ArkeolojiGöbeklitepe’nin ‘kardeşleri’

Göbeklitepe’nin ‘kardeşleri’

21.12.2025 - 04:57 | Son Güncellenme:

Şanlıurfa’da Göbeklitepe gibi Neolitik Dönem’e tarihlendirilen yerleşimlerin sayısı gittikçe artıyor. Tüm bu yerleşimleri kapsayan Taş Tepeler Projesi’nin beşinci yılında ilk kez sergilenen buluntular, kazı çalışmalarının şaşırtmaya devam edeceğinin göstergesi

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
Göbeklitepe’nin ‘kardeşleri’

Görkem Evci - Neolitik Dönem'e ait muhteşem anıtsal yapıların bulunduğu Göbeklitepe, artık tüm dünyada biliniyor. Şanlıurfa'da Göbeklitepe benzeri birçok Neolitik yerleşim bulunduğu, bu konuya biraz ilgi duyan herkesin malumu. Kazı çalışmalarının hayli ilerlediği Karahantepe, muhtemelen Göbeklitepe'den sonra en bilinen ikinci yerleşim. İki insan, iki leopar ve bir boğa figürünün tasvir edildiği meşhur kabartmasıyla Sayburç'un da üçüncü sırada geldiğini söylemek yanlış olmaz. Arkeolojik kazıları, bu konudaki haberleri sıkı takip edenler Sefertepe adını da duymuştur. Gürcütepe, Harbetsuvan, Çakmaktepe, Mendiktepe gibi yerleşimler ise daha az bilinirliğe sahip.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Beş yıldır "Taş Tepeler" üst başlığıyla anılan ve ortak bir proje kapsamında kazılan "son avcı-toplayıcıların köyleri", aslında ismini saydığım bu birkaç yerleşimle sınırlı değil. Şu an Taş Tepeler Projesi kapsamında 12 ayrı noktada kazı çalışmaları sürüyor. Bu sayı sizi şaşırttıysa bir de şuna bakın: Henüz kazı çalışmalarının başlamadığı, yüzey araştırmaları sonucunda aynı döneme ait olduğu değerlendirilen çok daha fazla yerleşim bulunuyor.

Beşinci yıl toplantısı

12 bin yıllık geçmişiyle insanlığın bugüne ulaşmasındaki büyük dönüşüme; göçebelikten yerleşik yaşama, avcı-toplayıcılıktan tarım ve hayvancılığa geçiş aşamasına ışık tutan Taş Tepeler Projesi'nin beşinci yılı dolayısı ile geçen ay Şanlıurfa'da Bilgilendirme Toplantısı düzenlendi.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Karahantepe'de düzenlenen etkinlikte konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy; Göbeklitepe’den Karahantepe’ye, Sayburç’tan Sefertepe’ye uzanan bu benzersiz coğrafyanın; insanlığın inanç, ritüel, toplumsal örgütlenme ve kültürel üretim konularında zannedildiğinden çok daha ileri bir bilinç düzeyine sahip olduğunu açıkça gösterdiğini kaydetti.

Haberin Devamı

'Neolitik başkent'

Haberin Devamı

Bakan Ersoy, "Önümüzdeki dönemde mikro analizler, arkeometrik çalışmalar, teknoloji ve sembolik buluntulara odaklanan araştırmalar ile doğal çevre, etnoarkeoloji ve koruma faaliyetlerinin daha da güçlendirilmesi hedefleniyor. İnanıyoruz ki bu kapsamlı çalışmalar Taş Tepeler bölgesini dünyanın Neolitik başkenti olarak tescilleyecektir" ifadelerini kullandı.

İlk kez sergilendiler

Toplantı kapsamında bazı yeni buluntular ilk kez sergilendi. Bu buluntular arasında Göbeklitepe’de D Yapısı'nda duvar içinde bulunan, olasılıkla adak olarak yerleştirilmiş insan heykeli, Sayburç'taki 10.500 yıllık ağzı dikili heykel, Sefertepe'de gün yüzüne çıkan iki tarafında insan motifi yer alan bir boncuk ve insan yüzü kabartmaları özellikle dikkati çekti.

Haberin Devamı

Göbeklitepe’nin ‘kardeşleri’

Biri ötekinden daha mı gelişmiş?

Karahantepe kazı alanında Taş Tepeler Projesi Koordinatörü Prof. Dr. Necmi Karul'la konuştuk. Karahantepe'de bulunan insan heykellerinin daha "somut" olması nedeniyle Karahantepe'de yaşayan topluluğun örneğin Göbeklitepe sakinlerine göre "daha gelişmiş" olduğu yönünde bir algı oluştuğunu belirttiğimde Karul, şunları söyledi:

Haberin Devamı

"Böyle bir karşılaştırmadan kaçınmak lazım. Yerleşim alanlarının çok küçük kısımlarını kazıyoruz. Genellemeler yapmak bizi yanlış bir yere götürür. Olanı yansıtmakla olana farklı bir anlam katarak soyut bir nesne üretmek arasında düşünsel olarak büyük bir fark var. Bu yerleşmelerin hepsinde hem olanı hem de soyut dışavurumları yansıtan heykellerle, kabartmalarla karşılaşıyoruz. Her ikisini de çok başarılı bir şekilde hayatlarına dâhil etmişler. Aynı yerde bir heykeli gerçekçi; diğerini soyut yapan insanlardan söz ediyoruz."

