ArkeolojiDağlık Doğu Anadolu (Yayla) kültürlerinde müzik

Dağlık Doğu Anadolu (Yayla) kültürlerinde müzik

20.09.2026 - 04:21 | Son Güncellenme:

Urartu bronz kemerleri üzerinde şarkı söyleyen ve dans eden kadınlar tasvir edilmiştir.

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
Dağlık Doğu Anadolu (Yayla) kültürlerinde müzik

Prof. Dr. Mehmet Işıklı - “Dağlık Doğu Anadolu” ve civarındaki topraklar, Yakın Doğu’nun kendine özgü coğrafi, ekolojik ve kültürel özellikleri ile öne çıkan sıra dışı bir kesimidir. Kabaca Güneydoğu Toros ve Kafkasya Dağ silsileleri arasında kalan Yakın Doğu’nun en arızalı-engebeli görünümüne sahip olan bölgesidir. Bölgenin önemli bir kısmı da ülkemizin Doğu Anadolu Bölgesi’dir. Bu dağlık kuşağın morfolojisini 2500 metreyi aşan dağ sıraları ve bu dağ sıraları arasında uzanan ovalar, vadiler akarsu havzalarından oluşan dar alçak düzlükler ve yüksek kesimlerdeki yaylalar oluşturur. Kış ve bahar aylarında yoğun yağış alan bölge, aynı zamanda Yakın Doğu’nun su rezervuar alanı, büyük akarsu sistemlerinin kaynak topraklarıdır. Özellikli jeolojik yapısı nedeniyle birçok doğal kaynağa ve hammaddeye de ev sahipliği yapar. Aynı zamanda bu dağlık zone Yakın Doğu’nun önemli kültür bölgeleri (Kafkaslar, Mezopotamya, İran ve Anadolu) arasında eşsiz bir lokasyona sahiptir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu zorlu ve ekstrem coğrafyada arkeolojik araştırmalar yüz yıllık bir geçmişe sahiptir ve istenilen seviyenin uzağındadır. Durum böyle olunca konumuz olan müzik ve dansın arkeolojik tarihsel izlerini sürmek de hiç kolay değildir. Bilindiği gibi müzik, duygu, düşünce veya hayalleri belirli bir uyum, ölçü ve ritim içinde sesler yardımıyla anlatma sanatıdır ve insanlığın köklü tarihsel geçmişinde evrensel bir kültür ve sanat formunu yansıtır. Türk Dil Kurumu, (TDK) müziği “birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı (musiki) ve bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan eserlerin okunması veya çalınması” olarak tanımlar. Konunun uzmanlarına göre müzik her kültürde, inanışta zaman ve mekân arasında büyük çeşitlilik gösterir. Bizim coğrafyamızda ve onun kültürlerinde müziğin evrensel formlarını yakalamak ne yazık ki son derece zordur. Konuyu bölge arkeolojisinin ana hatları üzerinden analiz etmek en faydalısı olacaktır.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Karaz Kültürü

Haberin Devamı

Yukarıda verilen özellikleri nedeniyle Dağlık Doğu Anadolu ve civar toprakları insanlığın uygarlaşma ve kültürel tarihinde önemli birçok oluşuma ev sahipliği yapmıştır. İnsanlığın uygarlaşma sürecinin en erken aşaması olan Paleolitik’ten itibaren bu zorlu ve sert coğrafyada insana dair izler kendini göstermeye başlasa da Kalkolitik Çağ sonuna değin bu arkeolojik izler çok güçlü ve belirgin değildir. Bölge arkeolojisinin asıl başlangıcı, bu süreçte başlayıp Erken Tunç Çağlar boyunca var olmayı başaran Karaz Kültürü ile olur. Yerleşik ve hareketli çoban ve tarımcı toplulukların yarattığı Karaz Kültürü bölgede bin yıldan uzun bir süre kültürel bir hakimiyet kurar. Bu kültürün arkeolojik materyali (kültürel paketi) başta kendine özgü seramikleri, mimarisi, pişmiş toprak objeleri (bilhassa ocakları), taş ve kemik aletleri ile bilinir. Bu paket içerisinde konumuz olan müzik ve dansa dair hemen hiçbir veri söz konusu değildir. Olağanüstü ince işçilikli bezemelere sahip seramiklerinde konuya dair hiçbir unsura bugüne değin rastlanamamıştır. Daha çok hayvan temelli süsleme unsurlarında doğum, bereket üzerine figürsel tasvirler dikkati çeker. Kutsallık yüklenen Karaz ocakları da hayranlık uyandıran form ve bezemelerine rağmen konumuza dair sessizdirler. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu sürece (Tunç çağlara) dair konumuz ile ilgili tartışmalı iki arkeolojik buluntu söz konusudur: Bunlardan biri Erzurum’un Pasinler Ovası’ndaki önemli bir Karaz yerleşimi olan Sos Höyüğü’nden gelmektedir. Bu merkezden ele geçen geyik boynuzundan bir obje “kült objesi bir müzik aleti” olabileceği şeklinde kazıcısı A. Sagona tarafından tanımlanmıştır. Bu bir tür üflemeli çalgı olabileceği gibi iki tarafı kapalı, içinde küçük boncuklar içeren ses çıkaran bir tür çıngırak olarak da tanımlanmıştır.  Diğer buluntu ise kazılardan değil Erzurum Müzesi’ne bağış yoluyla gelen pişmiş toprak bir kaptır. İki tarafı açık olan bu kabın bir tarafına deri gerildiği ve bir tür vurmalı çalgı (dümbelek) olarak kullanılmış olabileceğine dair öngörü söz konusudur.

