanın geri çağrılması ve iyileştirici olanın yeniden görünür kılınması çabasıdır. Böylece Şahmeran, yalnızca geçmişe ait bir efsane değil, aynı zamanda bugünün ruhsal boşluklarına seslenen arketipsel bir şifa taşıyıcısı hâline gelir.
Mardin’deki kadınlar Şahmeran’ı bir direniş ve güç figürü olarak yorumlarken, Tarsus’ta daha çok mitin trajik yönü, yani bilginin feda edilmesi ve halkı için kurban edilen kadın ön plana çıkar. Bu fark, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin kent kültürüne nasıl yansıdığıyla da ilgilidir