21.06.2026 - 05:26 | Son Güncellenme:
Berkay Dinçer - Mağaralar kayaçların içinde oluşmuş tünelimsi boşluklardır. Kimi mağaralar volkanik kayaçlar oluşurken boşluklar olarak kalabilse de Türkiye’deki mağaraların büyük çoğunluğu karst denilen kireçtaşı oluşumlarının içinde yer altı sularının kayacı eriterek oluşturduğu yer altı boşluklarıdır. Türkiye topraklarının yaklaşık yüzde 40’ının mağara oluşumlarına izin verecek bir jeolojik yapıda olduğu biliniyor. Bu alanlar esasen ülkenin güneyinde yer alan Toros Dağları ile ilişkili olsa da ülkenin pek çok yerinde irili ufaklı pek çok alanda karst oluşumları yer alıyor.
Damlaya damlaya biriken tarih
Mağaralar aynı canlılar gibi, doğar, büyür ve ölürler/çökerler. Bir mağara sisteminin oluşumu bir kez başlar ancak bu sürecin pek çok değişik aşaması bulunur. Her mağara kendine has bir ekosistemdir. Mağara boşluklarında yer altı sularının kayaçları çözündürüp sonrasında içindeki tortuyu biriktirerek oluşturduğu sarkıt ve dikitler oluştukları dönemlerin tüm iklimsel kaydını içlerinde barındırır. Bunların incelenmesi sayesinde mağara çevresindeki doğal koşulların evrimini izlemek mümkündür.
Mağaralar dış dünyadan yalıtılmış olmaları sayesinde tüm canlılar için de bir doğal barınak işlevi görürler. Özellikle Paleolitik Çağ’da, insan henüz duvarlar örüp kendini dünyadan ayırmadan öncesinde mağaralar ilk insanların en önemli barınakları olmuştur. İnsan evrimiyle ilgili pek çok fosil, mağaraların bu koruyucu yapısı sayesinde günümüze ulaşabilmiştir. Örneğin Almanya Neander Vadisi’nde 1856 yılında inşaat malzemesi için açılan taş ocağında bulunan bir mağara içinde ilk Neandertal fosili tanımlanmıştır. Avrupa’da bulunan insan fosillerinin büyük çoğunluğu son 150-200 yılda mağaralarda tespit edilmiştir ve mağaraların bu koruyucu niteliği bu insan evrimi araştırmalarının mağaralarda yoğunlaşmasının temel sebebidir. Mağaralar ve çevreleri çoğunlukla taş ocağı olarak kullanıldıklarından özellikle Sanayi Devrimi’nden beri kaç mağaranın madencilik yüzünden tahrip edildiğini bilemiyoruz. Türkiye’deki pek çok taş ve mermer ocağının, mağaraları büyük bir hızla, geri dönüşsüz bir şekilde yok ettiğini de hesaba katmak gerekir.
Tüm hayvanların sığınağı
Sadece insan için değil, özellikle kış uykusuna yatan hayvanlar için de mağaraların yalıtılmışlığı önemli bir avantajdır. Türkiye’de pek çok mağara insanlar tarafından kullanılmadıkları zamanlarda özellikle ayıların kış uykusu için kullandığı alanlardır. İstanbul’daki Yarımburgaz Mağarası’nda insanlarla ayıların bu mağarayı birbirlerine hiç temas etmeden dönüşümlü olarak kullandığının kanıtları vardır. Ayılar haricinde kurtlar, aslanlar ve sırtlanlar da mağaraları yoğun olarak kullanır, hatta bunların bazılarının Latince tür isimleri mağarada bulundukları için spelaeus (mağarayla ilgili) olarak verilmiştir.
Türkiye’de kaç mağara var?
Bu soruya şimdilik net bir cevap vermemiz mümkün değil. Yapılan farklı envanter çalışmalarında 4-6 bin civarı mağaranın listelendiği bilinse de gerçek rakamın 30-40 bin civarı olduğu düşünülmelidir. Karst jeolojisinin en yoğun olduğu Antalya, Mersin, Muğla ve Konya illeri Türkiye mağaralarının en az yüzde 35’ine sahip olmalıdır. Mağara arkeolojik kazıların büyük kısmının Antalya’da yapılıyor olması da bu durumun doğal bir sonucudur. İstanbul ise Türkiye’de en az mağara bilinen illerin başında geliyor.
Türkiye’de en uzun süredir araştırılan mağara Antalya’daki Karain’dir. Karain kazıları 1947 yılında başlatılmış ve halen sürdürülüyor. Karain devasa bir mağaradır ve bundaki dolgular Alt Paleolitik’ten başlayarak Roma Dönemi’ne kadar Türkiye’nin neredeyse tüm geçmişine ait çok önemli veriler sunar. İstanbul’daki Yarımburgaz, 1.2 km’lik uzunluğuna karşın ne yazık ki çok fazla araştırılmamış bir mağaradır. Bunda da Alt, Orta ve Üst Paleolitik dönemlere ait tabakalarla birlikte Neolitik-Kalkolitik ve Roma-Bizans dönemlerine ait tabakalar bulunur. Geçtiğimiz yıl bile yeni defineci çukurlarının açıldığı Yarımburgaz Mağarası’nı koruyamamak sadece İstanbul’un değil tüm Türkiye’nin ortak ayıbıdır. İnsanlık tarihinin arşivi niteliğindeki bu eşsiz mağara tamamen yok olduğunda bir benzerini yeniden oluşturmak ne yazık ki mümkün olamayacaktır.
Hız kazanan mağara kazıları
Binlerce olmasına rağmen mağaracılık veya arkeolojinin konusu olan mağaralar oldukça az sayıdadır. Bugüne kadar planı çıkarılmış mağaralar birkaç yüzle sınırlıdır. Bilimsel olarak kazılmış ve yayımlanmış mağaralar ise çok daha azdır. Mağaraların ne yazık ki büyük çoğunluğu definecilerin hedefi halindedir, envanter tam olmadığı için nelerin kaybedilmekte olduğu bile bilememekteyiz. Yine de son 20 yılda Türkiye’deki mağara kazılarının artmakta olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca, daha öncesinde sadece Antalya ve Hatay çevrelerine sıkışmış mağara kazıları coğrafi olarak farklı bölgelerde de başlatılmıştır.
Bunlardan bir tanesi Mardin’deki Uluköy Mağarası’dır. Bir mikro ekolojik niş alanında konumlanan mağara, kuzey Mezopotamya’nın kurak, yarı çöl ortamında sulak bir vahanın içindedir. Bu mağarada Alt Paleolitik’ten başlanarak Üst Paleolitik döneme kadar insan iskanı gözlemleniyor. Hatay bölgesinde daha önceden Öncül Üst Paleolitik Üçağızlı 1 Mağarası’nın kazısı yapılmaktaydı, Orta Paleolitik döneme ait Üçağızlı 2 ve Merdivenli mağaralarının yeniden kazılmaya başlanması da oldukça önemlidir. Marmara Bölgesi’nde ise Çanakkale’deki İnkaya ve Bursa’daki Sinekkaya mağaraları da ülkenin kuzeyinde Orta Paleolitik hakkında yeni bilgiler vermeye aday yeni kazılardır. Bu iki mağara Neandertallerin nasıl yok olduğunun araştırılabileceği en uygun coğrafi konumlardadır. Isparta’daki Saraycık Mağarası ise Türkiye’den çok az bilinen Üst Paleolitik dönem hakkında yeni bilgiler vermeye adaydır.
