17.02.2026 - 04:09 | Son Güncellenme:
Nükhet Everi - Yıllar önce İstanbul Kitap Fuarı’nda Azra Erhat ve Halikarnas Balıkçısı’nın manevi evladı, kıymetli dostum Şadan Gökovalı ve büyük usta Can Yücel ile oturmuş sohbet ediyorduk. Konu doğal olarak Halikarnas Balıkçısı’na geldi. Can Yücel ikimizi de çok iyi tanır, benim Halikarnas Balıkçısı’na olan düşkünlüğümü de iyi bilirdi. Konuşma sırasında ben Halikarnas Balıkçısı için “O benim Çağdaş Homeros’um” diye lafa girince, Can Abi bana bakmadan Şadan’a “Şadan, Cevat Şakir çok önemli, hiç durmadan yazmaya, anlatmaya devam etmeli, onu geleceğe taşımalıyız. Yeni nesiller onu tanımalı” dedi ve bana döndü: “Nükhet, bu sana da düşer, yazmalı ve anlatmalısın. Bu benim sana vasiyetimdir.”
O günden sonra bu sözün ağırlığı omuzlarımda kaldı. Ben de o günden bugüne hiç yılmadan Halikarnas Balıkçısı’nı yazıyor ve anlatıyorum. Halikarnas Balıkçısı, yalnızca deniz hikâyeleri yazan bir yazar değil, bir düşünürdür. Ortaya çok büyük bir fikir atmıştır: Anadolu Gerçeği. Her yeni fikir gibi bu da aşırı ve alışılmamış geldi insanlara zamanında.
“Kuşaklar süresince, çocukluk çağından beri yapılmış telkinleri ve çoğu yalan olmakla beraber, tekrarlana tekrarlana kutsal bir gerçek düzeyine getirilmiş olan kanıları yıkmak kolay değildir”, der bu konuda Halikarnas Balıkçısı.
Azra Erhat da der ki: Onun Anadolu konusundaki tezleri ile ilgili olarak abarttığını düşünenler olabilir ama gerçeği bulan kişi abartmaz da ne yapar? Varsa abartılmış yönler, onları yontmak, sivrilerini törpülemek gelecek kuşakların işi olmalıdır.
Anadolu konusunda Halikarnas Balıkçısı coşkulu, duygusal, öfkeli, hırçın, hatta kırıcıdır. Ünlü “Merhaba”sını söylerken ve konuşurken o kocaman sesini “diyalektik materyalizmin babası” dediği Herakleitos’un makamından salardı. Dionysos tanrı olurdu, diyonizyaktı. Anadolu’nun şövalyesiydi. Anadolu’nun sesiydi. O Homeros’u bugüne taşıyan, Anadolu gerçeğini anlatan çağdaş Homeros’tu.

Balıkçı’nın mektubu
Azra Erhat ve A. Kadir, 1957’de İlyada çevirisini yarıladıklarında, bir akşam bir sergi çıkışı Azra Erhat, aralarında Sabahattin Eyuboğlu ve Halikarnas Balıkçısı’nın da bulunduğu küçük bir grupla yemeğe gider. Azra Erhat, Halikarnas Balıkçısı’nı daha önce görmüştür ve tanıyordur ama o akşam tuhaf bir çekingenlik duyar ve hiç konuşmaz. Sabahattin Eyuboğlu, Azra Erhat’ın İlyada’yı çevirdiğini söylediği anda Balıkçı ona bakıp Homeros ve İlyada üstüne bir nutuk çekmeye başlar. Hiç duymadığı, okumadığı şeyler söylüyordur, sanki akademik kaynaklardan edindiği 40 yıllık bilimsel kanılarını yıkmaya çalışır gibidir. Gecenin sonunda Halikarnas Balıkçısı gülerek Azra Erhat’ın elini sıkıp, ben bunları yazar gönderirim der. Yaklaşık 10-15 gün sonra, 9 Şubat 1957 tarihli “Merhaba Merhaba!” diye başlayan 80 sayfalık bir mektupta Halikarnas Balıkçısı İlyada konusunda yalnızca kendi görüşlerini değil, birçok Batılı bilim adamının da savlarını iletiyordur.
“Bu mektubun içeriğinden çok özü etkilemişti beni. Demek yanılmışım, safsata ve palavra sandığım, Balıkçı’nın meyhanedeki o sözleri derin bir bilgi ürünü imiş”, der Azra Erhat.
