ArkeolojiÇayönü: 12 bin yıllık bir ‘anahtar’

Çayönü: 12 bin yıllık bir ‘anahtar’

16.11.2025 - 09:16 | Son Güncellenme:

Diyarbakır’daki Çayönü Tepesi, 12 bin yıla uzanan tarihiyle Neolitik Dönem için bir anahtar işlevi görmekle kalmadı, Türkiye’de arkeoloji biliminin gelişiminde de önemli bir rol oynadı. Kazı Başkanı Doç. Dr. Savaş Sarıaltun, burada M.Ö. 10.200 yılından M.Ö. 7000’e kadar olan sürecin tüm detaylarının bulunduğunu belirtiyor: “Çayönü dünyanın en güzel, en iyi buluntularının, en harika, en görkemli yapılarının olduğu yer değil. Ama Çayönü, her şeyin olduğu tek yer.”

Çayönü: 12 bin yıllık bir ‘anahtar’

GÖRKEM EVCİ- Yeryüzündeki milyonlarca yıllık yürüyüşümüzün en önemli adımı, günümüzden yaklaşık 12 bin yıl önce atılmaya başlandı. İnsanlığı bugüne ulaştıran devrimsel bir kırılmanın adımıydı bu. Yaşam, büyük bir sıçrayışla bambaşka bir şekil aldı. Nehrin akışı değişti; sular, bizi daha nice önemli adımların neticesinde bugünlere taşıyacak olan yatağına girdi. Ama hepsi o ilk büyük adımın ardından şekillendi. Bizi önceleri sanayi devrimine, bugünlerde yapay zekâ çağına ulaştıran bu akışın ilk adımı, tarım devrimiydi.

Haberin Devamı

İnsanoğlu bu dönemde, on binlerce yıllık alışkanlığını, konargöçerliği geride bırakarak doğanın sunduğu barınma imkânlarından vazgeçip kendi inşa ettiği yerlerde kalıcı olarak yaşamaya başladı. Böylece bugün içinde yaşadığımız bu düzenin ilk adımları atıldı. Bu elbette birkaç gün, birkaç ay, birkaç yıl içinde olup bitmiş bir hareket değildi. Bu devrim, uzun bir zaman dilimine yayıldı. İster eskiden düşünüldüğü gibi avcı-toplayıcılıktan üretime geçildiği için yerleşilmiş olsun; ister bugün anlaşıldığı üzere yerleşik hayata geçildiği için üretim başlamış olsun; Neolitik Dönem'de bugünkü yaşamımızın temelleri atıldı.

İlk çalışmalar

Anadolu toprakları da tarihin o uzak döneminde bile yine sahnedeydi. Bu topraklar, adına tarih denilen bu büyük oyunun her perdesinde başrole talip. Son zamanlarda Neolitik Dönem, daha çok Göbeklitepe ve onun "kardeşleri" olan diğer 'Taş Tepeler'le gündemde olsa da Anadolu'nun farklı noktalarında bu büyük adımın atıldığı başka yerler de var. Onlardan biri de Türkiye'de Neolitik Dönem'e dair çalışmaların başladığı, arkeolojik kazıların tarihinin 1960'lara uzandığı, bugün Diyarbakır'ın Ergani ilçesi sınırlarında bulunan Çayönü Tepesi...

Haberin Devamı

Çayönü, yalnızca Neolitik Dönem açısından değil, Türkiye'de arkeoloji biliminin gelişimi açısından da köşe taşlarından biri. Bu önemli yerleşimde, Mega Metal'in sponsorluğu vesilesiyle Kazı Başkanı Doç. Dr. Savaş Sarıaltun'la birlikte birkaç saat geçirdik. Çayönü'nde kazı çalışmaları son dönemde Mega Metal'in desteğiyle sürüyor. Böylece bilimsel kazı çalışmaları çokça ihtiyaç duyulan maddi desteğe kavuşurken şirket de Anadolu'da metal kullanımının en eski örneklerine rastlanan bu yerleşimle hikâyesini zenginleştiriyor. Bakır üzerinden kurulan bu devamlılık hikâyesi, desteği daha anlamlı kılıyor.

Savaş Hoca, sohbetimizin başında Çayönü’ne yakın bir noktada bulunan, kaya mezarlarının yer aldığı Hilar Mağaraları ile Çayönü'nün karıştırılmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Özellikle Çayönü diye mağara görsellerinin kullanılmasıyla oluşan yaygın algıdan şikâyetçi. Ben de yazının başında, bu algının bozulmasına yardımcı olması dileğiyle bu şikâyeti aktarmış olayım...