Farklı aşamalar

Necmi Hoca'ya Taş Tepeler kapsamındaki yerleşimlerin birbiriyle olan ilişkileri, etkileşimleri hakkında neler bildiğimizi de sordum. Bu yerleşimlerin M.Ö. 9600'lerden 8000'li yıllara kadar olan yaklaşık 1500 yıllık bir zaman dilimini kapsadığını belirten Karul, "Kimileri bu dönemin ilk aşamasını, kimileri son aşamasını, kimileri de orta aşamasını yansıtıyor. Zaten bu amaçla farklı yerleri seçtik. Her aralığı, birbirini sınayacak şekilde en az iki kazı yerinde araştırıyoruz. Birbirleriyle karşılaştıracak ve gelişimi anlayacak bir stratejiyle projeyi yürütüyoruz. Mendiktepe, Çakmaktepe kısa süreli kullanılmış, sürecin ilk aşamalarına tarihlenen kazı alanları. Karahantepe, Göbeklitepe gibi yerlerde yine bu katmanları içeren ama ağırlıklı olarak 8500-9500 arasına tarihlenen katmanları araştırıyoruz. Sayburç, Sefertepe ve Harbetsuvan, bu sürecin 8000'li yıllarını; Gürcütepe de en son aşamasını ifade ediyor. Gürcütepe, insanların yüksek kesimleri terk edip ovalara yerleşmeye başladığı dönemi yansıtıyor" dedi.

Haberin Devamı

İdeolojik ortaklık

Karul, bu dönemde çağdaş yerleşmelerin arasında çok sıkı bir iletişim olduğunun bilindiğini vurguladı: "Hatta çok uzak mesafelerde bile iletişimden bahsedebiliriz. Özellikle obsidyen gibi hammaddelerin binlerce kilometre taşındığı biliniyor. Bu da topluluklar arasında iletişim olduğunu gösteriyor. Sembollerin dolaşımı ideolojik birtakım ortaklıkların da olduğunu gösteriyor. Birbirine yakın yerlerde bu benzerlikler, ortaklıklar daha fazla."

Haberin Devamı

Taş Tepeler'de yaşayan insanların devamlılığının kültürel mi yoksa genetik mi olduğunu sorduğum da Necmi Karul, şunları kaydetti: "DNA araştırmaları burada çok iyi sonuç vermedi. Sıcaklıktan dolayı DNA korunmuşluğu zayıf. Sözünü ettiğimiz 1000 yıllık dönemde de insan hareketliliğini ölçmek için DNA'nın iyi sonuç verecek bir yöntem olacağını zannetmiyorum. Bazı yerleşmeler terk ediliyor ama o insanlar başka bir yerleşmeye mi dâhil oluyor, başka bir bölgeye mi gidiyorlar, bunu söylemek çok güç. Yalnız 8000'lere kadar bu bölgede yerleşmeler aynı yerde varlığını sürdürüyor. Daha sonra ovalara, ardından da Anadolu'nun batısı olmak üzere farklı coğrafyalara Neolitik toplumların yayıldığını biliyoruz."

Merkez ve uydular

Yerleşimlerin bir başka özelliğini de açıklayan Karul, Karahantepe gibi merkezi yerleşimlerin yanı sıra uydu yerleşimler de olduğunu belirtti. Uydu yerleşimler için Karahantepe'de bulunduğumuz noktanın etrafında henüz kazılmamış bazı alanları işaret eden Karul, "Bunların birbirleriyle hiyerarşik ya da alışveriş gibi ilişkileri, sorularımız arasında ama cevaplar için henüz erken" dedi.

Göbeklitepe’nin ‘kardeşleri’

Ağzı dikilmiş bir ölü!

Sergide ilk kez gördüğümüz buluntulardan ağzı dikili Sayburç heykeli, en ilginç buluntulardan biri. Toplantının ardından konuşma imkânı blduğum Sayburç Kazı Başkanı Doç. Dr. Eylem Özdoğan, şunları söyledi: "Heykel bu yıl alandaki en büyük kamusal yapının yakınında bulundu. Muhtemelen bu yapıya ait. Heykelin kaburgalarının olduğu görülüyor. Yüzü ölü yüzü gibi. Hem ağzında hem alnında dikiş izleri var. Alnın üzerinde taç gibi bir çizgi daha var. O da kafatası soyma işlemini andırıyor."