Haberin Devamı

Urartu Krallığı

Haberin Devamı

Tunç Çağların sonuna doğru bölge büyük bir sosyo-politik ve kültürel dönüşüm yaşar ve yaylanın köy kültürünü temsil eden halkları, politik bir dönüşümle aşiret ve beylik düzenine geçer. Güçlü kaleler ve mezarlıklarla temsil edilen bu süreç bölge arkeolojisinde Geç Tunç-Erken Demir Çağ geçiş süreci olarak bilinir. Bu beylikler bir süre yayla ile merkezi devleti ve krallığı Urartu’yu oluşturacaktır. Bu süreçle ilgili konumuza dair hemen hiçbir veri söz konusu değildir.

Urartu Krallığı ile ilgili konuya (müzik ve dansa) dair veriler biraz daha güçlenir ve netleşir. Dağlık kuşağa devlet ve yazı geleneğini getiren Urartu Krallığı birçok bakımdan zorlu coğrafyada kurumsallaşmayı yansıtır. Urartu Krallığı’nın binlerce yazılı belgesi (toplam yazılı belge sayısı 2000’e yakındır) birbirinin tekrarı krali, askeri ve dini nitelikte metinler içeren “propaganda yazıtlarıdır”. Mezopotamya’dan ve Hitit’ten alışageldiğimiz yazılı verilerdeki konu çeşitliliği Urartu için geçerli değildir. Yazıtlarda konumuza dair hiçbir veri ne yazık ki söz konusu değildir. Saray ve devlet bürokrasine dair var olan sınırlı sayıdaki metinde sarayda görevli bir müzisyene veya dansçıya dair bilgi yoktur. Öte yandan bugüne kadar devam eden Urartu yerleşimlerindeki kazıların hiçbirinde müzik aleti olarak tanımlanabilecek bir obje de ele geçmiştir.

Haberin Devamı

Konumuza dair en önemli veri grubu bronz eserler (bilhassa adak levhaları ve kemerler) üzerindeki tasvirlerdir. Bu tasvirler üzerinde müzik aleti çalan veya dans eden çoğu kadın figürler dikkati çeker. Bunlar daha çok dini ve krali bir törende yer alan müzisyenler ve dansçılar olarak tanımlanmıştır. Bu tür tasvirler içeren kemerlerin daha küçük boyutlu oluşu bunların kadınlara ait olduklarını düşündürmektedir. Nitekim av ve savaş sahneleri içeren bronz kemerler daha büyük boyutludur ve erkeklere özgü olarak düşünülmüştür.

Dağlık Doğu Anadolu (Yayla) kültürlerinde müzik

Araştırmacılara göre müzisyen ve dansçıların yer aldığı bu sahneler kraliçenin sarayındaki ziyafetleri veya soylu ailelerin düğün törenlerini tasvir ediyor olabilir. Sahnelerde eşya taşıyan kadınların varlığı düğün ve onunla ilgili ritüeller seçeneğini daha uygun kılmaktadır. Kadın müzisyenlerin en kapsamlı tasvirini sunan Sadberk Hanım Müzesi'nde korunan bir bronz kemer üzerindeki tasvirde; öküzler (?) tarafından çekilen, özenle süslenmiş bir arabanın arkasında iki hediye taşıyan kadın ve bunu takip eden sahnede boğa protomları ile süslenmiş büyük bir kazana sıvı döken (libasyon yapan) iki kadının yer aldığı bir sunu sahnesi yer alırken tüm bunların ardından da kadın müzisyenler grubu yer almaktadır. Bu tasvir müzik ve dansla zenginleşen bir kutsal evlilik törenine işaret ediyor olabilir.