Haberin Devamı

'Her şey' var

 Çayönü'ne geçmeden önce bölgenin coğrafyasını, daha nokta atışı bir ifade ile "Çayönü neden burada?" sorusunun cevabını veriyor Savaş Sarıaltun. Kısaca özetlemek gerekirse yeryüzünü şekillendiren etkenler bu bölgeye torpil geçmiş. Bereketli alüvyal toprakların bulunduğu, su kaynakları bakımından zengin geniş bir "çanak" burası. Bu noktada Sarıaltun, Çayönü kazılarını başlatan Robert John Braidwood'u hatırlatarak kazıların tarihçesine uzanıyor: Braidwood'un Neolitik Dönem'in ovada, düz alanda başladığı fikrine karşı çıkarak, bunun aradaki geçiş noktalarında olması gerektiğini savlaması Çayönü kazılarına giden yolu açıyor. 1962-1964 yılları arasında Braidwood, Halet Çambel'le birlikte yüzey araştırmasına başlıyor. Araştırdıkları noktalardan biri de burası. Sarıaltun, Çayönü'nün bu teze çok uygun olduğunu söylüyor: "Burası hem dağlık hem ovalık bir alan. 'İlk hareket'in standart ya da stabilize bir alanda olmaması, çok katmanlı; her şeyi bulabildiğiniz, her şeyden yararlanabildiğiniz ve herhangi bir sosyal, ekonomik, iklimsel krizde çözüm bulabileceğiniz bir alanda olması gerekiyor."

Haberin Devamı

Bu yüzey araştırması sonucunda Çayönü'nde başlayan kazılarla M.Ö. 10.200'den M.Ö. 7000'e kadar kesintisiz bir yaşamın izleri, bu binlerce yıllık sürecin tüm detayları, aşamaları, kırılmaları ortaya çıkarılıyor. Sarıaltun, Çayönü'nün bu mânâda rakipsiz olduğunun altını çizerek yerleşimin önemini şöyle özetliyor: "Dünyada bu kadar detayı, bu kadar ara formları gösteren başka bir yer yok. Çayönü'nü Çayönü yapan şey de zaten bu. Çayönü dünyanın en güzel, en iyi buluntularının olduğu, en harika, en görkemli yapılarının olduğu yer değil. Ama Çayönü, her şeyin olduğu tek yer. Levant'ta da bir Neolitik çalışma yapsanız 'Çayönü'ndeki şu buluntuyu bulmuşuz' diyorsunuz. Suriye'de yapsanız 'Çayönü'ndeki hücre planlı yapılardan bir örnek bulduk' diyorsunuz. Göbeklitepe'yi kassanız 'Çayönü'ndeki Terrazzo Yapısı'nın bir örneğini bulduk' diyorsunuz. Çayönü, işin anahtarı. Çünkü 3500 yıl boyunca burada kalıp yeniledikleri için bütün o detayları verebilen tek yer. Göbeklitepe, Çayönü'nden daha erken bir yerleşim. Ama 1000 yıllık bir süreçte yerleşim var. Tarımın sistematikleşmeye başladığı dönem orada yok. Hayvanların evcilleştirilmeye başladığı dönem orada yok. Güzel görseller, çok özel noktalar var ama 'her nokta' yok. Çayönü'nde bir tohumun yabanisi de var, ara melez formları da var, kültüre alınmış hali de var."

Haberin Devamı

Çayönü'nün arkeoloji biliminin kendi tarihi açısından da önemine değinen Sarıaltun, burada çok erken dönemde kan analizleri yapıldığını, Karbon-14 yönteminin en erken kullanıldığı kazılardan birinin Çayönü olduğunu vurguluyor.