Buzul çağlarının sonrası…
Türkiye’de en büyük artış ise Epipaleolitik Dönem’e ait mağara kazılarında olmuştur. Antalya’da 1990’lı yıllarda kazılmış Öküzini’nin hemen yakınlarında Kızılin kazısına da başlanmıştır. Antalya’da 1960’lı yıllarda kazılmış olan Beldibi Mağarası da yeniden kazılmaya başlanmıştır. Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilen Direkli, Keçe, Yusufun Kayası mağaralarının kazılması bu bölgenin anlaşılması açısından büyük öneme sahiptir. Mersin’deki Eşek Deresi özellikle mağara duvarlarındaki çizimlerle, mağara sanatıyla öne çıkıyor. Bilecik’teki Gedikkaya, İzmir’deki Ballık ve Trabzon’daki Koskarlı mağaraları da son yıllarda gerçekleştirilmiş en önemli kazı çalışmalarındandır.
Antalya’daki Suluin, Zonguldak’taki İnönü ve Balıkesir’deki Andık mağaraları ise Neolitik ve sonrasındaki dönemlere ait yüksek çözünürlüklü arkeolojik verilerin açığa çıkarıldığı önemli buluntu yerleridir. Bunlar kazısı daha çok ovalarda ve özellikle de höyüklerde gerçekleştirilen bu dönemlere ait farklı doğal peyzajla ilgili veri sunuyor.
Mağaraları gelecek kuşaklara aktarabilecek miyiz?
Mağaralar dış dünyaya kısmen kapalı ortamlar oluşturdukları için bunların incelenmesi sadece arkeolojiye değil, aynı zamanda doğa bilimlerine de büyük katkı sağlıyor. Mağara kazılarının artması yeni fosil insan kalıntıları bulunmasının da en önemli yoludur. Bugün de pek çok canlı mağaraları sığınak veya yaşam alanı olarak seçmekte, bunların içinde evrimsel süreçlerine devam ediyor. Henüz kimse insana Homo spelaeus ismini vermemiş olsa da insanın son birkaç milyon yılda hayatta kalmasını sağlayan en önemli adaptasyonlarından bir tanesi de mağaraları kullanmasıdır. Hatta bu kimi yol ayrımlarında alet kullanmaktan bile daha yaşamsal olmuş olmalıdır.
Bugün veya yakın gelecekte insanlar dünyayı yaşanmaz hale getirirse (mesela nükleer bir felaket yaşanırsa) mağaralar insanların sığınabileceği en güvenli barınaklar olacaktır. Defineciler mağaraların anakayalarını bile kazarken, madenciler dev iş makinalarıyla yüzbinlerce yılda oluşmuş bir mağarayı birkaç dakikada yok edebilirken geleceğe kaç mağara bırakabileceğimiz çok kritik bir sorudur. Çünkü oralarda barınmak zorunda kalmasak bile mağaraların koruduğu verileri gelecekte de araştırmamız gerekecek. Halen mağaralardan alınabilecek antik DNA örneklerini yeterince incelemiş değiliz. Niteliği ne olursa olsun bir mağarayı yok etmek bir kayayı parçalamakla sınırlı bir tahribat değildir, bu aynı zamanda geçmişi de yok etmektir. Mağaraların derinlikleri karanlık olabilir, ancak mağaraların araştırılmadan yok edilmesi daha büyük bir karanlık yaratır.
Arkeolojik kazı yapılan mağaralar
Alt Paleolitik
■ Karain (Antalya)
■ Uluköy (Mardin)
Orta Paleolitik
■ Sinekkaya (Bursa)
■ İnkaya (Çanakkale)
■ Üçağızlı II (Hatay)
■ Merdivenli (Hatay)
Üst Paleolitik
Saraycık (Isparta)
Epipaleolitik
■ Beldibi (Antalya)
■ Gedikkaya (Bilecik)
■ Direkli (Kahramanmaraş)
■ Eşek Deresi (Mersin)
■ Kızılin (Antalya)
■ Ballık (İzmir)
■ Yusufun Kayası (Kahramanmaraş)
■ Keçe (Kahramanmaraş)
■ Koskarlı (Trabzon)
Neolitik ve sonrası
Suluin (Antalya)
Andık (Balıkesir)
İnönü (Zonguldak)