Farklı müzelerde bulunan 20’ye yakın Urartu bronz kemeri üzerinde tasvir edilen kadın müzisyenler; şarkı söylerken, dizleri bükük, vücutları kıvrılmış veya elleri yukarı kalkık alkışlar durumda dans eder betimlenmişlerdir. Genellikle belden kemerli uzun kollu elbiseler giymiş olan kadın müzisyenler çoğunlukla tef (c, f, h, ı ve j), dış kenarlarında çınlayan metal diskler (bir tür zil-çalpara) bulunan, yuvarlak veya dikdörtgen şekilli tek çerçeveli el davulları (tef) (l, m ve n ) metal kâseleri çubuklarla çalarken (g, k ve o); kastanyet veya lir (b ve p) ve çift flüt (a) çalarken görülmektedir. Bu tür sahnelerde tam olarak tanımlanamayan bir enstrüman da muhtemelen tellere vurulduğunda ses çıkaran, aralarında şeritler bulunan tahta mandallarla birbirine bağlanmış iki paralel yan parçaya sahip bir ksilofona (değişik sayıda akortlu tahta çubukların gam sırasıyla dizilmesinden oluşan, iki değnekle vurularak çalınan bir çalgı) benzeyen bir müzik aletidir (d). Bunlar dışında tanımlanması zor olan ve araştırmacılar tarafından bir tür lavta (saz) veya üzerindeki metaller nedeniyle ses çıkaran bir standart olarak tanımlanan bir müzik aleti daha bezemelerde görülmektedir (e, r, s ve t).

Urartu bronz kadın kemerleri üzerindeki müzik aletlerine bakıldığında bunların çoğunluğunun ritmik vurmalı çalgılar olmasına rağmen, kadın müzisyenlerin idiofon (tel veya zar kullanmadan, malzemenin kendi titreşimiyle ses çıkaran müzik aletleri), membranfon (gerilmiş bir deri veya zarın titreşmesiyle ses çıkaran müzik aletleri-vurmalı çalgılar), aerofon (temel ses kaynağının titreşen hava kütlesi olduğu müzik aletleri-üflemeli çalgılar) ve kordofon (iki sabit nokta arasına gerilmiş olan tellerin titreşmesiyle ses çıkaran müzik aletleri-telli çalgılar) ailelerine ait çeşitli enstrümanlar çaldığı görülmektedir. Uzmanlara göre bunların birçoğu kesinlikle profesyonel bir eğitim gerektiren enstrümanlardır ve bunlara dair bir eğitim alınması gereklidir. Bu durumda Urartu’da müzisyen kadınların eğitim aldığı, enstrüman çalmayı öğrendikleri bir tür müzik okulunun varlığı olasıdır.

Sonuç olarak Dağlık Doğu Anadolu ve civarı, Yakın Doğu’nun bu dağlık ve yaylalık kuşağı kendine özgü coğrafi ve çevresel koşullarıyla birçok uygarlığa ve kültüre ev sahipliği yapmış olmasına rağmen bunların hiçbiri Antik Yakın Doğu’nun diğer bölgelerinde (Mezopotamya ve Anadolu’nun kalan kısmı) olduğu gibi konumuz olan müzik ve dansa dair tatmin edici veriler sunmaz. Bölge hareketli hayvancı pastoral gruplara ve yerleşik tarımcı topluluklara ev sahipliği yaparken bu grupların bereket merkezli inanç sistemlerinde ve uygulamalarında (ritüellerinde, kültlerinde) müzik ve dansa yer vermiş olmaları son derece olasıdır. Karaz Kültürü halklarının kutsal ocak ve ateş merkezli inanç sistemlerinde ve ritüellerinde bu tür etkinlikleri (müzik ve dansı) pekâlâ bekleyebiliriz. Aşiret ve beylik formatındaki sosyo-politik oluşumların oluşturduğu ilk merkezi politik yapı Urartu Krallığı ile yayladaki topluluklar kurumsallaşma ve devlet-yazı geleneği ile tanıştıktan sonra köklü ve karmaşık bir inanç sistemine ve uygulamalarına sahip olur. Kazılardan ele geçen arkeolojik ve yazılı veriler bu inanç sisteminin ve uygulamalarının nasıl olacağına dair bize güçlü ip uçları sunar. Bunların içinde müzik ve dansın varlığı ve yeri çok güçlü olmalıydı. Nitekim bunları en güzel şekilde kadın kemerleri üzerindeki müzisyen ve dansçı kadın tasvirlerinde görüyoruz. Yazılı ve arkeolojik veriler ise ne yazık ki şimdilik bu konuda oldukça sessiz kalmaktadır. Günümüzde bu coğrafyada yaşayan halkların zengin ve güçlü müzik ve dans geleneklerinin (türküler, halaylar, düğünler) kökenlerini yaylanın Antik Çağ halklarında ve kültürlerinde aramak son derece yerindedir.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler