21.06.2026 - 05:13 | Son Güncellenme:
Seray Şahinler - Dar sokakları boyunca yükselen renkli ahşap evler, kiliseler ve farklı topluluklara ait yapılar, Fener’in yalnızca bir mahalle değil aynı zamanda bir birlikte yaşama pratiği olduğunu tarihe not düştü.
Fetih sonrasında İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin buraya taşınmasıyla Fener, Ortodoks dünyası için ruhani bir merkez hâline gelirken; tüccarlar, zanaatkârlar, tercümanlar ve devlet görevlileriyle dolu canlı bir sosyal doku oluştu. 18. yüzyılda yükselen Fenerli Rum seçkinler, yalnızca Osmanlı bürokrasisinde değil, Balkan coğrafyasında da etkili olurken semtin uluslararası bir karakter kazanmasına katkı sağladı.
Kim var kim yok burada
Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED), Osmanlı dünyasında Fenerli Rumların çok katmanlı tarihine ışık tutan ilginç bir sergiye kapılarını açtı. “Cümle Fener Burada: Hane, Mahalle, Saray ve Şehir” adlı sergi, 18. yüzyılın dönüşüm atmosferinde İstanbul’dan Balkanlara uzanan geniş bir coğrafyada kurulan siyasi, kültürel ve mekânsal ilişki ağlarını takip ediyor.
Namık Günay Erkal, Firuzan Melike Sümertaş ve Haris Theodorelis-Rigas’ın küratörlüğünde gerçekleşen sergi adını, 1719’da Bükreş’te bir âlimin “Cümle Fener burada; artık İstanbul’u hatırlamıyorum” sözünden alıyor. Projenin merkezinde ise Haliç kıyısındaki Fener Mahallesi ile Eflak ve Boğdan beylikleri arasındaki yoğun geçişkenlik var. Osmanlı’nın Fenerli Rum devlet adamlarını bu bölgelere voyvoda olarak atamasıyla güçlenen bu ilişkiler, imparatorluğun sınırlarını aşan dinamik ama kırılgan bir ağın oluşmasına zemin hazırladı.
Dört yıllık araştırma
ANAMED’in dört yıllık “Fenerlilerin Maddi Dünyası” araştırma programı kapsamında hazırlanan sergide; arşiv belgeleri, nadir kitaplar, haritalar, tablolar, mimari çizimler ve üç boyutlu modeller aracılığıyla yaklaşık bir yüzyıla yayılan toplumsal dönüşüm izlenebiliyor. Koç Holding ve Vehbi Koç Vakfı desteğiyle hayata geçirilen sergi, izleyiciyi tematik bir rota üzerinden adım adım ilerleyen bütünlüklü bir anlatıya davet ediyor. Bu anlatı, Fener’de yükselen Rum Ortodoks seçkin sınıfının ticaret, diplomasi ve eğitim ağlarıyla kurduğu güçlü fakat hassas ilişkilerle başlıyor; Osmanlı sarayında üstlendikleri tercümanlık gibi kritik görevler ve sembolik ritüellerle imparatorluk elitleri arasına girişlerini gözler önüne seriyor. Ardından Patrikhane ile kurulan sıkı bağlar üzerinden dini ve seküler alanların iç içe geçtiği bir dayanışma ağı ortaya konuyor.

Eflak ve Boğdan
Fener’deki özgün mimariye sahip haneler, yalnızca yaşam alanı değil, aynı zamanda diplomatik kabul ve temsil mekânı olarak karşımıza çıkarken; İstanbul’dan Eflak ve Boğdan’a uzanan kara ve deniz yolları, hem ekonomik hem de siyasal dolaşımın ana damarları olarak hikâyeye eklemleniyor. Bükreş örneği üzerinden Balkan başkentlerinde şekillenen çok kültürlü yaşam incelenirken, voyvodaların Osmanlı adına hükmettiği karma yönetim yapıları da serginin dikkat çeken durakları arasında yer alıyor.
Bugün Fener sokaklarında dolaşırken görülen her yapı, her detay, geçmişteki bu çeşitliliğin ve birlikte yaşamın izlerini taşımaya devam ediyor. “Cümle Fener Burada: Hane, Mahalle, Saray ve Şehir” başlıklı sergi de bu izlerin politik ve toplumsal geçmişinden bir kesit.
Sergi, 24 Ocak 2027 tarihine kadar ziyaret edilebilir.
Çözülmeler ve arayışlar
Anlatı ilerledikçe, Fenerlilerin sürgün, görevden alınma ve yeniden atanma gibi gelişmeleri, Boğaz kıyısındaki yalı kültürüyle birleşerek Doğu ile Batı estetiklerinin kesiştiği yeni bir sahneye taşınıyor. 19. yüzyıl başındaki devrimler ve ayaklanmalar ise bu güçlü ağın çözülüşünü ve Fenerlilerin farklı coğrafyalarda yeni kimlikler üstlenişini gözler önüne seriyor. Sergi, son bölümünde ise Fenerlilerden geriye kalan parçalı ama ortak kültürel mirasa odaklanarak, imparatorluktan ulus-devletlere geçiş sürecinin çok katmanlı hikâyesini yeniden düşünmeye davet ediyor. İstanbul’dan dünyaya uzanan bu tarihsel yolculuk, ziyaretçilerine yalnızca bir geçmiş anlatısı değil, aynı zamanda kültürlerarası etkileşimin izlerini sürme imkânı.