Yapıların evrimi

Bunları, Çayönü kazı alanının hemen girişinde dinledikten sonra yapıların bulunduğu kısma geçiyoruz. Önce en eski yapının bulunduğu noktadayız. Birkaç sıra taşla çevrilmiş, hafif çukur, küçük bir yapının önünde duruyoruz. "10.200 denilen nokta burası" diyor Sarıaltun: "Bu aslında bir alanın mekân olarak kullanılabilme isteğini başlatan nokta. Bu aşama barınma aşaması. Ya kaya kovuğunda barınacaksınız ya mağarada barınacaksınız. Ama belli bir alanı seçiyorsanız bir şey imar etmeniz lazım. Bu imar süreci de çok nitelikli olmuyor. Çünkü mimariyle ilgili birçok şeyi bilmiyorlar. Duvarın köşe yapılmasını bilmiyorlar, duvar örmeyi bilmiyorlar. Ama neyi biliyorlar? Bir alana bir şeyler yığarlarsa ve kenarına biraz dal koyarlarsa -Paleolitik Dönem'den biliyorlar bunu- sığınacak bir alan oluşturulabilir. Bir yuvarlak alan oluşturuyorlar. Toprağın içine doğru çukur açıyorlar, 45 cm bir derinlikte bu. Dikmelerle, dallarla, çalılarla da insan boyunu aşan bir alan oluşturup içinde barınıyor."

Mimari, bu basit barınma alanında kalmıyor. Basit yuvarlak yapılar, yüzyıllar içinde aşama aşama gelişerek farklı bölümleri olan dikdörtgen planlı, duvarların yükseltildiği iki katlı yapılara evrilirken, bu evrimin her bir aşamasını burada görmek mümkün.

Buradaki daha gelişmiş yapılarla ilgili detaylı bilgilere sahip olmamızı da yine Çayönü ahalisi sağlamış: Ev kalıntılarının yanı sıra biri tüme yakın 17 “model ev” bulunmuş kazılarda. Bunları da Diyarbakır Müzesi'nde görmek mümkün.

Kırılma noktası

Sarıaltun, Neolitik Dönem'in ilk aşamasında, M.Ö. 9800'e kadar olan dönemde Çayönü'nün bu coğrafyadaki Körtik Tepe, Göbeklitepe, Hallan Çemi gibi diğer yerleşimlere göre zayıf olduğunu ancak 9800'den sonra işlerin tersine döndüğünü belirtiyor: "Asıl çözmeye çalıştığımız nokta da burası. Ne oldu da Çayönü ahalisi 9800'lerde insanların yapamadığı şeyleri yapmaya başladı? Madenleri levha haline getirdiler. Sonra onları boncuk haline getirdiler, iğne yaptılar, çeşitli aletler yaptılar. Ekim başladı. Hayvanları evcilleştirmeye başladılar. Bölgede bir düşüş varken, burada sıçrama var. Dışarıdan gelenler de yok bu arada."

Çayönü'nde yaşamın bir "mücadele tarihi" olduğunu belirten Sarıaltun, “Her 'hayır buradan gitmeyeceğiz' demek yeni bir yaratıma neden olmuş. Burada kalmak istedikleri için çözüm bulmuşlar her şeye" diyor.

Çayönü: 12 bin yıllık bir ‘anahtar’

İskeletler binası

Çayönü’nün en önemli yapılarından biri de “Kafataslı Yapı”. Profesör Micahel Rosenberg ve Aslı-Erim Özdoğan’ın Oxford Antik Anadolu kitabında yer alan “Güneydoğu Anadolu’da Neolitik” başlıklı ortak makalelerinde “Özünde burası, ölülerin çok aşamalı hazırlanma ve gömülmesi sırasında çeşitli aşamaların yerine getirildiği bir iskeletler binasıdır” denir ve burada yer alan, Göbeklitepe’deki kamu binalarının ana dikmeleriyle benzer nitelikte, muhtemelen ritüel işlevi bakımından henüz gelişmemiş iki büyük dikilitaşın yapının belirleyici özelliği olduğu vurgulanır.

Kazı Başkanı Sarıaltun, birkaç evresi olan bu yapıya ilişkin şunları söylüyor: “İlk bulunduğu sırada hücrelerden birinde çok fazla sayıda kafatası bulunduğu için ‘Kafataslı Yapı’ denilmiş. Ancak sadece kafataslarının gömüldüğü bir yapı değil. Kafataslarıyla beraber seçilmiş iskelet parçaları diyebileceğimiz kısımlar da gömülüyor. Bir hücreye iskelet parçalarını koyuyor, bir hücreye kafatasını koyuyor. Ama her zaman bu geçerli değil. Bu yer değiştirebiliyor.”

Çayönü: 12 bin yıllık bir ‘anahtar’

Kazı Başkanı Sarıaltun’la Çayönü’nde konuştuk.

Taş bloklar

Yapıda “musalla taşı” benzetmesi de yapılan iki taş blok bulunuyor. Bunlardan biri Diyarbakır Müzesi’nde, diğeri yerinde sergileniyor. Müzedekinde kan izi de bulunmuş. Ölülerin bu taşlar üzerinde bir süre bekletildiğini, vücuttaki dokuların zayıflamasının beklendiğini belirtiyor Savaş Hoca: “Dokular zayıflayınca vücudun parçalarını ayırıp bir keten ipiyle bağlayarak bir deste oluşturuyor ve bunları hücreye koyuyorlar. Kafatasını da başka bir hücreye koyuyorlar.”

Çayönü: 12 bin yıllık bir ‘anahtar’

Halet Çambel ve Mehmet Özdoğan, Çayönü kazısında.

Anadolu’da metal kullanımının en iyi belgelendiği yer

Metalürji tarihine ilişkin çalışmalarıyla tanınan Profesör James D. Muhly, Oxford Antik Anadolu’da yer alan “Metaller ve Metalürji” başlıklı makalesinde “Anadolu’da metal kullanımının başlangıcının en iyi belgelendiği yer Çayönü Tepesi yerleşmesidir” der. Muhly, Çayönü’nden çıkan, M.Ö. 8200-7500 arasında tarihlendirilen 113 bakır boncuktan söz eder.

Çayönü: 12 bin yıllık bir ‘anahtar’

Çayönü, madenler bakımından birçok Neolitik yerleşmeden ayrışıyor. Savaş Hoca’ya bunu sorduğumda, bunun için öncelikle Neolitik bir yerleşimde maden olması gerektiğini belirterek “Bu yüzden çok az alanda var böyle. Bunlarda Aşıklı Höyük ve Çayönü öne çıkıyor. Aşıklı’da sayı olarak az buluntu var. Burada 4300’e yakın buluntu var” diyor.

Terrazzo tabanlı yapı

Günümüzde de kullanılan bir mozaik tekniği olan “terrazzo”nun en eski örneklerinden biri de Çayönü’nde. “Terrazzo Yapısı” olarak adlandırılan 9500 yıllık yapının zeminin yapım sürecini Sarıaltun şöyle anlatıyor: “Taşları diziyorlar, üzerine daha küçük taşlar seriliyor, çakıllı malzemeyle bir düzlem oluşturuluyor, en üste kırmızı killi malzemeyle kireci karıştırarak seriyorlar. Bunu uzun süre öğütme taşlarıyla sürterek yüzeyi düzeltiyorlar. Burası hem teknolojik hem ritüel açısından çok değerli bir yapı. Bu boyutta bir eşdeğeri yok. Ama Boncuklu Tarla ve Göbeklitepe gibi yerlerde de bu tekniğin kullanıldığını söyleyebiliriz.”

Kırmızı boya

Kazıda bu yıl 9500 yıllık bir kamusal yapı daha keşfedildi. 150-200 yıl kullanıldığı düşünülen bu özel nitelikli yapının da tabanı kırmızı boyalı. Bu boyanın en az dört kez yenilendiği saptanmış. Sarıaltun, buranın ortak bir alan olarak ritüeller için kullanılmış olabileceğini belirterek boyanın aşıboyası (sarı ya da kırmızı demir cevherinden elde edilen doğal boya) veya kırmızı renkli bir kil malzemeden üretildiğini düşündüklerini kaydediyor. Analizlerin ardından boyayla ilgili daha ayrıntılı bilgilere ulaşılacak. 

Çayönü halkının sofrasında ne vardı?

Kazı Başkanı Sarıaltun, Çayönü’nde yaşayanların beslenme kültürüyle ilgili de şunları söyledi: Burası 13 ayrı bitkinin kültüre alındığı bir yer. En erken kültüre alınan bitki mercimek. Buğday, arpa, bezelye, nohut… Et ve süt ürünlerini kullanmışlar. Et tüketiminde domuz başta geliyor. Sonra koyun, keçi, sığır. Sanırım tarıma başlayınca domuzdan vazgeçip koyun ve keçiye dönmüşler. Onları evcilleştirmişler. Çok fazla ocakları var.”

Hedef, bilgiyi teknolojiyle aktarmak

Savaş Sarıaltun, hedeflerinin buradaki bilgiyi teknolojiden faydalanarak görseller, canlandırmalarla ziyaretçilere aktarmak olduğunu belirtiyor. Hedef; Çayönü’ndeki mimariyi, yaşamı anlatabilmek için bazı yapıların yeniden inşa edilip bazılarının VR gibi teknolojilerle yansıtılabileceği bir alanın kazandırılması, böylece akademik bilginin toplumla buluşturulması...

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler