20.07.2025 - 00:01 | Son Güncellenme:
DERYA TURAN
DERYA TURAN- Büyük İskender henüz yalnızca 20 yaşındayken Makedonya Krallığı tahtına otursa da tüm zamanların en önemli generallerinden biridir. Akdeniz ve Yakın Doğu’nun Pers egemenliğindeki topraklarını fethedip egemenliği altına almıştır. İmparatorluk sınırlarını doğuda Hindistan, batıda Adriyatik Denizi, kuzeyde Karadeniz kıyıları ve güneyde Mısır’a kadar genişletmiştir.
İlk Tarsus’ta basıldı
Büyük İskender, tarihteki en büyük askeri liderlerden biri olarak sadece fetihleriyle değil, aynı zamanda kurduğu imparatorluğun ekonomik ve kültürel yapısıyla da derin izler bırakmıştır. İskender'in yönetimi altındaki topraklarda, askerî güç kadar ekonomik düzen de önemli bir yer tutmuş, bunun somut örneklerinden biri de onun adına bastırılan sikkeler olmuştur.
İskender sikkeleri ilk olarak Tarsus’ta basılmış, daha sonra Amphipolis’te stilistik olarak devam etmiştir. Zeus, Tarsus sikkelerinde arka yüzde tamamlayıcı bir unsur olarak kullanılmış, ardından Amphipolis’te benimsenmiştir ancak Zeus başı ikonografik olarak bağımsız, yerel tiptedir.

Propaganda aracı
İskender sikkeleri, sadece bir ödeme aracı olmanın ötesine geçerek, İskender'in egemenliğini simgeleyen ve onun kahramanlık ve tanrısal imajını pekiştiren bir araç olarak önemli bir rol oynamıştır. İskender’in fetihleri sırasında askerlere ödeme yapmak ve ticaretin düzenini sağlamak amacıyla yoğun şekilde basılan bu sikkeler, aynı zamanda güçlü bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Sikkelerdeki ikonografi, İskender’in kahramanlık figürü ve tanrısal varlığına dair mesajlar taşırken, aynı zamanda onun gücünü ve egemenliğini ifade etmiştir.
Ölümünden sonra
İskender’in ölümünün ardından basılan sikkeleri tanımlamak için “posthumus” (ölüm sonrası) ifadesi kullanılır. Posthumus sikkeleri ayırt etmek için önemli özelliklerden biri de ağırlıktır. Ağırlık olarak Attika standardının (17,2) altındadır. BASILEOS (kral) unvanı ile basılanların ve çapı 30 milimetreden büyük olanların da posthumus sikkeleri olduğu düşünülmektedir.
Tipik bir İskender sikkesinde aslan postlu Herakles’e benzeyen İskender portresi, arka yüzde ise genel olarak tahtta oturan Zeus görülmektedir. Bu sikke tipi İskender yaşarken basılmakla birlikte ölümünden sonra da 200 yıl boyunca bağımsız şehirler tarafından uluslararası bir para biçimi olarak basılmıştır. Bu sikkelerin çokluğu ve geniş alana yayılımı nedeniyle nümizmatların en çok zorlandığı serilerden biridir.

İskender'in ölümünden sonra sikkeler, ekonomik bir araçtan çok, siyasi bir sembole dönüşmüş ve tüm Akdeniz'de geçerli bir para birimi haline gelmiştir. Sikkelerin yaygınlığı, imparatorun ölümünün ardından da hâlâ güçlü bir uluslararası para sisteminin varlığını sürdürdüğünü gösteriyordu.
Büyük İskender'in kişiliğinin ordu üzerindeki etkisi, ölümünden sonra da devam etti. Haleflerin İskender’in gücüyle bağlantısını pekiştiriyordu ve propaganda amacı güdüyordu. Bu propaganda güvende olmak, hayatta kalmak ve başarıya ulaşmak için gerekliydi çünkü halefler güç kazanmak için birbirleri ile de savaşmaya devam ediyordu. İskender’in ölümünün ardından, halefleri İskender’in mirasına sahip çıkarak sikkelerin basılmasını sürdürdü. Bu durum hem meşruiyet kazanma hem de propaganda amacı taşıyordu. Sikkelerin, İskender’in simgelerini taşımaya devam etmesi, haleflerin İskender’in gücünü ve kahramanlık imajını üzerine almak istemelerinden kaynaklanıyordu. İskender’in figürünü taşıyan sikkeler, onun ölümünden sonra dahi onun gücünü ve prestijini sürdürmeye devam etmiştir.
Sikkeler, yerel yönetimler tarafından da basılmaya devam edildi. Bu, sadece ekonomik bir gereklilik değil, aynı zamanda İskender’in mirasına ve egemenliğine sahip çıkmanın bir yoluydu. Kentler, İskender’in figürünü taşıyan sikkeleri basarak ona olan sadakatlerini ve desteklerini gösteriyor, aynı zamanda bu sikkeler hem yerel halkın hem de fethedilen bölgelerdeki yöneticilerin egemenliğini ve bağlılıklarını simgeliyordu. Yani İskender sikkesi basmak bir kent için egemenliğini ilan etmek anlamına geliyordu.

Patara’nın girişindeki dükkânlar ortaya çıkıyor
Antalya’nın Kaş ilçesindeki Patara Antik Kenti’nin kapısı, kentin simge yapılarından biri. Şimdilerde bu önemli yapının çevresindeki kazılarla stoa ve dükkânlar gün yüzüne çıkarılıyor.
M.Ö. 1. yüzyılın ortalarında 23 kentten oluşan Likya Birliği’nin başkenti olarak bilinen kentin kapısı 19 metre genişliğinde ve 10 metre yüksekliğinde. Kentin ihtişamını yansıtan kapının batı bölümde gerçekleştirilen kazılarda stoa ve dükkânlar gün yüzüne çıkarılmaya başlandı. Kazılarda sikke, mermer kaplama levhaları gibi buluntular ele geçirildi. Kazı çalışması kapsamında batı ve doğu bölümü ile kent kapısının arka bölümündeki stoa ve dükkânların tamamen gün yüzüne çıkarılması amaçlanıyor.

Stoa kazıldı
Patara Antik Kenti Kazı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Şevket Aktaş, Patara’nın Antik Dönem’de denizden ve karadan olmak üzere iki girişinin bulunduğu bilgisini verdi. Aktaş, “Sıra halinde dükkânlar var. Stoa ve bir dükkânı gün yüzüne çıkardık. Kısa sürede 7-8 dükkânı açığa çıkaracağız. Bu bizi çok heyecanlandırıyor. Bu kazılar Likya›nın hem tarihini hem de mimarisini ortaya çıkarıyor. Dükkânlardaki buluntularla insanların o dönem kullandıkları malzemeleri, insanların yaşayışlarına ilişkin bilgiler öğreneceğimizi düşünüyorum” dedi.
Roma’nın propaganda yapısı
Kent kapısının anıtsal bir giriş olduğuna dikkati çeken Aktaş, “Yapı üç kemerli. Yapının en önemli özelliği üç geçişin üstünde iki nişte heykeller bulunuyor ve konsollarda kapıyı yaptıran Vali Mettius Modestus’un ailesinin büstlerinin yer aldığını bilmekteyiz. En üstte ise İmparator Traian’ın karısının heykelleri yer almakta” diye konuştu.
Üzerinden su akıyordu
Kent kapısının bir diğer işlevinin ise su yapısı olması olduğuna dikkati çeken Aktaş, şunları kaydetti: “O dönem yaklaşık 22 km mesafeden getirilen su, kapının üzerine kurşun borularla çıkarıldıktan sonra bir yarıktan su perdesi oluşturacak şekilde ortadaki kemerin üzerindeki bir havuza akıtılıyor. Havuzdaki su da ardından kente taşınıyor. Bu çalışmalarla kent kapısından suyu yüzyıllar sonra yeniden akıtmayı amaçlıyoruz. Roma İmparatorluğu’nun propaganda yapısı olan bu kapı yüzyıllar önce olduğu gibi aynı ihtişamıyla ziyaretçilerini karşılayacak.”