Bu olay müthiş bir entelektüel dostluğun da başlangıcı olmuştur. Mart 1957’den başlayıp Halikarnas Balıkçısı’nın ölümünden bir yıl öncesine kadar mektuplar yazmışlardır birbirlerine.
Çevirinin ruhu
Azra Erhat ve A. Kadir, İlyada’yı çevirmeye 1956-57 yıllarında başlamışlar. Azra Erhat akademisyen şapkasını çıkartmadan çeviriyi yaparken, A. Kadir bunu kusursuz bir Türkçeye ve çok değerli bir şiir diline oturtur. Ama Halikarnas Balıkçısı’nın coşkusu ve ruhu da bu metne katılmıştır. Aslında çeviriye ruhu veren de odur.
Bu çeviri Halikarnas Balıkçısı’nın Anadolu hümanizması ile yoğrulmuştur, Homeros’u Anadolu’ya geri getirir. Bunları yaparken de Türkçeyi destanın doğal yatağı gibi kullanır.
1959’da Habib-Edib Torehan Bilim Ödülü ve 1961’de TDK Çeviri Ödülü alan bu çevirinin Türkçesi canlı, akıcı ve epiktir. Homeros’un sözlü anlatım ruhunu çok iyi taşır ve şiirselliği korurken okuru yormaz.
Azra Erhat ve A. Kadir, metni Yunancadan Türkçeye çevirelim derdine girmemiş, Homeros’u Türkçede yeniden konuşturmuşlardır, yani bu çeviri Homeros’u Türkçede yaşatır.
Tam da bu yüzden kimi yaklaşımlar Homeros’u yalnızca metin üzerinden okur ama Homeros, yalnızca bir metin değil, bir coğrafyanın, bir hafızanın ve bir kültürel sürekliliğin ürünüdür. Ege’nin, Akdeniz’in sesidir. İnsanlığın hafızasıdır.

Filoloji elbette Homeros’u anlamanın vazgeçilmez araçlarından biridir ancak Homeros’un dünyası filolojinin sınırlarıyla sınırlı değildir ve Homeros yalnızca filologların değildir. Homeros, tarihçinindir, arkeoloğundur, kültür tarihçisinindir, edebiyatçınındır ve Halikarnas Balıkçısı’nın mirasıdır.
Bu bakış açısını destekleyen Troya ve çevresinde yürütülen arkeolojik çalışmalar, Homeros anlatılarının yalnızca edebi değil, mekânsal ve tarihsel bir arka plana da sahip olduğunu göstermektedir.
Homeros, hâlâ konuşan, okundukça, kazıldıkça ve anlatıldıkça çoğalan bir kültürel kaynaktır.
Halikarnas Balıkçısı, Homeros’u yalnızca okuyan değil, onunla birlikte yürüyen, Ege’nin kıyılarını, rüzgârını ve insanını destanın parçası olarak gören nadir yazarlardandır. Anadolu gerçeğini anlatan çağdaş bir Homeros’tu.
Yalnızca yazdıkları çizdikleri ile değil, rehber kimliğiyle de vurgulamıştır Anadolu gerçeğini yıllar yılı.
Mavi Yolculuk
Bodrum denince akla gelen Mavi Tur geleneğini Halikarnas Balıkçısı’nın öncülüğünde, Azra Erhat ile Mavi Yolculuk’un isim babası Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu başlattılar ve Türkiye’nin daha pek çok entelektüel ismi, Anadolu’nun Ege kıyılarındaki doğal ve kültürel güzellikleri içindeki bu yolculukları birlikte yaptılar. Mavilikler eşliğinde yazdılar, çizdiler, sohbet ettiler, yaratıp ürettiler. Arkalarında çok büyük eserler bıraktılar, Anadolu gerçeğini tüm yaşamları boyunca anlattılar. Halikarnas Balıkçısı ve dostları, kendilerini takip edenleri, okuyanları hem müthiş bilgilerle donattılar hem gezme kültürünü de öğrettiler.
Selam olsun anlatmaktan yorulmayanlara, Anadolu’yu dinleyenlere, çevirenlere, yazanlara ve Homeros’un sesini bu topraklarda bugüne taşıyan çağdaş Homeros’a…
MERHABA!