21.12.2025 - 06:35 | Son Güncellenme:
Nükhet Everi - Bozdağ’ın eteklerinde, İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı güzel bir köy: Birgi.
Bilir misiniz Birgi’yi? İnanın Birgi’yi bilmeyen, adını bile duymamış çok insan var. Bunun nedeni de Birgi’nin klasik gezi rotalarında yer almaması, bireysel gezen gezginler için de yol üzeri bir noktada bulunmamasıdır muhtemelen.
Ödemiş ilçesinden 10 kilometre uzaklıkta bulunan Birgi, Ulu Cami ve Çakırağa Konağı gibi tarihi yapılara ev sahipliği yapan Ege’nin en güzel köylerinden biridir. Birgi, 2012'de UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi'ne eklendi. 2022 yılında ise Dünya Turizm Örgütü tarafından dünyanın en iyi 32 turizm köyünden birisi seçildi.
Birgi tarihte Frig Uygarlığı, Lydia Uygarlığı, Pers Krallığı, Bergama Krallığı, Roma ve Bizans İmparatorluğu hakimiyeti altında bulunmuştur. Birgi’yi civardaki yerleşimlerden ayıran en önemli özelliklerinden biri 13. ve 14. yüzyılda Anadolu Beylikleri Dönemi’nde, Aydınoğlu Beyliği’ne başkentlik yapmış olmasıdır. 1426 yılında da Osmanlı hakimiyetine geçmiştir.
Birgi’nin en önemli bir başka özelliği de kendine özgü geleneksel mimari dokusunu günümüze kadar koruyabilmiş olmasıdır. Birgi’de Beylikler Dönemi’nden başlayıp günümüze kadar ulaşan cami, türbe, medrese, hamam, konak ve çeşme gibi çok sayıda tescilli yapı bulunur. Yolunuz Birgi’ye düşerse, geleneksel mimari dokuyu en iyi şekilde yansıtan iki yapıyı mutlaka görmelisiniz. Bunlar ahşap süsleme ağırlıklı mihrabı ve minberiyle döneminin en başarılı örneklerden biri olan Ulu Cami ve ahşap işçiliği ile dikkat çeken Çakırağa Konağı’dır.

Birgi Ulu Cami
Birgi Ulu Cami; medrese, hamam ve türbeden oluşan bir külliye olarak 14. yüzyılda, 1312-1313 yılında Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından yapılmıştır. Bunlardan günümüze yalnızca cami ve Aydınoğlu Mehmet Bey’in türbesi gelebilmiştir.
Yapının banisinin Aydınoğlu Mehmet Bey olduğu caminin kuzey ve doğu giriş kapıları üzerindeki kitabelerde okunabiliyor. Bu yapı aslında Birgi’nin simgesidir. Şehrin ortasından geçen derenin sol tarafında hafif eğimli bir arazi üzerinde yapılmıştır. Cami kesme taştan yapılmış, kare planlı, mihraba dikey beş sahınlı, üzeri çift eğimli bir çatı ile örtülmüş bir yapıdır. Mihrap önü kubbeli olan bu caminin ibadet mekânını aydınlatan pencereler iki katlıdır.
Pencerelerde görülebilen iki yandan burmalı gövdeli, volütlü başlıklı sütuncuklar, köşelerdeki asma yaprağı, üzüm salkımı, çiçek ve rozetlerden oluşan kompozisyonlar camiyi mimari açıdan da çok özel bir yere oturtur.
Ahşap sundurmadan birkaç basamak merdivenle inilen ibadet mekânı, kuzey-güney doğrultusunda dört sıra halinde kemerlerle birbirine bağlı sütunların oluşturduğu beş nefli bir plan şekli göstermektedir. Bunlardan orta nef daha geniş tutulmuş ve özellikle mihrap önü kubbe ile örtülerek daha belirgin bir şekle sokulmuştur. Mihrap önündeki kubbeye pandantiflerle geçilmektedir.
Caminin iç düzenindeki sütunları Evliya Çelebi biraz farklı anlatır. Günümüze gelen sütun sayısı ve onun belirttiği birbirini tutmaz. Bu da bize tayin edilemeyen bir dönemde belki de deprem sonucu caminin iç düzeninde bir farklılık meydana geldiğini düşündürür.

Aslan heykelciği
Caminin dış cephesinde çok ilginç bir detay dikkatinizi çekecektir. Caminin doğu ve güzey cephesinin birleştiği yerdeki köşelere yerleştirilmiş ve yüz hatları belli olmayacak şekilde aşınmış bir aslan heykelciği. Bu heykelciğin başka bir yapıdan getirilmiş devşirme bir heykel olup muhtemelen bölgedeki antik Lidya yerleşimlerden birinden geldiği düşünülmektedir. Bunun buraya yerleştirilme nedeni Aydınoğlu Beyliğinin gücünü ve yapının banisi Mehmet Bey’in erkini sembolize etmek açısından olmalıdır.
Caminin doğu cephesinin ortasında ahşap bir sundurma içerisine alınan ve yüksekliği çatı seviyesine kadar ulaşan giriş kapısı bulunur. Caminin kuzeyde de bir giriş kapısı vardır. Bu giriş, yapı işçiliği ve kompozisyon bakımından doğu girişinin hemen hemen bir tekrarıdır.
Evliya Çelebi, Fuat Köprülü ve İbrahim Hakkı Uzunçarşılı bu caminin üç kapısı olduğunu belirtirler. Konuyu araştıran Selda Kalfazade köylülerle yaptığı konuşmalarda 1930’lu yıllarda batı cephesinin güney köşesindeki pencerenin kapı olarak kullanıldığını öğrenmiştir. Böylece yapının üç kapılı olduğu da doğrulanmıştır.

İki asırlık Çakırağa Konağı
Osmanlı sivil mimarisinin güzel örneklerinden biri olan bu konak, 1761-1764 yıllarında çok zengin bir tüccar (deri üreticisi) Çakıroğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Üç katlı olan bu konağın ilk katında taşlık, mutfak, ahır ve misafir bekleme odası vardır. İkinci katı kışlık ve merdiven kapağını kaldırarak ulaşılan üçüncü katı da yazlık olarak kullanılmıştır.
Bütün odaların geniş bir sofaya baktığı konak şömineyle ısıtılırmış. Bu mimari üslup aslında Ege Bölgesi’ndeki antik çağdan bu yana ilk yapılaşmalarda görülen bir üsluptur ve bu konak bunu en iyi koruyan örneklerden biridir. İkinci katta çok güzel ve kıymetli duvar ve tavan süslemeleri, kalem işleri, ahşap oymacılık örnekleri vardır.
Konağın üçüncü yani yazlık katı hem daha aydınlık hem de kalem işleri bakımından daha zengindir. Bu katta iki de duvar resmi vardır. İzmir ve İstanbul’un o dönemdeki halini tasvir eden bu resimleri Çakıroğlu Mehmet Bey’in biri İstanbul diğeri de İzmirli iki eşi şehirlerine özlem çekmesin diye yaptırdığı söylenir.
Konak yalnızca içiyle değil dış cephesiyle de çok ilgi çekicidir. Osmanlı günlük yaşamını en güzel anlatan ve ahşap Türk evlerine en güzel örneklerden biri olan bu konak, restore edilmiş ve 1993 yılından beri hayatına müze olarak devam etmektedir.
Ödemiş Pazarı’nı da görün
Bu güzeller güzeli ve şirin köy Birgi’yi mutlaka görülecekler listenize alın. Oralara kadar gitmişken Ödemiş’i de görün, hatta Ege’nin en büyük pazarlarından biri olan Ödemiş Pazarı’nın günü olan cumartesiye denk getirebilirseniz daha da güzel olur.
Kişisel Not: Köyler artık 2014 yılından bu yana resmen mahalle olarak anılsalar da ben köy demeyi tercih ediyorum.