Bu dönem insanlarının ölü gömme adetlerinin çok zengin olduğunu belirten Özdoğan, "Birçok ritüel uygulamaları var defin sürecinde. Heykel de muhtemelen böyle bir ritüelin parçası" dedi. Özdoğan, ağız yumuşak doku olduğundan iskeletlerde ağzın dikildiğine dair bir kanıt bulunamadığını ancak antropolojik ve etnografik verilerden bazı toplumlarda bunun uygulandığının bilindiğini vurguladı.

Diş değil dikiş mi?

Daha önce bulunan bazı heykellerde de dikişi andıran dikey çizgiler bulunduğunu kaydeden Özdoğan, "Biz onları hep diş diye yorumladık. Acaba onlar da mı böyle bir şeyi sembolize ediyorlardı diye insanın aklına geliyor" dedi.

Göbeklitepe’nin ‘kardeşleri’

Farklı tipte kabartmalar

Sefertepe Kazı Başkanı Doç. Dr. Emre Güldoğan, bu yılki kazılarda dört bloktan oluşan kireç taşının ön yüzeyinde yüksek ve alçak kabartma teknikleriyle işlenmiş, yüz hatları son derece belirgin iki insan yüzü kabartması bulduklarını belirtti. Güldoğan, kabartmaların yaklaşık 10 bin 500 yıl öncesine tarihlendiğini ifade etti.

Bu figürlerin Neolitik Dönem'e ait sanat anlayışı hakkında yeni ipuçları sunduğunu dile getiren Güldoğan, "Her ikisi de kuzey yönüne dönük olarak betimlenen yüzlerin, özel bir alanı sınırlayan şekilde etrafı blok taşlarla çevrili bir yapının parçası olduğunu belirledik" dedi.

'Gözler sanki kapalı'

Güldoğan, şu bilgileri verdi: "Göbeklitepe, Karahantepe ve Sayburç'ta gördüğümüz insan tiplerinden biraz daha farklı özellikler gösteren iki insan yüzüyle karşılaştık. Bunlardan bir tanesi alçak kabartma, diğeri yüksek kabartma tekniğiyle yapılmış olup üslup olarak da farklılıklar gözükmekte. Özellikle yüksek kabartma olanın gözbebekleri, göz çevresi, kaş kemeri, burun ve ağzı özenle işlenmiş. Alçak kabartma olan örnekte ise gözler sanki kapalı gibi. Ağız kısmı, bizim Karahantepe'den bildiğimiz o dolgun dudaklı formdan burun ve diğer özellikleri itibarıyla farklılıklar gösteriyor. Yüksek kabartma olan betimde kulaklar çok net bir biçimde karşımıza çıktı. Bir baş tam olarak betimlenmiş."

Sefertepe'deki bu figürleri Göbeklitepe ve Karahantepe'deki örneklerden ayıran özelliklerin bulunduğuna dikkati çeken Güldoğan, en önemli farkın göz, kulak ve burun detaylarına verilen önem olduğunu vurguladı.

Güldoğan, bu figürlerin Neolitik Dönem'e ait sanatsal çeşitliliği ve bölgesel üslup farklarını ortaya koyması açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Kabartmaların yer aldığı dört bloktan oluşan platformun alana özel olarak inşa edildiğine dikkati çeken Güldoğan, platformun çevresinde ana kaya üzerine açılmış çukurların ve belirli bir yapının da bulunduğunu sözlerine ekledi.

Yüksek beceri

Güldoğan, bu yıl yapılan kazılarda süs ve takı eşyalarına yönelik oldukça zengin bir dönem geçirdiklerini, 10.500 yıl öncesine ait çok sayıda boncuk ve insan betimlemeli idole (heykelcik) ulaştıklarını söyledi. Boncuklar arasında Karahantepe ve Sayburç'ta bilinen çift yüzlü insan betimli örneklerin küçük bir versiyonunun yer aldığını dile getiren Güldoğan, bu buluntuların aynı kültürel geleneğin devamı niteliğinde olduğunu kaydetti.

Emre Güldoğan, boncuklarda kullanılan yeşim, labradorit gibi egzotik taşların işlenmesinin yüksek beceri gerektirdiğini ifade etti. Boncuk ve idollerin üretim tekniklerinin dönemin ustalığını anlamaya imkân tanıdığını belirten Güldoğan, şöyle konuştu:

"Kireç taşı formasyon olarak dışı çok sert olmasına karşın ilk üst kabuğu kırıldıktan sonra işlemesi kolay bir malzeme fakat diğer malzemelerle ilgili olarak söyleyebileceğimiz, günümüzde aslında çok ince aletlerle ve metalin kullanılmasıyla düşüneceğimiz maddeler fakat bahsettiğimiz dönemde bunlar yok. En tanımlı söyleyebileceğimiz delik açmalarında kum, su kesinlikle kullanılıyor, betimlenmeleri sırasında kayaç olarak da kendisinden yani o kullanılan ham maddeden daha sert bir kayacın kullanılmış olma ihtimali yüksek. Matkap gibi basit tipte bir mekanizmayı döndürerek delik açmaya yarayacak aletlerin kullanıldığını benzer kazılardaki örneklerden de söylemek mümkün."

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler